Epdk Başkanı Sayın Hasan Köktaş’ın Enerji Verimliliği Ve Tasarrufu Konferansı Açılış Konuşması (03.05.2008)
Sayın Bakanım,
Saygıdeğer katılımcılar,
Türkiye Teknik Elemanlar Vakfı
tarafından enerji sektöründe verimlilik ve tasarruf konusunda düzenlenen
etkinliğe katılıyor olmaktan duyduğum memnuniyeti belirterek şahsım ve
Kurumum adına sizleri saygılarımla selamlıyorum.
Tasarruf ve verimlilik kavramları
hangi bağlamda ve hangi sektör için ifade edilirse edilsin kulağa hoş gelen
ve destek gören kavramlardır.
Zira yapılanın ve yapılacak olanın, daha
az bir maliyetle, daha az bir harcama ile ya da daha az bir tüketim ile
karşılanması hepimizi memnun eden ve her daim arzulanan bir durumdur.
Üstelik bir yandan küresel ısınmanın
insanlığın bugünü ve geleceği açısından ciddi bir tehdit halini aldığı, bir
yandan da doğal kaynakların hızla tükendiği bir ortamda, tüm dünyada bu
kavramların değeri daha iyi anlaşılmakta, “nasıl daha fazla tasarruf ederiz
ve nasıl daha verimli olabiliriz” sorularına cevap aramaktadır.
Bu nedenle bugünlerde kime sorsanız,
insanlığın geleceği için tasarruf ve verimliliğinin ne kadar önemli olduğunu
uzun uzun anlatacak ve çeşitli “çözüm önerileri” getirecektir.
Bu kapsamda, kimi “evinde gereksiz yere
yanan ampulleri söndürdüğünden” kimi “hususi aracını mecbur kalmadıkça
kullanmayıp yürümeyi tercih ettiğinden” kimi de zamanını daha verimli
kullandığından bahsedecektir.
Biz karar verici ve uygulayıcı
konumundaki kişiler açısından ise önemli olan bireysel çözümlerden ziyade
sistematik çözümler geliştirebilmektir. Bir başka ifade ile herkes
tarafından doğruluğu kabul edilen sözleri eyleme dönüştürecek mekanizmaları
oluşturabilmektir.
Açık konuşmak gerekirse ülkemizde enerji
verimliliği ve tasarrufuna yönelik programlı çalışmaların geçmişi 1980’lerin
başına kadar uzansa ve bu konuda bilhassa Elektrik İşleri Etüt İdaremiz
tarafından önemli çalışmalara imza atılsa da, henüz bu konuda sistematik
çözümlere ulaşıldığını söylemek güçtür.
Bu itibarla, ülkemiz enerji sektöründe
verimlilik konusunda mevcut yasalar, yönetim yapısı ve ülke genelindeki
nihai tüketim sektörlerinde enerjinin durumuna dayanılarak 2003 yılında bir
Enerji Verimliliği Stratejisi hazırlanmıştır.
Bu belgede ülkemizin detaylı ve planlı enerji
verimliliği politikasının olmadığı ve ulusal enerji mevzuatında enerji
verimliliğine öncelik verilmediği tespit edilmiştir.
Hâlbuki, son yıllarda enerji sektöründe
yaşanan gelişmeler bu konuda sistematik çözümlerin ve mekanizmaların önemini
daha da arttırmaktadır.
Şöyle ki, Dünya enerji sektöründe üretim
maliyetlerinin ve fiyatların giderek yükseldiği bir dönemden geçmekteyiz.
2002 yılında varil başına 25 dolar olan petrol fiyatları bugün 120 dolar
seviyelerine çıkmış ve geçtiğimiz günlerde OPEC Başkanı bu fiyatın 200
doları bulabileceğine dair ürkütücü bir açıklama yapmıştır. Üstelik dünya
çapında sadece petrol değil, doğal gaz, çelik, bakır, kömür gibi kaynakların
fiyatları da artış eğilimdedir.
Hal böyle iken enerji talebinin yüzde 70,
elektrik üretiminin yüzde 60’a yakın bir bölümünü ithal enerji kaynakları
ile karşılayan ülkemizde artan petrol fiyatlarının etkisi ile yıl sonunda
enerji ithalat faturasının 40 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Bu
olumsuz durumun, kalkınmamız ve sanayileşmemizi asgari oranda etkilemesi
için enerjinin verimli kullanılması daha da önemli hâle gelmiştir.
Yapılan çalışmalara göre sadece enerjiyi
verimli kullanarak yıllık nihai enerji tüketiminin yüzde 30’u kadar tasarruf
sağlanacağı hesaplandığına göre demek ki bu konuda katedilmesi gereken daha
uzun bir yol vardır.
İnanıyorum ki, Türkiye’de enerjinin etkin
kullanılması, israfın önlenmesi, enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki
yükünün hafifletilmesi için enerji kaynaklarının ve enerjinin kullanımında
verimliliğin artırılması amacıyla hazırlanan 5627 sayılı “Enerji Verimliliği
Kanunu” bu sürece olumlu katkılar sağlayacaktır.
Sayın Bakanım,
Saygıdeğer katılımcılar,
Verimlilik kavramı ile Türkiye enerji sektörü
özelinde bu genel değerlendirmeleri yaptıktan sonra elektrik enerjisi
sektörü verimlilik ve tasarruf açısından somut olarak nelerin yapılması
gerektiği konusundaki görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ülkemizin “Enerji Verimliliği Stratejisi”nde
Kurumumuzun sorumlulukları şu şekilde tanımlanmıştır:
• Tarifelerin onaylanmasında şirketin
verimliliğinin dikkate alınması ve etkili yönetimin özendirilmesi için
teşviklere dayanan hedeflerin belirlenmesi,
• Maliyet yansıtıcı fiyatların uygulanması ve
uygulanabilir düzenlemeler gereğince teknik ve teknik olmayan kayıpların
minimize edilmesini amaçlayan önlemlerin kullanılması,
• Piyasa performansının gözlemlenmesi;
performans standartlarının ve dağıtım ve müşteri hizmetleri kurallarının
taslağının çizilmesi, değiştirilmesi, uygulanması ve kontrol edilmesi,
• Ve son olarak hedeflenen enerji verimliliği
programlarının geliştirilmesine uzman katkısı sağlanmasıdır.
Görüldüğü gibi Enerji Piyasası Düzenleme
Kurumu’na enerji verimliliği ve tasarrufu konusunda yüklenen sorumluluklar
aynı zamanda özel sektör işletmeciliğine dayalı ve rekabetçi bir piyasanın
işleyiş kurallarıdır.
Bir başka ifade ile EPDK’nın enerji
verimliliği ve tasarrufunda aktif rol alabilmesi için özel sektör
işletmeciliğine ve özelleştirmelere ihtiyaç vardır. Yani, EPDK’nın bu
rolleri üstenebilmesinin yegâne yolu kamuya ait dağıtım ve üretim
tesislerinin özelleştirilmesi ve bu tesislerin özel sektör tarafından
işletilmesi halinde mümkündür.
Bu tespitimi somut örneklerle açıklamaya
çalışalım.
Konuşmamım başında, ülkemizde enerji tasarrufu
deyince genellikle akıllara bireysel çözümlerin geldiğini ifade etmiştim.
Oysa elektrik enerjisi sektörü özelinde baktığımızda sadece tüketim
cephesinde değil elektrik üretim, iletim ve dağıtım segmentlerinde de ayrı
ayrı olmak üzere, yapılabilecek çok sayıda iş, alınabilecek çok sayıda
tedbir bulunmaktadır.
Örneğin, sizlerin de yakından bildiğiniz gibi
kül-kömür, su soğutma, baca gazı arıtma gibi sistemler bir termik santralın
ürettiği toplam enerjinin yüzde 10 ile 15’ni tüketmektedir. Bu nedenle
termik santrallarda kazan verimliliğini artırmaya yönelik teknolojiler,
uygun yakıt kullanımı, pompa ve fanların otomasyonu, atık ısının geri
kazanımına yönelik önlemler enerji verimliliği açısından önemlidir.
Üretim santrallarında verimin arttırılması,
otomasyonun geliştirilmesi, yeterli miktar ve kalitede yakıtın sürekli
olarak sağlanması ve koruyucu bakım sistemlerinin oluşturulması sonucu
arızaların azaltılması ile sağlanabilir. Ayrıca arıza müdahale ve periyodik
bakım sürelerinin kısaltılması, yedek parça stok kontrolü sistemlerinin
kurulması ve uzman eleman çalıştırılması da şarttır.
Ancak ne yazık ki, Türkiye’de elektrik üretim
tesislerinin büyük bir bölümünü oluşturan termik santrallar ile bilhassa
kömür yakıtlı olanları yeterince verimli çalışmamaktadır.
Mevcut koşullarda, ülkemizde kamuya ait
santralların yenileme yatırımları, bakımı ve rehabilitasyonu sayesinde daha
verimli kılınabilmesi için özel sektör işletmeciliğine ve kaynaklarına
ihtiyaç vardır.
Konuya tüketim ve dağıtım penceresinden
baktığımızda ise durum şudur:
Elektrik tüketimini miktar ve zaman yönünden
etkileyecek, uygulama ve değerlendirme çalışmaları talep tarafı yönetimi
olarak adlandırılmaktadır. Talep tarafı yönetimindeki teknik önlemler,0
yüksek verim sağlayan aydınlatma, yüksek verimli motorlar, soğutma
sistemleri, bina yalıtımı gibi alanları içerir. İkinci yöntem bilgilendirme
olup, hazırlanan teknik belgelerle tüketicilerin bilgi eksikliği
giderilmektedir. Üçüncü ve en çok uygulanan yöntem ise, tarifelerde
farklılığa gidip, tüketim yapısını değiştirmek kullanma zamanına veya
kullanma miktarına göre fiyatlandırmalar yapmaktır.
Ülkemizde üretilen elektriğin nihai tüketiciye
ulaştırılması esnasında trafo, orta gerilim enerji nakil hatları, dağıtım
hatları ve ölçü sistemlerinden kaynaklı kayıplar ortaya çıkmaktadır. Sisteme
verilen elektriğin aboneler tarafından kaçak olarak kullanılması ve kesilen
faturaların tahsilâtının yapılamaması da sistemin etkin ve verimli
çalışabilmesine büyük darbe vurmaktadır.
Elektrik dağıtım bölgelerinin yüzde 98’i kamu
mülkiyetinde olan ülkemizde 2007 yılı verileri ile ekonomik büyüklüğü 2.1
milyar YTL’ye ulaşan 22 milyar kilovatsaata yakın elektrik enerji
kaybedilmiştir. Bazı dağıtım bölgelerimizde kayıp ve kaçak oranları yüzde 64
seviyelerine ulaşırken ülke ortalaması da yüzde 15 gibi yüksek bir orana
ulaşmıştır.
Oysa özel sektörün faaliyet gösterdiği Avrupa
Birliği ve OECD ülkelerinin yüzde 6 ile 8 arasında değişmekte olup ülkemizde
özel sektörün hizmet verdiği tek dağıtım bölgesi olan Kayseri’de kayıp ve
kaçak oranı da yüzde 7.5’tür.
Üstelik bu şirket, 1990 yılında 500 milyon
kilovatsaat civarında olan net elektrik satışlarını 2.2 milyar kilovatsaata
çıkartırken elektrik kayıp kaçak oranlarını yüzde 9.5 seviyelerinden yüzde
7.5’a kadar geriletmiştir.
Bu somut gerçeklikten yola çıkarak şunu
açıklıkla belirtmek isterim:
Türkiye elektrik dağıtım ve üretim tesisleri
özelleştirilmeden ülkemiz elektrik enerjisi sektörünün etkinliği,
verimliliği ve geleceği açısından “orta sahada top çevirmekten” başka bir
şey yapmış olmayız. Bir başka ifade ile, özel sektörün işletmecilik deneyimi
ve finansal gücü sisteme dâhil etmeden, üretim santrallarımızdan yüksek
verim elde edebilmemiz, dağıtım sistemindeki yüksek kayıp ve kaçakları
asgariye indirebilmemiz ve talep tarafında verimliliği arttırıcı sistematik
çözümler getirebilmemiz mümkün değildir.
Bu bağlamda 11 şehrimizi içeren Başkent ve
Sakarya elektrik dağıtım bölgelerinin özelleştirilmesine yönelik ihale
süreci nihai aşamaya gelmiş iken geçtiğimiz Çarşamba günü Özelleştirme
İdaresi Başkanlığımız tarafından 13 şehrimizi kapsayan Meram ve Aras dağıtım
bölgeleri için de ihale ilanına çıkılmış olması ülkemiz ve sektörümüz
açısından memnuniyet vericidir.
2007 yılı itibariyle kayıp kaçak oranları
yüzde 6 ile yüzde 30 arasında değişen bu dört bölgemizde kamu dağıtım
şirketleri tarafından sistemden yaklaşık 27 milyar kilovatsaatın üzerinde
elektrik enerjisi alınmış ancak bu enerjinin 2.5 milyar kilovatsaatı kayıp
olmuştur.
İnanıyorum ki, bu dört bölgenin
özelleştirilmesi elektrik enerjisi sektörümüze bir sinerji katacak ve tüm
dünyada yaşandığı gibi, bu sinerji etkinlik ve verimliliğe dönüşecektir.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu gerek
dağıtım gerek üretim özelleştirmelerinin başarıyla gerçekleştirilmesi,
ardından özel sektör şirketlerinin faaliyetlerinin düzenlenmesi, daha etkin
çalışması, performanslarının ve yatırımlarının takibi ve denetlenmesi gibi
konularda tüm yasal sorumluluklarını layıkıyla yerine getirecektir.