Likit Petrol Gaz Otogaz ve Tüp Gazcılar Bayileri Derneği

 Anasayfa | Bayilerin Sesi | Tüketici Köşesi | Sıkça Sorulan S. | Bize Ulaşın | İl İrtibat Bilgileri | Linkler

 
   » Sondakika
   » Anasayfa
   » Atatürk Köşesi
   » Yönetmenlik
   » Bayi Programları
   » LPG Kanunları
   » Rekabet Kurulu
   » Bayilerin Sesi
   » Tüketici Kösesi
   » İş İmkanları
   » Merak Edilenler
   » Sıkça Sorulan Sorular
   » Duyurular
   » Site haritası
   » Online Tv İzle
   » Arşiv
   » Bize Ulaşın
   » Linkler
   » Konuşma Metinleri
   » Köşe Yazıları
   » Üyelik İşlemleri
   » Bilgi Bankası
   » Hayat Dersleri
   » Arama
   » İl İrtibat Bilgileri
   » Video

Epdk Başkanı Sayın Hasan Köktaş’ın Icc 2008 Konuşması (15.05.2008)

Sayın Bakanım,

Saygıdeğer katılımcılar,

Bu yıl 14 üncüsü düzenlenen “Uluslararası Enerji ve Çevre Teknolojileri Konferansı ve Fuarı”na katılıyor olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sizleri saygılarımla selamlıyorum. 

Konferansın üç günlük programında seçilen konular ve konuşmacılar incelendiğinde, bu yılki etkinliğin enerji sektörü ile ilgili tüm kesimlerin sektördeki güncel gelişmeleri değerlendirebilecekleri, daha da önemlisi geleceğe dair bir perspektif sunabilecekleri bir kapsamda hazırlandığı görülmektedir. Bu itibarla gerek bu konferansı 1994 yılından bugüne her yıl başarıyla gerçekleştiren gerekse bilhassa bu sene, etkinliğin bu kadar zengin bir içerikle yapılmasını sağlayan organizasyon komitesi ile tüm katılımcıları kutluyorum.   

Bu yılkı konferansın başlığı “Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Eksenlerinde Türkiye İçin Sürdürülebilir Enerji Politikaları ve Arz Güvenilirliği” olarak belirlenmiş durumda.

Bu başlık enerji sektörünün güncel durumu ve geleceği açısından tartışılması ve uygulanması gereken tüm önemli kavramları içermektedir.

Bu kapsamda ben de konuşmamda Türkiye için sürdürülebilir enerji politikaları hususuna odaklanarak bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Son yıllarda dünya enerji sektöründe yaşanan gelişmeleri iki temel başlık altında toplamamız mümkündür. Bunlar birincisi hızla artan enerji fiyatları ve buna bağlı olarak alternatif enerji kaynaklarını daha etkin kılma çabaları, ikincisi ise arz güvenliği sorunsalı ve bu kapsamda kaynak çeşitliliği sağlamak için alternatif enerji koridorları geliştirme uğraşılarıdır. 

Bilhassa son aylarda dünyada petrol fiyatları 125 dolar seviyelerini dahi aşarken, uluslararası yetkin kurumların çalışmalarında, bu rakamın 200 dolara kadar çıkabileceği ve “artık dünyada ucuz enerji döneminin kapandığı” değerlendirmeleri yapılmaktadır.

Enerjinin hiç olmadığı kadar yüksek bir oranda dış politika enstrumanı olarak kullanılmaya devam etmesi, rasyonel olmayan bir fiyatlandırmayı beraberinde getirmektedir. Bu da dünya pazarlarında enerji fiyatlarının çok yüksek olmasına sebebiyet vermektedir.

Bu durum karşısında tüm gelişmiş ülkelerde alternatif enerji kaynaklarının geliştirilmesine yönelik politikalar uygulanmakta ve bilimsel çalışmalar sürmektedir.

Bu konjonktür, genel enerji talebinin yüzde 70, elektrik üretiminin ise yüzde 60’a yakın bir bölümünü ithal enerji kaynakları ile karşılayan ülkemiz açısından iki önemli hususu ön plana çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi bilhassa elektrik üretimimizi sürekli olarak ve mümkün olduğunca yerli kaynaklarımızla karşılamak, ikincisi ise ürettiğimiz enerjiyi en verimli şekilde kullanmaktır.

Son yıllarda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız yaptığı hukuki düzenlemelerle bilhassa alternatif enerji kaynaklarını yatırım yapılabilir hale getirerek yatırımcılarımızın sektöre girişini hızlandırmıştır.

Bu kapsamda ülkemizin hem çok önemli fırsatları hem de ivedilikle atması gereken bazı ilave adımları vardır.

Öncelikle Türkiye’nin fırsatlarından bahsedersek, ülkemiz dünya genelinde enerji yatırımı yapmak için en uygun ülkelerden biridir. Hızla büyüyen bir iç pazara, milli gelire, ihracata ve genç nüfusa sahip olan ülkemizde elektrik enerjisi talebi her yıl yüzde 8 9 gibi yüksek oranlarda artmaktadır. Üstelik kimi zaman talep artışı bu rakamların dahi üzerine çıkılabilmektedir. Örneğin bu yılın ilk iki ayında elektrik talep artışı yüzde 14.5, dört aylık ortalama da ise yüzde 9.7’dir. 

Ülkemizin bir diğer olanağı ise enerjide daha rekabetçi ve serbest bir piyasa oluşturulmasına yönelik siyasi irade ve işleyen piyasa kanunları bulunmasıdır. Üstelik finansör kuruluşların enerji projelerini düşük maliyetle ve kolayca finanse etmelerini mümkün kılan düzenlemeler sistemimizin içinde mevcuttur.

Sonuçta, yerli ve yabancı özel sektör şirketlerinin stratejik planlamalarında ve büyüme hedeflerinin başında Türkiye elektrik enerji sektörü gelmektedir. 

Hal böyle iken, yapılan hesaplamalara göre, önümüzdeki 12 yıl içinde enerji sektörüne, yaklaşık 100 milyar doları elektrik enerjisi sektörü olmak üzere 121 milyar dolar yatırım yapılması gerekmektedir.

Aynı hesaplamaların dağılımına bakıldığında, elektrik enerjisi sektörü özelinde yeni elektrik üretim yatırımları için 83, Devlet Su İşleri barajları için 8.3 milyar dolar, dağıtım şebekelerine 4 milyar 850 milyon dolar, iletim sistemine ise 850 milyon dolar yatırım yapılması ihtiyacı vardır. 

         Bu kadar büyük ölçekli yatırımların kamu kaynakları ile karşılanabilmesi ne mümkündür, ne de doğrudur.

Bu bağlamda ülkemizin ekonomik gerçekleri ile yatırım olanakları dikkate alınarak enerji etkinliği ve verimliliği için, kamu işletmeciliğinin sektörün bugünü ve geleceğinde söz sahibi olduğu tek oyunculu yapıdan, sürece özel sektörün de katıldığı, çok oyunculu serbest piyasa yapısına geçişin sağlanması gerekmektedir.

Bu yapının oluşmasının bir boyutu özelleştirmelerdir, bir başka boyutu maliyet esaslı fiyatlandırmadır, bir diğer boyutu ise enerji politikalarında ve karar süreçlerinde herkesin önünü görebilmesini sağlayacak, öngörülebilirliği yüksek bir piyasa yapısıdır.

         Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu olarak üzerinde en fazla durduğumuz konulardan biri özel sektörün enerji piyasasında etkin bir rol almasıdır.

Ülkemizde elektrik dağıtım şebekelerinde 2007 yılı sonu itibariyle ekonomik büyüklüğü 2.1 milyar Yeni Türk Lirasına ulaşan 22 milyar kilovatsaata yakın elektrik kayba uğramıştır.

Elektrik kayıp ve kaçak oranları, özel sektörün faaliyet gösterdiği Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinin yüzde 6 ile 8 arasında değişmekte iken ülkemizde yüzde 15 düzeyindedir.

Hal böyle iken, Türkiye elektrik dağıtım ve üretim sistemine özel sektörün işletmecilik deneyimini ve finansal gücünü dâhil ederek üretim santrallarımızdan daha yüksek verim elde edebilmemiz, dağıtım sistemindeki yüksek kayıp ve kaçakları asgariye indirebilmemiz ve talep tarafında da verimliliği arttırıcı sistematik çözümler geliştirebilmemiz mümkündür.

Bu bağlamda başta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımızın destekleri ile ihale süreci başlatılıp, çalışmaları nihai aşamaya gelen Başkent ve Sakarya elektrik dağıtım bölgelerinin ardından geçtiğimiz günlerde Özelleştirme İdaresi Başkanlığımız tarafından 13 şehrimizi kapsayan Meram ve Aras dağıtım bölgeleri için de özelleştirme ihale ilanına çıkılmış olması ülkemiz ve sektörümüz açısından memnuniyet vericidir. 

İnanıyorum ki, öncelikle ve ivedilikle bu dört bölgenin ardından diğer dağıtım ve üretim tesislerinin özelleştirilmesi elektrik enerjisi sektörümüze bir sinerji katacak ve elektrik sistemimizdeki verimliliği arttırabilmek için bir fırsat olacaktır.

 

Sayın Bakanım,

Enerji sektörünün saygıdeğer temsilcileri,

Ülkemiz elektrik piyasasına yönelik ifade ettiğim serbestleşme ve özel sektör işletmeciliğine dayalı, çok oyunculu piyasa yapısına duyulan ihtiyaç doğal gaz sektörü açısından da mevcuttur.

Sizlerin de bildiğiniz gibi, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’na göre bu yılın sonuna kadar BOTAŞ’ın elindeki kontratları özel sektöre devrederek doğal gaz ithalat miktarını ulusal tüketimin yüzde 20’sine kadar düşürmesi gerekmektedir.

Bir başka ifadeyle, Kurumumuzun 2008 yılı ulusal doğal gaz tüketim tahmininin 37,5 milyar metreküp olduğunu dikkate alırsak Kanun gereği bu yılın sonunda BOTAŞ’ın elinde 7.5 milyar metreküp doğal gazın kalması, geri kalan miktarın ise özel sektör tarafından karşılanması gerekmektedir.  

Ancak bugüne kadar yapılan kontrat devri ihaleleri sonucu ancak 4 milyar metreküplük bir kısım yani yaklaşık olarak piyasanın yüzde 10.66’lık bölümü özel sektör şirketlerine devredilebilmiştir. Özel sektörün payı ile yıl sonunda yaklaşık 1 milyar metreküp olması beklenen ulusal doğal gaz üretimi düşüldüğünde, BOTAŞ kanuni sürenin sonunda piyasanın yüzde 20’sine değil yaklaşık yüzde 86.6’sına sahip konumda olacaktır.

 Ülkemiz açısından durum bu iken, Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalara bakıldığı zaman, İngiltere, İtalya, İspanya, Fransa, Danimarka, Avusturya, Almanya, Macaristan gibi birçok ülkede gaz devri uygulamasının yapıldığı görülmektedir. Ancak başvurulan uygulamaların tümü, doğal gaz alım satım sözleşmelerinin taraflarını ve koşullarını değiştirmeyen miktar devri uygulamalarıdır.

Diğer taraftan, Avrupa Birliği mevzuatında yer alan malların serbest dolaşımı hükümleri gereği kural olarak ithalat tekeli oluşturmak, ithalatı yasaklamak ve kısıtlamak mümkün değildir.

Ayrıca, Avrupa Birliği rekabet mevzuatı paralelinde Birlik üyesi ülkelerin üye olmayan ülkelerden yaptığı doğal gaz ithalatına ilişkin sözleşmelerde yer alan rekabeti kısıtlayıcı “yeniden satım” yasakları gibi hükümler Avrupa Komisyonu’nun müdahalesi ile ortadan kaldırılmıştır.

Hâlbuki, BOTAŞ’ın elinde ülke tüketiminden daha fazla miktarları içeren doğal gaz kontratları olduğu gibi bir takım gerekçelerle bugüne kadar ülkemizde doğal gaz ithalatının serbestleşmesi ve oyuncu sayısının arttırılması imkanına kavuşulamamıştır.

Gelinen aşamada ise BOTAŞ son birkaç yılda bilhassa şehirlerde doğal gaz dağıtım ağlarının genişlemesi sayesinde tüketim miktarlarının hızla arttığını bu nedenle ülkemizin “al ya da öde” yükümlülüklerinden dolayı tazminat ödemek gibi bir riskinin de artık kalmadığını ifade etmektedir. 

Hal böyle iken, artık ülkemizin tazminat ödeme korkusundan kurtulmasının yanı sıra, gaz temininde özel sektör işletmeciliğini teşvik etmek açısından da olumlu bir fırsat elde edilmiştir.

Doğal gaz piyasasındaki mevcut yapı sürdürülebilir değildir. Bu kapsamda, ülkemizin doğal gaz mevzuatının değiştirilmesi de dâhil olmak üzere, özel sektör şirketlerinin doğal gaz ithalatının kademeli olarak serbest bırakılmasından, kontratların özel sektöre devirlerinin yöntemi ve takviminin yeniden belirlenmesine kadar her türlü yeni model arayışını içeren çözümlere ihtiyaç bulunmaktadır.

 

Sayın Bakanım,

Saygıdeğer katılımcılar,

Konuşmamım başında ülkemiz enerji sektörünün gelişimi konusunda ne kadar büyük fırsatlar taşıdığına ve ne kadar büyük bir yatırım ihtiyacı olduğuna dair bazı değerlendirmelerde bulunmuştum.

Hemen belirtmeliyim ki, tüm bu olanaklarımıza rağmen bugün enerji piyasasının işleyişinde ve oluşumunda bazı sıkıntılarımız vardır ve bundan sonra da bu tür sıkıntıların yaşanabileceği aşikârdır. Ancak bu durum arızi ve tali sorunlara takılıp temel rotamızdan sapmamızı ve geleceğe yönelik umutla bakmaktan vazgeçmemizi gerektirmez. 

Bilmeliyiz ki, “Açılmamış kanatların büyüklüğü anlaşılmaz.”

Bugün Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan ve her sektörde çok önemli yatırımlar gerçekleştiren Türk özel sektörünün aynı başarıyı Türkiye enerji sektöründe göstermemesi için hiçbir sebep yoktur.

Bu itibarla, bu toplantının başlığında da yer alan Türkiye’nin verimlilik ve arz güvenilirliği sorununu ancak enerji piyasasının bütün segmentlerinde özel sektörün hâkim olduğu, çok oyunculu ve rekabetçi bir piyasa yapısıyla çözülebileceğini belirtmek isterim.

Bu düşüncelerle enerji konularını kapsamlı olarak ele alacağımız bu konferansın ve fuar etkinliğinin başarılı geçmesini temenni eder tüm katılımcılara saygılar sunarım.

Yazdır

 
Açılış Sayfası Yap  Sık Kullanılanlara Ekle 
likpetder.com, likpetder.org
E-mail : info@likpetder.com
Likit Petrol Gaz Otogaz ve Tüp Gazcılar Bayileri Derneği

Likit Petrol Gaz Otogaz ve Tüp Gazcılar Bayileri Derneği


Telif Hakkı © 2008 likpetder.com, likpetder.org Tüm hakları saklıdır.
 

Falcon Bilişim Hizmetleri