Hidrokarbonların ve dolayısıyla
petrol ve gazın yeraltında nasıl oluştuğu kesinlikle bilinmemekle birlikte, 20.
yüzyılın başından beri süregelen bilimsel araştırma sonuçları, tüm
hidrokarbonların yaşamını yitirmiş canlıların artıklarının durgun deniz ve göl
gibi ortamların tabanında birikmesiyle oluşmaya başladıklarını ortaya
koymaktadır. Deniz, göl veya akarsularda yaşamını yitirmiş olan bitkisel ve
hayvansal canlılar (yani ölü organizmalar) akarsuların bu ortamlara taşıdığı
kum, kil ve mineral tanecikleri ile birlikte dibe çökerek yığılırlar. Bitkisel
ve hayvansal kökenli malzemeler mikroskopik boyuttan gözle görülebilecek boyuta
kadar değişen büyüklüklerdeki organik artıklardan oluşurlar.
Milyonlarca yıl
süren bu çökelme ve yığılma olayı tüm çökel malzemenin kalınlığının artmasına
neden olur. Ancak, artan kalınlıkla birlikte çökellerin tabana uyguladıkları
ağırlıkta artar. Önce çökelen ve altta kalan kayaç bileşenleri sürekli artan üst
ağırlık etkisi altında sıkılaşmaya ve biribirlerine tutunmaya başlarlar. Organik
artıklar da, sıkılaşan katı tanecikleri arasında gözenek adı verilen çok küçük
boşluklarda ve çatlaklarda su ile birlikte sıkışırlar ve yer altındaki ısı,
radyoaktif element ışıması, bakteri etkisi ve üst ağırlık baskısı gibi etkenler
altında kimyasal bozunmaya ve moleküler değişime uğrarlar. Yüzbinlerce,
milyonlarca yıl sürebilen ve katajenez adı verilen bu bozunma sürecinde organik
kökenli katılar, sıvılar ve gazlar oluşmuştur. Bunlardan sıvılar ve gazlar
bozunmalarını sürdürerek bizim algıladığımız anlamda ham petrole ve doğal gaza
dönüşmüşlerdir.
Organik
hammaddenin katajenezi sırasında, bu maddelerin gözenek ve çatlaklarını
doldurduğu kayaç da diyajenez adı verilen değişim süreci geçirir. Diyajenez
sırasında killer, kumlar, organik artıkların kabukları ve mineraller hem
kimyasal hem de fiziksel olarak değişimler geçirirler ve sıkılaşarak
taşlaşırlar, yeraltı kayaç katmanlarını oluştururlar. Gözenekleri içinde petrol
ve gaz oluşan bu kayaçlara hazne kayaç adı verilir.
Bir hazne
kayacın içerisinde içerisinde oluşan petrol ve gaz, kırılmaların oluşturduğu
çatlak ve kırık yüzeyleri boyunca kaçarak daha gözenekli kayaçların gözenekleri
ve/veya çatlakları içine göç edebilirler. Bu olay petrol veya gazın birincil
göçü olarak adlandırılır. Göç olayı kilometrelerce uzağa kadar, yatay veya düşey
yönde olabilir. Yeter ki petrol ve gaz içine yerleşebilecekleri gözenekli ve
geçirgen bir kayaç bulabilsinler… Gözenekleri suya doygun, geçirgen bir kayaca
göç etmeye çalışan petrol ve/veya gaz, sudan daha düşük yoğunluğa sahip olması
nedeniyle yavaş yavaş su ile düşey yönde yer değiştirmeye başlar. Bu olay petrol
veya gazın ikincil göçü olarak adlandırılır. Eğer petrol ve gaz bu kayaç
gözenekleri içinde sıkışırlar ve bir başka kayaç içine göç edemezlerse, petrol
ve gaz artık kapanlanmıştır. Yoğunluğu düşük olan gaz üstte olmak üzere, onun
altında petrol ve en altta da su, kayaç gözenekleri içinde aşağı doğru
sıralanırlar. Molekülleri petrolden çok daha küçük olan gaz bazan petrolün içine
giremeyeceği yeni bir göç yolu bulup petrolden ayrılabilir. İşte böyle
gözenekleri içinde petrol ve gaz kapanlamış bir kayaç parçasına petrol
rezervuarı, yalnızca gaz kapanlanmış bir kayaç parçasına da doğal gaz rezevuarı
adı verilir.