MADDE 1- Sözleşme, tarafların iradelerini
karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.
İrade açıklaması,
açık veya örtülü olabilir.
2. İkinci derecedeki noktalar
MADDE 2- Taraflar sözleşmenin esaslı
noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamışolsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır.
İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim,
uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar.
Sözleşmelerin
şekline ilişkin hükümler saklıdır.
II. Öneri ve kabul
1. Süreli öneri
MADDE 3- Kabul için süre belirleyerek bir
sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
Kabul bu süre
içinde kendisine ulaşmazsa, öneren önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
2. Süresiz öneri
a. Hazır olanlar arasında
MADDE 4- Kabul için süre belirlenmeksizin
hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse öneren, önerisiyle
bağlılıktan kurtulur.
Telefon,
bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında
yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış sayılır.
b. Hazır olmayanlar arasında
MADDE 5- Kabul için süre belirlenmeksizin
hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak
gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar.
Öneren, önerisini zamanında ulaşmış sayabilir.
Zamanında
gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve öneren onunla bağlı olmak istemezse,
durumu hemen kabul edene bildirmek zorundadır.
3. Örtülü kabul
MADDE 6- Öneren, kanun veya işin özelliği ya
da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir
sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır.
4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi
MADDE 7- Ismarlanmamış bir şeyin
gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya
saklamakla yükümlü değildir.
Ismarlanmamış bir şeyin yanlışlıkla gönderildiği
açıkça anlaşılırsa, onu alan kişi, uygun bir sürede gönderenehaber
vermekzorundadır.
5. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri
MADDE 8- Öneren, önerisi ile bağlı olmama
hakkının saklı olduğunu açıkça belirtirse veya işin özelliğinden ya da durumun
gereğinden bağlanma niyetinde olmadığı anlaşılırsa, önerisi kendisini bağlamaz.
Fiyatını göstererek mal sergilenmesi veya tarife,
fiyat listesi ya da benzerlerinin gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla
anlaşılmadıkça öneri sayılır.
6. İlân yoluyla ödül sözü verme
MADDE 9- Bir sonucun gerçekleşmesi
karşılığında ödül vereceğini ilân yoluyla duyuran kimse, sözünü yerine
getirmekle yükümlüdür.
Ödül sözü veren, sonucun gerçekleşmesinden önce
sözünden cayarsa veya sonucun gerçekleşmesini engellerse, dürüstlük kurallarına
uygun olarak yapılan giderleri ödemekle yükümlüdür. Ancak, bir ya da birden çok
kişiye ödenecek giderlerin toplamı, ödülün değerini aşamaz.
Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini
isteyenlerin beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri
ödeme yükümlülüğünden kurtulur.
7. Önerinin ve kabulün geri alınması
MADDE 10- Geri
alma açıklaması, diğer tarafa öneriden önce veya aynı anda ulaşmış ya da daha
sonra ulaşmakla birlikte diğer tarafça öneriden önce öğrenilmiş olursa, öneri
yapılmamış sayılır.
Bu kural, kabulün
geri alınmasında da uygulanır.
III. Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin
hüküm anı
MADDE 11- Hazır olmayanlar arasında kurulan
sözleşmeler, kabulün gönderildiği andan başlayarak hüküm doğurur.
Açık bir kabulün
gerekli olmadığı durumlarda, sözleşme önerinin ulaşma anından başlayarak hüküm
doğurur.
B. Sözleşmelerin şekli
I. Genel kural
MADDE 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda
aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.
Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural
olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler
hüküm doğurmaz.
II. Yazılı şekil
1. Yasal şekil
a. Kapsamı
MADDE 13- Kanunda yazılı şekilde yapılması
öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur.
Ancak, sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın
dışındadır.
Bu kural, yazılı
şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanır.
b. Unsurları
MADDE 14- Yazılı şekilde yapılması öngörülen
sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur.
Kanunda aksi
öngörülmedikçe, imzalı bir mektup,
asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları
kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza
ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı şekil yerine geçer.
c. İmza
MADDE 15- İmzanın, borç altına girenin el
yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış
imzanın bütün hukukî sonuçlarını doğurur.
İmzanın el yazısı dışında bir araçla atılması,
ancak örf ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan
kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli sayılır.
Usulüne göre onaylanmadıkça veya imza ettikleri
sırada metnin içeriğini bildikleri ispat edilmedikçe, körlerin imzaları onları
bağlamaz.
Açığa atılan
imzanın üzerine sonradan yazılan metnin, imza atanın iradesine uygun olduğu
kabul edilir. Durumun özelliği aksini göstermedikçe, yazılan metnin anlaşmaya
aykırı olduğunu ispat yükü, açığa imza atana düşer.
d. İmza yerine geçen işaretler
MADDE 16- İmza atamayanlar, imza yerine
parmak izi veya usulüne göre onaylanmışolması koşuluyla, el ile yapılmış
bir işaret ya da mühür kullanabilirler.
Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır.
2. İradî şekil
MADDE 17- Kanunda şekle bağlanmamış bir
sözleşmenin belli bir şekilde yapılması
kararlaştırılmışsa, bu şekilde yapılmadıkça tarafların bu sözleşmeyle
bağlı olmak istemedikleri kabul edilir.
Herhangi bir
belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin
hükümler uygulanır.
C. Borç tanıması
MADDE 18- Borç
tanıması, borcun sebebini içermemiş olsa bile geçerlidir.
D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve
içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya
gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek
ve ortak iradeleri esas alınır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek
alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu
savunmasında bulunamaz.
E. Genel işlem koşulları
I. Genel olarak
MADDE 20- Genel işlem koşulları, bir
sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede
kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu
sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması,
kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz.
Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin
özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu
sayılmasını engellemez.
Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı
bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine
ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz.
Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler,
sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de,
niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.
II. Kapsamı
1. Yazılmamış sayılma
MADDE 21- Karşı tarafın menfaatine aykırı
genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması
sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi
verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu
koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları
yazılmamış sayılır.
Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı
olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.
2. Yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi
MADDE 22- Sözleşmenin yazılmamış sayılan
genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda
düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi
yapmayacak olduğunu ileri süremez.
III. Yorumlanması
MADDE 23- Genel
işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok
anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
IV. Değiştirme yasağı
MADDE 24- Genel
işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve
düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren
sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi içeren
kayıtlar yazılmamış sayılır.
V. İçerik denetimi
MADDE 25- Genel
işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine
veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
F. Sözleşmenin içeriği
I. Sözleşme özgürlüğü
MADDE 26-
Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce
belirleyebilirler.
II. Kesin hükümsüzlük
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine,
ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan
sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Sözleşmenin
içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini
etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça
anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
III. Aşırı yararlanma
MADDE 28- Bir
sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık,
zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da
deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar
gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa
bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler
arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu
hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise,
bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin
kurulduğu tarihten başlayarak on yıl içinde kullanabilir.
IV. Önsözleşme
MADDE 29- Bir sözleşmenin ileride
kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen ayrık durumlar dışında,
önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.
G. İrade bozuklukları
I. Yanılma
1. Yanılmanın hükümleri
MADDE 30-
Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, o sözleşme ile bağlı olmaz.
2. Yanılma hâlleri
a. Açıklamada yanılma
MADDE 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma
hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka
bir sözleşme için iradesini açıklamışsa,
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için
iradesini açıklamışsa,
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte
sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa,
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri
olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini
açıklamışsa,
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli
ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı
edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini
etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.
b. Saikte yanılma
MADDE 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma
sayılmaz. Ancak yanılanın, karşı tarafça bilinebilir biçimde yanıldığı saiki
sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük
kurallarına uygun olması hâlinde, yanılma esaslı sayılır.
c. İletmede yanılma
MADDE 33-
Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya
da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri
uygulanır.
3. Yanılmada dürüstlük kuralları
MADDE 34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük
kurallarına aykırı olarak ileri süremez.
Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın
kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu
anlamda kurulmuş sayılır.
4. Yanılmada kusur
MADDE 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise,
sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer
taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.
Hâkim,
hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla,
daha fazla tazminata hükmedebilir.
II. Aldatma
MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin
aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, o
sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme
yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya
bilecek durumda olması hâlinde, o sözleşmeyle bağlı değildir.
III. Korkutma
1. Hükmü
MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya
üçüncü bir kişinin korkutması sonucu
bir sözleşme yapmışsa, o sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf
korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak
istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle
yükümlüdür.
2. Koşulları
MADDE 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum
bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da
malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta
haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin
kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi
kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir
menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
IV. İrade bozukluğunun giderilmesi
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya
da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği
ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde
sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse,
sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya
korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması,
tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1. Genel olarak
a. Temsilin hükmü
MADDE 40- Yetkili bir temsilci tarafından
bir başkası adına ve hesabına yapılan hukukî işlemin sonuçları, doğrudan doğruya
temsil olunanı bağlar.
Temsilci, hukukî işlemi yaparken bu sıfatını
bildirmezse, hukukî işlemin sonuçları kendisine ait
olur. Ancak, karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan
çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukukî işlemi temsilci veya temsil
olunandan biri ile yapması farksız ise, hukukî işlemin sonuçları doğrudan
doğruya temsil olunana ait olur.
Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun
üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
b. Temsil yetkisinin kapsamı
MADDE 41- Temsil yetkisinin
kapsamı; yetki kamu hukukundan doğmuşsa
bu konudaki hükümlere, hukukî bir işlemden doğmuşsa o işleme göre belirlenir.
Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse,
yetkinin varlığının ve kapsamının belirlenmesinde bildirim esas alınır.
2. Hukukî işlemden doğan yetki
a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması
MADDE 42- Temsil olunan, hukukî bir işlemden
doğan temsil yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri alabilir. Ancak,
taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık sözleşmeleri gibi hukukî
ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır.
Temsil olunan, bu hakkından önceden feragat edemez.
Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere
açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri
aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli
üçüncü kişilere karşı ileri süremez.
b. Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar
MADDE 43- Hukukî işlemden doğan temsil
yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden
anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar
verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflâs etmesi durumlarında sona erer.
Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda
da uygulanır.
Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır.
c. Yetki belgesinin geri verilmesi
MADDE 44- Temsilciye yetki belgesi
verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana
geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.
Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi
geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü
kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.
d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi
MADDE 45- Temsilci, yetkisinin sona ermiş
olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış
olduğu hukukî işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar.
Bu kural, üçüncü
kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz.
II. Yetkisiz temsil
1. Onama hâlinde
MADDE 46- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde
temsilci olarak bir hukukî işlem yaparsa; bu işlem ancak onadığı takdirde temsil
olunanı bağlar.
Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer
taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukukî işlemi onayıp
anamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması
durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.
2. Onamama hâlinde
MADDE 47- Temsil olunanın açık veya örtülü
olarak hukukî işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan
zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci,
işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini
veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi
istenemez.
Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz
temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.
Sebepsiz
zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.
III. Saklı hükümler
MADDE 48- Ortaklık temsilcileri ile
organlarının ve ticarî vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Haksız Fiillerden Doğan
Borç İlişkileri
A. Sorumluluk
I. Genel olarak
MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir
fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici
fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlâka aykırı bir fiille
başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
II. Zararın ve kusurun
ispatı
MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar
verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat
edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri
göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.
III. Tazminat
1. Belirlenmesi
MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve
ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne
alarak belirler.
Tazminatın irat
biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.
2. İndirilmesi
MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile
razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat
yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise
hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat
yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecekolur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.
IV. Özel durumlar
1. Ölüm ve bedensel zarar
a. Ölüm
MADDE 53- Ölüm hâlinde uğranılan zararlar
özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri,
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile
çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar,
3. Ölenin
desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.
b. Bedensel zarar
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle
şunlardır:
1. Tedavi giderleri,
2. Kazanç kaybı,
3. Çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar,
4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan
kayıplar.
c. Manevî tazminat
MADDE 55- Hâkim, bir kimsenin bedensel
bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak,
zarar görene uygun bir miktar paranın manevî tazminat olarak ödenmesine karar
verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar
görenin veya ölenin yakınlarına da manevî tazminat olarak uygun bir miktar
paranın ödenmesine karar verilebilir.
2. Haksız rekabet
MADDE 56- Gerçek olmayan haberlerin
yayılması veya bu tür ilânların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı
diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan veya onları kaybetme
tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı
hâlinde zararının giderilmesini isteyebilir.
Ticarî işlere ait haksız rekabet hakkında Türk
Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.
3. Kişilik hakkının zedelenmesi
MADDE 57- Kişilik hakkının zedelenmesinden
zarar gören, uğradığı manevî zarara karşılık manevî tazminat adı altında bir
miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir
giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle
saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.
4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı
MADDE 58- Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu
sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt etme gücünü
kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu
1. Sebeplerin yarışması
MADDE 59- Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe
dayandırılabiliyorsa; hâkim, kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi
giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.
2. Müteselsil sorumluluk
a. Dış ilişkide
MADDE 60- Birden çok kişi birlikte bir
zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı
sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler
uygulanır.
Müteselsil sorumluluk, bu kişilerden her biri
için, tek başına sorumlu olsalardı yükümlü tutulacakları tazminat miktarıyla
sınırlıdır.
b. İç ilişkide
MADDE 61- Tazminatın aynı zarardan sorumlu
müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar,
özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları
tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını
ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu
hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller
1. Genel olarak
MADDE 62-
Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil,
zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz.
Zarar görenin
rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının
haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin
zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması
veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.
2. Sorumluluk
MADDE 63- Haklı savunmada bulunan, saldırana
veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir
zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu
zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler.
Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi,
durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında
sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli
ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu
tutulamaz.
B. Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet sorumluluğu
MADDE 64- Tarafların ekonomik durumları göz
önünde tutulduğunda, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, kusura bağlı olmaksızın
zarar verenin sebep olduğu zararın, uygun biçimde giderilmesine karar verebilir.
Ayırt etme gücü olmayanın verdiği zarar için de
aynı hüküm uygulanır.
II. Özen sorumluluğu
1. Adam çalıştıranın sorumluluğu
MADDE 65- Adam çalıştıran, çalışanın,
kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle
yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili
talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek
için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma
düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o
işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren
çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
MADDE 66-
Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi,
hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Hayvan bulunduran, bu zararın doğmasını engellemek
için gerekli özeni gösterdiğini ispat edersesorumlu olmaz.
Hayvan, bir
başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüş olursa, hayvanı
bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Alıkoyma hakkı
MADDE 67- Bir kişinin hayvanı, başkasının
taşınmazı üzerinde bir zarar verdiği takdirde, taşınmazın zilyedi, o hayvanı
yakalayabilir, zararı giderilinceye kadar alıkoyabilir; hattâ durum ve koşullar
haklı gösteriyorsa hayvanı öldürebilir.
Bu durumda,
taşınmazın zilyedi derhâl hayvan sahibine bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa,
onun bulunması için gerekli girişimleri yapmak zorundadır.
3. Yapı malikinin sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
MADDE 68-
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki
bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle
yükümlüdür.
İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın
bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen
sorumludurlar.
Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı
sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Zarar tehlikesini önleme
MADDE 69-
Bir başkasına ait bina veya diğer yapı
eserlerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu tehlikenin
giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden isteyebilir.
Kişilerin ve
malların korunması hakkındaki kamu hukuku kuralları saklıdır.
III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme
MADDE 70-
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu
takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan
malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir
kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar
doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike
arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri
tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu
işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.
Belirli bir
tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür
faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar
görenler, bu işletmenin faaliyetinin
sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.
C. Zamanaşımı
I. Kural
MADDE 71-
Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten
başlayarak iki yılın ve her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi
yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun
bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı
uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir
borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına
uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
II. Rücu isteminde
MADDE 72-
Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin
öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten
başlayarak yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi,
durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde
zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte
işlemeye başlar.
D. Yargılama
I. Ceza hukuku ile ilişkisinde
MADDE 73-
Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup
bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili
hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat
kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun
değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini
bağlamaz.
II.Tazminat hükmünün değiştirilmesi
MADDE 74- Bedensel zararın kapsamı,
karar verme sırasında tam olarak
belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde,
tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir.
III. Geçici ödemeler
MADDE 75- Zarar gören, iddiasının
haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da
gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme
yapmasına karar verebilir.
Davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen
tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici
ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sebepsiz Zenginleşmeden
Doğan Borç İlişkileri
A. Koşulları
I. Genel olarak
MADDE 76- Haklı bir sebep olmaksızın, bir
başkasının malvarlığından veya emeğindenzenginleşen, bu zenginleşmeyi
geri vermekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli
olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda
doğmuş olur.
II. Borçlanılmamış edimin
ifası
MADDE 77-
Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini
borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun
ifasından veya ahlakî bir ödevin yerine
getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.
Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri
istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.
B. Geri vermenin kapsamı
I. Zenginleşenin yükümlülüğü
MADDE 78- Sebepsiz zenginleşen,
zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği
kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.
Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın
elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda
kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle
yükümlüdür.
II. Giderleri isteme hakkı
MADDE 79- Zenginleşen iyiniyetli ise,
yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan
isteyebilir.
Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu
giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan
değer artışının ödenmesini isteyebilir.
Zenginleşen,
iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini
isteyemez. Ancak, kendisine karşılık önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve
zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp
alabilir.
C. Geri istenememe
MADDE 80- Hukuka
veya ahlâka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri
istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar
verebilir.
D. Zamanaşımı
MADDE 81- Sebepsiz zenginleşmeden doğan
istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten
başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten
başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Zenginleşme,
zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf,
istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman buborcunu ifadan kaçınabilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Hükümleri
BİRİNCİ AYIRIM
Borçların İfası
A. Genel olarak
I. Şahsen ifa zorunluluğunun olmaması
MADDE 82- Borcun,
bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça
borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü değildir.
II. İfanın konusu
1. Kısmen ifa
MADDE 83- Borcun tamamı belli ve muaccel
ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir.
Alacaklı kısmen
ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi tarafından ikrar olunan kısmını ifadan
kaçınamaz.
2. Bölünemeyen borç
MADDE 84- Bölünemeyen bir borcun birden çok
alacaklısı varsa, alacaklılardan her biri, borcun alacaklıların tamamına
ifasını isteyebilir. Borçlu, edimini alacaklıların hepsine birden ifa etmek
zorundadır.
Bölünemeyen borcun birden çok borçlusu varsa,
borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür.
Durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, ifada
bulunan borçlu, alacaklıya halef olur ve diğer borçlulardan payları oranında
alacağını isteyebilir.
3. Çeşit borcu
MADDE 85- Çeşit borçlarında hukukî ilişkiden
ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya aittir. Ancak
borçlunun seçeceği edim, ortalama nitelikten daha düşük olamaz.
4. Seçimlik borç
MADDE 86- Seçimlik borçlarda, hukukî
ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi
borçluya aittir.
5. Faiz
MADDE 87- Faiz ödeme borcunda uygulanacak
yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte
yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı,
birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını
aşamaz.
B. İfa yeri
MADDE 88- Borcun ifa yeri, tarafların açık
veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki
hükümler uygulanır:
1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki
yerleşim yerinde,
2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada
borç konusunun bulunduğu yerde,
3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları
sırasında borçlunun yerleşim yerinde,
ifa edilir.
Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir
borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa
önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa
edilebilir.
C. İfa zamanı
I. Süreye bağlanmamış borç
MADDE 89- İfa zamanı taraflarca
kararlaştırılmadıkça veya hukukî ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç,
doğumu anında muaccel olur.
II. Süreye bağlı borç
1. Aya ilişkin sürelerde vade
MADDE 90-
Borcun ifası için bir ayın başlangıcı veya sonu belirlenmişse, bundan ayın
birinci ve sonuncu günü; ayın ortası belirlenmişse, bundan da ayın onbeşinci
günü anlaşılır.
Borcun ifası için
gün belirtilmeksizin sadece ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılır.
2. Diğer sürelerde vade
MADDE 91- Bir borcun veya taraflardan birine
düşen herhangi bir yükümlülüğün sözleşmenin kurulmasından başlayarak belli bir
sürenin sonunda ifası gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde belirlenir:
1. Gün olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin
kurulduğu gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya onbeş
gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya
onbeş günü ifade eder.
2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son haftanın
sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur.
3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın dörtte biri
gibi birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin
kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunu karşılayan gününde dolmuş
olur. Son ayda bunu karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü dolmuş sayılır.
4. Yarım aydan onbeş günlük süre anlaşılır. Bir
veya birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş sürenin dolduğu gün, son aya
onbeş gün eklenerek belirlenir.
Bu kurallar, sürenin sözleşmenin kurulmasından
başka bir andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır.
Borçlu, belirli bir süre içinde yerine getirilmesi
gereken bir borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle yükümlüdür.
3. Tatil günleri
MADDE 92- İfa zamanı veya sürenin son günü,
kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü
izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer.
Aksine anlaşma geçerlidir.
III. İş saatlerinde ifa
MADDE 93-
Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir.
IV. Sürenin uzatılması
MADDE 94- Süre
uzatılmış ise yeni süre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, önceki sürenin sona
ermesini izleyen birinci günden başlar.
V. Erken ifa
MADDE 95-
Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların
aksini kastettikleri anlaşılmadıkça, borçlu, edimini sürenin sona ermesindenönce ifa edebilir. Ancak, kanun veya sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça,
borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz.
VI. Karşılıklı
borç yükleyen sözleşmelerde
1. İfada sıra
MADDE 96- Karşılıklı borç yükleyen
bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve
özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş
ya da ifasını önermiş olması gerekir.
2. İfa güçsüzlüğü
MADDE 97- Karşılıklı borç yükleyen bir
sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifada güçsüzlüğe düşmesi ve özellikle
iflâs etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz kalması sebebiyle diğer
tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf karşı edimin ifası güvence altına
alınıncaya kadar kendi ediminin ifasından kaçınabilir.
Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun bir
sürede istediği güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir.
D. Ödeme
I. Ülke parası ile
MADDE 98-
Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme
yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir
ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da
ödenebilir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle
belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de
bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının
aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile
ödenmesini isteyebilir.
II. Mahsup
1. Kısmen ödemede
MADDE 99-
Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana
borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin
veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına
alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir.
2. Birden çok borçta
a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre
MADDE 100-
Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek
istediğini alacaklıya bildirebilir.
Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme kendisi
tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç
için yapılmış sayılır.
b. Kanuna göre
MADDE 101-
Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı
durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise
ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul
edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için
yapılmış olur.
Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse,
mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi
en az olan borç için yapılmış sayılır.
III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi
1. Borçlunun hakkı
MADDE 102-
Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna ilişkin borç
senedinin geri verilmesini veya iptalini isteyebilir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya
başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin borç
senedine işlenmesini isteyebilir.
2. Hükümleri
MADDE 103- Faiz veya kira bedeli gibi
dönemsel edimlerden biri için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin
makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır.
Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse,
faizlerini de almış olduğu kabul edilir.
Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona
ermiş sayılır.