MADDE 1- Sözleşme, tarafların iradelerini
karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.
İrade açıklaması,
açık veya örtülü olabilir.
2. İkinci derecedeki noktalar
MADDE 2- Taraflar sözleşmenin esaslı
noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamışolsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır.
İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim,
uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar.
Sözleşmelerin
şekline ilişkin hükümler saklıdır.
II. Öneri ve kabul
1. Süreli öneri
MADDE 3- Kabul için süre belirleyerek bir
sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
Kabul bu süre
içinde kendisine ulaşmazsa, öneren önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
2. Süresiz öneri
a. Hazır olanlar arasında
MADDE 4- Kabul için süre belirlenmeksizin
hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse öneren, önerisiyle
bağlılıktan kurtulur.
Telefon,
bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında
yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış sayılır.
b. Hazır olmayanlar arasında
MADDE 5- Kabul için süre belirlenmeksizin
hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak
gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar.
Öneren, önerisini zamanında ulaşmış sayabilir.
Zamanında
gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve öneren onunla bağlı olmak istemezse,
durumu hemen kabul edene bildirmek zorundadır.
3. Örtülü kabul
MADDE 6- Öneren, kanun veya işin özelliği ya
da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir
sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır.
4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi
MADDE 7- Ismarlanmamış bir şeyin
gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya
saklamakla yükümlü değildir.
Ismarlanmamış bir şeyin yanlışlıkla gönderildiği
açıkça anlaşılırsa, onu alan kişi, uygun bir sürede gönderenehaber
vermekzorundadır.
5. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri
MADDE 8- Öneren, önerisi ile bağlı olmama
hakkının saklı olduğunu açıkça belirtirse veya işin özelliğinden ya da durumun
gereğinden bağlanma niyetinde olmadığı anlaşılırsa, önerisi kendisini bağlamaz.
Fiyatını göstererek mal sergilenmesi veya tarife,
fiyat listesi ya da benzerlerinin gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla
anlaşılmadıkça öneri sayılır.
6. İlân yoluyla ödül sözü verme
MADDE 9- Bir sonucun gerçekleşmesi
karşılığında ödül vereceğini ilân yoluyla duyuran kimse, sözünü yerine
getirmekle yükümlüdür.
Ödül sözü veren, sonucun gerçekleşmesinden önce
sözünden cayarsa veya sonucun gerçekleşmesini engellerse, dürüstlük kurallarına
uygun olarak yapılan giderleri ödemekle yükümlüdür. Ancak, bir ya da birden çok
kişiye ödenecek giderlerin toplamı, ödülün değerini aşamaz.
Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini
isteyenlerin beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri
ödeme yükümlülüğünden kurtulur.
7. Önerinin ve kabulün geri alınması
MADDE 10- Geri
alma açıklaması, diğer tarafa öneriden önce veya aynı anda ulaşmış ya da daha
sonra ulaşmakla birlikte diğer tarafça öneriden önce öğrenilmiş olursa, öneri
yapılmamış sayılır.
Bu kural, kabulün
geri alınmasında da uygulanır.
III. Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin
hüküm anı
MADDE 11- Hazır olmayanlar arasında kurulan
sözleşmeler, kabulün gönderildiği andan başlayarak hüküm doğurur.
Açık bir kabulün
gerekli olmadığı durumlarda, sözleşme önerinin ulaşma anından başlayarak hüküm
doğurur.
B. Sözleşmelerin şekli
I. Genel kural
MADDE 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda
aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.
Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural
olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler
hüküm doğurmaz.
II. Yazılı şekil
1. Yasal şekil
a. Kapsamı
MADDE 13- Kanunda yazılı şekilde yapılması
öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur.
Ancak, sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın
dışındadır.
Bu kural, yazılı
şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanır.
b. Unsurları
MADDE 14- Yazılı şekilde yapılması öngörülen
sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur.
Kanunda aksi
öngörülmedikçe, imzalı bir mektup,
asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları
kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza
ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı şekil yerine geçer.
c. İmza
MADDE 15- İmzanın, borç altına girenin el
yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış
imzanın bütün hukukî sonuçlarını doğurur.
İmzanın el yazısı dışında bir araçla atılması,
ancak örf ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan
kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli sayılır.
Usulüne göre onaylanmadıkça veya imza ettikleri
sırada metnin içeriğini bildikleri ispat edilmedikçe, körlerin imzaları onları
bağlamaz.
Açığa atılan
imzanın üzerine sonradan yazılan metnin, imza atanın iradesine uygun olduğu
kabul edilir. Durumun özelliği aksini göstermedikçe, yazılan metnin anlaşmaya
aykırı olduğunu ispat yükü, açığa imza atana düşer.
d. İmza yerine geçen işaretler
MADDE 16- İmza atamayanlar, imza yerine
parmak izi veya usulüne göre onaylanmışolması koşuluyla, el ile yapılmış
bir işaret ya da mühür kullanabilirler.
Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır.
2. İradî şekil
MADDE 17- Kanunda şekle bağlanmamış bir
sözleşmenin belli bir şekilde yapılması
kararlaştırılmışsa, bu şekilde yapılmadıkça tarafların bu sözleşmeyle
bağlı olmak istemedikleri kabul edilir.
Herhangi bir
belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin
hükümler uygulanır.
C. Borç tanıması
MADDE 18- Borç
tanıması, borcun sebebini içermemiş olsa bile geçerlidir.
D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve
içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya
gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek
ve ortak iradeleri esas alınır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek
alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu
savunmasında bulunamaz.
E. Genel işlem koşulları
I. Genel olarak
MADDE 20- Genel işlem koşulları, bir
sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede
kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu
sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması,
kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz.
Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin
özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu
sayılmasını engellemez.
Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı
bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine
ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz.
Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler,
sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de,
niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.
II. Kapsamı
1. Yazılmamış sayılma
MADDE 21- Karşı tarafın menfaatine aykırı
genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması
sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi
verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu
koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları
yazılmamış sayılır.
Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı
olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.
2. Yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi
MADDE 22- Sözleşmenin yazılmamış sayılan
genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda
düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi
yapmayacak olduğunu ileri süremez.
III. Yorumlanması
MADDE 23- Genel
işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok
anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
IV. Değiştirme yasağı
MADDE 24- Genel
işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve
düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren
sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi içeren
kayıtlar yazılmamış sayılır.
V. İçerik denetimi
MADDE 25- Genel
işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine
veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
F. Sözleşmenin içeriği
I. Sözleşme özgürlüğü
MADDE 26-
Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce
belirleyebilirler.
II. Kesin hükümsüzlük
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine,
ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan
sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Sözleşmenin
içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini
etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça
anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
III. Aşırı yararlanma
MADDE 28- Bir
sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık,
zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da
deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar
gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa
bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler
arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu
hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise,
bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin
kurulduğu tarihten başlayarak on yıl içinde kullanabilir.
IV. Önsözleşme
MADDE 29- Bir sözleşmenin ileride
kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen ayrık durumlar dışında,
önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.
G. İrade bozuklukları
I. Yanılma
1. Yanılmanın hükümleri
MADDE 30-
Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, o sözleşme ile bağlı olmaz.
2. Yanılma hâlleri
a. Açıklamada yanılma
MADDE 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma
hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka
bir sözleşme için iradesini açıklamışsa,
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için
iradesini açıklamışsa,
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte
sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa,
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri
olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini
açıklamışsa,
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli
ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı
edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini
etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.
b. Saikte yanılma
MADDE 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma
sayılmaz. Ancak yanılanın, karşı tarafça bilinebilir biçimde yanıldığı saiki
sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük
kurallarına uygun olması hâlinde, yanılma esaslı sayılır.
c. İletmede yanılma
MADDE 33-
Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya
da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri
uygulanır.
3. Yanılmada dürüstlük kuralları
MADDE 34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük
kurallarına aykırı olarak ileri süremez.
Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın
kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu
anlamda kurulmuş sayılır.
4. Yanılmada kusur
MADDE 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise,
sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer
taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.
Hâkim,
hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla,
daha fazla tazminata hükmedebilir.
II. Aldatma
MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin
aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, o
sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme
yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya
bilecek durumda olması hâlinde, o sözleşmeyle bağlı değildir.
III. Korkutma
1. Hükmü
MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya
üçüncü bir kişinin korkutması sonucu
bir sözleşme yapmışsa, o sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf
korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak
istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle
yükümlüdür.
2. Koşulları
MADDE 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum
bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da
malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta
haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin
kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi
kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir
menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
IV. İrade bozukluğunun giderilmesi
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya
da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği
ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde
sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse,
sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya
korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması,
tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1. Genel olarak
a. Temsilin hükmü
MADDE 40- Yetkili bir temsilci tarafından
bir başkası adına ve hesabına yapılan hukukî işlemin sonuçları, doğrudan doğruya
temsil olunanı bağlar.
Temsilci, hukukî işlemi yaparken bu sıfatını
bildirmezse, hukukî işlemin sonuçları kendisine ait
olur. Ancak, karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan
çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukukî işlemi temsilci veya temsil
olunandan biri ile yapması farksız ise, hukukî işlemin sonuçları doğrudan
doğruya temsil olunana ait olur.
Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun
üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
b. Temsil yetkisinin kapsamı
MADDE 41- Temsil yetkisinin
kapsamı; yetki kamu hukukundan doğmuşsa
bu konudaki hükümlere, hukukî bir işlemden doğmuşsa o işleme göre belirlenir.
Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse,
yetkinin varlığının ve kapsamının belirlenmesinde bildirim esas alınır.
2. Hukukî işlemden doğan yetki
a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması
MADDE 42- Temsil olunan, hukukî bir işlemden
doğan temsil yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri alabilir. Ancak,
taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık sözleşmeleri gibi hukukî
ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır.
Temsil olunan, bu hakkından önceden feragat edemez.
Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere
açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri
aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli
üçüncü kişilere karşı ileri süremez.
b. Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar
MADDE 43- Hukukî işlemden doğan temsil
yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden
anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar
verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflâs etmesi durumlarında sona erer.
Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda
da uygulanır.
Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır.
c. Yetki belgesinin geri verilmesi
MADDE 44- Temsilciye yetki belgesi
verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana
geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.
Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi
geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü
kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.
d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi
MADDE 45- Temsilci, yetkisinin sona ermiş
olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış
olduğu hukukî işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar.
Bu kural, üçüncü
kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz.
II. Yetkisiz temsil
1. Onama hâlinde
MADDE 46- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde
temsilci olarak bir hukukî işlem yaparsa; bu işlem ancak onadığı takdirde temsil
olunanı bağlar.
Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer
taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukukî işlemi onayıp
anamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması
durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.
2. Onamama hâlinde
MADDE 47- Temsil olunanın açık veya örtülü
olarak hukukî işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan
zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci,
işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini
veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi
istenemez.
Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz
temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.
Sebepsiz
zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.
III. Saklı hükümler
MADDE 48- Ortaklık temsilcileri ile
organlarının ve ticarî vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Haksız Fiillerden Doğan
Borç İlişkileri
A. Sorumluluk
I. Genel olarak
MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir
fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici
fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlâka aykırı bir fiille
başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
II. Zararın ve kusurun
ispatı
MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar
verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat
edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri
göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.
III. Tazminat
1. Belirlenmesi
MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve
ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne
alarak belirler.
Tazminatın irat
biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.
2. İndirilmesi
MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile
razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat
yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise
hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat
yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecekolur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.
IV. Özel durumlar
1. Ölüm ve bedensel zarar
a. Ölüm
MADDE 53- Ölüm hâlinde uğranılan zararlar
özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri,
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile
çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar,
3. Ölenin
desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.
b. Bedensel zarar
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle
şunlardır:
1. Tedavi giderleri,
2. Kazanç kaybı,
3. Çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar,
4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan
kayıplar.
c. Manevî tazminat
MADDE 55- Hâkim, bir kimsenin bedensel
bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak,
zarar görene uygun bir miktar paranın manevî tazminat olarak ödenmesine karar
verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar
görenin veya ölenin yakınlarına da manevî tazminat olarak uygun bir miktar
paranın ödenmesine karar verilebilir.
2. Haksız rekabet
MADDE 56- Gerçek olmayan haberlerin
yayılması veya bu tür ilânların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı
diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan veya onları kaybetme
tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı
hâlinde zararının giderilmesini isteyebilir.
Ticarî işlere ait haksız rekabet hakkında Türk
Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.
3. Kişilik hakkının zedelenmesi
MADDE 57- Kişilik hakkının zedelenmesinden
zarar gören, uğradığı manevî zarara karşılık manevî tazminat adı altında bir
miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir
giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle
saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.
4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı
MADDE 58- Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu
sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt etme gücünü
kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu
1. Sebeplerin yarışması
MADDE 59- Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe
dayandırılabiliyorsa; hâkim, kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi
giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.
2. Müteselsil sorumluluk
a. Dış ilişkide
MADDE 60- Birden çok kişi birlikte bir
zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı
sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler
uygulanır.
Müteselsil sorumluluk, bu kişilerden her biri
için, tek başına sorumlu olsalardı yükümlü tutulacakları tazminat miktarıyla
sınırlıdır.
b. İç ilişkide
MADDE 61- Tazminatın aynı zarardan sorumlu
müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar,
özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları
tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını
ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu
hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller
1. Genel olarak
MADDE 62-
Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil,
zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz.
Zarar görenin
rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının
haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin
zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması
veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.
2. Sorumluluk
MADDE 63- Haklı savunmada bulunan, saldırana
veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir
zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu
zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler.
Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi,
durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında
sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli
ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu
tutulamaz.
B. Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet sorumluluğu
MADDE 64- Tarafların ekonomik durumları göz
önünde tutulduğunda, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, kusura bağlı olmaksızın
zarar verenin sebep olduğu zararın, uygun biçimde giderilmesine karar verebilir.
Ayırt etme gücü olmayanın verdiği zarar için de
aynı hüküm uygulanır.
II. Özen sorumluluğu
1. Adam çalıştıranın sorumluluğu
MADDE 65- Adam çalıştıran, çalışanın,
kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle
yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili
talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek
için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma
düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o
işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren
çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
MADDE 66-
Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi,
hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Hayvan bulunduran, bu zararın doğmasını engellemek
için gerekli özeni gösterdiğini ispat edersesorumlu olmaz.
Hayvan, bir
başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüş olursa, hayvanı
bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Alıkoyma hakkı
MADDE 67- Bir kişinin hayvanı, başkasının
taşınmazı üzerinde bir zarar verdiği takdirde, taşınmazın zilyedi, o hayvanı
yakalayabilir, zararı giderilinceye kadar alıkoyabilir; hattâ durum ve koşullar
haklı gösteriyorsa hayvanı öldürebilir.
Bu durumda,
taşınmazın zilyedi derhâl hayvan sahibine bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa,
onun bulunması için gerekli girişimleri yapmak zorundadır.
3. Yapı malikinin sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
MADDE 68-
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki
bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle
yükümlüdür.
İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın
bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen
sorumludurlar.
Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı
sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Zarar tehlikesini önleme
MADDE 69-
Bir başkasına ait bina veya diğer yapı
eserlerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu tehlikenin
giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden isteyebilir.
Kişilerin ve
malların korunması hakkındaki kamu hukuku kuralları saklıdır.
III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme
MADDE 70-
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu
takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan
malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir
kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar
doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike
arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri
tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu
işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.
Belirli bir
tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür
faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar
görenler, bu işletmenin faaliyetinin
sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.
C. Zamanaşımı
I. Kural
MADDE 71-
Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten
başlayarak iki yılın ve her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi
yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun
bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı
uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir
borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına
uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
II. Rücu isteminde
MADDE 72-
Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin
öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten
başlayarak yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi,
durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde
zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte
işlemeye başlar.
D. Yargılama
I. Ceza hukuku ile ilişkisinde
MADDE 73-
Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup
bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili
hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat
kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun
değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini
bağlamaz.
II.Tazminat hükmünün değiştirilmesi
MADDE 74- Bedensel zararın kapsamı,
karar verme sırasında tam olarak
belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde,
tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir.
III. Geçici ödemeler
MADDE 75- Zarar gören, iddiasının
haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da
gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme
yapmasına karar verebilir.
Davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen
tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici
ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sebepsiz Zenginleşmeden
Doğan Borç İlişkileri
A. Koşulları
I. Genel olarak
MADDE 76- Haklı bir sebep olmaksızın, bir
başkasının malvarlığından veya emeğindenzenginleşen, bu zenginleşmeyi
geri vermekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli
olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda
doğmuş olur.
II. Borçlanılmamış edimin
ifası
MADDE 77-
Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini
borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun
ifasından veya ahlakî bir ödevin yerine
getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.
Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri
istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.
B. Geri vermenin kapsamı
I. Zenginleşenin yükümlülüğü
MADDE 78- Sebepsiz zenginleşen,
zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği
kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.
Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın
elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda
kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle
yükümlüdür.
II. Giderleri isteme hakkı
MADDE 79- Zenginleşen iyiniyetli ise,
yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan
isteyebilir.
Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu
giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan
değer artışının ödenmesini isteyebilir.
Zenginleşen,
iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini
isteyemez. Ancak, kendisine karşılık önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve
zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp
alabilir.
C. Geri istenememe
MADDE 80- Hukuka
veya ahlâka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri
istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar
verebilir.
D. Zamanaşımı
MADDE 81- Sebepsiz zenginleşmeden doğan
istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten
başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten
başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Zenginleşme,
zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf,
istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman buborcunu ifadan kaçınabilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Hükümleri
BİRİNCİ AYIRIM
Borçların İfası
A. Genel olarak
I. Şahsen ifa zorunluluğunun olmaması
MADDE 82- Borcun,
bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça
borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü değildir.
II. İfanın konusu
1. Kısmen ifa
MADDE 83- Borcun tamamı belli ve muaccel
ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir.
Alacaklı kısmen
ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi tarafından ikrar olunan kısmını ifadan
kaçınamaz.
2. Bölünemeyen borç
MADDE 84- Bölünemeyen bir borcun birden çok
alacaklısı varsa, alacaklılardan her biri, borcun alacaklıların tamamına
ifasını isteyebilir. Borçlu, edimini alacaklıların hepsine birden ifa etmek
zorundadır.
Bölünemeyen borcun birden çok borçlusu varsa,
borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür.
Durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, ifada
bulunan borçlu, alacaklıya halef olur ve diğer borçlulardan payları oranında
alacağını isteyebilir.
3. Çeşit borcu
MADDE 85- Çeşit borçlarında hukukî ilişkiden
ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya aittir. Ancak
borçlunun seçeceği edim, ortalama nitelikten daha düşük olamaz.
4. Seçimlik borç
MADDE 86- Seçimlik borçlarda, hukukî
ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi
borçluya aittir.
5. Faiz
MADDE 87- Faiz ödeme borcunda uygulanacak
yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte
yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı,
birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını
aşamaz.
B. İfa yeri
MADDE 88- Borcun ifa yeri, tarafların açık
veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki
hükümler uygulanır:
1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki
yerleşim yerinde,
2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada
borç konusunun bulunduğu yerde,
3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları
sırasında borçlunun yerleşim yerinde,
ifa edilir.
Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir
borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa
önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa
edilebilir.
C. İfa zamanı
I. Süreye bağlanmamış borç
MADDE 89- İfa zamanı taraflarca
kararlaştırılmadıkça veya hukukî ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç,
doğumu anında muaccel olur.
II. Süreye bağlı borç
1. Aya ilişkin sürelerde vade
MADDE 90-
Borcun ifası için bir ayın başlangıcı veya sonu belirlenmişse, bundan ayın
birinci ve sonuncu günü; ayın ortası belirlenmişse, bundan da ayın onbeşinci
günü anlaşılır.
Borcun ifası için
gün belirtilmeksizin sadece ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılır.
2. Diğer sürelerde vade
MADDE 91- Bir borcun veya taraflardan birine
düşen herhangi bir yükümlülüğün sözleşmenin kurulmasından başlayarak belli bir
sürenin sonunda ifası gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde belirlenir:
1. Gün olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin
kurulduğu gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya onbeş
gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya
onbeş günü ifade eder.
2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son haftanın
sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur.
3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın dörtte biri
gibi birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin
kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunu karşılayan gününde dolmuş
olur. Son ayda bunu karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü dolmuş sayılır.
4. Yarım aydan onbeş günlük süre anlaşılır. Bir
veya birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş sürenin dolduğu gün, son aya
onbeş gün eklenerek belirlenir.
Bu kurallar, sürenin sözleşmenin kurulmasından
başka bir andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır.
Borçlu, belirli bir süre içinde yerine getirilmesi
gereken bir borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle yükümlüdür.
3. Tatil günleri
MADDE 92- İfa zamanı veya sürenin son günü,
kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü
izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer.
Aksine anlaşma geçerlidir.
III. İş saatlerinde ifa
MADDE 93-
Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir.
IV. Sürenin uzatılması
MADDE 94- Süre
uzatılmış ise yeni süre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, önceki sürenin sona
ermesini izleyen birinci günden başlar.
V. Erken ifa
MADDE 95-
Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların
aksini kastettikleri anlaşılmadıkça, borçlu, edimini sürenin sona ermesindenönce ifa edebilir. Ancak, kanun veya sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça,
borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz.
VI. Karşılıklı
borç yükleyen sözleşmelerde
1. İfada sıra
MADDE 96- Karşılıklı borç yükleyen
bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve
özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş
ya da ifasını önermiş olması gerekir.
2. İfa güçsüzlüğü
MADDE 97- Karşılıklı borç yükleyen bir
sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifada güçsüzlüğe düşmesi ve özellikle
iflâs etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz kalması sebebiyle diğer
tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf karşı edimin ifası güvence altına
alınıncaya kadar kendi ediminin ifasından kaçınabilir.
Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun bir
sürede istediği güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir.
D. Ödeme
I. Ülke parası ile
MADDE 98-
Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme
yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir
ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da
ödenebilir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle
belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de
bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının
aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile
ödenmesini isteyebilir.
II. Mahsup
1. Kısmen ödemede
MADDE 99-
Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana
borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin
veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına
alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir.
2. Birden çok borçta
a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre
MADDE 100-
Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek
istediğini alacaklıya bildirebilir.
Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme kendisi
tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç
için yapılmış sayılır.
b. Kanuna göre
MADDE 101-
Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı
durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise
ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul
edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için
yapılmış olur.
Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse,
mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi
en az olan borç için yapılmış sayılır.
III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi
1. Borçlunun hakkı
MADDE 102-
Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna ilişkin borç
senedinin geri verilmesini veya iptalini isteyebilir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya
başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin borç
senedine işlenmesini isteyebilir.
2. Hükümleri
MADDE 103- Faiz veya kira bedeli gibi
dönemsel edimlerden biri için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin
makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır.
Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse,
faizlerini de almış olduğu kabul edilir.
Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona
ermiş sayılır.
3. Senedin geri verilememesi
MADDE 104- Alacaklı, borç senedini
kaybettiğini iddia ederse, borçlunun istemi üzerine, borcu ödeme sırasında,
kendisine borç senedinin iptalini ve borcun sona ermiş olduğunu gösteren resmen
düzenlenmiş veya usulüne göre onaylanmış bir belge vermek zorundadır.
Kıymetli evrakın iptaline ilişkin hükümler
saklıdır.
E. Alacaklının temerrüdü
I. Koşulları
MADDE 105- Yapma veya verme
edimi gereği gibi kendisine önerilen
alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa
edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini
yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.
Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı
temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur.
II. Hükümleri
1. Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde
a. Tevdi hakkı
MADDE 106-
Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya
ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.
Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim belirler. Bununla
birlikte ticarî mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi edilebilir.
b. Satma hakkı
MADDE 107- Sözleşmenin konusu olan şeyin
niteliği veya işin özelliği tevdi edilmesine uygun düşmez veya teslim edilecek
şey bozulabilir ya da bakımı, korunması veya tevdi edilmesi önemli bir gideri
gerektirir ise, borçlu, alacaklıya önceden ihtarda bulunması koşuluyla, hâkimin
izniyle onu açık artırma yoluyla sattırıp bedelini tevdi edebilir.
Teslim edilecek şey, borsada kayıtlıysa veya piyasa
fiyatı varsa ya da yapılacak gidere oranla değeri az ise, satışın açık artırma
yoluyla yapılması zorunlu olmadığı gibi, hâkim, önceden ihtarda bulunma koşulunu
aramaksızın satışa izin verebilir.
c. Tevdi konusunu geri alma
MADDE 108- Alacaklı, tevdi edilen şeyi kabul
ettiğini açıklamış veya tevdi bir rehnin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş
olmadıkça, borçlu tevdi edilen şeyi geri alabilir.
Tevdi edilen şey
geri alındığı anda alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.
2. Diğer edimlerde
MADDE 109- Borcun konusu bir şeyin teslimini
gerektirmiyorsa, alacaklının temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun temerrüdüne
ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir.
F. Diğer ifa engelleri
MADDE 110- Borçlunun kusuru olmaksızın,
alacağın kime ait olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya
da alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç, alacaklıya veya
temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının temerrüdünde olduğu gibi, tevdi
ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.
İKİNCİ AYIRIM
Borçların İfa Edilmemesinin
Sonuçları
A. Borcun ifa edilmemesi
I. Giderim borcu
1. Genel olarak
MADDE 111- Borç
hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle
yükümlüdür.
2. Yapma ve yapmama borçlarında
MADDE 112- Yapma borcu borçlu tarafından ifa
edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi
veya başkası tarafından ifasınaizin verilmesini isteyebilir; her türlü
giderim isteme hakkı saklıdır.
Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan
kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin
yetkili kılınmasını isteyebilir.
II. Sorumluluğun ölçüsü ve giderim borcunun
kapsamı
1. Genel olarak
MADDE 113- Borçlu, genel olarak her türlü
kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun ölçüsü, işin özel niteliğine göre
belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha
hafif olarak değerlendirilir.
Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas
yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.
2. Sorumsuzluk anlaşması
MADDE 114- Borçlunun ağır kusurundan sorumlu
olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Hafif kusur hâlinde borçlunun sorumlu olmayacağına
ilişkin önceden anlaşma yapılırken, alacaklı borçlunun hizmetinde bulunuyorsa
hâkim, bu anlaşmayı hükümsüz sayabilir.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya
san’at, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin
önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk
MADDE 115- Borçlu, borcun ifasını veya bir
borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da
yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile,
onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle
yükümlüdür.
Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk,
önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir. Uzmanlığı
gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak kanun veya yetkili makamlar
tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin
fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Alacaklı, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada
borçlunun hizmetinde ise, sözleşmeyle borçlunun ancak hafif kusurdan sorumlu
olmayacağı kararlaştırılabilir.
B. Borçlunun temerrüdü
I. Koşulları
MADDE 116-
Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
Borcun ifa edileceğigün, birlikte
belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulanbir hakka dayanarak taraflardan
biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün
geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur.
II. Hükümleri
1. Genel olarak
a. Gecikme tazminatı
MADDE 117-
Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe,borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle
yükümlüdür.
b. Beklenmedik hâlden sorumluluk
MADDE 118- Temerrüde düşen borçlu,
beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur.
Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya
borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar
vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
2. Temerrütfaizi
a. Genel olarak
MADDE 119- Uygulanacak yıllık temerrüt faizi
oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte
olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt
faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz
fazlasını aşamaz.
Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte
sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da
birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı
hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.
b. Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt
faizi
MADDE 120- Faiz veya irat borcunu ya da
bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine
girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi ödemekle
yükümlüdür.
Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu
hükümlerine tâbi olur.
Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi
yürütülemez.
3. Aşkın zarar
MADDE 121-
Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin
hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan
davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar
verirken bu zararın miktarına da hükmeder.
4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
a. Süre verilmesi
MADDE 122-
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü
takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun
bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.
b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar
MADDE 123- Aşağıdaki durumlarda süre
verilmesine gerek yoktur:
1. Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya
tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa,
2. Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası
alacaklı için yararsız kalmışsa,
3. Borcun
ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi
üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa.
c. Seçimlik haklar
MADDE 124- Temerrüde düşenborçlu,
verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen
bir durum söz konusu ise; alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme
sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme
tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa
edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden
dönebilir.
Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı
olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri
isteyebilirler. Bu durumdaborçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığınıispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı
zararın giderilmesini deisteyebilir.
d. Sürekli edimli sözleşmelerde
MADDE 125- İfasına başlanmış sürekli edimli
sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı
isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona
ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Borç İlişkilerinin Üçüncü
Kişilere Etkisi
A. Alacaklıya halef olma
MADDE 126-
Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde
alacaklının haklarına halef olur:
1. Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi
rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir aynî hakkı
bulunduğu takdirde,
2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona
halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde.
Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri
saklıdır.
B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
MADDE 127-
Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin
gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin
bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması
hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir.
C. Üçüncü kişi yararına sözleşme
I. Genel olarak
MADDE 128-
Kendi adına sözleşme yapan kişi, o sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim
yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir.
Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halefolanlar
da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını
isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı
kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra
edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.
II. Sorumluluk sigortalarında
MADDE 129-
Başkasını çalıştıran kişi, çalıştırdığı kişiye karşı hukukî sorumluluğunu
güvence altına almak üzere sigorta yaptırmışsa, sigortadan doğan haklar doğrudan
doğruya çalışana ait olur.
Ancak, çalışana ödenecek sigorta tazminatı, genel
hükümlere göre ödenecek tazminattan indirilir.
Diğer hukukî sorumluluk sigortalarına ilişkin kanun
hükümleri saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi,
Zamanaşımı
BİRİNCİ AYIRIM
Sona Erme Hâlleri
A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi
MADDE 130-
Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz
ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.
İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme
hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş
ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve
ceza koşulu istenebilir.
Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya
ilişkin özel hükümler saklıdır.
B. İbra
MADDE 131-
Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa
bile, borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle
tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.
C. Yenileme
I. Genel olarak
MADDE 132- Yeni bir borçla mevcut bir borcun
sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur.
Özelliklemevcut borç için kambiyo
taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yenibir
kefalet senedidüzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça
yenileme sayılmaz.
II. Cari hesaplarda
MADDE 133-
Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba sadece kaydedilmiş olması, borcun yenilenmiş
olduğu anlamına gelmez.
Ancak, hesabın kesilmiş ve hesap sonucu diğer
tarafça kabul edilmiş olması durumunda, borç yenilenmiş olur.
Kalemlerden birinin güvencesi varsa, aksi
kararlaştırılmadıkça, hesap kesilip sonucun kabul edilmiş olması, güvenceyi sona
erdirmez.
D. Birleşme
MADDE 134- Alacaklı ve borçlu sıfatlarının
aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak
üzerinde önceden mevcutolan hakları birleşmeden etkilenmez.
Birleşme geçmişe etkili olarakortadan
kalkarsa, borç varlığını sürdürür.
Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel
hükümler saklıdır.
E. İfa imkânsızlığı
I. Genel olarak
MADDE 135- Borcun ifası borçlunun sorumlu
tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık
sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz
zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa
edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun
ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün
dışındadır.
Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya
gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa,
bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
II. Kısmî ifa imkânsızlığı
MADDE 136- Borcun ifası borçlunun sorumlu
tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece
imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmî ifa imkânsızlığı önceden
öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa,
borcun tamamı sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın
borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmî ifaya razı olursa, karşı edim de o
oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin
bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.
III. Aşırı ifa güçlüğü
MADDE 137-
Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de
beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya
çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın
istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine
değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde
güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden
sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde
sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural
olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.
F. Takas
I. Koşulları
1. Genel olarak
MADDE 138- İki kişi, karşılıklı olarak bir
miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her
iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir.
Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri
sürülebilir.
Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak
takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri
sürülebilir.
2. Kefalet hâlinde
MADDE 139- Asıl
borçlunun takası ileri sürme hakkı bulundukça, kefilide alacaklıya ifada bulunmaktan kaçınabilir.
3. Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde
MADDE 140-
Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ilesözleşmenin diğer
tarafındanolan alacağını takas edemez.
4. Borçlunun iflâsı hâlinde
MADDE 141- Borçlunun iflâsı hâlinde
alacaklılar, muaccel olmasalar bile, alacaklarını, müflise olan borçları iletakas edebilirler.
II. Hükümleri
MADDE 142- Takas, ancak borçlunun takas
iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşir. Bu durumda her iki borç, takas
edilebilecekleri anda daha az olan borç tutarınca sona erer.
Cari hesapla ilgili ticarete ilişkin özel
teamüller saklıdır.
III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir
alacaklar
MADDE 143- Aşağıdaki alacaklar takas
haklarının doğumundan sonra, ancakalacaklıların rızasıyla takas
edilebilir:
1. Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya
bedeline ilişkin alacaklar,
2. Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucundaalıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar,
3. Nafaka ve işçi
ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği
gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar.
IV. Takastan feragat
MADDE 144- Borçlu, takas hakkından önceden
de feragat edebilir.
İKİNCİ AYIRIM
Zamanaşımı
A. Süreler
I. On yıllık zamanaşımı
MADDE 145-
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına
tâbidir.
II. Beş yıllık zamanaşımı
MADDE 146-
Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır:
1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi
diğer dönemsel edimler,
2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi
yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme
bedelleri,
3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende
satışlardan doğan alacaklar,
4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve
ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın
müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki
alacaklar,
5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden,
ticarî simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan
alacaklar,
6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç
ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.
III. Sürelerin kesinliği
MADDE 147-
Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri, sözleşmeyle değiştirilemez.
IV. Zamanaşımının başlangıcı
1. Genel olarak
MADDE 148- Zamanaşımı, alacağın muaccel
olmasıyla işlemeye başlar.
Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı
olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar.
2. Dönemsel edimlerde
MADDE 149- Ömür boyunca gelir ve benzeri
dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel
edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar.
Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa
edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur.
V. Sürelerin hesaplanması
MADDE 150- Süreler hesaplanırken
zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak
kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur.
Zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında da,
borçların ifasındaki sürelerin hesaplanmasına ilişkin hükümler uygulanır.
B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı
MADDE 151-Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz
ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur.
C. Zamanaşımının durması
MADDE 152- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı
işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:
1. Velâyet süresince, çocukların ana ve
babalarından olan alacakları için,
2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların
vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için,
3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden
olan alacakları için,
4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin
onları çalıştıranlardan olan alacakları için,
5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip
olduğu sürece,
6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme
imkânının bulunmadığı sürece,
7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide
birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması
durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.
Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı
günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan
işlemesini sürdürür.
D. Zamanaşımının kesilmesi
I. Sebepleri
MADDE 153- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı
kesilir:
1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz
ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse,
2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya
hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflâs masasına başvurmuşsa.
II. Birlikte borçlulara etkisi
MADDE 154- Zamanaşımı müteselsil
borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince,
diğerlerine karşı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile
karşı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı kefile
karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.
III. Yeni sürenin başlaması
1. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması
durumunda
MADDE 155- Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni
bir süre işlemeye başlar.
Borç bir senetle
ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her
zaman on yıldır.
2. Alacaklının fiili hâlinde
MADDE 156- Bir dava veya def’i yoluyla
kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her
işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın
takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı,
iflâs masasına başvurma sebebiyle kesilmişse, iflâsa ilişkin hükümlere
göre alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan itibaren yeniden işlemeye
başlar.
E. Davanın reddinde ek süre
MADDE 157- Davanın açıldığı veya def’inin
ileri sürüldüğü mahkemenin yetkili veya
görevli olmaması veya düzeltilebilecek bir biçimde yanlışlık yapılması ya da
vaktinden önce açılmış olması yüzünden dava reddedilmiş olup da, o arada
zamanaşımı süresi dolmuşsa, alacaklının haklarını kullanabilmesi için altmış
günlük ek süre işlemeye başlar.
F. Taşınır rehni ile güvenceye bağlanmış alacakta
MADDE 158- Alacağın bir taşınır rehniyle
güvenceye bağlanmış olması, bu alacak için zamanaşımının işlemesine engel olmaz;
bununla birlikte alacaklının, hakkını rehinden alma yetkisi devam eder.
G. Zamanaşımından feragat
MADDE 159- Zamanaşımından önceden feragat
edilemez.
Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş
olması, diğerlerine karşı ileri sürülemez.
Bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragat
etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır.
Asıl borçlununferagatide kefile karşı ileri sürülemez.
H. İleri sürülmesi
MADDE 160-
Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Özel
Durumlar
BİRİNCİ AYIRIM
Teselsül
A. Müteselsil borçluluk
I. Doğuşu
MADDE 161- Birden çok borçludan her biri,
alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse,
müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk
ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.
II. Dış ilişki
1. Hükümleri
a. Borçluların sorumluluğu
MADDE 162-
Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların
hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.
Borçluların
sorumluluğu, borcun
tamamı ödeninceye kadar devam eder.
b. Borçluların savunmaları
MADDE 163- Müteselsil borçlulardan biri,
alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya
müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri
sürebilir.
Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i ve
itirazları ileri sürmezse, diğerine karşı sorumlu olur.
c. Borçluların bireysel davranışı
MADDE 164- Kanun veya sözleşme ile aksi
belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu
ağırlaştıramaz.
2. Borcun sona ermesi
MADDE 165-
Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona
erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur.
Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın
borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun
niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler.
Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra
sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca
katılma payı oranında borçtan kurtarır.
III. İç ilişki
1. Paylaşım
MADDE 166- Aksi kararlaştırılmadıkça veya
borçlular arasındaki hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan
her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla
sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan
borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu
durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.
Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer
borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.
2. Alacaklıya halef olma
MADDE 167- Diğerlerine başvurma hakkına
sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının
haklarına halefolur.
Alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan
birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır.
B. Müteselsil alacaklılık
MADDE 168- Müteselsil alacaklılık,
borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı
veya kanunun belirlediği durumlarda doğar.
Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün
alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye
başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine
ifada bulunabilir.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar
arasındaki hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan her
birinin edim üzerindeki hakları eşittir.
Kendisine düşen paydan fazlasını elde eden
alacaklı, bu fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle
yükümlüdür.
İKİNCİ AYIRIM
Koşullar
A. Geciktirici koşul
I. Genel olarak
MADDE 169- Bir sözleşmenin hüküm ifade
etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, o
sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur.
Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici
koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade
eder.
II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durum
MADDE 170- Koşul gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği
gibi ifasını engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmakla yükümlüdür.
Koşula bağlı hakkı tehlikeye düşürülen alacaklı,
alacağı koşula bağlı olmayan alacaklıların haklarını korumak üzere
başvurabilecekleri önlemleri alabilir.
Koşulun gerçekleşmesinden önce yapılan tasarruflar,
koşulun hükümlerini zedelediği oranda geçersiz olur.
III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde edilen
yararlar
MADDE 171- Borcun konusunu oluşturan şey,
koşulun gerçekleşmesinden önce kendisine verilen alacaklı, koşul gerçekleşirse,
koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği yararların sahibi olur.
Koşul
gerçekleşmezse alacaklı, elde ettiği yararları geri vermekle yükümlüdür.
B. Bozucu koşul
MADDE 172- Sona ermesi önceden gerçekleşip
gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılan sözleşme, bozucu koşula
bağlanmış olur.
Bozucu koşula bağlanmış sözleşmenin hükümleri,
koşulun gerçekleştiği anda ortadan kalkar.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden
anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe etkili olmaz.
C. Ortak hükümler
I. Koşulun gerçekleşmesi
MADDE 173-
Koşul, taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi gerekli bir davranış değilse,
o tarafın ölümü hâlinde mirasçısı onun yerine geçebilir.
II. Dürüstlük kurallarına aykırı engelleme
MADDE 174-
Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine
dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş
sayılır.
Taraflardan biri,
koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul
gerçekleşmemiş sayılır.
III. Yasak koşullar
MADDE 175-
Bir koşul, hukuka veya ahlâka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak
amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukukî işlem kesin olarak hükümsüzdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Bağlanma Parası, Cayma
Parası ve Ceza Koşulu
A. Bağlanma parası
MADDE 176- Sözleşme yapılırken bir kimsenin
vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına
kanıt olarak verilmiş sayılır.
Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma
parası esas alacaktan düşülür.
B. Cayma parası
MADDE 177- Cayma parası kararlaştırılmışsa,
taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı
vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış olan cayarsa aldığının iki katını
geri verir.
C. Ceza koşulu
I. Alacaklının hakları
1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi
MADDE 178-
Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza
kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da
cezanın ifasını isteyebilir.
Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa
edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat
etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte
cezanın ifasını da isteyebilir.
Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek
sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat
etme hakkı saklıdır.
2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki
MADDE 179- Alacaklı hiçbir zarara uğramamış
olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.
Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza
tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan
miktarı isteyemez.
3. Kısmî ifanın yanması
MADDE 180- Ceza koşuluna ilişkin hükümler,
dönme durumunda ifa edilmiş olan kısmın alacaklıya kalacağını öngören
sözleşmelere de uygulanır.
Taksitle satışa ilişkin hükümler saklıdır.
II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi
MADDE 181- Taraflar, cezanın miktarını
serbestçe belirleyebilirler.
Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya
aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple
imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması
veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle
gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez.
Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden
indirir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Taraf
Değişiklikleri
BİRİNCİ AYIRIM
Alacağın Devri
A. Koşulları
I. İradî devir
1. Genel olarak
MADDE 182- Kanun, sözleşme veya işin
niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını
üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir
yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan
üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu
savunmasını ileri süremez.
2. Şekli
MADDE 183- Alacağın devrinin geçerliliği,
yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir.
II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi
MADDE 184- Alacağın devri kanun veya mahkeme
kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının
rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
B. Devrin hükümleri
I. Borçlunun durumu
1. İyiniyetle yapılan ifa
MADDE 185– Borçlu, alacağın devredildiği
devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya;
alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan
birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur.
2. İfadan kaçınma ve tevdi
MADDE 186-
Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın borçlusu, ifadan kaçınabilir ve
alacağın konusunu hâkim tarafından belirlenen yere tevdi etmekle borçtan
kurtulur.
Borçlu, alacağın çekişmeli olduğunu bildiği hâlde
ifada bulunursa, bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
Dava konusu olan çekişme mahkemece henüz sonuca
bağlanmamış ve borç da muaccel ise, taraflardan her biri borçluyu, edimi tevdi
etmeye zorlayabilir.
3. Borçluya ait savunmalar
MADDE 187-
Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları,
devralana karşı da ileri sürebilir.
Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan
alacağını, devredilen alacaktan önce muaccel olması koşuluyla borcu ile takas
edebilir.
II. Öncelik hakları ve bağlı hakların geçişi
MADDE 188-
Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları
ve bağlı haklar da devralana geçer.
Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de
devredilmiş sayılır.
III. Senet ve belgelerin teslimi ve bilgi
verilmesi
MADDE 189-
Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan ispatla ilgili diğer
belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için gerekli bilgileri
vermekle yükümlüdür.
IV. Garanti
1. Genel olarak
MADDE 190-
Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın
varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.
Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya
da kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın
varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir.
2. İfaya yönelik devir
MADDE 191- Alacaklı, alacağını borcu ifaya
yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse
devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek
olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır.
3. Sorumluluğun kapsamı
MADDE 192- Devralan garanti ile yükümlü olan
devredenden aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri
verilmesini,
2. Devrin sebep olduğu giderleri,
3. Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek
için yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı giderleri,
4. Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı
diğer zararlarını.
C. Özel hükümlerin saklılığı
MADDE 193-
Bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş bulunan hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Borcun Üstlenilmesi
A. İç üstlenme sözleşmesi
MADDE 194- Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi
yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek,
borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur.
Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını
ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez.
Borçlu, borcundan
kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir.
B. Dış üstlenme sözleşmesi
I. Öneri ve kabul
MADDE 195-
Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile
alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.
İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni
ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin
yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.
Alacaklının
kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin
ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme
rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.
II. Önerinin bağlayıcılığı
MADDE 196- Borcun üstlenilmesine ilişkinöneri alacaklı tarafından her zaman kabul edilebilir. Ancak, üstlenen veya
önceki borçlu kabul için bir süre koyabilir. Alacaklı bu sürenin bitimine kadar
susarsa, öneri reddedilmiş sayılır.
Önerinin alacaklı tarafından kabul edilmesinden
önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin
olarak alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan, önerisi ile bağlı
olmaktan kurtulur.
C. Borçlunun değişmesinin sonuçları
I. Bağlı hak ve borçlar
MADDE 197- Borçlu değişmiş olsa bile,
alacaklının borçlunun kendisine bağlı olanlar dışındaki bağlı hakları saklı
kalır.
Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin
veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun
üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder.
II. Savunmalar
MADDE 198- Üstlenilen borca ilişkin
savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçer.
Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça
yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel
savunmalarda bulunamaz.
Yeni borçlu, iç
üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.
D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü
MADDE 199-
Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse, iyiniyetli üçüncü kişilerin
hakları saklı kalmak üzere, eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını
sürdürür.
Bundan başka,
borcu üstlenen üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının
zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe
alacaklı, önceden sağlanmış güvenceyi yitirmesi yüzünden veya başka herhangi bir
sebeple uğradığı zararın giderilmesini üstlenenden isteyebilir.
E. Borca katılma
MADDE 200- Borca
katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile
alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu
olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir.
Borca katılan ile
borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
F. Malvarlığının veya işletmenin devralınması
MADDE 201- Bir malvarlığını veya bir
işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği
veya ticarî işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye
genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilânla duyurduğu
tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan
sorumlu olur.
Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da
devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel
borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar
için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar.
Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış
üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir.
Bildirme veya
ilânla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci
fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.
G. İşletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi
MADDE 202- Bir işletme, başka bir işletme
ile aktif ve pasiflerin karşılıklı olarak devralınması ya da birinin diğerine
katılması yoluyla birleştirilirse, her iki işletmenin alacaklıları, bir
malvarlığının devralınmasından doğan haklara sahip olup, bütün alacaklarını yeni
işletmeden alabilirler.
Bir tek kişiye
ait olup da, kollektif veya komandit ortaklık hâline dönüştürülen bir işletmenin
borçları hakkında da aynı hüküm uygulanır.
H. Özel hükümlerin saklılığı
MADDE 203-Mirasın paylaşılması ve rehinli taşınmazların
devri konusundaki borcun üstlenilmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sözleşmenin Devri ve
Sözleşmeye Katılma
A. Sözleşmenin devri
MADDE 204-
Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf
arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile
birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır.
Sözleşmeyi
devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden
verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri
hükümlerine tâbidir.
Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen
sözleşmenin şekline bağlıdır.
Kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel
hükümler saklıdır.
B. Sözleşmeye katılma
MADDE 205-
Sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer almak
üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın,
yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması
sonucunu doğuran bir anlaşmadır.
Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye
katılan ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı
müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar.
Sözleşmeye
katılmanın geçerliliği, katılma konusu sözleşmenin şekline bağlıdır.
İKİNCİ KISIM
Özel Borç İlişkileri
BİRİNCİ BÖLÜM
Satış Sözleşmesi
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
A. Tanımı ve hükümleri
MADDE 206- Satış sözleşmesi, satıcının,satılanınzilyetlik ve mülkiyetini alıcıyadevretme, alıcının
ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine
bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle
yükümlüdürler.
Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan
bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir.
B. Yarar ve hasar
MADDE 207- Kanundan, durumun gereğinden veya
sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın
yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında
ise tescil anına kadar satıcıya aittir.
Taşınır satışlarında, alıcının satılanın
zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri
gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer.
Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa
yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim
edildiği anda alıcıya geçer.
İKİNCİ AYIRIM
Taşınır Satışı
A. Konusu
MADDE 208-
Taşınır satışı, Türk Medenî
Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda
taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır.
Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından
çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek
bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır.
B. Satıcının borçları
I. Zilyetliğin devri
1. Kural
MADDE 209- Satıcı, satılanın mülkiyetini
geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür.
2. Devir ve taşıma giderleri
MADDE 210- Aksine sözleşme veya âdet yoksa,
ölçme ve tartma gibi devir giderleri satıcıya, satılanı devralmak üzere yapılan
giderler ve satılanın ifa yerinden başka yere taşınması gerektiğinde, taşıma
giderleri alıcıya aittir.
Gidersiz devir kararlaştırılmışsa, satıcı taşıma
giderlerini üstlenmiş sayılır.
Liman ve gümrük giderleri olmaksızın devir
kararlaştırılmışsa satıcı, dış satım, transit ve dış alım vergilerini üstlenmiş
sayılır; ancak satılanın alıcı tarafından devralındığı sırada ödenmiş olan
tüketim vergilerini üstlenmiş sayılmaz.
3. Satıcının temerrüdü
a. Kural ve ayrık durum
MADDE 211- Satıcının temerrüdü hâlinde,
borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.
Zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş
olan ticarî satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir isteminden
vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini istediği
kabul edilir.
Alıcı, satılanın devredilmesini isteme niyetinde
ise, belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen bildirmek zorundadır.
b. Giderim borcu ve kapsamı
MADDE 212- Borcunu ifa etmeyen satıcı,
alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile
kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını satın almak için
dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farkın ödenmesini
isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan
mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın,
satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farkın
ödenmesini isteyebilir.
II. Zapttan sorumluluk
1. Konusu
MADDE 213- Satış sözleşmesinin kurulduğu
sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü
kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı
sorumlu olur.
Alıcı, elinden alınma tehlikesini sözleşmenin
kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı, ayrıca üstlenmiş olmadıkça bundan dolayı
sorumlu olmaz.
Satıcı, üçüncü
kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu kaldırma veya sınırlama konusunda
yapılmış olan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
2. Yargılama usulü
a. Davanın bildirimi
MADDE 214-
Satılanın elinden alınması tehlikesi ile karşılaşan alıcı, kendisine karşı
açılan davayı satıcıya bildirdiği zaman satıcı, durumun gereğine göre ve
yargılama usulü uyarınca ya alıcının yanında davaya katılmak ya da alıcı yerine
geçerek üçüncü kişiye karşı davayı takip etmek ve savunmak zorundadır.
Bildirme, davaya katılmaya ve savunmaya elverişli
bir zamanda yapılmışsa, alıcının aleyhinde verilen hüküm, onun ağır kusuru
yüzünden verildiği ispat edilmedikçe, satıcı için de sonuç doğurur.
Dava, kendisine yüklenilemeyen sebeplerden dolayı
satıcıya bildirilmemişse satıcı, zamanında bildirilmiş olsaydı daha elverişli
bir hüküm elde edilebileceğini ispatladığı ölçüde sorumluluktan kurtulur.
b. Mahkeme kararı olmaksızın geri verme
MADDE 215- Satıcının zapttan sorumluluğu
aşağıdaki hâllerde devam eder:
1. Alıcı, bir mahkeme kararı beklemeksizin üçüncü
kişinin hakkını dürüstlük kurallarına uygun olarak tanımış ve satılanı ona
vermişse,
2. Alıcı, üçüncü kişinin kendisine karşı dava
açmasını beklemeden, satıcıyı satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin
uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi, aksi takdirde tahkim yoluna başvuracağı
konusunda gecikmeksizin uyarmış ve bundan sonuç alamadığı için tahkim yoluna
başvurmuşsa.
Satıcının
sorumluluğu, alıcının satılanı geri vermekle yükümlü olduğunu ispat etmesi
durumunda da devam eder.
3. Alıcının hakları
a. Tam zapt hâlinde
MADDE 216- Satılanın tamamı alıcının elinden
alınmışsa, satış sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş sayılır ve alıcı satıcıdan
aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal
eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile
birlikte geri verilmesini,
2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden
isteyemeyeceği giderleri,
3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek
olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki
giderleri,
4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden
doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları.
Satıcı, kendisine
hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden
alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.
b. Kısmî zapt hâlinde
MADDE 217- Satılanın bir kısmı elinden
alınmış veya satılan sınırlı aynî bir hakla yüklenmişse alıcı, sadece bu yüzden
uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir.
Ancak alıcının, satılandaki bu durumu bilseydi onu
satın almayacağı durum ve koşullardan anlaşılıyorsa, alıcı hâkimden sözleşmenin
sona ermesine karar vermesini isteyebilir.
Bu durumda alıcı,
satılanın elinde kalmış olan kısmını o zamana kadar elde etmiş olduğu
yararlarla birlikte, satıcıya geri vermekle yükümlüdür.
III. Ayıptan sorumluluk
1. Konusu
a. Genel olarak
MADDE 218- Satıcı, alıcıya karşı herhangi
bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu
olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım
amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran
veya önemli ölçüde azaltan maddî, hukukî ya da ekonomik ayıpların bulunmasından
da sorumlu olur.
Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile
onlardan sorumludur.
b. Hayvan satışında
MADDE 219- Hayvan
satışında satıcı, yazılı olarak üstlenmedikçe veya ağır kusuru olmadıkça ayıptan
sorumlu olmaz.
2. Sorumsuzluk anlaşması
MADDE 220-
Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan
sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
3. Alıcının bildiği ayıplar
MADDE 221- Satıcı, satış sözleşmesinin
kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir.
Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden
geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını
ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.
4. Gözden geçirme ve satıcıya bildirme
a. Genel olarak
MADDE 222- Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin
olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda
satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde
ona bildirmek zorundadır.
Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı
ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden
geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde bu hüküm
uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya
bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.
b. Hayvan satışında
MADDE 223- Hayvan satışında satıcının
sorumlu olacağı süre yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine
ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya alıcının devralmada
temerrüdünün gerçekleştiği günden başlayarak dokuz gün içinde kendisine
bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre
içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur.
5. Satıcının ağır kusurunun sonuçları
MADDE 224- Ağır kusurlu olan satıcı,
satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek
sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken
ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.
6. Satılanın başka yerden gönderilmesi
MADDE 225- Başka yerden gönderilen satılanın
ayıplı olduğunu ileri süren alıcı, bulunduğu yerde satıcının temsilcisi yoksa,
satılanın korunması için gerekli önlemleri geçici olarak almakla yükümlüdür.
Alıcı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü satılanın korunması için gerekli önlemleri
almaksızın onu satıcıya geri gönderemez.
Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne
göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın,
satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.
Satılanın kısa zamanda bozulma tehlikesi varsa,
alıcı onu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya yetkili, hattâ
satıcının yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür. Alıcı, durumu satıcıya
en kısa zamanda bildirmezse, bundan doğan zarardan sorumlu olur.
7. Alıcının seçimlik hakları
a. Genel olarak
MADDE 226- Satıcının satılanın ayıplarından
sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek
sözleşmeden dönme,
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde
indirim isteme,
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün
masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile
değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı
saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini
hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını
kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması
hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış
bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok
yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle
değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.
b. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara
uğraması
MADDE 227- Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan satılanın
ayıptan, beklenmedik hâlden veya mücbir sebepten dolayı yok olması veya ağır
biçimde zarara uğraması, alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını
engellemez. Bu durumda alıcı, satılandan elinde ne kalmışsa onu geri vermekle
yükümlüdür.
Satılan alıcıya
yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse
ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının
satış bedelinden indirilmesini isteyebilir.
8. Dönmenin sonuçları
a. Genel olarak
MADDE 228- Satış sözleşmesinden dönen alıcı,
satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle
yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte
geri verilmesi,
2. Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi,
yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi,
3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının
giderilmesi.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini
ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür.
b. Birden çok mal satışında
MADDE 229- Birden çok mal veya birden çok
parçadan oluşan bir mal, birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı
çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için kullanılabilir. Ancak,
alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden
ayrılmasına imkân yoksa, dönme hakkının satılanın tamamını kapsaması zorunludur.
Satılanın aslı için satıştan dönülmesi, ayrı satış
bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini de kapsar; fakat
eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz.
9. Zamanaşımı
MADDE 230- Satıcı daha uzun bir süre için
üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü
dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden
başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine
devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu
sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz.
Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır
kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.
C. Alıcının borçları
I. Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın
devralınması
MADDE 231- Alıcı, satış sözleşmesinde
kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan
satılanı devralmakla yükümlüdür.
Aksine yerelâdet veya anlaşma yoksa,
satılanın hemen devralınması gereklidir.
II. Satış bedelinin belirlenmesi
MADDE 232- Alıcı, satış bedelini
belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve
zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır.
Satış bedeli, satılanın ağırlığına göre
hesaplanıyorsa, darası indirilir.
Bazı ticarî malların satışında, daralı ağırlıktan
miktar olarak ya da yüzde hesabıyla bir indirim yapılmasına veya bedelin, daralı
ağırlık üzerinden belirlenmesine ilişkin ticarî teamüller saklıdır.
III. Satış bedelinin muacceliyeti ve faizi
MADDE 233- Aksine sözleşme yoksa, satılan
alıcının zilyetliğine girince satış bedeli muaccel olur.
Faiz istenebileceği konusunda bir teamül varsa veya
alıcı maldan ürün ya da diğer verimler elde etme imkânına sahip ise ya da
belirli günün geçmesiyle temerrüdün gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bir ihtara
gerek olmaksızın satış bedeline faiz istenebilir.
IV. Alıcının temerrüdü
1. Satıcının dönme hakkı
MADDE 234- Satılanın, ancak satış bedeli
ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı
temerrüde düşerse, satıcı herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir.
Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu
gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır.
Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya
devredilmişse, alıcınıntemerrüdü
sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın
sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.
2. Zararın hesaplanması ve giderimi
MADDE 235- Borcunu ifa etmeyen alıcı,
satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş
olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun
olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın
giderilmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan
mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın, satış bedeli ile malın
belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farkı alıcıdan giderim olarak
isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Taşınmaz Satışı ve Satış
İlişkisi Doğuran Haklar
A. Şekil
MADDE 236- Taşınmaz satışının geçerli
olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır.
Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım
sözleşmeleri,resmîşekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz.
Önalım
sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
B. Satış ilişkisi doğuran haklar
I. Süresi ve şerhi
MADDE 237- Önalım ve geri alım hakları en
çok yirmibeş yıllık, alım hakkı ise en çok on yıllık süre için
kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh
edilebilir.
II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi
MADDE 238- Aksine anlaşma olmadıkça,
sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri alım hakları devredilemez, ancak miras
yoluyla geçer.
Bu haklarındevredilebileceği sözleşmeylekararlaştırılmışsa, devir işlemi hakkın kurulması için öngörülen şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz.
III. Önalım hakkı
1. İleri sürülmesi
MADDE 239- Önalım hakkı, taşınmazın satışı
ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması hâllerinde
kullanılabilir.
Taşınmazın, mirasın paylaşımında mirasçılardan
birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamu hizmetlerinin yerine
getirilmesi ve bunlara benzer amaçlarla edinilmesi hâllerinde önalım hakkı
kullanılamaz.
2. Koşulları ve hükümleri
MADDE 240- Satıcı veya alıcı, satış
sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini önalım hakkı sahibine noter aracılığıyla
bildirmek zorundadır.
Önalım hakkı kullanıldıktan sonra satış sözleşmesi
ortadan kaldırılırsa ya da alıcının şahsından kaynaklanan sebeplerle
onaylanmazsa, bu durum önalım hakkı sahibine karşı ileri sürülemez.
Önalım hakkını kuran sözleşmede aksi
öngörülmemişse, önalım hakkı sahibi taşınmazı, satıcının üçüncü kişiyle
kararlaştırdığı satışa ilişkin koşullarla kazanır.
Ekonomik bakımdan
satışa eşdeğer işlemlerde de yukarıdaki hükümler uygulanır.
3. Kullanılması ve hükümleri
MADDE 241- Sözleşmeden doğan önalım hakkını
kullanmak isteyen hak sahibi, bu hak şerhedilmiş ve taşınmazın mülkiyeti alıcı
adına tescil edilmişse alıcıya; aksi takdirde satıcıya karşı, satışın veya
ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin kendisine bildirildiği
tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde satışın yapılmasından başlayarak iki yıl
içinde dava açmak zorundadır.
C. Taşınmaz satışı
I. Koşullu satış ve mülkiyetin saklı tutulması
MADDE 242- Bir taşınmazın koşula bağlı
satışında, koşul gerçekleşmedikçe tapu siciline tescil yapılamaz.
Taşınmaz satışında mülkiyeti saklı tutma koşulu da
tescil edilemez.
II. Sorumluluk
MADDE 243- Aksine sözleşme olmadıkça,
satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa
satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür.
Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu
siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı, özellikle
üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir.
Bir yapının ayıplı olmasından doğan davalar,
mülkiyetin geçmesinden başlayarak beş yılda zamanaşımına uğrar.Ancak,
satıcı ağır kusurlu ise, beş yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.
III. Yarar ve hasar
MADDE 244- Satılanın tescilden sonraki bir
zamanda alıcı tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre
belirlenmişse, onun yarar ve hasarı, alıcıya teslimle geçer. Bu hüküm, alıcının
satılanı teslim almada temerrüde düşmesi durumunda da uygulanır.
Bu sözleşmenin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır.
IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların
uygulanması
MADDE 245- Taşınır satışına ilişkin
kurallar, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
Bazı Satış Türleri
A. Örnek üzerine satış
I. Tanımı
MADDE 246- Örnek üzerine satış, tarafların
sözleşmenin konusu olan malın alıcıya veya üçüncü bir kişiye bırakılan bir
örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması üzerinde anlaşmalarıyla
yapılan satıştır.
II. İspat yükü
MADDE 247- Örnek üzerine satışta kendisine
örnek verilen taraf, elindeki örneğin kendisine verilmiş örnek olduğunu ispat
yükü altında olmayıp, örneğin biçimi değişmiş olsa bile, bu değişiklik gözden
geçirmenin zorunlu bir sonucu ise, alıcının iddiası doğru sayılır. Ancak, karşı
tarafın her hâlde bunun aksini ispat hakkı vardır.
Örnek, alıcının elindeyken bozulmuş veya yok
olmuşsa, kusuru olmasa bile, satılanın örneğe uygun olmadığını ispat yükü
alıcıya düşer.
B. Beğenme koşuluyla satış
I. Tanımı
MADDE 248- Beğenme koşuluyla satış, alıcının
satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.
II. Hükümleri
MADDE 249- Beğenme koşuluyla satışta alıcı,
satılanı kabul etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin geri vermekte
serbesttir.
Satılan, alıcının
zilyetliğine geçmiş olsa bile, satılanın mülkiyeti, beğenme koşulunun
gerçekleştiği ana kadar satıcıda kalır.
III. Deneme veya gözden geçirme
1. Satıcının yanında
MADDE 250- Deneme veya gözden geçirme
satıcının yanında yapılmak gerekip de alıcı, satılanı sözleşme veya âdete göre
gerekli süre içindekabul edip etmediğini açıklamazsa, satıcı sözleşmeyle
bağlılıktan kurtulur.
Böyle bir süre
belirlenmemişse, satıcı uygun bir süre geçtikten sonra, satılanı kabul edip
etmediğini bildirmesi için alıcıya ihtarda bulunabilir; bu ihtarahemen cevap verilmezse satıcı, sözleşmeyle
bağlılıktan kurtulur.
2. Alıcının yanında
MADDE 251- Satılan, denenmeksizin veya
gözden geçirilmeksizin alıcıya verilmişse, sözleşme veya âdete göre gereken süre
içinde veya böyle bir süre yoksa, satıcının ihtarı üzerine alıcı, satılanı
beğenmediğini hemen bildirmez veya onu geri vermezse, beğenme koşulu
gerçekleşmiş olur.
Alıcının, herhangi bir çekince belirtmeksizin satış
bedelinin tamamını veya bir kısmını ödemesiyle ya da satılanı deneme veya gözden
geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla da beğenme koşulu gerçekleşmiş
olur.
C. Kısmî ödemeli satışlar
I. Taksitle satış
1. Tanımı, şekli ve içeriği
MADDE 252- Taksitle satış, satıcının,
satılan taşınırı alıcıya satış bedelinin ödenmesinden önce teslim etmeyi,
alıcının da satış bedelini kısım kısım ödemeyi üstlendikleri satıştır.
Taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz.
Malın satıcının ticarî faaliyeti kapsamında
satılması hâlinde, sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim yeri,
2. Satışın konusu,
3. Satılanın peşin satış bedeli,
4. Taksitle ödeme sebebiyle belirtilecek ilâve
bedel,
5. Toplam satış bedeli,
6. Alıcının nakden veya aynen üstlendiği diğer
bütün edimler,
7. Peşinat ve taksitlerin tutarı ile vadesi ve
ikiden az olmamak üzere taksit sayısı,
8. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması
konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı,
9. Öngörülmüşse, mülkiyetin saklı tutulmasına veya
satış bedeli alacağının devrine ilişkin anlaşma kayıtları,
10. Temerrüt veya vadenin ertelenmesi durumunda,
yasal faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere ödenecek faiz,
11. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2. Yasal temsilcinin rızası
MADDE 253- Ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı
tarafından yapılmış olan taksitle satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal
temsilcinin yazılı rızasına bağlıdır. Bu durumda rızanın, en geç sözleşmenin
kurulduğu anda verilmiş olması gerekir.
3. Sözleşmenin yürürlüğe girmesi ve geri alma
açıklaması
MADDE 254- Taksitle satış sözleşmesi, alıcı
bakımından, taraflarca imzalanmış sözleşmenin bir nüshasının eline geçmesinden
yedi gün sonra yürürlüğe girer. Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri
aldığını satıcıya yazılı olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat
edilemez. Geri alma bildiriminin sürenin son gününde postaya verilmiş olması,
sonuç doğurması için yeterlidir.
Satıcı geri alma süresi içinde malı alıcıya
devretmişse alıcı, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde
kullanabilir; aksi takdirde sözleşme yürürlüğe girmiş olur.
Alıcının geri alma hakkını kullanması hâlinde,
kendisinden cayma parası istenemez.
4. Tarafların hak ve borçları
a. Peşinatı ödeme borcu ve sözleşmenin süresi
MADDE 255- Alıcı, peşin satış bedelinin en
az ondabirini en geç teslim anında peşin olarak, satış bedelinin geri
kalan kısmını da sözleşmenin kurulmasını izleyen üç yıl içinde ödemekle
yükümlüdür.
Bakanlar Kurulu, satılanın türüne göre peşinat
miktarı ile yasal ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi, iki katına
kadar çıkartabilir.
Kanunda belirlenen asgarî peşinatı tamamen
almaksızın, satılanı alıcıya devreden satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı üzerinde
istem hakkını kaybeder.
Peşinattan vazgeçilmesi karşılığında, satış
bedelinde yapılacak artırma hükümsüzdür.
b. Alıcının def’ileri
MADDE 256- Alıcı, satıcının taksitle
satıştan doğan alacağı ile kendisinin satıcıdan olan alacağını takas etme
hakkından önceden feragat edemez.
Alacağın devredilmesi durumunda alıcının, satış
bedeli alacağına ilişkin def’ileri sınırlanamaz ve ortadan kaldırılamaz.
c. Satış bedelinin tamamen ödenmesi
MADDE 257- Taksit borcu kambiyo senedine
bağlanmış olmadıkça, alıcı satış bedelinin kalan kısmını her zaman bir defada
ödeyerek borcundan kurtulabilir. Bu durumda, peşin satış bedeline ilâve edilen
bedelin ödenmemiş taksitlere isabet eden kısmı, yarısından az olmamak üzere
ödeme süresinin kısaltılmasına uygun olarak indirilir.
5. Alıcının temerrüdü
a. Satıcının seçimlik hakkı
MADDE 258- Alıcı peşinatı ödemede temerrüde
düşerse satıcı, sadece peşinatı isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Alıcı taksitleri ödemede temerrüde düşerse satıcı,
muaccel olmuş taksitlerin veya geri kalan satış bedelinin tamamının bir defada
ödenmesini isteyebilir ya da sözleşmeden dönebilir. Satıcının geri kalan satış
bedelinin tamamını isteyebilmesi veya sözleşmeden dönebilmesi, ancak bu hakkı
açık biçimde saklı tutmuş olmasına ve alıcının kararlaştırılan satış bedelinin
en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen en az iki taksidi veya en az
dörtte birini oluşturan bir taksidi ya da en son taksidi ödemede temerrüde
düşmüş olmasına bağlıdır. Ancak, satıcının dönme dolayısıyla isteyebileceği
miktar, ödenmiş olan taksitler tutarına eşit veya daha fazla ise satıcı
sözleşmeden dönemez.
Satıcı, satış
bedelinin geri kalan kısmının tamamen ödenmesini isteme veya sözleşmeden dönme
haklarını kullanmadan önce, alıcıya en az onbeş günlük bir süre tanımak
zorundadır.
b. Sözleşmeden dönme
MADDE 259- Satıcı, alıcının taksitleri
ödemekte temerrüde düşmesi sebebiyle satılanın alıcıya devrinden sonra
sözleşmeden dönerse, her iki taraf aldığını geri vermekle yükümlüdür. Satıcı,
ayrıca hakkaniyete uygun bir kullanım bedeli ve satılanın olağandışı
kullanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde tazminat da isteyebilir. Ancak
satıcı, sözleşme zamanında ifa edilmiş olsaydı elde edecek olduğundan fazlasını
isteyemez.
Satıcı, alıcının peşinatı ödemekte temerrüde
düşmesi yüzünden satılanın devrinden önce sözleşmeden dönerse, alıcıdan sadece
ödenmeyen peşinat üzerinden, sözleşmeden döndüğü tarihe kadar işleyecek yasal
faiz ile sözleşmenin kurulmasından sonra, satılanın uğramış olduğu değer kaybı
sebebiyle tazminat isteyebilir. Ceza koşulu kararlaştırılmışsa, peşin satış
bedelinin yüzde onunu aşamaz.
c. Hâkimin müdahalesi
MADDE 260- Hâkim, temerrüde düşen alıcının
borçlarını ödeyeceği konusunda güvence vermesi ve satıcının da bu yeni düzenleme
dolayısıyla herhangi bir zararının söz konusu olmaması koşuluyla, alıcıya ödeme
kolaylıkları sağlayabilir ve satıcının satılanı geri almasını yasaklayabilir.
6. Yetkili mahkeme ve tahkim
MADDE 261- Yerleşim yeri Türkiye’de olan
alıcı, tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar
konusunda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat edemeyeceği
gibi, tahkim sözleşmesi de yapamaz.
7. Uygulama alanı
MADDE 262- Taksitle satışa ilişkin hükümler,
aynı ekonomik amaçla yapılan işlemlere de uygulanır.
Bir taşınırı edinme amacıyla yapılan ödünç
sözleşmelerinde satıcının, mülkiyeti saklı tutma kaydı ile birlikte veya bundan
bağımsız olarak satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya satıcı ile
ödünç verenin başka surette anlaşarak, alıcının satış bedelini daha sonra
taksitler hâlinde ödemeküzere malın teslimini sağlamaları durumunda,
taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ödünç sözleşmesinde,
taksitle satış sözleşmelerine konulması zorunlu olan hususların yer alması
şarttır. Ancak, bunlardan peşin satış bedeli ile toplam satış bedeli yerine,
ödünç alınan miktar ile ödünç verene ödenecek toplam ödünç miktarı gösterilir.
Peşin satışla bağlantılı taksitle ödünç
sözleşmelerinde, ödünç verene, yasal asgarî peşinatın ödenmiş ve peşin satış
bedelinin ödünç sözleşmesinin yapılması sırasında herhangi bir ilâve
yapılmaksızın tamamen karşılanmış olması hâlinde, taksitle satışa ilişkin
hükümler uygulanmaz.
Alıcının tacir sıfatıyla hareket ettiği veya malın
bir ticarî işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması
durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece 258 inci maddenin ikinci
fıkrası, 259 uncu maddenin birinci fıkrası ve 260 ıncı maddesi hükümleri
uygulanır.
II. Ön ödemeli taksitle satış
1. Tanımı, şekli ve içeriği
MADDE 263- Ön ödemeli taksitle satış,
alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının
da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri
satıştır.
Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi, yazılı
şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim yeri,
2. Satışın konusu,
3. Toplam satış bedeli,
4. Taksitlerin sayısı, tutarı, vadesi ve
sözleşmenin süresi,
5. Taksitleri kabule yetkili banka,
6. Alıcıya karşı üstlenilen faiz miktarı,
7. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması
konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı,
8. Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve bu sebeple
ödeyeceği cayma parası,
9. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2. Tarafların hak ve borçları
a. Ödemelerin güvenceye bağlanması
MADDE 264- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun
veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, ödemeleri sözleşmede belirtilen bir
bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına
yatırmakla yükümlüdür.
Banka, her iki tarafın çıkarlarını gözetmek
zorundadır. Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir. Bu rıza
önceden verilemez.
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz
olan sözleşmelerde alıcı, satılanın devrine kadar 268 inci madde uyarınca
sözleşmeden cayarsa satıcı, bu hesap üzerindeki bütün haklarını kaybeder.
b. Alıcının malın devrini isteme hakkı
MADDE 265- Alıcı satış bedelinin tamamını
ödedikten sonra, her zaman malın kendisine devredilmesini isteyebilir. Ancak,
satıcı malı başkasından sağlayarak devredecek ise alıcı, bunun için kendisine
uygun bir süre tanımak zorundadır.
Satıcının malı alıcıya devredebilmesi için,
taksitle satışa ilişkin koşullara uyulması gerekir.
Alıcı birden çok
şey satın almış veya seçim hakkını saklı tutmuş ise, satılanın kısım kısım
devredilmesini, ancak 255 inci maddede öngörülen asgarî peşinatı ödedikten sonra
isteyebilir. Satılanın eşya topluluğu oluşturduğu hâllerde bu istemde
bulunulamaz. Satış bedelinin tamamen ödenmemesi hâlinde, satıcıdan satılanı
kısmen devretmesi, ancak geri kalan kısmın yüzde onunun kendisine güvence olarak
bırakılması koşuluyla istenebilir.
c. Satış bedelinin ödenmesi
MADDE 266- Ödeme
süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde satış bedelinin,
satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerekir. Satılanın devredilmesini
isteyen alıcı, hesabındaki bakiyeden, satış bedelininen çok üçte birlik kısmınısatıcı lehine serbest bırakabilir. Ancak,
sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte bulunulamaz.
d. Satış bedelinin belirlenmesi
MADDE 267- Satıcının sözleşmenin kurulduğu
sırada belirlenen toplam satış bedeline ek bir bedel isteme hakkını saklı tutan
bütün kayıtlar geçersizdir.
Ödenecek toplam satış bedeli sözleşmede belirlenmiş
olmakla birlikte, devredilecek eşya önceden belirlenmemiş ve satıcı tarafından
bu eşyayı seçme hakkı alıcıya tanınmış ise satıcı, peşin satıştaki olağan
bedelleri göz önünde tutmak suretiyle alıcının yapacağı seçime tam olarak
uymakla yükümlüdür.
Buna aykırı anlaşmalar, ancak alıcının yararına
olduğu ölçüde geçerlidir.
3. Sözleşmenin sona ermesi
a. Cayma hakkı
MADDE 268- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun
veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, malın devrine kadar her zaman
sözleşmeden cayabilir.
Sözleşmeden cayma hâlinde alıcı tarafından ödenmesi
öngörülen cayma parası, durumun özelliğine ve sözleşmenin kurulması ile cayma
arasında geçen süreye bakılarak belirlenir. Ancak, bu miktar satıcının toplam
alacağının yüzde ikisinden az ve yüzde beşinden fazla olamaz. Alıcı, yapmış
olduğu ödemelerin cayma parasını aşan kısmının, getirileri ile birlikte
kendisine geri verilmesini isteyebilir.
Alıcının ölmesi veya kazanç elde etmekten sürekli
olarak yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi ya da
sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir taksitle satış sözleşmesinin
konulmasına ilişkin önerisinin satıcı tarafından kabul edilmemesi yüzünden
sözleşmeden cayılmış olursa, cayma parası istenemez.
b. Sözleşmenin süresi
MADDE 269- Ön ödemeleri ifa borcu, beş yılın
geçmesiyle sona erer.
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz
olan sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği hâlde satılanın devri isteminde
bulunmazsa, satıcı kendisini uyararak üç aylık süre tanır. Alıcı bu süre içinde
kayıtsız kalırsa satıcı, alıcıya sözleşmeden cayma hâlinde tanınan haklara sahip
olur.
c. Alıcının temerrüdü
MADDE 270- Alıcı bir veya daha çok ön
ödemede temerrüde düşerse satıcı, ancak vadesi gelmiş olan ödemeleri
isteyebilir. Bununla birlikte, toplam alacağın en az onda birini oluşturan ve
birbirini izleyen iki ön ödemenin veya toplam alacağın en az dörtte birini
oluşturan bir tek ön ödemenin ya da sonuncu ön ödemenin vadesi gelmişse satıcı,
ayrıca alıcıya tanıyacağı bir aylık ödeme süresinin geçmesinden sonra
sözleşmeden dönme hakkına sahip olur.
Satıcı, ödeme süresi bir yıl veya daha az olan
sözleşmeden dönerse, 259 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla
uygulanır. Süresi bir yılı aşan sözleşmelerde satıcı, ancak 268 inci maddenin
ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını ve alıcıya ödenmesi gereken ortalama
banka faizini aşan zararlarının giderilmesini isteyebilir.
Bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde
düşmüş olan alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcı, yasal anapara faizi
ile birlikte, devir isteminden sonra malın değerinde oluşacak eksilmelerin
giderilmesini isteyebilir. Ceza koşulu öngörülmüşse miktarı, satış bedelinin
yüzde onunu geçemez.
Satılanın devredilmiş olduğu hâllerde, dönme
konusunda 259 uncu maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.
4. Uygulama alanının sınırlanması
MADDE 271-
Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticarî işletmenin
ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda,263 ilâ 270 incimaddeler uygulanmaz.
III. Ortak hükümler
MADDE 272- Taksitle satışa ilişkin
hükümlerden yasal temsilcinin rızasına, alıcının sözleşmenin kurulmasından cayma
hakkına ve def’ilerine, satıcının alacağının devrine, hâkim tarafından sağlanan
ödeme kolaylıklarına ve yetkili mahkeme ile tahkime ilişkin olanlar, ön ödemeli
taksitle satışa da uygulanır.
Satılanı devir süresi bir yıldan daha uzun veya
belirsiz olan taksitle satışta alıcı, satılanın devrinden önce ödemeleri
yapmakla yükümlü ise, ön ödemeli taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla
uygulanır.
D. Açık artırma yoluyla satış
I. Tanımı
MADDE 273- Açık artırma yoluyla satış; yeri,
zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır olanlar arasından en yüksek
bedeli öneren ile yapılan satıştır.
II. Kurulması
MADDE 274- Satıcı artırma koşullarında aksi
yönde bir irade açıklamasında bulunmamışsa, herkesin katılabileceği isteğe bağlı
açık artırmalarda satış sözleşmesi, artırmayı yönetenin en yüksek bedeli öneren
kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.
Cebrî artırma yoluyla satış, artırmayı yöneten
memurun en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.
III. Hükümleri
1. Artırmaya katılanın bağlandığı an
a. Genel olarak
MADDE 275- Artırmaya katılan kişi, satış
için konulmuş olan koşullar çerçevesinde önerisiyle bağlıdır.
Aksine bir koşul yoksa, öneride bulunanın
bağlılığı, kendisinden daha yüksek bir öneri yapılmasıyla sona erer veya daha
yüksek öneri olup olmadığının sorulması üzerine böyle bir önerinin olmadığının
anlaşılması hâlinde, önerisinin hemen kabul edilmemesiyle ortadan kalkar.
b. Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında
MADDE 276- Taşınmazın açık artırma yoluyla
satışında, ihalenin veya reddinin artırmadan hemen sonra yapılması gerekir.
Öneride bulunanın bağlılığının artırmadan sonra da
devam edeceğini öngören koşul geçersizdir. Ancak, bu kural cebrî artırmalarda ve
ihalenin bir kamu görevlisince onaylanması gerektiği durumlarda uygulanmaz.
2. Ödemenin peşin olması gereği
MADDE 277- Artırma koşullarında aksi
kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir.
İhale bedeli peşin olarak veya artırma koşulları
uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir.
3. Mülkiyetin geçmesi
MADDE 278- Artırmada taşınır bir mal alan
kişi, onun mülkiyetini ihale anında kazanır. Artırmadan alınan taşınmazın
mülkiyeti, ancak tapu siciline tescille alıcıya geçer.
Artırma görevlisi, satış tutanağında gösterilen
taşınmazın alıcı adına tescilini hemen tapu idaresine bildirir.
Cebrî artırma sonucunda yapılan ihalelerde
mülkiyetin geçmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.
İsteğe bağlı özel artırmalarda mülkiyetin geçmesi
genel hükümlere tâbidir.
4. Zapttan ve ayıptan sorumluluk
MADDE 279- Cebrî artırmalarda zapttan ve
ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanmaz.
Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu siciline
veya satış koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları ve yükleri
ile birlikte malik olur.
İsteğe bağlı açık artırmalarda satıcı, satılanın
zaptından ve ayıplarından sorumludur. Ancak, aldatma durumu dışında, artırma
koşullarında açıkça belirtip duyurmak suretiyle bu sorumluluktan kurtulabilir.
IV. Artırmanın iptali
MADDE 280- Hukuka veya ahlâka aykırı yollara
başvurularak ihalenin gerçekleştirilmesi sağlanmışsa her ilgili, iptal sebebini
öğrendiği günden başlayarak on gün ve her hâlde ihale tarihini izleyen bir yıl
içinde ihalenin iptalini mahkemeden isteyebilir.
Cebrî artırmalar
hakkında özel hükümler saklıdır.
İKİNCİ BÖLÜM
Mal Değişim Sözleşmesi
A.Tanımı
MADDE 281- Mal
değişim sözleşmesi, taraflardan birinin diğer tarafa bir veya birden çok şeyin
zilyetlik ve mülkiyetini, diğer tarafın da karşı edim olarak başka bir veya
birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Tâbi olduğu hükümler
MADDE 282- Satış
sözleşmesine ilişkin hükümler, mal değişim sözleşmesine de uygulanır; buna göre
taraflardan her biri, vermeyi üstlendiği şey bakımından satıcı, kendisine
verilmesi üstlenilen şey bakımından alıcı durumundadır.
C. Zapttan ve ayıptan sorumluluk
MADDE 283- Satış
sözleşmesinin zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümleri uygun düştüğü
ölçüde, mal değişim sözleşmesine de uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Bağışlama Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 284- Bağışlama sözleşmesi,
bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana
karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek
veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir.
Ahlâkî bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama
sayılmaz.
B. Bağışlama ehliyeti
I. Bağışlayan için
MADDE 285- Fiil ehliyetine sahip olan
herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar
saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir.
Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir
yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar
verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.
II. Bağışlanan için
MADDE 286- Fiil ehliyeti bulunmayan kişi
ayırt etme gücüne sahipse, bağışlamayı kabul edebilir. Ancak, bağışlananın yasal
temsilcisi bu kişinin bağışlamayı kabulünü yasaklar veya bağışlanılan şeyin geri
verilmesini emrederse, bağışlama ortadan kalkar.
C. Kurulması
I. Bağışlama sözü verme
MADDE 287- Bağışlama sözü vermenin
geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki aynî bir
hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmî şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır.
Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama
sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama
hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu
hüküm uygulanmaz.
II. Elden bağışlama
MADDE 288- Elden
bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş
olur.
III. Koşullu bağışlama
MADDE 289-
Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir.
Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan
bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.
IV. Yüklemeli bağışlama
MADDE 290-
Bağışlayan bağışlamasına yüklemeler koyabilir.
Bağışlayan, sözleşme gereğince bağışlanan
tarafından kabul edilmiş olan yüklemelerin yerine getirilmesini isteyebilir.
Kamu yararına olarak bağışlamaya konulmuş olan bir
yüklemenin yerine getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın ölümünden sonra,
ilgili kamu kurumuna geçer.
Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin yerine
getirilmesi masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse
bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir.
V. Bağışlayana dönme koşullu bağışlama
MADDE 291- Bağışlayan, bağışlananın
kendisinden önce ölmesi durumunda, bağışlama konusunun kendisine dönmesi
koşulunu koyabilir.
Bağışlama konusu, taşınmaza veya taşınmaz
üzerindeki bir aynî hakka ilişkin ise, bağışlayana dönme koşulu tapu siciline
şerh verilebilir.
VI. Bağışlama önerisinin geri alınması
MADDE 292- Bir kimse başkasına bağışlamayı
önerdiği bir malı, başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın
kabulüne kadar, bağışlama önerisini geri alabilir.
D. Bağışlayanın sorumluluğu
MADDE 293-
Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu zarara ağır kusuruyla sebep
olmadıkça, bağışlanana karşı sorumlu değildir.
Bağışlayan, bağışlanılan şey veya alacak hakkında
ayrıca garanti sözü vermişse, bununla sorumlu olur.
E. Bağışlamanın ortadan kalkması
I. Bağışlamanın geri alınması
MADDE 294- Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan
biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü
geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde,
bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir:
1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından
birine karşı ağır bir suç işlemişse,
2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir
kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa,
3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir
sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.
II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması ve
ifadan kaçınma
MADDE 295- Bağışlama sözü veren, aşağıdaki
durumlarda sözünü geri alabilir ve onu ifadan kaçınabilir:
1. Elden bağışlanılan bir malın geri verilmesini
isteyebileceği sebeplerden biri varsa,
2. Malî durumu, sonradan sözün yerine getirilmesini
kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse,
3. Bağışlama sözü verdikten sonra, kendisi için
yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde
ağırlaşmışsa.
Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü
saptanır veya iflâsına karar verilirse, ifa yükümlülüğü ortadan kalkar.
III. Geri alma hakkının süresi ve mirasçılara
geçmesi
MADDE 296- Bağışlayan, geri alma sebebini
öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir.
Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri
alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu
hakkı kullanabilirler.
Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini
öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri
alma hakkını kullanabilirler.
Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı
olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları
bağışlamayı geri alabilirler.
IV. Bağışlayanın ölümü
MADDE 297- Aksi kararlaştırılmamışsa,
dönemsel edimleri içeren bağışlama, bağışlayanın ölümüyle sona erer.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kira Sözleşmesi
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
A. Tanımı
MADDE 298- Kira sözleşmesi, kiraya verenin
bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını
kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini
ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Kira süresi
MADDE 299- Kira sözleşmesi, belirli ve
belirli olmayan bir süre için yapılabilir.
Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle herhangi bir
bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira
sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için yapılmış sayılır.
C. Kiraya verenin borçları
I. Teslim borcu
MADDE 300- Kiraya veren, kiralananı
kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda
teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Bu
hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı aleyhine değiştirilemez; diğer
kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel işlem koşulları yoluyla bu hükme
aykırı düzenleme yapılamaz.
II. Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu
MADDE 301- Kiralananla ilgili zorunlu
sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya kanunda
öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır.
III. Yan giderlere katlanma borcu
MADDE 302- Kiraya veren, sözleşmede aksi
öngörülmemişse, kiralananın kullanımıyla ilgili olmak üzere, kendisi veya üçüncü
kişi tarafından yapılan yan giderlere katlanmakla yükümlüdür.
IV. Kiraya verenin kiralananın ayıplarından
sorumluluğu
1. Kiralananın teslim anındaki ayıplarından
sorumluluk
MADDE 303- Kiralananın önemli ayıplarla
teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın
sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlere
başvurabilir.
Kiralananın önemli olmayan ayıplarla tesliminde ise
kiracı, kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıplardan dolayı kiraya verenin
sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir.
2. Kiralananın sonradan ayıplı hâle gelmesinden
sorumluluk
a. Genel olarak
MADDE 304- Kiralanan sonradan ayıplı duruma
gelirse kiracı, kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden
ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının giderilmesini
isteyebilir. Ancak, zararın giderilmesi istemi diğer seçimlik hakların
kullanılmasını önlemez.
Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih
hakkı saklıdır.
b. Ayıbın giderilmesini isteme ve fesih
MADDE 305- Kiracı, kiraya verenden
kiralanandaki ayıbın uygun bir sürede giderilmesini isteyebilir; bu sürede ayıp
giderilmezse kiracı, ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir ve bundan doğan
alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız bir benzeri ile
değiştirilmesini isteyebilir.
Ayıbın, kiralananın öngörülen kullanıma
elverişliliğini ortadan kaldırması ya da önemli ölçüde engellemesi ve verilen
sürede giderilmemesi hâlinde kiracı, sözleşmeyi feshedebilir.
Kiraya veren, kiralanandaki ayıbı gidermek yerine,
uygun bir süre içinde ayıpsız benzeriyle değiştirebilir.
Kiraya veren, kiracıya aynı malın ayıpsız bir
benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, onun seçimlik
haklarını kullanmasını önleyebilir.
c. Kira bedelinin indirilmesi
MADDE 306- Kiracı, kiralananın kullanımını
etkileyen ayıpların varlığı hâlinde, bu ayıpların kiraya veren tarafından
öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden
ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını isteyebilir.
d. Zararın giderimi
MADDE 307- Kiraya veren, kusuru olmadığını
ispat etmedikçekiracı, kiraya verenden kiralananın ayıplı olmasından
doğan zararların giderilmesini isteyebilir.
V. Üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle
sorumluluk
1. Zapttan sorumluluk
MADDE 308- Bir üçüncü kişinin kiralananda
kiracının hakkıyla bağdaşmayan bir hak ileri sürmesi durumunda kiraya veren,
kiracının bildirimi üzerine davayı üstlenmek ve kiracının uğradığı her türlü
zararı gidermekle yükümlüdür.
2. Üçüncü kişinin sözleşmenin kurulmasından sonra
üstün hak sahibi olması
a. Kiralananın el değiştirmesi
MADDE 309- Sözleşmenin kurulmasından sonra
kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin
tarafı olur.
Kamulaştırmaya ilişkin hükümler saklıdır.
b. Üçüncü kişinin sınırlı aynî hak sahibi olması
MADDE 310- Sözleşmenin kurulmasından sonra
üçüncü bir kişi, kiralanan üzerinde kiracının hakkını etkileyen bir aynî hak
sahibi olursa, kiralananın el değiştirmesiyle ilgili hükümler kıyas yoluyla
uygulanır.
MADDE 312- Kiracı, kira bedelini ödemekle
yükümlüdür.
2. İfa zamanı
MADDE 313- Kiracı, aksine sözleşme ve yerel
âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve
en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.
3. Kiracının temerrüdü
MADDE 314- Kiracı, kiralananın tesliminden
sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse,
kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme
durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.
Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve
çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı
bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.
II. Özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme
borcu
MADDE 315- Kiracı, kiralananı, sözleşmeye
uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler
ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür.
Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması
durumunda kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün süre
vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği konusunda
yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya
önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen
feshedebilir.
Konut ve çatılı işyeri kirasında, kiracının
kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız
olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya
veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez
olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen
feshedebilir.
III. Temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu
MADDE 316- Kiracı, kiralananın olağan
kullanımı için gerekli temizlik ve bakım giderlerini ödemekle yükümlüdür. Bu
konuda yerel âdete de bakılır.
IV. Ayıpları kiraya verene bildirme borcu
MADDE 317- Kiracı, kendisinin gidermekle
yükümlü olmadığı ayıpları kiraya verene gecikmeksizin bildirmekle yükümlüdür;
aksi takdirde bundan doğan zarardan sorumludur.
V. Ayıpların giderilmesine ve kiralananın
gösterilmesine katlanma borcu
MADDE 318- Kiracı, kiralananın ayıplarının
giderilmesine ya da zararların önlenmesine yönelik çalışmalara katlanmakla
yükümlüdür.
Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için
zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin
kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür.
Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip
görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya
bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının yararlarını göz önünde
tutmak zorundadır.
Kiracının kira bedelinin indirilmesine ve zararının
giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.
E. Özel durumlar
I. Kiralananda yenilik ve değişiklik yapılması
1. Kiraya veren tarafından
MADDE 319- Kiraya veren, kiralananda, kira
sözleşmesinin feshini gerektirmeyen ve kiracıdan katlanması beklenebilecek olan
yenilik ve değişiklikler yapabilir.
Bu yenilik ve değişikliklerin yapılması sırasında
kiraya veren, kiracının menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Kiracının, kira
bedelinin indirilmesine ve zararının giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.
2. Kiracı tarafından
MADDE 320- Kiracı, kiraya verenin yazılı
rızasıyla kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilir.
Yenilik ve değişikliklere rıza gösteren kiraya
veren, yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla geri
verilmesini isteyemez.
Kiracı, aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiraya
verenin rızasıyla yaptığı yenilik ve değişiklikler sonucu ortaya çıkan önemli
değer artışının karşılığının ödenmesini kira sözleşmesi sona erdiğinde
isteyebilir. Daha yüksek bir bedel ödenmesini öngören yazılı anlaşmalar
saklıdır.
II. Alt kira ve kullanım hakkının devri
MADDE 321- Kiracı, kiraya verene zarar
verecek bir değişikliğe yol açmamak koşuluyla, kiralananı tamamen veya kısmen
başkasına kiraya verebileceği gibi, kullanım hakkını da başkasına devredebilir.
Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya
verenin yazılı rızası olmadıkça, kiralananı başkasına kiralayamayacağı gibi,
kullanım hakkını da devredemez.
Alt kiracı, kiralananı kiracıya tanınandan başka
biçimde kullandığı takdirde kiracı, kiraya verene karşı sorumlu olur. Bu durumda
kiraya veren, kiracısına karşı sahip olduğu hakları alt kiracıya veya kullanım
hakkını devralana karşı da kullanabilir.
III. Kira ilişkisinin devri
MADDE 322- Kiracı, kiraya verenin yazılı
rızasını almadıkça, kira ilişkisini başkasına devredemez. Kiraya veren, işyeri
kiralarında haklı sebep olmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz.
Kiraya verenin yazılı rızasıyla kira ilişkisi
kendisine devredilen kişi, kira sözleşmesinde kiracının yerine geçer ve devreden
kiracı, kiraya verene karşı borçlarından kurtulur.
İşyeri kiralarında devreden kiracı, kira
sözleşmesinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte
müteselsilen sorumlu olur.
IV. Kiralananın kullanılmaması
1. Genel olarak
MADDE 323- Kullanıma elverişli
bulundurulduğu sürece kiralanan, kiracının kendisinden kaynaklanan bir sebeple
kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa bile kiracı, kira bedelini ödemekle
yükümlüdür. Bu durumda, kiraya verenin yapmaktan kurtulduğu giderler kira
bedelinden indirilir.
2. Kiralananın sözleşmenin
bitiminden önce geri verilmesi
MADDE 324- Kiracı, sözleşme süresine veya
fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden
doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir
süre için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden
kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya
hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan
borçları sona erer.
Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile
kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten
kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.
V. Takastan feragat yasağı
MADDE 325- Kiracı ve kiraya veren, kira
sözleşmesinden doğan alacaklarını takas etme hakkından önceden feragat
edemezler.
F. Sözleşmenin sona ermesi
I. Sürenin geçmesi
MADDE 326- Açık veya örtülü biçimde bir süre
belirlenmişse, kira sözleşmesi bu sürenin sonunda kendiliğinden sona erer.
Taraflar, bu durumda, açık bir anlaşma olmaksızın
kira ilişkisini sürdürürlerse, kira sözleşmesi belirsiz süreli sözleşmeye
dönüşür.
II. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde fesih
bildirimi
1. Genel olarak
MADDE 327- Belirsiz süreli kira
sözleşmelerinde taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya
başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine ve
fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih dönemlerinin
hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır.
Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih dönemine
veya bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi için
geçerli olur.
2. Taşınmaz ve taşınır yapı
kiralarında
MADDE 328- Taraflardan her biri, bir
taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel âdette
belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin bulunmaması durumunda,
altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih bildirim süresine uyarak
feshedebilir.
3. Taşınır kiralarında
MADDE 329- Taraflardan her biri, bir
taşınıra ilişkin kira sözleşmesini üç gün önceden yapılacak fesih bildirim
süresine uyarak her zaman feshedebilir.
Kiraya verenin meslekî faaliyeti gereği kiraya
verdiği ve kiracının da özel kullanımına yarayan taşınır bir malın kiracısı,
kira sözleşmesini, üç aylık kira dönemi sonu için en az bir ay önceden yapacağı
bir fesih bildirimiyle sona erdirebilir. Bu durumda kiraya verenin, zararının
giderilmesini isteme hakkı yoktur.
III. Olağanüstü fesih
1. Önemli sebepler
MADDE 330- Taraflardan her biri, kira
ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin
varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman
feshedebilir.
Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak,
olağanüstüfesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.
2. Kiracının iflâsı
MADDE 331- Kiracı, kiralananın tesliminden
sonra iflâs ederse kiraya veren, işleyecek kira bedelleri için güvence
verilmesini isteyebilir.
Kiraya veren, güvence verilmesi için kiracı ve
iflâs masasına yazılı olarak uygun bir süre verir. Bu süre içinde kendisine
güvence verilmezse kiraya veren, sözleşmeyi her hangi bir fesih bildirim
süresine uymaksızın hemen feshedebilir.
3. Kiracının ölümü
MADDE 332- Kiracının ölmesi durumunda
mirasçıları, yasal fesih bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi sonu
için sözleşmeyi feshedebilirler.
G. Kiralananın geri verilmesi
I. Genel olarak
MADDE 333- Kiracı kiralananı ne durumda
teslim almışsa, kira sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle yükümlüdür.
Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla kiralananda meydana gelen
eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir.
Kiracının, sözleşmenin sona ermesi hâlinde,
sözleşmeye aykırı kullanmadan doğacak zararları giderme dışında, başkaca bir
tazminat ödeyeceğini önceden taahhüt etmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir.
II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya
bildirme
MADDE 334- Kiraya veren, geri verme
sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu
eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu
bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim alma
sırasında olağan incelemeyle belirlenemeyecek olan eksikliklerin ve ayıpların
varlığı hâlinde, kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya veren, bu tür
eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya hemen yazılı olarak bildirmek
zorundadır.
H. Kiraya verenin hapis hakkı
I. Konusu
MADDE 335- Taşınmaz kiralarında kiraya
veren, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi
olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına
yarayan taşınırlar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
Kiraya verenin hapis hakkı, alt kiracının asıl
kiracıya olan kira borcunu aşmamak üzere, alt kiracının kiralanana getirdiği
aynı nitelikteki taşınırları da kapsar.
Hapis hakkı, kiracının haczedilemeyen malları
üzerinde kullanılamaz.
II. Üçüncü kişilere ait olan eşya
MADDE 336- Üçüncü kişilerin, kiraya verenin
kiracıya ait olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya ile çalınmış,
kaybolmuş veya başka bir biçimde malikinin elinden iradesi dışında çıkmış eşya
üzerindeki hakları, kiraya verenin hapis hakkından önce gelir.
Kiraya veren, kiracı tarafından kiralanana
getirilmiş olan taşınırların kiracının mülkiyetinde olmadığını kira sözleşmesi
devam ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için
feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder.
III. Hakkın kullanılması
MADDE 337- Kiracı, taşınmak veya kiralananda
bulunan taşınırları başka bir yere taşımak istediği takdirde, kiraya veren,
alacağını güvence altına almasını sağlayacak miktardaki taşınırı, sulh hâkiminin
veya icra müdürünün kararıyla alıkoyabilir.
Alıkoyma kararının konusu olan eşya, gizlice veya
zorla götürülürse, götürülmelerinden başlayarak on gün içinde kolluk gücünün
yardımıyla kiralanana geri getirilir.
İKİNCİ AYIRIM
Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları
A. Uygulama alanı
MADDE 338- Konut ve çatılı işyeri kiralarına
ilişkin hükümler, bunlarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan eşya hakkında
da uygulanır. Ancak bu hükümler, niteliği gereği geçici kullanıma özgülenmiş
taşınmazların altı ay ve daha kısa süreylekiralanmalarında uygulanmaz.
Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar
içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine de bu hükümler
uygulanır.
B. Bağlantılı sözleşme
MADDE 339- Konut ve çatılı işyeri
kiralarında sözleşmenin kurulması ya da sürdürülmesi, kiracının yararı
olmaksızın, kiralananın kullanımıyla doğrudan ilişkisi olmayan bir borç altına
girmesine bağlanmışsa, kirayla bağlantılı sözleşme geçersizdir.
C. Kullanma giderleri
MADDE 340- Kiracı, konut ve çatılı işyeri
kiralarında, sözleşmede aksi öngörülmemişse veya aksine yerel âdet yoksa,
ısıtma, aydınlatma ve su gibi kullanma giderlerine katlanmakla yükümlüdür.
Giderlere katlanan taraf, bu giderleri ispat edici
belgelerin birer örneğini, istem üzerine diğer tarafa vermek zorundadır.
D. Kiracının güvence vermesi
MADDE 341- Konut ve çatılı işyeri
kiralarında sözleşmeyle kiracıya güvence verme borcu getirilmişse, bu güvence üç
aylık kira bedelini aşamaz.
Güvence olarak para veya kıymetli evrak verilmesi
kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere,
parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir bankaya
depo eder. Banka, güvenceleri ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin
kesinleşmesiyle ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilir.
Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini
izleyen üç ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını
veya icra ya da iflâs yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak
bildirmemişse banka, kiracının istemi üzerine güvenceyi geri vermekle
yükümlüdür.
E. Kira bedeli
I. Genel olarak
MADDE 342- Kira sözleşmelerinde kira
bedelinin belirlenmesi dışında, kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz.
II. Belirlenmesi
MADDE 343- Tarafların yenilenen kira
dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira
yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir.
Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira
bedeli, bir önceki kira yılının üretici fiyat endeksindeki artış oranını
geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak
hakkaniyete göre belirlenir.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp
yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra
yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni
kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından üretici fiyat
endeksindeki artış oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde
tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira
yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere
göre değiştirilebilir.
Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak
kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Beş
yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki
değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır.
III. Dava açma süresi ve kararın etkisi
MADDE 344- Kira bedelinin belirlenmesine
ilişkin dava her zaman açılabilir.
Ancak, bu dava, dava dilekçesinin, yeni dönemin
başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte kiracıya tebliğ edilmiş ya da
kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin
olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira
dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu
yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.
Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin
artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar
açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin
başlangıcından itibaren geçerli olur.
IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı
MADDE 345- Kiracıya, kira bedeli ve yan
giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira
bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde sözleşme cezası ödeneceğine veya sonraki
kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.
F. Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin
sona ermesi
I. Bildirim yoluyla
1. Genel olarak
MADDE 346- Konut ve çatılı işyeri
kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az
onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için
uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak
sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, onbeş yıllık uzama süresi sonunda kiraya
veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce
bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son
verebilir.
Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her
zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından onbeş yıl geçtikten sonra, genel
hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.
Genel hükümlere göre fesih hakkının
kullanılabileceği durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona
erdirebilir.
2. Bildirimin geçerliliği
a. Şekil
MADDE 347- Konut ve çatılı işyeri
kiralarında fesih bildiriminin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
b. Aile konutu
MADDE 348- Aile konutu olarak kullanılmak
üzere kiralanan taşınmazlarda kiracı, eşinin açık rızası olmadıkça kira
sözleşmesini feshedemez.
Bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı
sebep olmaksızın rızasını vermekten kaçınırsa kiracı, hâkimden bu konuda bir
karar vermesini isteyebilir.
Kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde
bulunarak kira sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanması hâlinde kiraya veren,
fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini kiracıya ve eşine
ayrı ayrı bildirmek zorundadır.
II. Dava yoluyla
1. Kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle
a. Gereksinim, yeniden inşa ve imar
MADDE 349- Kiraya veren, kira sözleşmesini,
1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya
kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri
gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla
esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler
sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,
belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda,
belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine
ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten
başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.
b. Yeni malikin gereksinimi
MADDE 350- Kiralananı sonradan edinen kişi,
onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu
diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu
varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak
bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona
erdirebilir.
Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim
sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden
başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.
2. Kiracıdan kaynaklanan sebeplerle
MADDE 351- Kiracı, kiralananın teslim
edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı
yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu
tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle
sona erdirebilir.
Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde
kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir
kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için
kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya
veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı
kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini
sona erdirebilir.
Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe
veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması
durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa,
sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona
erdirebilir.
3. Dava süresinin uzaması
MADDE 352- Kiraya veren, en geç davanın
açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak
bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.
4. Dava sebeplerinin sınırlılığı
MADDE 353- Dava yoluyla kira sözleşmesinin
sona erdirilmesine ilişkin hükümler, kiracı aleyhine değiştirilemez.
5. Yeniden kiralama yasağı
MADDE 354- Kiraya veren, gereksinim amacıyla
kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç
yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz.
Yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılması sağlanan
taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına
kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden inşa ve imarı gerçekleştirilen
taşınmazları, yeni durumu ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik
hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay
içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç
yıl geçmeden başkasına kiralanamaz.
Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı
takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira
bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.
6. Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi
MADDE 355- Ölen kiracının ortakları veya bu
ortakların aynı meslek ve san’atı yürüten mirasçıları ve ölen kiracı ile
birlikte aynı konutta oturanlar, sözleşmeye ve kanun hükümlerine uydukları
sürece, taraf olarak kira sözleşmesini sürdürebilirler.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Ürün Kirası
A. Tanımı
MADDE 356- Ürün kirası kiraya verenin,
kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin
devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.
Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek
ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran
sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir.
B. Genel hükümlerin uygulanması
MADDE 357- Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin
özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır.
C. Tutanak düzenleme
MADDE 358- Kira sözleşmesi, araç ve
gereçleri, hayvanları, devredilen eşyayı veya stoklanmış malları da içeriyorsa
taraflar, bunların değerlerini birlikte takdir ederek iki nüsha düzenleyecekleri
tutanağa geçirip imzalayarak, birbirlerine vermekle yükümlüdürler.
D. Kiraya verenin borçları
I. Teslim borcu
MADDE 359- Kiraya veren, birlikte kiralanmış
taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere, kiralananı, sözleşmenin
amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya
teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür.
II. Esaslı onarımlar
MADDE 360- Kiraya veren, kira süresi içinde
yapılması zorunlu olan esaslı onarımları, kiracı tarafından bildirilir
bildirilmez, gideri kendisine ait olmak üzere yapmakla yükümlüdür.
E. Kiracının borçları
I. Kira bedelini ve yan giderleri ödeme borcu
1. Genel olarak
MADDE 361- Kiracı, sözleşmede aksine bir
hüküm veya yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve yan giderleri her kira yılının
ve en geç kira süresinin sonunda ödemekle yükümlüdür.
Kiracı, kiralananın tesliminden sonra vadesi gelmiş
kira bedelini veya yan giderleri ödemezse kiraya veren, kiracıya yazılı olarak
en az altmış günlük bir önel verip, bu önel içinde ödememesi durumunda
sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.
2. Olağanüstü durumlarda kira bedelinden indirim
MADDE 362- Tarımsal bir taşınmazın her
zamanki verimi, olağanüstü felâket veya doğal olaylar yüzünden önemli ölçüde
azalırsa kiracı, kira bedelinden orantılı bir miktarın indirilmesini
isteyebilir.
Bu haktan başlangıçta feragat, ancak kira bedelinin
belirlenmesi sırasında bu gibi durumların meydana gelmesi olasılığı göz önünde
tutulmuş veya doğan zarar bir sigorta ile karşılanmış ise, geçerli olur.
II. Kiralananı kullanma ve işletme borcu
MADDE 363- Kiracı, kiralananı özgülendiği
amaca uygunve iyi bir biçimde işletmekle, özellikle ürün vermeye
elverişli bir durumda bulundurmakla yükümlüdür.
Kiracı, kiraya verenin izni olmaksızın,
kiralananın işletme usulünü, kira süresinin bitiminden sonra etkisi
görülebilecek biçimdedeğiştiremez.
III. Bakım borcu
MADDE 364- Kiracı, kiralananın bakımını
gereği gibi sağlamakla yükümlüdür.
Kiracı, yerel âdete uygun olarak küçük onarımları
yapmak, bozulan veya kullanılmayla yok olan düşük değerli araç ve gereçlerin
yerine yenilerini koymak zorundadır.
F. Alt kira ve kullanım hakkını devir yasağı
MADDE 365- Kiracı, kiraya verenin rızası
olmaksızın kiralananı başkasına kiraya veremeyeceği gibi, kullanım ve işletme
hakkını da başkasına devredemez. Ancak kiracı, kiralananda bulunan bazı yerleri,
kiraya veren için zarar doğuracak bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya
verebilir.
Kiracının, başkasıyla yaptığı bu kira
sözleşmelerine, alt kiraya ilişkin kurallar, kıyas yoluyla uygulanır.
G. Sözleşmenin sona ermesi
I. Sona erme sebepleri
1. Sürenin geçmesi
MADDE 366- Belirli süreli kira sözleşmesi,
sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.
Ancak, tarafların örtülü olarak sözleşmeyi
sürdürmeleri hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça, kira sözleşmesi birer yıl için
yenilenmiş sayılır.
Yenilenen kira sözleşmesi yasal bildirim süresine
uyularak, her kira yılının sonu için feshedilebilir.
2. Fesih bildirimi
MADDE 367- Belirsiz süreli sözleşmede, fesih
bildirim süresi sözleşme veya yerel âdetle belirlenmemişse, en az altı aylık bir
bildirim süresine uyulmak koşuluyla, taraflardan her biri sözleşmeyi
feshedebilir.
Aksine bir anlaşma yoksa, tarımsal taşınmazlara
ilişkin ürün kiralarında yerel âdetçe uygulanan bahar veya güz mevsimleri için;
diğer ürün kiralarında ise herhangi bir zaman için fesih bildirimi yapılabilir.
3. Olağanüstü fesih
a. Önemli sebepler
MADDE 368- Taraflardan biri, kira
ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin
varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman
feshedebilir.
Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak,
olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.
b. Kiracının iflâsı
MADDE 369- Kiracının iflâsı hâlinde
sözleşme, iflâsın açıldığı anda, kendiliğinden sona erer. Ancak, kiraya veren,
işlemekte olan kira ve tutanağa geçirilen eşya için yeterli güvence verildiği
takdirde, sözleşmeyi kira yılının sonuna kadar sürdürmekle yükümlüdür.
c. Kiracının ölümü
MADDE 370- Kiracının ölümü hâlinde, onun
mirasçıları ve kiraya veren, altı aylık yasal fesih bildirim sürelerine uymak
koşuluyla, sözleşmeyi feshedebilirler.
II. Sona ermenin sonuçları
1. Geri verme
MADDE 371- Kira süresinin bitiminde kiracı,
kiralananı, tutanağa geçirilmiş olan bütün eşyalarla birlikte ve bulundukları
durumda geri vermekle yükümlüdür.
Kiracı, iyi işletilme durumunda kaçınılabilecek
olan değer eksiklikleri için tazminat ödemekle yükümlüdür.
Kiracı, kiralanana göstermekle yükümlü olduğu özen
çerçevesinde meydana gelen değer artışları için tazminat isteyemez.
2. Tutanağa geçirilmiş eşya
MADDE 372- Kiralanan teslim edilirken
tutanağa geçirilmiş olan eşyalara değer biçilmişse kiracı, kira sözleşmesi sona
erince, bunları özdeş tür ve değerde olmak üzere geri vermekle veya değer
eksikliklerini gidermekle yükümlüdür.
Kiracı, kiraya verenin kusurunu ya da mücbir
sebebin varlığını ispat ederek geri vermekten veya tazminat ödemekten
kurtulabilir.
Kiracı, kendisinin yaptığı masraflardan veya
emeğinden doğan değer artışı için tazminat isteyebilir.
3. Ürün ve yetişme giderleri
MADDE 373- Tarımsal bir taşınmazın kiracısı,
kira sözleşmesinin sona erdiği anda henüz devşirilmemiş ürünler üzerinde bir hak
ileri süremez.
Ancak kiracı, ürünün yetişmesi için yapmış olduğu
tarım giderlerinin hâkim tarafından belirlenecek miktarını, kiraya verenden
tazminat olarak isteyebilir ve bu tazminat işlemiş kiralardan indirilir.
4. Saman, gübre ve benzerleri
MADDE 374- Kiralananı geri veren kiracı,
düzenli bir işletmenin gerektirdiği oranda,
son yılın samanlarını, hayvan yataklarını, kuru ot ve gübrelerini
kiralananda bırakmakla yükümlüdür.
Kiracı, almış olduğundan daha fazlasını
bırakıyorsa, bıraktığı fazlalık için tazminat isteme hakkına sahiptir;
aldığından daha az bırakıyorsa, eksikleri tamamlamak veya değer eksikliğini
gidermekle yükümlüdür.
H. Hayvan kirası
I. Konusu
MADDE 375- Tarımsal bir taşınmazın kirasıyla
bağlantılı olmayan geviş getirici hayvanların kirasında, aksine anlaşma veya
yerel âdet yoksa, kiralanan hayvanların kira süresi içindeki bütün ürünleri
kiracının olur.
Kiracı, kiralanan hayvanları beslemek, onlara iyi
bakmak ve kiraya verene para veya hayvanlardan elde ettiği ürünün belli bir
payını ödemekle yükümlüdür.
II. Sorumluluk
MADDE 376- Aksine anlaşma veya yerel âdet
yoksa kiracı, kiralanan hayvanların uğradığı bir zarardan, bu zararın, korumada
dikkat ve özen gösterildiği hâlde meydana gelmiş olduğunu ispat etmedikçe
sorumludur.
Kiracı, kendi kusuruyla sebebiyet vermediği
olağanüstü koruma giderleri için kiraya verenden tazminat isteyebilir.
Kiracı, önemli kazaları ya da hastalıkları
gecikmeksizin kiraya verene bildirmekle yükümlüdür.
III. Fesih
MADDE 377- Aksine anlaşma veya yerel âdet
yoksa, belirsiz bir süre için yapılan sözleşmeyi, taraflardan her biri, dilediği
zaman feshedebilir.
Ancak, fesih dürüstlük kurallarına aykırı ve uygun
olmayan bir zamanda yapılamaz.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Ödünç Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Kullanım Ödüncü
A. Tanımı
MADDE 378- Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç
verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve
ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Ödünç alanın kullanım hakkı
MADDE 379- Ödünç alan, ödünç konusunu ancak
sözleşmede kararlaştırılan şekilde, sözleşmede hüküm yoksa niteliğine veya
özgülendiği amaca göre kullanabilir.
Ödünç alan, bu hükümlere aykırı davrandığı
durumlarda, beklenmedik hâllerden doğan zararlardan da sorumludur. Ancak, bu
hükümlere uymuş olsaydı bile zararın doğacağını ispat ederse sorumluluktan
kurtulur.
II. Bakım ve koruma giderleri
MADDE 380- Ödünç alan, ödünç konusunun
olağan bakım ve koruma giderlerini karşılamakla yükümlüdür.
Ödünç alan, ödünç verenin yararına yapmak zorunda
kaldığı olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir.
III. Müteselsil sorumluluk
MADDE 381- Bir şeyi birlikte ödünç alanlar,
ondan müteselsilen sorumlu olurlar.
C. Sona ermesi
I. Amacı belirlenmiş kullanmada
MADDE 382- Kullanma için belirli bir süre öngörülmemişse,
ödünç alanın, ödünç konusunu sözleşme uyarınca kullanmış olmasıylaveya
kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle sözleşme sona erer.
Ödünç alan, ödünç konusunu sözleşmeye aykırı
olarak kullanır, onu bozar veya kullanmak için başka bir kimseye verirse ya da
önceden bilinmeyen bir durum yüzünden ödünç verenin ivedi gereksinimi ortaya
çıkarsa, ödünç veren o şeyi daha önce geri isteyebilir.
II. Amacı belirlenmemiş kullanmada
MADDE 383- Ödünç konusu, kullanım süresi ve
hangi amaçla kullanılacağı belirlenmeden verilmişse, ödünç veren onu dilediği
zaman geri isteyebilir.
III. Ödünç alanın ölümü
MADDE 384- Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç
alanın ölmesiyle kendiliğinden sona erer.
İKİNCİ AYIRIM
Tüketim Ödüncü
A. Tanımı
MADDE 385- Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç
verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi,
ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği
sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Faiz
1. Genel olarak
MADDE 386- Ticarî olmayan tüketim ödüncü
sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez.
Ticarî tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca
kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir.
2. Faize ilişkin özel kurallar
MADDE 387- Tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz
oranı belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür
ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır.
Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, belirlenen faiz,
yıllık olarak ödenir.
Faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz
yürütülmesi kararlaştırılamaz.
II. Zamanaşımı
MADDE 388- Ödünç alanın, ödünç konusunun
teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri,
diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar.
III. Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü
MADDE 389- Ödünç alan, ödünç sözleşmesinin
kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç konusunun
tesliminden kaçınabilir.
Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından
önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse, aynı hakka
sahiptir.
C. Para yerine verilen şeyler
MADDE 390- Ödünç alana, sözleşmede
kararlaştırılan para yerine, kıymetli evrak veya ticarî mallar verilirse, borcun
tutarı, bunların teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden
hesaplanır; aksine yapılan sözleşme geçersizdir.
D. Geri verme zamanı
MADDE 391- Ödüncün geri verilmesi konusunda
belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda
muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa
ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle
yükümlü değildir.
ALTINCI BÖLÜM
Hizmet Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hizmet Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 392- Hizmet sözleşmesi, işçinin
işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve
işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği
sözleşmedir.
İşçinin işverene bir hizmeti kısmî süreli olarak
düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet sözleşmesidir.
Genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler, kıyas
yoluyla çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun hükümleri saklıdır.
B. Kurulması
MADDE 393- Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine
bir hüküm olmadıkça özel bir şekle bağlı değildir.
Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret
karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de
işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş
sayılır.
Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi,
hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin
bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur.
C. İşçinin borçları
I. Bizzat çalışma borcu
MADDE 394- Sözleşmeden veya durumun
gereğinden aksi anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat yapmakla yükümlüdür.
II. Özen ve sadakat borcu
MADDE 395- İşçi, yüklendiği işi özenle
yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak
zorundadır.
İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri,
teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve
bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye
özen göstermekle yükümlüdür.
İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat
borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve
özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez.
İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim
ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına
kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması
için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır
saklamakla yükümlüdür.
III. Teslim ve hesap verme borcu
MADDE 396- İşçi, üstlendiği işin görülmesi
sırasında üçüncü kişiden işveren için aldığı şeyleri ve özellikle paraları
derhâl ona teslim etmek ve bunlar hakkında hesap vermekle yükümlüdür.
İşçi, hizmetin ifasından dolayı elde ettiği şeyleri
de derhâl işverene teslim etmekle yükümlüdür.
IV. Fazla çalışma borcu
MADDE 397- Fazla çalışma, ilgili kanunlardabelirlenen normal çalışma süresinin üzerinde ve işçinin rızasıyla yapılan
çalışmadır. Ancak, normal süreden daha fazla çalışmayı gerektiren bir işin
yerine getirilmesi zorunluluğu doğar, işçi bunu yapabilecek durumda bulunur ve
aynı zamanda kaçınması da dürüstlük kurallarına aykırı olursa işçi, karşılığı
verilmek koşuluyla, fazla çalışmayı yerine getirmekle yükümlüdür.
Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
V. Düzenlemelere ve talimata uyma borcu
MADDE 398- İşveren, işin görülmesi ve
işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve
onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının
gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar.
VI. İşçinin sorumluluğu
MADDE 399- İşçi, işverene kusuruyla verdiği
her türlü zarardan sorumludur.
Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli
olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin
işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz
önünde tutulur.
D. İşverenin borçları
I. Ücret ödeme borcu
1. Ücret
a. Genel olarak
MADDE 400- İşveren, işçiye sözleşmede veya
toplu iş sözleşmesinde belirlenen; sözleşmede
hüküm bulunmayan hâllerde ise, alışılmış olan
ücreti ödemekle yükümlüdür.
İşçi işverenle birlikte yaşıyorsa, aksine anlaşma
veya yerel âdet olmadıkça barınma ve beslenme, ücretin bir bölümünü oluşturur.
b. Fazla çalışma ücreti
MADDE 401- İşveren, fazla çalışma için
işçiye normal çalışma ücretini en az yüzde elli fazlasıyla ödemekle yükümlüdür.
İşveren, işçinin rızasıyla fazla çalışma ücreti
yerine, uygun bir zamanda fazla çalışmayla orantılı olarak izin verebilir.
c. İşin sonucundan pay alma
MADDE 402-
Sözleşmeyle işçiye ücretle birlikte üretilenden, cirodan veya kârdan belli bir
pay verilmesi kararlaştırılmışsa, hesap dönemi sonunda bu pay, yasal hükümler
veya genellikle kabul edilmiş ticarî esaslar göz önünde tutularak belirlenir.
İşçiye belli bir pay verilmesi kararlaştırılan
hâllerde, payın hesaplanmasında uyuşulamazsa işveren, işçiye veya onun yerine,
birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve
bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri incelemesine
sunmak; kârdan bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, işveren işçiye, istemi
üzerine ayrıca yıl sonu kâr zarar cetvelini vermek zorundadır.
d. Aracılık ücreti
MADDE 403-
İşçiye belli işlerde aracılık yapması karşılığında işverence bir ücret ödeneceği
kararlaştırılmışsa, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi ile geçerli olarak
kurulmasıyla işçinin istem hakkı doğar.
Borçların kısım kısım ifa edileceği sözleşmeler ile
sigorta sözleşmelerinde, her kısma ilişkin ücret isteminin bu kısma ilişkin
borcun muaccel olmasıyla veya yerine getirilmesiyle doğacağı yazılı olarak
kararlaştırılabilir.
İşçinin aracılığı suretiyle işveren ile üçüncü kişi
arasında kurulan sözleşme, işveren tarafından kusuru olmaksızın ifa edilmezse
veya üçüncü kişi borçlarını yerine getirmezse, ücret istemine yönelik hak sona
erer. Sadece kısmî ifa hâlinde, ücretten orantılı olarak indirim yapılır.
Sözleşmeyle işçiye, kendisine ödenecek aracılık
ücretinin hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse, işveren işçiye ücretin
muaccel olduğu her dönem için, bu ücrete tâbi işlemleri de içeren yazılı hesap
vermekle yükümlüdür.
Hesabı gözden geçirme ihtiyacı ortaya çıkarsa
işveren, işçiye veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin
atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle
ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine sunmak zorundadır.
e. İkramiye
MADDE 404-
İşveren, bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi belirli günler dolayısıyla
işçilerine özel ikramiye verebilir. Ancak, işçilerin bu ikramiyeyi istem hakları
bu konuda anlaşma olması hâlinde doğar.
Hizmet sözleşmesi ikramiyenin verildiği dönemden
önce sona ermişse, işçinin ikramiyeden çalıştığı süre ile orantılı bir bölümünü
isteme hakkı, ancak bu konuda anlaşma olması hâlinde doğar.
2. Ücretin ödenmesi
a. Ödeme süresi
MADDE 405-
Aksine âdet olmadıkça, işçiye ücreti her ayın sonunda ödenir. Ancak, hizmet
sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle daha kısa ödeme süreleri belirlenebilir.
Daha kısa bir ödeme süresi kararlaştırılmamışsa
veya aksine âdet yoksa, aracılık ücreti her ayın sonunda ödenir. Ancak,
işlemlerin yapılması altı aydan daha uzun bir süre gerektirdiği takdirde,
aracılık ücreti asıl ücrete ek olarak kararlaştırılmışsa, yazılı anlaşmayla
ödeme daha ileri bir tarihe bırakılabilir.
Asıl ücrete ek olarak üretilenden pay verilmesi
öngörülen hâllerde, ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay
verilmesi kararlaştırılan hâllerde ise payın, hesap dönemini izleyen en geç üç
ay içinde belirlenerek ödenmesi şarttır.
İşveren, işçiye zorunlu ihtiyacının ortaya çıkması
hâlinde ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda ise, hizmetiyle orantılı
olarak avans vermekle yükümlüdür.
b. Ücretin korunması
MADDE 406- Ücret, sözleşmeyle aksi
kararlaştırılmadıkça, işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına
ödenir. Her ödeme döneminde, işçiye hesap pusulası verilir.
İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu
işçinin rızası olmadıkça takas edemez.Ancak, işçinin kasten sebebiyet
verdiği bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas
edilebilir.
Ücretin işveren lehine kullanılacağına ilişkin
anlaşmalar geçersizdir.
3. İşgörme ediminin ifasının engellenmesi
durumunda ücret
a. İşverenin temerrüdü durumunda
MADDE 407-
İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi
kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu
edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu
engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu
giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı
yararlar ücretinden indirilir.
b. İşçinin çalışmayı durdurması durumunda
MADDE 408- Uzun süreli bir hizmet
ilişkisinde işçi, hastalık, askerlik veya kanundan doğan çalışma ve benzeri
sebeplerle kusuru olmaksızın, iş gördüğü süreye oranla kısa bir süre için
işgörme edimini ifa edemezse işveren, başka bir yolla karşılanmadığı takdirde, o
süre için işçiye hakkaniyete uygun bir ücret ödemekle yükümlüdür.
4. Ücret alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi
MADDE 409-
İşçilerin ücretinin dörtte birinden fazlası haczedilemez,başkasına devredilemez ve rehnedilemez. Ancak, işçinin bakmakla yükümlü
olduğu aile bireyleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar, bu orana
dahil değildir. Nafaka alacaklılarının hakları saklıdır.
Gelecekteki ücret alacaklarının devredilmesi veya
rehnedilmesi geçersizdir.
5. Parça başına veya götürü iş
a. İş verme
MADDE 410-
İşçi, sözleşme gereğince yalnız bir işveren için sadece parça başına veya götürü
iş yapmayı üstlenmişse işveren, ona yeterli iş vermekle yükümlüdür.
İşveren, kendi kusuru olmaksızın sözleşmede
öngörülen parça başına veya götürü iş sağlayamayacak durumda bulunduğu veya
işletme koşulları geçici olarak gerektirdiği takdirde işçiye, ücreti zaman
esasına göre öder. Bu durumda, zamana göre ödenecek ücret, anlaşmada veya hizmet
ya da toplu iş sözleşmesinde belirlenmemişse işveren, işçiye parça başına veya
götürü olarak daha önce aldığı ortalama ücrete eşdeğer bir ücret ödemekle
yükümlüdür.
Parça başına veya götürü ya da zamana göre iş
sağlayamayan işveren, en azından işgörme edimini kabulde temerrüt hükümleri
uyarınca zamana göre işgörmede ödeyeceği ücreti ödemekle yükümlüdür.
b. Birim ücreti
MADDE 411- İşçi, sözleşme gereğince parça
başına veya götürü olarak çalışmayı üstlendiği takdirde işveren, her işin
başlamasından önce ona ödenecek birim ücretini bildirmekle yükümlüdür.
Bu bildirimi yapmayan işveren, aynı veya benzer bir
iş için belirlenmiş olan birim ücretini ödemekle yükümlüdür.
II. İş araç ve malzemeleri
MADDE 412-
Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, işveren işçiye bu iş için gerekli araçları
ve malzemeyi sağlamakla yükümlüdür.
İşçi işverenle anlaşarak kendi araç veya
malzemesini işin görülmesine özgülerse, aksi anlaşmada kararlaştırılmadıkça veya
yerel âdet bulunmadıkça işveren, bunun için işçiye uygun bir karşılık ödemekle
yükümlüdür.
III. Giderler
1. Genel olarak
MADDE 413-
İşveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü harcama ile işçiyi işyeri
dışında çalıştırdığı takdirde, geçimi için zorunlu olan harcamaları da ödemekle
yükümlüdür.
Yazılı olarak yapılmış bir hizmet veya toplu iş
sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından karşılanması kararlaştırılan harcamaların,
işçiye götürü biçimde günlük, haftalık veya aylık olarak ödenmesi öngörülebilir.
Ancak bu ödeme, zorunlu harcamaları karşılayacak miktardan az olamaz.
Zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen işçi
tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.
2. Taşıma araçları
MADDE 414- İşçi, işin görülmesi için
işverenle anlaşarak işverenin veya kendisinin sağladığı bir taşıma aracı
kullanıyorsa, taşıtın işletilmesi ve bakımı için gerekli olağan giderler, hizmet
için kullanıldığı ölçüde işverence karşılanır.
İşçi işverenle anlaşarak, işin görülmesinde kendi
motorlu aracını kullanıyorsa, işveren ayrıca bu araçla ilgili vergiyi, zorunlu
malî sorumluluk sigortası primini ve aracın yıpranması karşılığında uygun bir
tazminatı hizmet için kullanıldığı ölçüde işçiye ödemekle yükümlüdür.
İşçi işverenle anlaşarak, hizmetin görülmesinde
kendisine ait diğer taşıma araçlarını ve hayvanlarını kullanıyorsa işveren,
bunların kullanma ve bakımı için gerekli olan olağan giderleri hizmet için
kullanıldığı ölçüde karşılamakla yükümlüdür.
3. Giderlerin ödenmesi
MADDE 415- İşçinin yapmış olduğu giderlerden
doğan alacağı, daha kısa bir süre kararlaştırılmamışsa veya yerel âdet yoksa,her defasında ücretle birlikte ödenir.
İşçi, sözleşmeden doğan borçlarını yerine getirmek
için düzenli olarak masraf yapıyorsa, kendisine en az ayda bir olmak üzere
belirli aralıklarla uygun bir avans verilir.
IV. İşçinin kişiliğinin korunması
1. Genel olarak
MADDE 416- İşveren, hizmet ilişkisinde
işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek, sağlığını gerektirdiği ölçüde
gözetmek ve işyerinde ahlâka uygun bir düzenin gerçekleştirilmesini sağlamakla,
özellikle kadın ve erkek işçilerin cinsel tacize uğramamaları ve cinsel tacize
uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla
yükümlüdür.
İşveren, işçinin yaşamını, sağlığını ve bedensel
bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Buna göre
işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda,
hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik
açıdan uygulanabilir ve işyerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla
yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine uymaması
sonucunda işçinin ölmesi durumunda, desteğinden yoksun kalanların bu yüzden
uğradıkları zararlara karşılık isteyecekleri tazminat, sözleşmeye aykırılıktan
doğan sorumluluk hükümlerine tâbidir.
2. Ev düzeni içinde çalışmada
MADDE 417- İşçi işverenle birlikte ev düzeni
içinde yaşıyorsa işveren, yeterli gıda ve uygun bir barınak sağlamakla
yükümlüdür.
İşçi, kusuru olmaksızın hastalık veya kaza gibi
sebeplerle işgörme edimini yerine getiremezse işveren, sosyal sigortalar
yardımlarından yararlanamayan, bir yıla kadar çalışmış işçinin bakımını ve
tedavisini, iki hafta süreyle sağlamak zorundadır. İşçinin bir yılı aşan her
hizmet yılı için söz konusu süre, dört haftayı aşmamak üzere ikişer gün
artırılır.
İşveren, işçinin gebeliğinde ve doğum yapması
durumunda da aynı edimleri yerine getirmekle yükümlüdür.
3. Kişisel verilerin kullanılmasında
MADDE 418-
İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili
veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.
V. Ceza koşulu ve ibra
MADDE 419- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi
aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.
İşçinin işverenden olan alacağına ilişkin ibra
sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve ibra konusu alacağın türünün ve
miktarının açıkça belirtilmesi şarttır.
Hizmet sözleşmesi devam ederken veya sona
ermesinden başlayarak bir ay geçmeden işçi aleyhine yapılan ibra sözleşmeleri
kesin olarak hükümsüzdür.
İşçinin haklarını yeterince korumadığı veya aşırı
ölçüde sınırladığı açıkça belli olan ibra sözleşmelerinin, hizmet ilişkisinin
sona erdiği tarihten başlayarak iki yıl içinde iptali istenebilir.
VI. Tatil ve izinler
1. Hafta tatili ve iş arama izni
MADDE 420- İşveren, işçiye her hafta, kural
olarak pazar günü veya durum ve koşullar buna imkân vermezse, bir tam çalışma
günü tatil vermekle yükümlüdür.
İşveren, belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshi
hâlinde, bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir kesinti olmaksızın, günde
iki saat iş arama izni vermekle yükümlüdür.
İzin saatlerinin ve günlerinin belirlenmesinde,
işyerinin ve işçinin haklı menfaatleri göz önünde tutulur.
2. Yıllık izin
a. Süresi
MADDE 421-
İşveren, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz
yaşından küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta
ücretli yıllık izin vermekle yükümlüdür.
b. İndirimi
MADDE 422- İşçi, bir hizmet yılı içinde
kendi kusuruyla toplam bir aydan daha uzun bir süreyle hizmeti yerine
getirmediği takdirde işveren, çalışılmayan her tam ay için, yıllık ücretli izin
süresinden bir gün indirim yapabilir.
İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuru
olmaksızın hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün veya kamu görevinin yerine
getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok üç ay süreyle işgörme
edimini yerine getiremediği takdirde, işveren yıllık ücretli izin süresinden
indirim yapamaz.
İşveren, gebelik ve doğum yapma sebebiyle işgörme
edimini en çok üç ay süreyle yerine getiremeyen kadın işçinin yıllık ücretli
izin süresinden indirim yapamaz.
Hizmet veya toplu iş sözleşmeleriyle, işçinin
aleyhine hüküm doğuracak şekilde, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerine aykırı
düzenleme yapılamaz.
c. Kullanılması
MADDE 423- Yıllık ücretli izinler, kural
olarak aralıksız biçimde verilir; ancak tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek
de kullanılabilir.
İşveren, yıllık ücretli izin tarihlerini, iş
yerinin veya ev düzeninin menfaatleriyle bağdaştığı ölçüde, işçinin isteklerini
göz önünde tutarak belirler.
d. Ücreti
MADDE 424- İşveren, yıllık ücretli iznini
kullanan her işçiye, yıllık ücretli izin süresine ilişkin ücretini, ilgili
işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermekle
yükümlüdür.
İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece,
işverenden alacağı para ve başka menfaatler karşılığında yıllık ücretli izin
hakkından feragat edemez.
Hizmet sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona
ermesi hâlinde, işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin sürelerine ait
ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak
sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı, hizmet sözleşmesinin sona
erdiği tarihte işlemeye başlar.
Yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin bu
süre içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, izin süresi için
kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir.
VII. Hizmet belgesi
MADDE 425- İşveren, işçinin isteği üzerine
her zaman, işin türünüve süresini içeren bir hizmet belgesi vermekle
yükümlüdür.
İşçinin açıkça istemde bulunması hâlinde, hizmet
belgesinde onun işgörmedeki becerisi ile tutum ve davranışları da belirtilir.
Hizmet belgesinin zamanında verilmemesinden veya
belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veya işçiyi işe
alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir.
E. Sınaî ve fikrî mülkiyet hakkı
MADDE 426- Hizmet buluşları üzerinde işçinin
ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet
hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır.
F. Hizmet ilişkisinin devri
I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri
MADDE 427-
İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukukî bir işlemle başkasına devredildiğinde,
devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri,
bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.
İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından,
onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır.
Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden
önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve
devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu
yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile
sınırlıdır.
II. Sözleşmenin devri
MADDE 428- Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin
yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene
devredilebilir.
Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları
ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin,
hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı
tarih esas alınır.
G. Sözleşmenin sona ermesi
I. Belirli süreli sözleşmede
MADDE 429-
Belirli süreli hizmet sözleşmesi,aksi kararlaştırılmadıkça, fesih
bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden
sona erer.
Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra
örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Ancak, esaslı
bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi
kurulabilir.
Taraflardan her biri, on yıldan uzun süreli hizmet
sözleşmesini on yıl geçtikten sonra, altı aylık fesih bildirim süresine uyarak
feshedebilir. Fesih, ancak bu süreyi izleyen aybaşında hüküm ifade eder.
Sözleşmenin fesih bildirimiyle sona ereceği
kararlaştırılmış ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa, sözleşme
belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.
II. Belirsiz süreli sözleşmede
1. Genel olarak fesih hakkı
MADDE 430-
Taraflardan her birinin, belirsiz süreli sözleşmeyi fesih sürelerine uyarak
feshetme hakkı vardır.
2. Fesih bildirim süresi
a. Genel olarak
MADDE 431-
Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden önce, durumun diğer tarafa
bildirilmesi gerekir.
Hizmet sözleşmesi; bildirimin diğer tarafa
ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki
hafta sonra; bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta ve beş yıldan
fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer.
Bu süreler kısaltılamaz; ancak sözleşmeyle
artırılabilir.
İşveren, fesih bildirim süresine ait ücreti peşin
vermek suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir.
Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de
aynı olması zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki tarafa
da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır.
Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde fesih
bildirim süreleri işlemez.
b. Deneme süresi içinde
MADDE 432-
Taraflar, hizmet sözleşmesine iki ayı aşmamak koşuluyla deneme süresi
koyabilirler. Deneme süresi konulmuşsa taraflar, bu süre içinde fesih süresine
uymak zorunda olmaksızın, hizmet sözleşmesini tazminatsız feshedebilirler.
İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer
hakları saklıdır.
III. Feshe karşı koruma
MADDE 433- Hizmet sözleşmesinin fesih
hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih
bildirim süresine ait ücretinüç katı tutarında tazminat ödemekle
yükümlüdür.
IV. Derhâl fesih
1. Koşulları
a. Haklı sebepler
MADDE 434-
Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir.
Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır.
Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına
göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı
sebep sayılır.
b. İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi
MADDE 435-
İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi hâlinde işçi, sözleşmeden doğan hakları
uygun bir süre içinde işveren tarafından güvenceye bağlanmazsa, sözleşmeyi
derhâl feshedebilir.
2. Sonuçları
a. Haklı sebeple fesihte
MADDE 436-
Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o
taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde
tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür.
Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları
göz önünde tutarak haklı sebeple feshin maddî sonuçlarını serbestçe
değerlendirir.
b. Haklı sebebe dayanmayan fesihte
MADDE 437-
İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi,
belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli
sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş
olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir.
İşçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden
tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde
etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir.
Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak,
ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar
verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden
fazla olamaz.
c. İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi
bırakması
MADDE 438- İşçi, haklı sebep olmaksızın işe
başlamadığı veya aniden işi bıraktığı takdirde işveren, aylık ücretin dörtte
birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir. İşverenin, ayrıca ek
zararlarının giderilmesini isteme hakkı da vardır.
İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı zarar
işçinin aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı indirebilir.
Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona ermemişse
işveren, işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından başlayarak otuz gün
içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde,
tazminat isteme hakkı düşer.
V. İşçinin veya işverenin ölümü
1. İşçinin ölümü
MADDE 439-
Sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. İşveren, işçinin sağ kalan
eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm
gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre devam
etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür.
2. İşverenin ölümü
MADDE 440-
İşverenin ölümü hâlinde, yerini mirasçıları alır. Bu durumda işyerinin tamamının
veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin
hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin
kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona
erer. Ancak, işçi sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı
zarar için, mirasçılardan hakkaniyete uygun bir tazminat isteminde bulunabilir.
VI. Sözleşmenin sona ermesinin sonuçları
1. Borçların muaccel olması
MADDE 441- Sözleşmenin sona ermesiyle,
sözleşmeden doğan bütün borçlar muaccel olur.
Muacceliyet ânı, işçinin aracılığı suretiyle
kurulan hukukî ilişkilerde üçüncü kişinin üstlendiği borç, hizmet sözleşmesinin
sona ermesinden sonra tamamen veya kısmen ifa edilecekse altı aya; dönemsel
edimler içeren ilişkilerde bir yıla; sigorta sözleşmelerinde veya ifası altı
aydan uzun bir süreye yayılmış olan işlerde ise iki yıla kadar, yazılı bir
anlaşmayla ertelenebilir.
Üretilenden pay verilmesi öngörülen hâllerde ürün
payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay verilmesi kararlaştırılan
hâllerde ise pay, hesap dönemini izleyen en geç üç ay sonunda muaccel olur.
2. Geri verme yükümlülüğü
MADDE 442-
Sözleşmenin sona ermesi durumunda, taraflardan her biri, diğerinden veya üçüncü
bir kişiden diğerinin hesabına, hizmetle ilişkili olarak almış olduğu şeyleri
geri vermekle yükümlüdür.
İşçi, özellikle motorlu taşıtları ve trafik izin
belgelerini, alacaklarından fazla olduğu ölçüde ücret ve masraf avanslarını geri
vermekle yükümlüdür.
Tarafların hapis hakları saklıdır.
VII. Rekabet yasağı
1. Koşulları
MADDE 443-
Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden
sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına
rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya
bunların dışında, rakip işletmeyle başka
türden bir menfaat ilişkisine girişmektenkaçınmayı yazılı olarak
üstlenebilir.
Rekabet yasağı, ancak hizmet ilişkisi işçiye
müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi
edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin
önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.
2. Sınırlandırılması
MADDE 444-
Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye
düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan
sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.
Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün
durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği
karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı
veya süresi bakımından sınırlayabilir.
3. Aykırı davranışların sonuçları
MADDE 445-
Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı
bütün zararları gidermekle yükümlüdür.
Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna
bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı
ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı
aşan zararı gidermek zorundadır.
İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının
ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla,
kendisinin ihlâl veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı
haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir.
4. Sona ermesi
MADDE 446-
Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının
olmadığı belirlenmişse sona erer.
Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren
tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse,
rekabet yasağı sona erer.
H. Makbuz hükmünde sayılmama
MADDE 447- İşçinin hizmet sözleşmesinden
doğan alacaklarını tahsil ettiğine ilişkin olarak işverene verdiği yazılı belge,
bu alacakların türü ve miktarı açıkça belirtilmedikçe, makbuz hükmünde değildir.
İKİNCİ AYIRIM
Pazarlamacılık Sözleşmesi
A. Tanımı ve kurulması
I. Tanımı
MADDE 448- Pazarlamacılık sözleşmesi,
pazarlamacının sürekli olarak, bir ticarî işletme sahibi işveren hesabına ve
işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı
anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi
işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
II. Kurulması
MADDE 449- Pazarlamacılık sözleşmesi,
sözleşmenin süresini, sona ermesini, pazarlamacının yetkilerini, ücret ve
masrafların nasıl ödeneceğini, taraflardan birinin yerleşim yeri yabancı ülkede
ise uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin hangisi olduğunu içerir.
Yukarıdaki fıkra uyarınca sözleşmede yer alması
öngörülen hususlar taraflarca belirlenmemişse, kanun hükümleri ve alışılmış
hizmet koşulları uygulanır.
B. Pazarlamacının yükümlülük ve yetkileri
I. Yükümlülükleri
MADDE 450- Pazarlamacı, talimata uymamasını
zorunlu kılan haklı bir sebep olmadıkça, kendisine verilen talimata uygun olarak
müşterileri ziyaret etmekle yükümlüdür; işverenin izni olmadıkça, kendisi veya
üçüncü kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez.
Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkiliyse, talimatta
öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır; işveren razı
olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamaz.
Pazarlamacı, pazarlama faaliyetleri ile ilgili
olarak düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek, aldığı siparişleri işverene
derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle
yükümlüdür.
II. Garanti
MADDE 451- Pazarlamacının, müşterilerin
ödememelerinden veya diğer yükümlülüklerini ifa etmemelerinden sorumlu olacağına
ya da alacağın tahsili için yapılacak masrafları tamamen veya kısmen
karşılayacağına ilişkin anlaşmalar, kesin olarak hükümsüzdür.
Pazarlamacı, kendi müşteri çevresiyle işlem
yapıyorsa, müşterilerin borçlarını ifa etmemesi durumunda, işverenin her bir
işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek üzere karşılamayı, uygun bir
ek komisyon kararlaştırılması koşuluyla yazılı olarak üstlenebilir.
Sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan
pazarlamacılar, bir primin tamamının veya bir kısmının ödenmemesi sebebiyle,
bunun tahsili için dava veya icra takibi yoluna başvurulması durumunda, bu
amaçla yapılacak masrafların en çok yarısını karşılayacaklarını, yazılı olarak
üstlenebilirler.
III. Yetkileri
MADDE 452- Aksine yazılı anlaşma olmadıkça
pazarlamacı, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkilidir.
Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkili kılınmışsa
yetkisi, bu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukukî işlem ve fiilleri
kapsar; özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilât yapamaz ve ödeme
günlerini değiştiremez.
C. İşverenin özel yükümlülükleri
I. Faaliyet alanı
MADDE 453- Pazarlamacıya belirli bir
pazarlama alanında veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma
yetkisi verilmiş ve aksine yazılı anlaşma da yapılmamışsa işveren, başkalarına
aynı alan veya çevrede faaliyette bulunma yetkisi veremez; ancak, kendisi üçüncü
kişilerle işlem yapabilir.
Sözleşmenin pazarlama alanı veya müşteri çevresine
ilişkin hükmünün değiştirilmesini gerektiren bir sebep varsa işveren, söz konusu
hükmü, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa bile, bu süreye uymadan
tek taraflı olarak değiştirebilir; ancak, bu durumda pazarlamacının tazminat ve
hizmet sözleşmesini haklı sebeple sona erdirme hakkı saklıdır.
II. Ücret
1. Genel olarak
MADDE 454- İşveren, pazarlamacıya sadece
belirli bir miktardan veya bu miktarla birlikte komisyondan oluşan bir ücret
ödemekle yükümlüdür.
Ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan
oluşacağına ilişkin yazılı anlaşma, kararlaştırılan komisyonun, pazarlamacının
faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluyla geçerlidir.
Deneme süresi için ödenecek ücret, serbestçe
kararlaştırılabilir. Ancak, deneme süresi iki ayı geçemez.
2. Komisyon
MADDE 455- Pazarlamacı, belirli bir
pazarlama alanı veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi
sadece kendisine verilmişse, kendisinin veya işverenin bu alan veya çevrede
yaptığı bütün işlerde kararlaştırılmış ya da alışılmış olan komisyonun
ödenmesini isteyebilir.
Belirli bir pazarlama alanı veya belirli müşteri
çevresinde faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla birlikte başkalarına da
verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık ettiği veya bizzat yaptığı
işler için komisyon ödenir.
Komisyonun muaccel olması anında, yapılan işin
değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa komisyon, önce alışılmış olan en az
değeri üzerinden, geri kalanı ise, en geç işin yerine getirilmesinde ödenir.
3. Pazarlama faaliyetinin engellenmesi
MADDE 456- Pazarlamacının pazarlama işlerini
yürütmesi, kendi kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelir ve sözleşme veya kanun
gereği bu hâlde bile kendisine ücret ödenmesi gerekirse ücret, sabit ücrete ve
komisyonun kaybı sebebiyle ödenebilecek uygun tazminata göre belirlenir. Ancak
komisyon, ücretin beşte birinden az ise, komisyon kaybı sebebiyle tazminat
ödenmeyeceği yazılı olarak kararlaştırılabilir.
Pazarlamacı, pazarlama işlerini kendi kusuru
olmaksızın yürütme imkânını bulamamasına karşın ücretinin tamamını almışsa,
işverenin istemi üzerine, kendisinin yapabileceği ve kendisinden beklenebilecek
işleri onun işletmesinde yapmakla yükümlüdür.
III. Harcamalar
MADDE 457- Pazarlamacı, aynı zamanda birden
fazla işveren hesabına faaliyette bulunuyorsa, aksi yazılı şekilde
kararlaştırılmadıkça, her işveren, pazarlamacının harcamalarına eşit olarak
katılmakla yükümlüdür.
Harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete veya
komisyona dahil edilmesine ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.
IV. Hapis hakkı
MADDE 458- Pazarlamacılık ilişkisinden doğan
muaccel alacaklar ile işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi durumunda, henüz
muaccel olmayan alacakların güvence altına alınması için pazarlamacı,
taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak müşterilerden almış
olduğu paralar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
Pazarlamacı, araç ve taşıma belgelerini, fiyat
tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtlar ile diğer belgeleri alıkoyamaz.
D. Sona ermesi
I. Özel fesih süresi
MADDE 459- Komisyon, sabit ücretin en az
beşte birini oluşturuyor ve önemli mevsimlik dalgalanmalardan etkileniyorsa
işveren, bir önceki mevsimin sona ermesinden beri kendisiyle çalışmaya devam
eden pazarlamacının sözleşmesini, yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresine
uyarak feshedebilir.
Aynı koşullar altında pazarlamacı da, kendisini bir
önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve bundan sonra da çalıştırmaya devam
eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan dönemde, iki
aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.
II. Özel sonuçlar
MADDE 460- Sözleşmenin sona ermesi hâlinde,
pazarlamacının bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği bütün işlemler
ile kabul ve yerine getirme zamanına bakılmaksızın, sözleşmenin sona ermesine
kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon ödenir.
Sözleşmenin sona ermesi hâlinde pazarlamacı,
pazarlamacılık faaliyetinde bulunması için kendisine verilen örnek ve modelleri,
fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer belgeleri işverene
geri vermekle yükümlüdür. Ancak, pazarlamacının hapis hakkı saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Evde Hizmet Sözleşmesi
A.Tanımı ve çalışma koşulları
I. Tanımı
MADDE 461-
Evde hizmet sözleşmesi, işverenin verdiği işi, işçinin kendi evinde veya
belirleyeceği başka bir yerde, bizzat veya aile bireyleriyle birlikte bir ücret
karşılığında görmeyi üstlendiği sözleşmedir.
II. Çalışma koşullarının bildirilmesi
MADDE 462-
İşveren, işçiye her yeni iş verişinde genel çalışma koşulları dışında kalan ve o
işe özgü özellikleri bildirir; gerekiyorsa işçi tarafından sağlanacak malzemeyi,
bu malzemenin sağlanması için kendisine ne miktarda ödemede bulunacağını ve iş
için ödeyeceği ücreti de işçiye yazılı olarak bildirir.
İşin verilmesinden önce malzeme için ödenecek bedel
ve iş için ödenecek ücret yazıyla bildirilmemişse, bu işlerde uygulanan
alışılmış bedel ve ücret ödenir.
III. İşçinin özel borçları
1. İşin yapılması
MADDE 463-
İşçi, işe zamanında başlamak, işi kararlaştırılan zamanda bitirmek ve çalışmanın
sonucunu işverene teslim etmekle yükümlüdür.
İş, işçinin kusuruyla ayıplı olarak görülmüşse
işçi, giderilmesi mümkün olan ayıpları, masrafı kendisine ait olmak üzere
gidermek zorundadır.
2. Malzeme ve iş araçları
MADDE 464- Malzeme ve iş araçları işveren
tarafından sağlanmışsa, işçi bunları gereken özeni göstererek kullanmak, bundan
dolayı hesap vermek, ayrıca kalan malzeme ile iş araçlarını da işverene teslim
etmekle yükümlüdür.
İşçi işi görürken, kendisine teslim edilen
malzemenin veya iş araçlarının bozuk olduğunu belirlerse, durumu hemen işverene
bildirir ve işe devam etmeden önce, onun talimatını bekler.
İşçi, kendisine teslim edilen malzeme veya iş
araçlarını kendi kusuruyla kullanılmaz hâle getirirse, işverene karşı onun
kullanılmaz hâle geldiği gündeki rayiç bedeli kadar sorumludur.
IV. İşverenin özel borçları
1. Ürünün kabulü
MADDE 465-
İşveren, işçinin üreterek teslim ettiği ürünü inceler; varsa bulduğu ayıpları
teslimden başlayarak bir hafta içinde işçiye bildirir. Süresinde bildirim
yapılmamışsa, ürün mevcut durumuyla kabul edilmiş sayılır.
2. Ücret
a. Ödenmesi
MADDE 466- Yapılan işin ücreti, işçi,
işveren tarafından aralıksız olarak çalıştırıldığı takdirde, onbeş günde bir
veya işçinin rızasıyla ayda bir; aralıklı olarak çalıştırıldığı takdirde, ürünün
her tesliminde ödenir.
Her ücret ödenmesinde işçiye, bir hesap özeti
verilir. Hesap özetinde, varsa kesintilerin miktarı ve sebebi de gösterilir.
b. Çalışmanın engellenmesi durumunda
MADDE 467-
İşçiyi aralıksız biçimde çalıştıran işveren, ürünü kabulde temerrüde düştüğü
veya işçinin kişiliğinden kaynaklanan sebeplerle ve kusuru olmaksızın çalışma
engellendiği takdirde, hizmet ediminin engellenmesi durumundaki ücret ödenmesine
ilişkin hükümler gereğince, ona ücretini ödemekle yükümlüdür. Diğer durumlarda
işveren, bu hükümlere göre ücret ödemekle yükümlü değildir.
V. Sona ermesi
MADDE 468-
İşçiye deneme amacıyla bir iş verilmişse,
aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme deneme süresi için kurulmuş sayılır .
İşçi, işveren tarafından aralıksız olarak
çalıştırıldığı takdirde, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme belirsiz süreyle
yapılmış sayılır; diğer durumlarda sözleşmenin belirli süreyle yapıldığı kabul
edilir.
B. Genel hükümlerin uygulanması
MADDE 469- Pazarlamacılık sözleşmesine ve
evde hizmet sözleşmesine ilişkin hüküm bulunmayan hâllerde, hizmet sözleşmesinin
genel hükümleri uygulanır.
YEDİNCİ BÖLÜM
Eser Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 470-
Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun
karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Yüklenicinin borçları
1. Genel olarak
MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği
edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini
gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.
Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun
belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin
göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.
Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan
doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür.
Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem
taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir.
Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici,
eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi
sağlamak zorundadır.
2. Malzeme bakımından
MADDE 472- Malzeme yüklenici tarafından
sağlanmışsa yüklenici, bu malzemenin ayıplı olması yüzünden işsahibine karşı,
satıcı gibi sorumludur.
Malzeme işsahibi tarafından sağlanmışsa yüklenici,
onları gereken özeni göstererek kullanmakla ve bundan dolayı hesap ve artanı
geri vermekle yükümlüdür.
Eser meydana getirilirken, işsahibinin sağladığı
malzemenin veya eserin yapılması için gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır
veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye
düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen işsahibine
bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
3. İşe başlama ve yürütme
MADDE 473-
Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak
işi geciktirmesi ya da işsahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan
gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda
bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, işsahibi teslim için belirlenen günü beklemek
zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir.
Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin
kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça
görülüyorsa, işsahibi bunu önlemek üzere vereceği veya verdireceği uygun bir
süre içinde yükleniciye, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde
hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir
üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir.
4. Ayıp sebebiyle sorumluluk
a. Ayıbın belirlenmesi
MADDE 474-
İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur
bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde
yükleniciye bildirmek zorundadır.
Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin
bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesiniisteyebilir.
b. İşsahibinin seçimlik hakları
MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle
yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan
birini kullanabilir:
1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet
gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı
ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme,
2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim
isteme,
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün
masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme.
İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme
hakkı saklıdır.
Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup,
sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını
kullanamaz.
c. İşsahibinin sorumluluğu
MADDE 476- Eserin ayıplı olması,
yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş
bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecek olursa işsahibi,
eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz.
d. Eserin kabulü
MADDE 477- Eserin açıkça veya örtülü olarak
kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun
tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark
edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder.
İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayıihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır.
Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi,
gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul
etmiş sayılır.
e. Zamanaşımı
MADDE 478- Yüklenici ayıplı bir eser meydana
getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz
yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve
yüklenicinin ağır kusuru varsa, yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
II. İşsahibinin borçları
1. Bedelin muacceliyeti
MADDE 479-
İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin
teslimi anında muaccel olur.
Eserin parça parça teslim edilmesi kararlaştırılmış
ve bedel parçalara göre belirlenmişse, her parçanın bedeli onun teslimi anında
muaccel olur.
2. Bedel
a.Götürü bedel
MADDE 480- Bedel götürü olarak belirlenmişse
yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden
fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin
artırılmasını isteyemez.
Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip
de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel
ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici,
hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı
veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.
Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını
kullanabilir.
Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş
olsa bile işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür.
b. Değere göre bedel
MADDE 481-
Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel,
yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak
belirlenir.
C. Sözleşmenin sona ermesi
I.Yaklaşık bedelin aşılması
MADDE 482-
Başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin, işsahibinin kusuru olmaksızın
aşırı ölçüde aşılacağı anlaşılırsa işsahibi, eser henüz tamamlanmadan veya
tamamlandıktan sonra sözleşmeden dönebilir.
Eser, işsahibinin arsası üzerine yapılıyorsa
işsahibi, bedelden uygun bir miktarın indirilmesini isteyebileceği gibi, eser
henüz tamamlanmamışsa, yükleniciyi işe devamdan alıkoyarak, tamamlanan kısım
için hakkaniyete uygun bir bedel ödemek suretiyle sözleşmeyi feshedebilir.
II. Eserin yok olması
MADDE 483- Eser teslimden önce beklenmedik
olay sonucu yok olursa işsahibi, eseri teslim almada temerrüde düşmedikçe
yüklenici, yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemez. Bu
durumda malzemeye gelen hasar, onu sağlayana ait olur.
Eserin işsahibince verilen malzeme veya gösterilen
arsanın ayıbı veya işsahibinin talimatına uygun yapılması yüzünden yok olması
durumunda yüklenici, doğabilecek olumsuz sonuçları zamanında bildirmişse,
yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerinin ödenmesini isteyebilir.
İşsahibinin kusuru varsa, yüklenicinin ayrıca zararının giderilmesini de isteme
hakkı vardır.
III. Tazminat karşılığı fesih
MADDE 484-
İşsahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek
ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir.
IV. İşsahibi yüzünden ifanın imkânsızlaşması
MADDE 485-
Eserin tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla
imkânsızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen
giderlerini isteyebilir.
İfa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi
kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır.
V. Yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi
MADDE 486-
Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak yapılmış olan sözleşme,
onun ölümü veya kusuru olmaksızın eseri tamamlama yeteneğini kaybetmesi
durumunda kendiliğinden sona erer. Bu durumda işsahibi, eserin tamamlanan
kısmından yararlanabilecek ise, onu kabul etmek ve karşılığını vermekle
yükümlüdür.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Yayım Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 487- Yayım sözleşmesi, bir ilim veya edebiyat eseri
sahibinin veya halefinin, o eseri yayımlanmak üzere yayımcıya bırakmayı,
yayımcının da onu çoğaltarak yayımlamayı üstlendiği sözleşmedir.
B. Şekli
MADDE 488-
Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
C. Hükümleri
I. Yayımlatma hakkının geçişi ve sorumluluk
MADDE 489- Yayım sözleşmesiyle eser
sahibinin hakları, sözleşmenin ifasının gerektirdiği ölçüde ve süreyle yayımcıya
geçer.
Yayımlatan, yayımcıya karşı, sözleşmenin kurulduğu
anda eseri yayımlatma hakkının bulunmamasından sorumlu olduğu gibi, eser
korunmakta ise, telif hakkının olmamasından da sorumludur.
Eserin tamamı veya bir bölümü yayımlanmak üzere
başka bir yayımcıya bırakılmış ya da yayımlatanın bilgisi altında yayımlanmış
ise yayımlatan, yayım sözleşmesinin yapılmasından önce, bunu karşı tarafa
bildirmek zorundadır.
II. Yayımlatanın tasarruf hakkı
MADDE 490- Yayımlatan, sözleşmede
kararlaştırılan süre sona ermedikçe veya süre belirlenmemişse kararlaştırılan
baskı adedinin tükenmesi için alışılmış süre geçmedikçe, eserin tamamı veya bir
bölümü üzerinde, yayımcının zararına olacak biçimde tasarrufta bulunamaz.
Gazete makaleleri ve bir dergide yer alan kısa
yazılar, yayımlatan tarafından her zaman, başka yerde de yayımlatılabilir.
Yayımlatan, toplama bir eserin kendisine ait
bölümlerini veya dergilerde çıkan uzun yazılarını, yayımın bitmesinden
başlayarak üç ay geçmedikçe yeniden yayımlatamaz.
III. Basım sayısı ve baskı adedinin belirlenmesi
MADDE 491- Sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse,
yayımcının ancak bir basım yapma hakkı vardır.
Taraflar, sözleşmenin süresini veya baskı adedini
kararlaştırmak zorundadırlar.
Sözleşmede yayımcıya belirli birkaç basım veya
bütün yeni basımları yapma yetkisi verildiği hâllerde, yayımcı eserin baskı
adedi tükenmiş iken yeni bir basım yapmayı ihmal ederse, yayımlatan yeni basım
için yayımcıya uygun bir süre verir. Yayımcı, verilen süre içinde basımı
gerçekleştirmezse; yayımlatan sözleşmeden cayabilir.
IV. Çoğaltma ve dağıtım
MADDE 492-
Yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve değişiklik yapmaksızın uygun biçimde
çoğaltmakla yükümlüdür; ayrıca, satışın artırılması için gerekli tanıtım ve
dağıtımı yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır.
Satış fiyatını, eserin satılmasını güçleştirmemek
koşuluyla yayımcı belirler.
V. Düzeltme ve iyileştirme
MADDE 493-
Yayımcının menfaatlerini zedelememek ve onun sorumluluğunu artırmamak koşuluyla,
eser sahibi eserde düzeltme ve iyileştirme, halefleri ise ancak güncelleştirme
yapabilir. Bu düzeltme ve iyileştirme gerektirdiği hâlde sözleşmede öngörülmemiş
giderler, yayımlatan tarafından karşılanır.
Yayımcı, eser sahibine eserini iyileştirme,
haleflerine de güncelleştirme imkânı vermeden yeni bir basım yapamaz ve onu
çoğaltamaz.
VI. Birarada basım ve ayrı ayrı yayım
MADDE 494-
Bir eser sahibinin birden çok eserini ayrı ayrı yayımlama hakkı, yayımcıya
bunların bir arada basılması yetkisini vermez.
Aynı şekilde, eser sahibinin bütün eserlerini veya
bunlardan yalnız bir türünü birarada yayımlama hakkı, yayımcıya bunlar içinden
her birinin ayrı ayrı basıpyayma hakkını vermez.
VII. Çeviri hakkı
MADDE 495-
Çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi, bunun sözleşmede açıkça belirtilmiş
olmasına bağlıdır.
VIII. Bedel isteme hakkı
1. Bedelin belirlenmesi
MADDE 496-Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça
yayımlatan, bedel ödenmesini isteyebilir.
Bedel ödenmesi gereken hâllerde ödenecek miktar
belli değilse bedel, hâkim tarafından belirlenir.
Yayımcının birden fazla basım yapma hakkı varsa,
ilk basım için kararlaştırılan bedel ve diğer koşulların, sonraki basımlar için
de uygulanacağı kabul edilmiş sayılır.
2. Bedelin ödenme zamanı, satış hesapları ve
bedelsiz alma hakkı
MADDE 497-
Bedel, eser bütün olarak yayımlanacaksa tamamının; cilt, fasikül, forma gibi
bölümler hâlinde yayımlanacaksa, her bölümün basımından ve satışa hazır duruma
getirilmesinden sonra ödenir.
Taraflar, bedeli satış miktarına bağlamışlarsa
yayımcı, satış hesaplarını tutmak, çıkarmak ve teamüle uygun ispat edici
belgeleri hazırlamakla yükümlüdür.
Aksi kararlaştırılmadıkça yayımlatanın, eserden,
teamül uyarınca verilmesi gereken miktarda bedelsiz alma hakkı vardır.
D. Sona ermesi
I. Eserin yok olması
MADDE 498-
Eser, yayımcıya teslimden sonra beklenmedik hâl sonucu yok olsa bile, yayımcı
bedeli ödemekle yükümlüdür.
Eserin başka bir örneği kendisinde varsa, eser
sahibinin bu örneği yayımcıya vermesi gerekir; başka bir örneği bulunmamakla
birlikte, az bir çabayla yeniden meydana getirilebilecekse eser sahibi, eseri
meydana getirerek teslim etmekle yükümlüdür. Eser sahibi her iki durumda da
uygun bir karşılık isteyebilir.
II. Basılanın yok olması
MADDE 499-
Eserin tamamlanmış olan baskı adedinin tamamı veya bir bölümü, satışa sunulmadan
önce beklenmedik hâl sonucu yok olursa yayımcı, yayımlatana ayrıca bir bedel
ödemeksizin yok olan miktarı, gideri kendisine ait olmak üzere yeniden
basabilir.
Yayımcı, aşırı masraf gerektirmeksizin yok
olanların yerine yenilerini koyabilecek ise, bunu yapmakla yükümlüdür.
III. Kişisel sebeplerle sona ermesi
MADDE 500-
Eser sahibi eseri tamamlamadan önce ölür veya tamamlama yeteneğini yitirir ya da
eseri tamamlaması kendi kusuru olmaksızın imkânsız duruma gelirse, sözleşme
kendiliğindensona erer. Ancak, sözleşmenin tamamı veya bir bölümünün
yerine getirilmesi mümkün ve hakkaniyete uygun bulunursa hâkim, sözleşme
ilişkisinin devam etmesine ve bunun için gereken değişikliklerin yapılmasına
karar verebilir.
Yayımcı iflâs ederse yayımlatan, eseri başka bir
yayımcıya verebilir; ancak, iflâs anında henüz muaccel olmamış borcun yerine
getirileceğikonusunda güvence gösterilmişse, yayımlatan eseri başka bir
yayımcıya veremez.
E. Eserin yayımcının plânına göre meydana
getirilmesi
MADDE 501- Bir veya birkaç kişi, yayımcının
belirlediği plâna göre bir eser meydana getirmeyi üstlenirlerse, sadece
sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar.
Bu durumda, telif hakkı yayımcıya ait olur.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Vekâlet İlişkileri
BİRİNCİ AYIRIM
Vekâlet Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 502-
Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini
yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun
düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de
uygulanır.
Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak
kazanır.
B. Kurulması
MADDE 503- Kendisine bir işin görülmesi
önerilen kişi, bu işi görme konusunda resmî sıfata sahipse veya işin yapılması
mesleğinin gereği ise ya da bu gibi işleri kabul edeceğini duyurmuşsa, bu öneri
onun tarafından hemen reddedilmedikçe, vekâlet sözleşmesi kurulmuş sayılır.
C. Hükümleri
I. Vekâletin kapsamı
MADDE 504-
Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine
göre belirlenir.
Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin
görülmesi için gerekli hukukî işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar.
Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava
açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama
yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz.
II. Vekilin borçları
1. Talimata uygun ifa
MADDE 505-
Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet
verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği
açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir.
Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan
ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet
borcunu ifa etmiş olmaz.
2. Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme
a. Genel olarak
MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa
etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da
teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin
haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun
belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin
göstermesi gereken davranış esas alınır.
b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde
MADDE 507-
Vekil, yetkisi dışına çıkarak işi başkasına gördürdüğünde, onun fiilinden
kendisi yapmış gibi sorumludur.
Vekil başkasına vekâlet vermeye yetkili ise, sadece
seçmede ve talimat vermede gerekli özeni göstermekle yükümlüdür.
Vekâlet veren, her iki durumda da vekilin
kendi yerine koyduğu kişiye karşı sahip olduğu hakları, doğrudan doğruya o
kişiye karşı ileri sürebilir.
3. Hesap verme
MADDE 508-
Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve
vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür.
Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın
faizini de ödemekle yükümlüdür.
4. Edinilen hakların vekâlet verene geçişi
MADDE 509- Vekilin, kendi adına ve vekâlet
veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet
verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet
verene geçer.
Vekilin iflâsı hâlinde vekâlet veren, bu alacağın
kendisine geçmiş olduğunu iflâs masasına karşı da ileri sürebilir.
Vekâlet veren, vekilin kendi adına ve vekâlet veren
hesabına edinmiş olduğu taşınır eşyanın iflâs masasından ayrılarak kendisine
verilmesini isteyebilir. Vekilin sahip olduğu hapis hakkından iflâs masası da
yararlanır.
III. Vekâlet verenin borçları
MADDE 510- Vekâlet veren, vekâletin gereği
gibi ifası için vekilin yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte
ödemek ve yüklendiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür.
Vekil, vekâletin ifası sebebiyle uğradığı zararın
giderilmesini vekâlet verenden isteyebilir. Ancak vekâlet veren, kusuru
bulunmadığını ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
IV. Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte
vekillerin sorumluluğu
MADDE 511- Bir kişiye birlikte vekâlet
verenler, vekile karşı müteselsil olarak sorumludurlar.
Vekâleti birlikte üstlenenler, vekâletin ifasından
müteselsil olarak sorumludurlar ve yetkilerini başkalarına devir hakları
olmadıkça, vekâlet vereni, ancak birlikte yaptıkları fiil ve işlemleriyle borç
altına sokabilirler.
D. Sona ermesi
I. Sebepleri
1. Tek taraflı sona erdirme
MADDE 512- Vekâlet veren ve vekil, her zaman
sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda
sözleşmeyi sonaerdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle
yükümlüdür.
2. Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflâs
MADDE 513- Sözleşmeden veya işin
niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü,
ehliyetini kaybetmesi ya da iflâsı ile kendiliğinden sona ermiş olur. Bu hüküm,
taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, bu tüzel kişiliğin sona
ermesinde de uygulanır.
Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini
tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri
kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da
temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlüdür.
II. Hükümleri
MADDE 514- Vekilin sözleşmenin sona erdiğini
öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçıları sözleşme devam
ediyormuş gibi sorumludur.
İKİNCİ AYIRIM
Kredi Mektubu ve Kredi Emri
A. Kredi mektubu
MADDE 515- Kredi mektubu, mektup gönderenin
gönderilene bir üst sınır belirleyerek veya belirlemeksizin, kredi mektubundan
yararlanacak belirli kişiye istemde bulunacağı miktarda para ve benzeri şeyleri
verme konusundaki vekâletini içeren belgedir. Kredi mektubu, vekâlet sözleşmesi
ve havale hükümlerine tâbidir.
Üst sınır belirlenmeksizin verilmiş olan kredi
mektubunda mektuptan yararlanacak kişi, bu mektupla ilgili olanlar arasındaki
ilişkiye açıkça uygun olmayan fazla bir istemde bulunursa mektup gönderilen,
durumu gönderene bildirmek ve cevap alıncaya kadar ödemeyi ertelemek zorundadır.
Kredi mektubuyla
verilen vekâlet, ancak gönderilen tarafından belirli bir miktar için kabul
edildiği takdirde geçerli olur.
B. Kredi emri
I. Tanımı ve şekli
MADDE 516-
Bir kimse kendi adına ve hesabına kredi emri verenin sorumluluğu altında bir
üçüncü kişiye kredi açmak veya krediyi yenilemek için emir almış ve kabul
etmişse, kredi emri verilen vekâletini aşmadıkça emri veren, kredi borcundan
kefil gibi sorumlu olur. Ancak, kredi emri yazılı olmadıkça emri veren sorumlu
olmaz.
II. Kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliği
MADDE 517-
Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğini ileri sürerek
kredi emri verilene karşı sorumluluktan kurtulamaz.
III. Kredi emri verilenin önel vermesi
MADDE 518-
Kredi emri verilen, kredi emrinden yararlanana kendiliğinden önel verir veya
kendisine talimat verildiği hâlde kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal
ederse, kredi emri veren sorumluluktan kurtulur.
IV. Taraflar arasındaki ilişki
MADDE 519-
Kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan arasındaki ilişkiye, kefil ile
asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümler uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Simsarlık Sözleşmesi
A. Tanımı ve şekli
MADDE 520- Simsarlık sözleşmesi, simsarın
taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya
kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde
ücrete hak kazandığı sözleşmedir.
Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete
ilişkin hükümler uygulanır.
Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi,
yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
B. Ücret
I. Hak etme zamanı
MADDE 521- Simsar, ancak yaptığı faaliyet
sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır.
Simsarın faaliyeti sonucunda kurulan sözleşme
geciktirici koşula bağlanmışsa ücret, koşulun gerçekleşmesi hâlinde ödenir.
Simsarlık sözleşmesinde simsarın yapacağı
giderlerin kendisine ödeneceği kararlaştırılmışsa, simsarın faaliyeti
sözleşmenin kurulmasıyla sonuçlanmamış olsa bile giderleri ödenir.
II. Ücretin belirlenmesi
MADDE 522- Ücret,belirlenmemişse
tarifeye, tarife yoksa alışılmış usule göre ödenir.
III. Simsarın haklarını kaybetmesi
MADDE 523- Simsar, üstlendiği borcuna aykırı
davranarak diğer tarafın menfaatine hareket eder veya dürüstlük kurallarına
aykırı olarak diğer taraftan ücret sözü alırsa, ücrete ve yaptığı giderlere
ilişkin haklarını kaybeder.
IV. Evlenme simsarlığı
MADDE 524- Evlenme simsarlığından doğan
ücret dava edilemez.
V. Ücretten indirim
MADDE 525-
Sözleşmede aşırı bir ücret kararlaştırılmışsa, borçlunun istemi üzerine, bu
ücret hâkim tarafından hakkaniyete uygun olarak indirilebilir.
ONUNCU BÖLÜM
Vekâletsiz İşgörme
A. İşgörenin hak ve borçları
I. İşin görülmesi
MADDE 526-
Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve
varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür.
II. Sorumluluk
MADDE 527-
Vekâletsiz işgören, her türlü özensizliğinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi,
işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa,
sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir.
İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak
yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka
veya ahlâka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o
işi yapmamış olsaydı bile, bu zararınbeklenmedik hâl sonucunda
gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
III. İşgörenin ehliyetsizliği
MADDE 528-
İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği
ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla
sorumlu olur.
Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk
saklıdır.
B. İşsahibinin hak ve borçları
I. İşin işsahibinin menfaatine yapılması hâlinde
MADDE 529-
İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine
göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü işdolayısıylaüstlendiğiedimleri ifa etmek ve hâkimin takdir
edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa
bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır.
İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı
takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir.
II. İşin işgörenin menfaatine yapılması hâlinde
MADDE 530-
İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları
edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını
ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür.
III. Onama
MADDE 531- İşsahibi yapılan işi onamışsa,
vekâlet hükümleri uygulanır.
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Komisyon Sözleşmesi
A. Alım veya satım komisyonculuğu
I.Tanımı
MADDE 532-
Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve
vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını
üstlendiği sözleşmedir.
Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere, komisyon
sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır.
II. Komisyoncunun borçları
1. Bildirme ve sigortalama borcu
MADDE 533- Komisyoncu, yaptığı iş hakkında
vekâlet vereni bilgilendirmek ve özellikle talimatının yerine getirildiğini
kendisine hemen bildirmekle yükümlüdür.
Vekâlet verenin talimatı olmadıkça komisyoncu,
sözleşmenin konusunu oluşturan şeyleri sigorta ettirmekle yükümlü değildir.
2. Özen borcu
MADDE 534- Satılmak üzere kendisine
gönderilen eşya açıkça ayıplı ise komisyoncu, vekâlet verenin taşıyıcıya karşı
haklarının korunması için gerekeni yapmak, zararı tespit ettirmek, olabildiğince
eşyayı koruma altına almak ve durumdan vekâlet vereni hemen bilgilendirmekle
yükümlüdür; aksi takdirde, özensizliğinden doğan zarardan sorumlu olur.
Satılmak üzere gönderilen eşya kısa sürede
bozulabilecek nitelikte ise komisyoncu, vekâlet vereni hemen bilgilendirmek
koşuluyla eşyayı satmakla yükümlüdür.
3. Vekâlet verenin belirlediği bedel
MADDE 535-
Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal satan komisyoncu, malı
satmasaydı vekâlet verenin daha fazla zarar göreceğini ve durumun yeniden
talimat almaya elverişli bulunmadığını ispat etmedikçe, belirlenen bedel ile
satış bedeli arasındaki farkı gidermekle yükümlüdür. Bunun dışında komisyoncu,
kusuru varsa, talimatına aykırı davranmasından dolayı vekâlet verenin uğradığı
diğer zararlardan da sorumludur.
Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal
alan veya üstünde satan komisyoncu, bu işlemlerden doğan farkı alıkoyamaz.
4. Veresiye satma ve teslim almadan ödeme
MADDE 536-
Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satar veya malı teslim
almadan bedelini öderse, bundan doğan zarara katlanmak zorundadır. Ancak,
vekâlet veren yasaklamadıkça, malı satış yerindeki ticarî teamüle göre veresiye
de satabilir.
5. Komisyoncunun garantisi
MADDE 537-
Yetkisi olmaksızın veresiye mal satması dışında, komisyoncu işlemde bulunduğu
borçluların ödememelerinden ve diğer borçlarını ifa etmemelerinden sorumlu
olmaz. Ancak, komisyoncu açıkça garanti vermişse veya bulunduğu yerdeki ticarî
teamül gerektiriyorsa sorumlu olur.
Garanti veren komisyoncunun bundan dolayı ayrıca
ücret isteme hakkı vardır.
III. Komisyoncunun hakları
1. Ödediği paralar ve yaptığı giderler
MADDE 538-Komisyoncu, vekâlet verenin yararı için
yaptığı bütün giderleri ve ödediği paraları faiziyle birlikte isteyebilir.
Komisyoncu, ardiye ve taşıma bedellerini vekâlet
verenin hesabına geçirebilirse de, kendi çalışanlarının ücretlerini geçiremez.
2. Komisyon ücreti
a. İsteme hakkı
MADDE 539- Komisyoncu, ücretinin ödenmesini
kendisine verilen işi yapınca isteyebileceği gibi, işin yapılmaması vekâlet
verene yükletilebilen bir sebepten kaynaklanması hâlinde de isteyebilir.
Komisyoncu, başka sebeplerle işin yapılamaması
durumunda, ancak emeğinin yerel âdete göre belirlenecek karşılığını isteyebilir.
b. Kaybedilmesi
MADDE 540-
Komisyoncu, vekâlet verene karşı dürüstlük kurallarına aykırı davranır,
özellikle ona satın aldığından fazla veya sattığından eksik bir bedel
bildirirse, ücret alma hakkını kaybeder.
Bedelin gerçekleşen bedelden farklı gösterilmesi
durumunda vekâlet veren, komisyoncuyu gerçekleşen bedel üzerinden satılanın
alıcısı veya satıcısı sayma hakkına sahiptir.
3. Hapis hakkı
MADDE 541-
Komisyoncunun, sattığı malın bedeli ve satın aldığı mal üzerinde hapis hakkı
vardır.
4. Malın açık artırmayla satılması
MADDE 542-
Komisyoncuya verilen malın satılamaması veya satış emrinden cayılması durumunda
vekâlet veren, malı geri almakta ya da o malla ilgili başka işlem yapmakta aşırı
ölçüde gecikirse komisyoncu, malı bulunduğu yer mahkemesinden karar alarak açık
artırmayla sattırabilir. Ancak, mal borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa
ya da yapılacak masrafa oranla değeri azsa, hâkim satışın başka bir yolla
yapılmasına da karar verebilir.
Malın bulunduğu yerde vekâlet veren ya da
temsilcisi hazır bulunmazsa, satış kararı vekâlet veren dinlenmeksizin de
verilebilir.
Malın hızla değer kaybetmesi hâli dışında,
artırmanın yer ve zamanının mahkemece vekâlet verene bildirilmesi zorunludur.
5. Komisyoncunun kendisiyle işlem yapması
a. Bedel ve ücret
MADDE 543-
Borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan kambiyo senetleri veya diğer kıymetli
evrakı ya da ticarî malları satmaya veya satın almaya yetkili kılınan
komisyoncu, vekâlet veren tarafından aksine talimat verilmemişse, satın alacağı
mal yerine kendi mallarını satabilir veya satacağı malı kendisi için satın
alabilir. Bu hâllerde, komisyoncunun kendisiyle işlem yaptığı andaki değerler
esas alınır; komisyoncunun, komisyon işlerinde alışılagelmiş olan ücret ve
giderlerini bu hâllerde bile isteme hakkı vardır.
Komisyoncu bu tür bir işlemin yapıldığını aynı gün
vekâlet verene bildirmek zorundadır.
Diğer hâllerde satış hükümleri uygulanır.
b. İşlemi kendisiyle yapmış sayılma
MADDE 544- Komisyoncu, kendisinin doğrudan
doğruya alıcı veya satıcı olabildiği durumlarda, sözleşmenin diğer tarafını
göstermeksizin vekâletin yerine getirildiğini vekâlet verene bildirirse, işlemi
kendisiyle yapmış sayılır.
c. İşlemi kendisiyle yapma hakkının düşmesi
MADDE 545- Vekâlet verenin vekâleti geri
aldığı haberi komisyoncuya ulaştığı anda, komisyoncunun işlemikendisiyle
yapma hakkı düşer. Ancak, bu haber kendisine ulaşmadan önce komisyoncu, işlemin
yapıldığı bildirimini göndermişse, bu hüküm uygulanmaz.
B. Diğer komisyon işleri
MADDE 546- Malzemesi işsahibi tarafından
verilmek üzere imal edilecek taşınırlar hakkındaki komisyon işleri, eşya mislî
şeylerden olmasa da, alım ve satım komisyonculuğu hükmündedir.
Alım ve satım komisyonculuğu sayılmayan işleri,
ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına üstlenen alım ve
satım komisyoncusu ile komisyon işlerini kendisine meslek edinmeyip arada bir
üstlenen tacir hakkında da bu bölüm hükümleri uygulanır.
Taşıma işleri komisyonculuğu hakkındaki özel
hükümler saklıdır.
ONİKİNCİ BÖLÜM
Ticarî Temsilciler, Ticarî Vekiller ve Diğer
Tacir Yardımcıları
A. Ticarî temsilci
I. Tanımı ve yetki verilmesi
MADDE 547-
Ticarî temsilci, işletme sahibinin, ticarî
işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı
altında, ticarî temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da
örtülü olarak yetki verdiği kişidir.
İşletme sahibi, ticarî temsilcilik yetkisi
verildiğini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticarî işletme
sahibinin ticarî temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin yapılmış
olmasına bağlı değildir.
II. Temsil yetkisinin kapsamı
MADDE 548-
Ticarî temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo
taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri
yapmaya yetkili sayılır.
Ticarî temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça,
taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.
III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması
MADDE 549-
Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabilir.
Temsil yetkisi, birden çok kişinin birlikte imza
atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerlerinin katılımı
olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması, işletme sahibini bağlamaz.
Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamalar,
tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmaz.
Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil
edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
IV. Temsil yetkisinin sona ermesi
MADDE 550-
Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil edilmemiş olsa bile, sona
erdiği tescil edilir.
Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline
tescil ve ilân edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler için
geçerliliğini korur.
B. Ticarî vekil
MADDE 551- Ticarî vekil, bir ticarî işletme
sahibinin, kendisine ticarî temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini
yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini
kapsar. Ancak, ticarî vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya
benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış
davayı takip edemez.
C. Diğer tacir yardımcıları
MADDE 552- Toptan, yarı toptan veya
perakende satışlarla uğraşan ticarî işletmelerin görevli veya hizmetlileri, o
ticarî işletme içinde, müşterilerin kolaylıkla görebilecekleri bir yerde ve
kolayca okuyabilecekleri bir biçimde, yazıyla aksine duyuru yapılmış olmadıkça,
aşağıdaki işlemler için yetkilidirler:
1. Ticarî işletmenin alışılmış bütün satış
işlemlerini yapmak,
2. Yetkili oldukları işlemler hakkında faturaları
imzalamak,
3. Ticarî işletmenin alışılmış işlemlerinden doğan
borçların ifa edilmesine veya bunların hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesine
ilişkin ihtar veya diğer açıklamaları işletme sahibi adına yapmak; bu
nitelikteki ihtar veya diğer açıklamaları, özellikle alışılmış işlem dolayısıyla
teslim edilmiş mallara ilişkin ayıp bildirimlerini ticarî işletme adına kabul
etmek.
Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla
uğraşan ticarî işletmelerin görevli veya hizmetlileri, kendilerine yazıyla yetki
verilmiş olmadıkça, işletme dışında ve kasa görevlileri atanmışsa, işletme
içinde satış bedellerini isteyip alamazlar. Bu kişiler, satış bedellerini almaya
yetkili bulundukları hâllerde, faturaları kapatmaya veya makbuz vermeye de
yetkilidirler.
D. Rekabet yasağı
MADDE 553- Bir işletmenin bütün işlerini
yöneten veya işletme sahibinin hizmetinde bulunan ticarî temsilciler, ticarî
vekiller veya diğer tacir yardımcıları, işletme sahibinin izni olmaksızın,
doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, kendilerinin ya da bir üçüncü kişinin
hesabına işletmenin yaptığı türden bir iş yapamayacakları gibi, kendi
hesaplarına bu tür işlemleri üçüncü kişilere de yaptıramazlar.
Buna aykırı davranırlarsa işletme sahibi,
aralarındaki hukukî ilişkiden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, uğradığı
zararın giderilmesini isteyebileceği gibi, bunun yerine, ticarî temsilcinin,
ticarî vekilin veya diğer tacir yardımcısının kendi hesabına yaptığı veya üçüncü
kişilere yaptırdığı işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını ve bu işler
dolayısıyla aldıkları ücretin verilmesini veya aynı işlerden doğan alacağın
devredilmesini isteyebilir.
E. Ticarî temsilcilerin, ticarî vekillerin ve
diğer tacir yardımcılarının yetkilerinin sona ermesi
MADDE 554-
İşletme sahibi, ticarî temsilcilerin, ticarî vekillerin ve diğer tacir
yardımcılarının yetkilerini, aralarındaki hizmet, vekâlet, ortaklık ve benzeri
sözleşmelerden doğan hakları saklı kalmak koşuluyla, her zaman geri alabilir.
İşletme sahibinin fiil ehliyetini kaybetmesi veya
ölümü, ticarî temsilcilerin, ticarî vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının
yetkisini sona erdirmez.
ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Havale
A. Tanımı
MADDE 555-
Havale, havale edenin, kendi hesabına para, kıymetli evrak ya da diğer bir mislî
eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına
kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı bir hukukî işlemdir.
B. Hükümleri
I. Havale eden ile havale alıcısı arasındaki
ilişki
MADDE 556-
Havale, havale edenin havale alıcısına olan borcunun ifası amacıyla yapılıyorsa,
bu borç ancak havale ödeyicisinin borcu ifa etmesiyle sona erer.
Havaleyi kabul etmiş olan havale alıcısı, havale
ödeyicisine başvurarak havalede belirlenen
süre içinde alacağını elde edememişse, bu alacağı, havale edene karşı
yeniden ileri sürebilir.
Alacaklı olan havale alıcısı, havaleyi kabul etmek
istemezse, durumu borçlu olan havale edene gecikmeksizin bildirmek zorundadır;
bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur.
II. Havale ödeyicisinin borcu
MADDE 557-
Havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi kabul ettiğini havale
alıcısına bildirirse, ifa ile yükümlü olur ve ona karşı, ancak aralarındaki
ilişkiden veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir; havale
eden ile kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez.
Havale ödeyicisi, havale edene borçlu ise, borcu
havale alıcısına ifa etmesi, havale edene yapacağı ifaya oranla daha fazla yük
getirmiyorsa, borcu havale alıcısına ifa etmekle yükümlüdür. Bu durumda, havale
eden ile aralarında aksi kararlaştırılmamışsa havale ödeyicisinin, ifadan önce
havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına açıklamasına gerek yoktur.
III. İfa edilmeme durumunda
bildirim
MADDE 558-
Havale ödeyicisi, havale alıcısının istemesine karşın ifadan kaçınır veya havale
konusunu ifa etmeyeceğini önceden açıklarsa havale alıcısı, durumu gecikmeksizin
havale edene bildirmekle yükümlüdür; bildirmezse, bu yüzden havale edenin
uğrayacağı zarardan sorumlu olur.
C. Geri alma
MADDE 559- Havale eden, havale alıcısına
verdiği yetkiyi her zaman geri alabilir. Ancak, havale alıcısının yararına,
özellikle onun alacağını elde etmesi amacıyla verdiği yetkiyi geri alamaz.
Havale ödeyicisi, havale alıcısına havaleyi kabul
ettiğini açıklamadığı sürece havale eden, ona verdiği yetkiyi geri alabilir.
Havale edenin iflâsı hâlinde, henüz kabul edilmemiş
olan havale kendiliğinden sona erer.
D. Kıymetli evrak konusunda havale
MADDE 560-
Kıymetli evraka bağlanmış alacağın, hâmile ödenmesi amacıyla yapılan yazılı
havaleler hakkında, bu bölüm hükümleri uygulanır. Bu durumda havale ödeyicisi
karşısında her hâmil, havale alıcısı sayılır. Buna karşılık, havale eden ile
havale alıcısı arasındaki ilişkiye özgü haklar, sadece alacağı devreden ile
devralan arasında doğmuş olur.
Çekler ve poliçe benzerihavaleler
hakkındaki özel hükümler saklıdır.
ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Saklama Sözleşmeleri
A. Genel saklama sözleşmesi
I. Tanımı
MADDE 561- Saklama sözleşmesi, saklayanın,
saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırıgüvenli bir yerde koruma
altına almayı üstlendiği sözleşmedir.
Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde, saklayan ücret
isteyebilir.
II. Saklatanın borçları
MADDE 562- Saklatan, sözleşmenin ifasının
zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür.
Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat
etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür.
III. Saklayanın borçları
1. Kullanım yasağı
MADDE 563-
Saklayan, saklatanın izni olmadıkça saklananı kullanamaz.
Bu yasağa aykırı davranırsa, saklatana uygun bir
kullanım bedeli ödemekle yükümlü olduğu gibi, kullanmamış olsaydı bile bu
zararın doğacağını ispat etmedikçe,beklenmedik hâlden doğacak
zararlardan da sorumlu olur.
2. Geri verme
a.Genel olarak
MADDE 564-
Saklama sözleşmesinde bir süre belirlenmiş olsa bile saklayan, saklatanın her
zaman ileri sürebileceği istemi üzerine, saklananı bütün çoğalmalarıyla birlikte
geri vermekle yükümlüdür. Ancak saklatan, saklayanın belirlenen süreyi dikkate
alarak yapmış olduğu masrafları ödemekle yükümlüdür.
b. Özel durumlar
MADDE 565-
Saklayan, belirlenmiş olan sürenin sona ermesinden önce saklananı geri veremez.
Ancak saklayan, öngörülemeyen durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamı saklanan
için tehlikeli veya kendisi için zararlı olursa, belirlenen sürenin sona
ermesinden önce de geri verebilir.
Süre belirlenmemişse, saklayan saklananı her zaman
geri verebilir.
Birden çok kişi
bir şeyi saklanmak üzere verirse, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça veya
hepsinin rızası olmadıkça, saklayan saklananı onlardan birine geri vermekle
sorumluluktan kurtulamaz.
c. Geri verme yeri
MADDE 566- Saklanan, masrafları ve hasarı
saklatana ait olmak üzere, korunması gereken yerde geri verilir.
3. Saklayanların sorumluluğu
MADDE 567-
Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilensorumlu olurlar.
4. Üçüncü kişilerin iddiaları
MADDE 568-
Bir üçüncü kişi, saklanan üzerinde aynî hak iddiasında bulunsa bile, saklanan
haczedilmedikçe veya saklayana karşı istihkak davası açılmadıkça saklayan, onu
saklatana geri vermekle yükümlüdür.
Haciz konulması veya istihkak davası açılması
hâlinde saklayan, durumu hemen saklatana bildirmek zorundadır.
IV. Güvenilirkişiye bırakma
MADDE 569-
Birden çok kişi, haklarını korumak üzere, hukukî durumu çekişmeli veya belirsiz
olan şeyi, bir güvenilirkişiye bırakırlarsa, bu kişi, saklatanların tamamının
rızası veya hâkimin kararı olmadıkça, onu hiçbirine geri veremez.
B. Mislî şeylerin saklanması
MADDE 570-
Saklayanın kendisine bırakılan parayı aynen geri vermek zorunda olmaksızın
mislen geri vermesi açıkça veya örtülü olarak kararlaştırılmışsa, o paranın
yararı ve hasarı kendisine ait olur.
Paranın mühürsüz ve açık olarak bırakılmış olması,
örtülü anlaşma sayılır.
Saklayan, saklatan tarafından kendisine açıkça
yetki verilmedikçe, saklanan diğer mislî eşya veya kıymetli evrak üzerinde
tasarrufta bulunamaz.
C. Ardiyeciye bırakma
I. Senet çıkarma
MADDE 571-
Saklamak üzere ticarî mal kabul ettiğini açıkça kamuya bildiren ardiyeci,
saklatılan malı temsil eden senet çıkarmaya izin verilmesini, yetkili makamdan
isteyebilir.
II. Ardiyecinin saklama borcu
MADDE 572- Ardiyeci, kendisine bırakılan
malları bir komisyoncu gibi özenle saklamak ve mallarda ayrıca önlem alınmasını
gerektiren bir değişiklik olursa, durumu imkân ölçüsünde saklatana bildirmekle
yükümlüdür.
Ardiyeci, saklatana, malların durumunu incelemesi
ve örnek alması için, alışılmış iş zamanlarında; gerekli koruma önlemlerini
alabilmesi için de her zaman izin vermek zorundadır.
III. Bırakılan şeylerin karışması
MADDE 573- Ardiyeci açıkça yetkili
kılınmadıkça, aynı tür ve nitelikteki mislî şeyleri birbirine karıştıramaz.
Yetkiye dayanılarak karıştırılan bu gibi şeyler
üzerinde, saklatanlardan her biri, hakkıyla orantılı bir pay isteyebilir.
Bu durumda ardiyeci, saklatanların birlikte hazır
bulunmasına gerek olmaksızın saklatanlardan her birinin payını ayırabilir.
IV. Ardiyecinin hakları
MADDE 574- Ardiyeci, kararlaştırılmış veya
alışılmış olan ardiye ücretini ve saklamadan doğmayan bakım, taşıma ve gümrük
gibi bütün giderlerini isteyebilir.
Bu giderler hemen; ardiye ücreti ise her üç ayda
bir ve her hâlde malların tümünün veya bir bölümünün geri alınması sırasında
ödenir.
Ardiyeci, mallara zilyet bulunduğu veya eşyayı
temsil eden herhangi bir senet vasıtasıyla onlar üzerinde tasarruf etme
yetkisine sahip olduğu sürece, alacakları için bu mallar üzerinde hapis hakkına
sahiptir.
V. Malların geri verilmesi
MADDE 575-
Ardiyeci, ticarî malları, genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi geri vermekle
yükümlüdür. Ancak, saklayanın sözleşmede öngöremeyeceği sebeplerle, süresinden
önce geri verme yetkisi bulunduğu durumlarda bile ardiyeci, kararlaştırılmış
olan sürenin sonuna kadar malları korumak zorundadır.
D. Konaklama yeri, garaj, otopark ve benzeri
yerleri işletenlere bırakma
I. Konaklama yeri işletenlerin sorumluluğu
1. Koşulları ve kapsamı
MADDE 576-
Otel, motel, pansiyon, tatil köyü gibi yerleri işletenler, konaklayanların
getirdikleri eşyanın yok olması, zarara uğraması veya çalınmasından
sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın bizzat konaklayana veya onu ziyarete
gelen ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek
kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın
niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluluktan kurtulurlar.
Bu sorumluluk, işletenlere veya çalışanlarına bir
kusur yüklenmedikçe, konaklayanlardan her biri için, günlük konaklama ücretinin
üçkatını aşamaz.
2. Kıymetli eşya
MADDE 577-
Kıymetli eşya veya oldukça önemli miktarda para veya kıymetli evrak, işletene
saklanması için bırakılmamışsa, işleten ancak kendisinin veya çalışanlarının
kusuru hâlinde sorumlu olur.
İşleten, bunları saklamak üzere almış veya almaktan
kaçınmışsa, eşyanın tam değerinden sorumludur.
Konaklayanın kendi yanında saklaması gereken eşya
ile para ve benzeri şeyler hakkında, onun diğer eşyasına ilişkin sorumluluk
kuralı uygulanır.
3. Sorumluluğun kalkması
MADDE 578-
Konaklayan zararını öğrenir öğrenmez işletene bildirmezse, istem hakkını
kaybeder.
İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya
sorumluluğu bu kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını, herhangi bir
yolla ilân etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.
II. Garaj, otopark ve benzeri
yerleri işletenlerin sorumluluğu
MADDE 579-
Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenler, kendilerine bırakılan veya
çalışanlarınca kabul edilen hayvan, at arabası, bunlara ait koşum ve benzeri
eşya ile motorlu taşıt ve eklentilerinin yok olmasından, zarara uğramasından
veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın saklatan veya
ziyaretçisi ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek
kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu
sorumluktan kurtulurlar.
Ancak, garaj, otopark ve benzeri yerleri
işletenlerin sorumluluğu, kendilerine veya
çalışanlarına bir kusur yüklenmedikçe, saklananların her biri için alınan
günlük saklama ücretinin on katını aşamaz.
İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya
sorumluluğu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını, herhangi bir
yolla ilân etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.
III. Hapis hakkı
MADDE 580-
İşletenler, kendilerine bırakılan veya konaklama yerlerine, garaj, otopark ve
benzeri yerlere konulan eşya veya hayvanlar üzerinde, ücretlerini veya saklama
giderlerinden doğan alacaklarını güvenceye almak için hapis hakkına sahiptirler.
Kiraya verenin hapis hakkına ilişkin hükümler,
kıyas yoluyla burada da uygulanır.
ONBEŞİNCİ BÖLÜM
Kefalet Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 581- Kefalet sözleşmesi, kefilin
alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak
sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.
B. Koşulları
I. Asıl borç
MADDE 582-
Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Ancak,
gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya
koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir.
Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun
sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük altına
girdiği sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefalet konusunda
uygulanabilecek ilke ve koşullara göre sorumlu olur. Aynı kural, borçlu yönünden
zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır.
Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde
kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez.
II. Şekil
MADDE 583-
Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî
miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu
azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla
veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet
sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki
verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması
da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin
sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı
kararlaştırabilirler.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin
sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça
hüküm doğurmaz.
III. Eşin rızası
MADDE 584- Eşlerden biri mahkemece verilmiş
bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça,
ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin
kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin
sorumlu olacağı miktarın artmasına veya âdi kefaletin müteselsil kefalete
dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına
sebep olmayan değişiklikler için de eşin rızası gerekmez.
C. İçeriği
I. Türlerine göre
1. Âdi kefalet
MADDE 585- Âdi kefalette alacaklı, borçluya
başvurmadıkça, kefili takip edemez; ancak, aşağıdaki hâllerde doğrudan doğruya
kefile başvurabilir:
1. Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin
aciz belgesi alınması,
2. Borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız
hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi,
3. Borçlunun iflâsına karar verilmesi,
4. Borçluya konkordato mehli verilmiş olması.
Alacak, kefaletten önce veya kefalet sırasında
rehinle de güvence altına alınmışsa, âdi kefalette kefil, alacağın öncelikle
rehin konusundan alınmasını isteyebilir. Ancak, borçlunun iflâsına veya
kendisine konkordato mehli verilmesine karar verilmişse, bu hüküm uygulanmaz.
Sadece açığın kapatılması için kefil olunmuşsa,
borçlu aleyhine yapılan takibin kesin aciz belgesi alınmasıyla sonuçlanması veya
borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi ya da konkordatonun
kesinleşmesi durumlarında, doğrudan doğruya kefile başvurulabilir. Sözleşmede,
bu durumlarda alacaklının, önce asıl borçluya başvurmak zorunda olduğu
kararlaştırılabilir.
2. Müteselsil kefalet
MADDE 586-
Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle
yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya
taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için
borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması veya borçlunun ifada gecikmesi
ve ihtarın sonuçsuz kalması gerekir.
Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak
rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile
başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen
karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflâs
etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden
önce de kefile başvurulabilir.
3. Birlikte kefalet
MADDE 587-
Birden çok kişi, aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her biri kendi
payı için âdi kefil gibi, diğerlerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu
olur.
Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil
kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından
sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda
müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere
karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payını ödemesi veya payı için aynî
güvence sağlaması koşuluyla, payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Aksine
anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce
ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu
hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir.
Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin
de kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya
bilmesi gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya kefillerden
birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması ya da kefaletinin
hükümsüz olduğuna karar verilmesi durumunda kefil, kefalet borcundan kurtulur.
Birbirlerinden bağımsız olarak aynı borç için kefil
olanlardan her biri, kefalet borcunun tamamından sorumlu olur. Ancak, borcu
ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine toplam kefalet miktarındaki
payı oranında rücu hakkına sahiptir.
4. Kefile kefil ve rücua kefil
MADDE 588- Alacaklıya, kefilin borcu için
güvence veren kefile kefil, kefil ile birlikte, âdi kefil gibi sorumludur.
Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için
güvence veren kefildir.
II. Ortak hükümler
1. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki
a. Sorumluluğun kapsamı
MADDE 589-Kefil, her durumda kefalet
sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumludur.
Aksi sözleşmede
kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktarla sınırlı olmak üzere,
aşağıdakilerden sorumludur:
1. Asıl borç ile
borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçları,
2. Alacaklının,
kefile, onun borcu ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce
bildirmesi koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları
ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep
olduğu masraflar,
3. İşlemiş bir
yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil
karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla
ait faizleri.
Sözleşmede açıkça
kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet
sözleşmesinin kurulmasından sonraki
borçlarından sorumludur.
Kefilin, asıl
borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza
koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.
b. Kefilin takibi
MADDE 590-
Borçlunun iflâsı sebebiyle asıl borç daha önce muaccel olsa bile, belirlenen
vadeden önce kefile karşı takibat yapılamaz.
Bütün kefalet türlerinde kefil, aynî güvence
karşılığında hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu aleyhine
yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya konkordato kararına
kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına karar verilmesini
isteyebilir.
Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun
önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için bu süre,
bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar.
Yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan borçlunun
borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklargibi
sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız hâle gelmiş
veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye’de olan kefil, takibe bu sebeple
itiraz edebilir.
c. Def’iler
MADDE 591-
Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme
güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına
sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek zorundadır. Yanılma veya sözleşme yapma
ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü
olmadığı bir borca bilerek kefalet hâli bu hükmün dışındadır.
Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden
vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’i alacaklıya karşı ileri sürebilir.
Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını
bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl
borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse
kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını
kaybeder.
Kumar veya bahisten doğan bir borca kefalette
kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu
def’ileri ileri sürebilir.
d. Özen gösterme, rehin ve borç senetlerinin
teslimi
MADDE 592-
Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya daha sonra asıl borçludan alacağın
özel güvencesi olmak üzere elde ettiği rehin haklarını, güvenceyi ve rüçhan
haklarını kefilin zararına olarak azaltırsa, zararın daha az olduğu alacaklı
tarafından ispat edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da buna uygun düşen bir
miktarda azalır. Kefilin fazladan ödediği miktarın geri verilmesini isteme hakkı
saklıdır.
Çalışanlara kefalet hâlinde alacaklı, çalışanlar
üzerinde yükümlü olduğu gözetimi ihmal eder veya kendisinden beklenebilen özeni
göstermezse ve borç da bu sebeple doğmuş ya da bu özeni göstermesi hâlinde
ulaşamayacağı ölçüde artmış olursa, bu borcu veya borcun artan kısmını kefilden
isteyemez.
Alacaklı, borcu ödeyen kefile haklarını
kullanmasına yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve gerekli bilgileri
vermekle yükümlüdür. Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlu
tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de
kefile teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak
zorundadır. Alacaklının, diğer alacakları sebebiyle sahip olduğu rehin ve hapis
hakları, kefilin haklarından sıraca önce geldikleri ölçüde saklıdır.
Alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın
yükümlülüklerini yerine getirmez, ağır kusuruylamevcut belgeleri veya
rehinleri ya da sorumlu olduğu diğer güvenceleri elinden çıkarırsa, kefil
borcundan kurtulur. Bu durumda kefil, ödediğinin geri verilmesini ve varsa ek
zararının giderilmesini isteyebilir.
e. Ödemenin kabulünü isteme
MADDE 593-
Borçlunun iflâsı sebebiyle olsa bile, borç
muaccel olduğu takdirde kefil, alacaklıdan yapacağı ödemeyi kabul
etmesini her zaman isteyebilir. Bir borca birden çok kişinin kefil olması
durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak kısmî ödemeyi, bunu
öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla, kabul etmek zorundadır.
Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın ödemeyi kabul
etmekten kaçınırsa, kefil borcundan kurtulur; birlikte müteselsil kefalette ise,
kefillerin sorumluluğu kendilerine düşen pay miktarınca azalır.
Alacaklının rızası varsa kefil, asıl borcu muaccel
olmasından önce de ödeyebilir. Ancak, bu durumda kefil, asıl borçluya karşı rücu
hakkını borcun muaccel olmasından önce kullanamaz.
f. Bildirim, iflâsta ve konkordatoda kayıt
MADDE 594-
Asıl borçlu, anaparanın veya yarım yıllık döneme ait faizin ödenmesinde ya da
yıldan yıla yapılması öngörülen anapara ödemelerinde altı ay gecikirse,
alacaklının durumu kefile bildirmesi gerekir. İstek hâlinde alacaklı, her zaman
asıl borcun durumu hakkında kefile bilgi vermek zorundadır.
Asıl borçlunun iflâsına karar verilmiş veya borçlu
konkordato istemişse alacaklı, alacağını kaydettirmek ve haklarının
korunması için gerekeni yapmak zorundadır. Alacaklının, borçlunun iflâs
ettiğini veya borçluya konkordato mehli verildiğini öğrendiği anda, durumu
kefile bildirmesi gerekir.
Alacaklı, yukarıdaki fıkralarda öngörülen
gereklerden birini yerine getirmezse, bundan dolayı kefilin uğradığı zarar
miktarınca ona karşı haklarını kaybeder.
2. Kefil ile borçlu arasındaki ilişki
a. Güvence verilmesini ve borçtan kurtarılmasını
isteme hakkı
MADDE 595-
Kefil, aşağıdaki durumlarda asıl borçludan güvence verilmesini ve borç muaccel
olmuşsa, borçtan kurtarılmasını isteyebilir.
1. Asıl borçlu, kefile karşı üstlendiği
yükümlülüklere, özellikle belli bir süre içinde kendisini borçtan kurtarma
vaadine aykırı davranmışsa,
2. Asıl borçlu temerrüde düşmüşse veya yerleşim
yerini diğer bir ülkeye nakletmesi yüzünden takibat önemli ölçüde güçleşmişse,
3. Asıl borçlunun malî durumunun kötüleşmesi,
güvencelerin değer kaybetmesi veya borçlunun kusuru sonucunda kefil için mevcut
tehlike, kefaletin yapıldığı tarihe göre önemli ölçüde artmışsa.
b. Kefilin rücu hakkı
MADDE 596-
Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu
hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir.
Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile
aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan
veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş
bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının
sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde
geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.
Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukukî ilişkiden
doğan istem ve def’iler saklıdır.
Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya
çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik,
kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma
varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir.
Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin
alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.
Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da
ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu
takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil
zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla
üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu
olur.
c. Kefilin bildirim yükü
MADDE 597- Borcu tamamen veya kısmen ödeyen
kefil, durumu borçluya bildirmek zorundadır.
Kefil, bu bildirimde bulunmazsa ve ödemeyi bilmeyen
veya bilmesi gerekmeyen borçlu da alacaklıya ifada bulunursa, rücu hakkını
kaybeder.
Kefilin, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşmeden
doğan dava hakkı saklıdır.
D. Sona ermesi
I. Kanun gereğince
MADDE 598-
Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur.
Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş
olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır.
Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü
kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle
kendiliğinden ortadan kalkar.
Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş
olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on
yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.
Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden
bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun
yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.
II. Kefaletten dönme
MADDE 599-
Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki malî
durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya
malî durumunun, kefalet sırasında kefilin
iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil
alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı süreceher
zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir.
Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle
uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
III. Süreli kefalette
MADDE 600-Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur.
IV. Süreli olmayan kefalette
MADDE 601-
Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, âdi kefalette her
zaman, müteselsil kefalette kanunun öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay
içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya
çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini
isteyebilir.
Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim
sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir
yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca,
yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını kullanmasını
isteyebilir.
Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse,
kefil borcundan kurtulur.
V. Çalışanlara kefalette
MADDE 602-
Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın
sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir.
E. Uygulama alanı
MADDE 603-
Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler,
gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında
yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır.
ONALTINCI BÖLÜM
Kumar ve Bahis
A. Alacağın dava ve takip edilememesi
MADDE 604-
Kumar ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz.
Kumar veya bahis için bilerek verilen avanslar ve
ödünç paralar ile kumar ve bahis niteliğinde oldukları takdirde, borsada işlem
gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın fiyat farkı esası üzerine
yapılan vadeli satışlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.
B. Borç senedi verme ve isteyerek ödeme
MADDE 605-
Kumar oynayan veya bahse giren kişi tarafından imzalanmış âdi borç veya kambiyo
senedi üçüncü bir kişiye devredilmiş olsa bile, hiçbir kimse bunlara dayanarak
dava açamaz ve takip yapamaz. Kıymetli evrakın iyiniyetli üçüncü kişilere
sağladığı haklar saklıdır.
Kumar ve bahis borcu için isteyerek yapılan
ödemeler geri alınamaz. Ancak, kumar veya bahsin usulüne göre yürütülmesi
beklenmedik olayla veya diğer tarafın fiiliyle engellenmişse ya da diğer taraf
kumar veya bahse hile karıştırmışsa, isteyerek yapılan ödeme geri alınabilir.
C. Piyango ve diğer şans
oyunları
MADDE 606-
Düzenlenmesinekanun veya yetkili makamlarca
izin verilmiş olmadıkça, piyango ve diğer şans oyunlarından doğan alacaklar
hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz.
İzin verilmemiş olan durumlarda, piyango ve diğer
şans oyunları için de kumara ilişkin hükümler uygulanır.
Yabancı ülkelerde kendi kurallarına uygun olarak
düzenlenen piyango ve diğer şans oyunları, Türkiye’de yetkili makamlarca bunlara
ait biletlerin satılmasına izin verilmiş olmadıkça, yasal korumadan
yararlanamazlar.
ONYEDİNCİ BÖLÜM
Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma
Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 607-
Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun gelir alacaklısına, içlerinden
birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde
bulunmayı üstlendiği sözleşmedir.
Sözleşme, aksine açık bir hüküm yoksa, gelir
alacaklısının ömrü boyunca yapılmış sayılır.
Gelir borçlusunun veya üçüncü bir kişinin ömrüyle
sınırlı olarak bağlanmış olan gelir, aksi kararlaştırılmamışsa gelir
alacaklısının mirasçılarına geçer.
B. Şekli
MADDE 608-
Ömür boyu gelir sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
C. Gelir alacaklısının hakları
I. Hakkın kullanılması
MADDE 609- Sözleşmede aksi
kararlaştırılmamışsa ömür boyu gelir, her altı ayda bir ve peşin olarak ödenir.
Gelirin süresi ömrüne bağlanmış olan kişi, peşin
ödeme öngörülen dönemin sona ermesinden önce ölse bile, o döneme ait gelirin
tamamı gelir borçlusu tarafından borçlanılmış sayılır.
Gelir borçlusu iflâs ederse, gelir alacaklısı,
gelir borçlusunun yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili
sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anaparaya denk düşen bir parayı iflâs
masasına kaydettirme hakkını elde eder.
II. Devredilebilmesi
MADDE 610-
Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısı, haklarını başkasına
devredebilir.
İKİNCİ AYIRIM
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 611-
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye
kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının dabir malvarlığını veya bazı
malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı
atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler
uygulanır.
B. Şekli
MADDE 612- Ölünceye kadar bakma
sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese
bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz.
Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu
tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa,
geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.
C. Güvencesi
MADDE 613-
Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını
güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek
hakkına sahiptir.
D. Konusu
MADDE 614-
Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna
katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım
alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin
gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür.
Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun
gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi
ettirmek zorundadır.
Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma
amacıyla kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası, kendilerince
hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel düzenlemelerle belirlenir.
Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır.
E. İptali ve tenkisi
MADDE 615- Bakım alacaklısı, ölünceye kadar
bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı
yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar
sözleşmenin iptalini isteyebilirler.
Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun
ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka
yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir.
Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası
açma hakları saklıdır.
F. Sona ermesi
I. Önel verilerek fesih
MADDE 616- Tarafların edimleri arasında
önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma
amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak
koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili
sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen
anapara değeri ile bağlanacak iratarasındaki fark esas alınır.
Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen
sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek,
denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.
II. Önel verilmeksizin fesih
MADDE 617-
Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı
çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız
hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi
önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak
feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa,
bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.
Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini
yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden,
aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu
gelir bağlayabilir.
III. Bakım borçlusunun ölümü
MADDE 618-
Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini
isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflâsı hâlinde,
iflâs masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini,
bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.
G. Devredilemezlik, iflâs ve
haciz hâlinde istem
MADDE 619- Bakım alacaklısı, hakkını
başkasına devredemez.
Bakım borçlusunun iflâsı hâlinde bakım alacaklısı,
borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili
sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı,
iflâs masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.
Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere,
üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
Âdi Ortaklık Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 620-
Âdi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını
ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların
ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tâbi âdi ortaklık
sayılır.
B. Ortaklar arasındaki ilişki
I. Katılım payı
MADDE 621-
Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir
katılım payı koymakla yükümlüdür.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım
payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit
olmak zorundadır.
Bir ortağın katılım payı, bir şeyin
kullandırılmasından oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden
oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin
hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
II. Kazanç ve zarar
1. Kazancın paylaşılması
MADDE 622-
Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında
paylaşmakla yükümlüdürler.
2. Kazanç ve zarara katılma
MADDE 623-
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı,
katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım
paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca
katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş
olan ortak için geçerlidir.
III. Ortaklığın kararları
MADDE 624-
Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır.
Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı
belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir.
IV. Ortaklığın yönetimi
MADDE 625-
Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü
bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına
sahiptir.
Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından
yönetilmekte ise, bunlardan her biri,
diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye
yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu
işlemin yapılmasını engelleyebilir.
Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve
ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği
gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici
ortaklardan her biri yetkilidir.
V. Ortaklar arasındaki sorumluluk
1. Rekabet yasağı
MADDE 626-
Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın
amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar.
2. Ortakların yaptıkları giderler ve işler
MADDE 627- Ortaklardan birinin ortaklık
işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer
ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden
doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan
tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler.
Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği
günden başlamak üzere faiz isteyebilir.
Yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek
sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini
isteyebilir.
3. Özen borcu
MADDE 628-
Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen
göstermekle yükümlüdür.
Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla
verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme
hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür.
Ortaklık işlerini ücret karşılığı
yürüten ortak, vekâlet hükümlerine göre
sorumlu olur.
VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve
sınırlanması
MADDE 629-
Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen yönetim yetkisi, haklı bir
sebep olmaksızın, diğer ortaklarca kaldırılamaz ve sınırlanamaz.
Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına
ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan her
biri yönetim yetkisini kaldırabilir.
Haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini
aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi
durumlarında vardır.
VII. Yönetici ortaklar ile diğer ortaklar
arasındaki ilişki
1. Genel olarak
MADDE 630-
Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça,
yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine
ilişkin hükümlere tâbidir.
Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın,
ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması
hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır.
Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap
vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin
uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin
ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır.
2. Ortaklık işlerini inceleme
MADDE 631-
Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın işleyişi hakkında bilgi
alma, defter ve kayıtlarını inceleme, bunlardan örnek alma ve malî durumu
hakkında özet çıkarma hakkı vardır.
Aksine sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
VIII. Ortaklar arasındaki ve ortaklık
yapısındaki değişiklikler
1. Yeni ortak alımı ve alt katılım
MADDE 632- Ortaklığa, yeni bir ortak
alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır.
Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü
kişiyi ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu üçüncü kişi
ortak sıfatını kazanamaz.
2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma
a. Genel olarak
MADDE 633- Bir ortağın fesih bildiriminde
bulunması, kısıtlanması, iflâsı, tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya
çevrilmesi veya ölmesi hâlinde, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam
edeceğine ilişkin bir hüküm varsa, bu durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak
veya temsilcisi ya da ölen ortağın mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer
ortaklar tarafından yazılı olarak yapılacak bir bildirimle ortaklıktan
çıkarılabilir.
b. Ortaklık payının tasfiyesi
MADDE 634- Bir ortağın ortaklıktan çıkması
veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden
geçer.
Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan
ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü oldukları
gibi, kendisini ortaklığın muaccel borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan
kurtararak, ortak sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı
ödenmesi gereken tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler. Ortaklığın henüz muaccel
olmayan borçları için diğer ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı borçtan
kurtarmak yerine kendisine bir güvence verebilirler.
Çıkan veya çıkarılan ortağıntasfiye payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, malî
işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde
anlaşamamaları durumunda bu kişi, hâkim tarafından atanır.
c. Malvarlığının yetersizliği
MADDE 635- Ortaklık sıfatının sona erdiği
tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya
çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin
düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.
d. Tamamlanmamış işler
MADDE 636- Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak
olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır.
Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu
itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek
kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteyebilir.
C. Ortakların üçüncü kişilerle ilişkisi
I. Temsil
MADDE 637-
Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu
kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur.
Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar
adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin
hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı
veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır.
Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf
işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve
yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.
II. Temsilin sonuçları
MADDE 638- Ortaklık için edinilen veya
ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve aynî haklar, ortaklık sözleşmesi
çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.
Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm
bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki
payı üzerinde kullanabilirler.
Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile,
bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri
borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar.
D. Ortaklığın sona ermesi
I. Sona erme sebepleri
1. Genel olarak
MADDE 639- Ortaklık aşağıdaki durumlarda
sona erer:
1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın
gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle,
2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi
konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle,
3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin
bir hüküm yoksa, birortağın kısıtlanması, iflâsı veya tasfiyedeki
payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle,
4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle,
5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin
bitmesiyle,
6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı
saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin
ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla,
7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman
başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla.
2. Belirsiz süreli ortaklık
MADDE 640-
Ortaklık, belirsiz süre için veya ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere
kurulmuşsa, ortaklardan her biri, altı ay önceden fesih bildiriminde
bulunabilir.
Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına aykırı
olarak ve özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih bildirimi, ancak
hesap yılı sonunda hüküm ifade eder.
Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden sonra
ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse, belirsiz süreli ortaklığa
dönüşür.
II. Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi
MADDE 641-
Ortaklık, fesih bildiriminden başka bir yolla sona ererse, bir ortağın ortaklık
işlerini yönetme konusundaki yetkisi, sona ermeyi öğrendiği veya durumun
gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği zamana kadar, kendisi hakkında
devam eder.
Ortaklık, ortaklardan birinin ölümüyle sona ererse,
ölen ortağın mirasçısı, durumu hemen diğer ortaklara bildirmekle yükümlüdür.
Mirasçı gerekli önlemler alınıncaya kadar, ölen ortağın daha önce yürütmekte
olduğu işlere, dürüstlük kuralları çerçevesinde devam eder. Diğer ortaklar da,
geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam ederler.
III. Tasfiye
1. Katılım payı için yapılacak işlem
MADDE 642- Katılım payı olarak bir şeyin
mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye
sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamayıp, koyduğu katılım payına ne değer
biçilmişse, o değeri isteyebilir.
Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin
katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.
2. Kazanç ve zararın paylaşımı
MADDE 643-
Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği
avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri
verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın,
borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların
koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında
paylaşılır.
3.Tasfiye usulü
MADDE 644-
Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dahil olmak
üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde,
ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı
işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da
o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye
görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri,
tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna
ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa,
tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde
tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân
bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir
ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin
istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
MADDE 645-
Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı olan yükümlülükleri değiştirmez.
Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi
MADDE 646- Bu Kanun, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.
Yürürlükten kaldırılan Kanun
MADDE 647- 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı
Borçlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
MADDE 648- Bu Kanun yayımı tarihinden üç ay
sonra yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 649-
Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
GENEL GEREKÇE
I. Genel Olarak
Türk Hukuk devriminin temel taşlarının en büyüğü
olan “Türk Kanunu Medenîsi”nin tamamlayıcısı ve âdeta beşinci kitabı olarak
bilinen 818 sayılı “Borçlar Kanunu”; Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 22
Nisan 1926 tarihinde kabul edilmiş, 8 Mayıs 1926 tarihli ve 366 sayılı Resmî
Ceride’de yayımlanmış ve 4 Ekim 1926 tarihinde, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi
ile birlikte yürürlüğe girmiştir.
Yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar geçen 80
yıllık süreçte, Borçlar Kanununun içeriğinde bazı değişiklikler yapılmış olmakla
birlikte, bunlar köklü ve önemli değişiklikler değildir. Kanunların birer sosyal
varlık olarak, aynen canlı varlıklar gibi zamanla yaşlanmaları, kendilerinden
beklenen işlevleri tam anlamıyla yerine getirmekte güçsüz kalmaları, bu sebeple
de günün şartlarına ve ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermemeleri, herkesçe
kabul edilebilecek bir gerçektir.
Bu gerçek, kanunların ve özellikle hukuk hayatında
büyük önemi olan temel kanunların baştan sona gözden geçirilerek, o günün
şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle getirilmesini zorunlu kılar.
Nitekim, aynı ihtiyaç ve zorunluluk, daha önce Türk Kanunu Medenîsi için de söz
konusu olmuş, bu ihtiyaç, uzun çalışmalar sonucunda hazırlanan ve Türkiye Büyük
Millet Meclisince kabul edilen 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1 Ocak 2002
tarihinde yürürlüğe konulmasıyla karşılanmıştır.
Aynı ihtiyaç ve zorunluluk, temel kanunlardan
birisi olan, 818 sayılı Borçlar Kanunumuz için de söz konusudur. Bu nedenle,
Adalet Bakanlığı’nca, yürürlükteki Kanunu baştan sona gözden geçirmek,
tamamlayıcısı ve ayrılmaz bir parçası niteliği ile beşinci kitabını oluşturduğu
Türk Medenî Kanunu ile uyumunu sağlamak ve özellikle günümüzün ihtiyaçlarına
cevap verecek yeni bir tasarı hazırlamak üzere, akademisyenlerden ve
uygulayıcılardan oluşan bir “Borçlar Kanunu Komisyonu” kurulmuştur.
Borçlar Kanunu Komisyonu, yaklaşık sekiz yıllık bir
çalışma sonucunda hazırladığı “Türk Borçlar Kanunu Tasarısı”nda, yürürlükteki
Borçlar Kanununun genel yapısının ve sistematiğinin bozulmaması için gerekli
özen ve gayreti göstermiştir.
Tasarının birinci ve ikinci kısmında, yürürlükteki
818 sayılı Borçlar Kanununa göre hüküm farklılığı bulunmayan birçok düzenlemeye
yer verilmiştir. Bununla birlikte, hüküm farklılığı bulunmayan düzenlemelerle
ilgili maddelerin bir kısmının sadece metinleri arılaştırılmış; bir kısmının
metinleri düzeltilmiş ve arılaştırılmış, nihayet bir kısmının da, hem sistematik
yapıları değiştirilmiş, hem de metinleri düzeltilmiş ve arılaştırılmıştır.
Tasarıda, ayrıntıları aşağıda (VI, 3, d altında)
belirtilen ve yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen birçok
yeni düzenleme de yapılmıştır. Ancak, yasalaşması durumunda, temel bir kanun
niteliği kazanması söz konusu olacak bir metin hazırladığı bilinciyle hareket
eden Borçlar Kanunu Komisyonu, Tasarının amacına ve özüne uygun bulmadığı bazı
düzenlemeleri, bunlara ulusal veya uluslararası mevzuatta yer verilmiş olsa
bile, Tasarı metnine almamayı tercih etmiştir. Aynı şekilde, uygulamada sıkça
karşılaşılmakla birlikte, kendisine özgü yapısı olan sözleşmelerin de,
gerektiğinde özel kanunlarla düzenlenmesinin daha isabetli olacağı düşüncesiyle,
Tasarı metnine alınması uygun görülmemiştir. Ayrıca, öğretide tartışmalı olan
bazı konularda da, uygulamada karşılaşılan hukukî problemlerin çözümlenmesi
bakımından zorunluluk olmadıkça, bu konularda düzenleme yapılmasından veya bazı
yazarlarca kullanılması önerilen terimlerin veya ifadelerin, Tasarı metnine
yansıtılmasından kaçınılmıştır.
Ayrıca belirtilmelidir ki, günümüzde, borçlar
hukukunun “uluslararası ve/veya uluslar üstü” kılınması çalışmaları
sözkonusudur. Meselâ, Türkiye’nin de üyesi bulunduğu Unidroit (International
Institute for the Unification of Private Law) ve Birleşmiş Milletler bünyesinde
kurulmuş olan Uncitral (United Nations Commission on International Trade Law)
gibi kuruluşların, bu alanda önemli çalışmaları bulunmaktadır. Ayrıca, uzun
yıllardan beri, Avrupa Birliği içinde de ortak bir borçlar kanunu yaratma
düşüncesi varlığını sürdürmektedir. Bu amaçla, bütün Avrupa Birliği ülkelerinden
bilim adamları, Avrupa borçlar hukukunun ortak mirasını tespit etmek için
çalışmakta ve teklifler yayınlamaktadırlar. Avrupa Birliği Komisyonu da, 2003
yılında “Daha Uyumlu bir Avrupa Sözleşme Hukuku için Faaliyet Planı”; 2004 Ekim
ayında da “Avrupa Sözleşme Hukuku ve Topluluk Mevzuatının Gözden Geçirilmesi -
İleriye Dönük Adımlar” başlıklı Bildirimleri yayınlamak
suretiyle bu çalışmaları yönlendirme konumunda olmuştur. Anılan bütün bu
faaliyetlerin en önemli ürünleri olarak, Milletlerarası Ticarî Sözleşmelere
İlişkin İlkeler (Principles of International Commercial Contracts),
Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler
Antlaşması (United Nations Convention on Contracts for the International Sale of
Goods), Avrupa Sözleşme Hukukunun Temel İlkeleri (Principles of European
Contract Law) ve Avrupa Haksız Fiil Hukukunun Temel İlkeleri (Principles of
European Tort Law) isimli metinler sayılabilir. Borçlar hukuku alanında
çalışmaları olan İsviçre hukukçularınca da, bu çalışmalar, borçlar hukukunun
uluslararası kaynakları olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu çalışmaların
varlığı ve hattâ bazılarının sonuçlanmış olması, ulusal nitelikli borçlar
kanununa sahip olmayı gereksiz kılmadığı gibi, ulusal nitelikli borçlar
kanununun, bu metinlerin bir ürünü olarak ortaya çıkması gerektiği düşüncesinin
savunulmasını da gerektirmemektedir. Borçlar Kanunu Tasarısı hazırlığında da, bu
metinlerin esas alınması değil, bu metinlerden yararlanılması söz konusu
olmuştur.
Son yıllarda, önemli borçlar kanunu revizyonlarının
gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bunların başında, Alman Medenî Kanunu ve
Hollanda Medenî Kanunu gelmektedir. Tasarı çalışmalarında, anılan Tasarı
çalışmalarında gözönünde tutulmuş; ancak bu çalışmalardan, 818 sayılı Borçlar
Kanunu’nun yapısını ve özünü etkileyecek biçimde yararlanılması söz konusu
olmamıştır.
II. Tasarının Sistematik Yapısı
Tasarı, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda
olduğu gibi, iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci Kısım “Genel hükümler”, İkinci
Kısım “Özel Borç İlişkileri” başlığını taşımaktadır. Kısımlar, bölümlere;
bölümler, ayırımlara ayrılmıştır.
Kısımların, bölümlerin ve ayırımların kendilerine
özgü başlıkları mevcuttur. Ancak, bölümlere numara verilirken, aynen Türk Medenî
Kanununda yapıldığı gibi, yürürlükteki Kanundan farklı bir yol izlenmiştir.
Yürürlükteki Kanunda, bölümlerin (bapların) numaraları her kısmı için birden
başlanarak ayrı ayrı verilmediği, numaralama, Kanunun sonuna kadar devam
ettirildiği için, Kanun“yirmi üç” bölümden
(baptan) oluşmuştur. Oysa Tasarıda, her kısımda yer alan bölümlere yeni baştan
numara verilmiş, böylece her kısmın kaç bölümden oluştuğu belirtilmek
istenmiştir. Meselâ, “Genel Hükümler” başlığını taşıyan Birinci Kısımda beş
bölüm mevcuttur. Bu kısmı izleyen ve “Özel Borç İlişkileri” başlığını taşıyan
İkinci Kısmının ilk bölümünün başlığı “Altıncı Bölüm” değil, “Birinci Bölüm”
olarak isimlendirilmiştir. Oysa, Yürürlükteki Kanunda,
aynı bölüm “Altıncı Bap” olarak numaralandırılmıştır. Tasarıda, her
kısmın ilk bölümünün, bir önceki bölümden gelen numarayı izleyecek yerde,
yeniden birden başlanarak numaralandırılması, sistematiğe daha uygun
görülmüştür. Böylece, her kısma ait bölümler bir bütün olarak ele alınmış ve her
kısmın kaç bölümden oluştuğu belirlenmiş olmaktadır.
Alışılmış olması bakımından, yürürlükteki Kanunun
madde numaralarının aynen korunması, yeni maddelere a, b ve c gibi harfler
verilmesi düşünülmüş ise de, zorunluluk karşısında, bu düşüncenin
gerçekleştirilmesi maalesef mümkün olamamıştır. Böylece, madde
numaralandırılması, yürürlükteki Kanundan farklı olarak yapılmıştır. Aynı
zorunluluk, daha önce Türk Medenî Kanunu için de söz konusu olmuştur. Bu yolun
seçilmesindeki zorunluluk, Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde
görüşülmesindeki yöntemle ilgilidir. Tasarı “Borçlar Kanununun Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi, Kanuna Bazı Yeni Maddeler Eklenmesi” şeklinde ve bu isim altında
düzenlenecek olursa, Tasarının bölüm bölüm görüşülerek oylanması mümkün
olmayacak, her madde tek tek görüşülerek oya sunulacaktır. Bu ise, verilecek
çeşitli değişiklik önergeleriyle Tasarının bütünlüğünü ve sistematiğini
bozabilecektir.
Maddelerin konu ve kenar başlıkları, genellikle,
yürürlükteki Kanunda olduğu gibi aynen korunmuştur. Ancak, madde metinleri,
kaynak İsviçre Borçlar Kanununa uydurulmak ve ifadeler, günümüzde geçerli
Türkçe’ye uygun şekilde arılaştırılmak suretiyle, maddelerin daha kolay
anlaşılır hâle gelmesi sağlanmıştır. Ayrıca, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar
Kanununun, tek fıkra hâlinde kaleme alınmış olan bazı maddeleri, fıkrada
birbirinden farklı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda iki
fıkraya veya bentlere dönüştürülmüştür. Aynı şekilde, 818 sayılı Borçlar
Kanununun, iki fıkra hâlinde kaleme alınmış olan bazı maddeleri ise, aynı konuya
ilişkin bu fıkraların birbiriyle sıkı bir bağlantı içinde olmaları nedeniyle,
Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
III. Madde Gerekçeleri
Tasarının büyük bir bölümü, yaklaşık 80 yıldan beri
uygulanan, birçok genel eserin, monografinin ve makalenin konusu olan 818 sayılı
Borçlar Kanunundaki maddelerden oluştuğu için, Tasarının her maddesi ilk kez
düzenleniyormuşçasına, ayrıntılı gerekçe yazılmasından özellikle kaçınılmıştır.
Hüküm değişikliği yapılmayan maddelere de ayrıntılı gerekçe yazma çabasının,
bazı maddelerin, sadece belirli bir görüşe göre yorumlanmasının bir sonucu
olarak, yeni tartışmalara sebep olabileceği düşünülmüştür. Mevcut hükümlerin
yorumlanıp uygulanma biçiminin nasıl olması gerektiği konusu da, bu yüzden,
öğretiye ve uygulamaya bırakılmıştır.
Tasarının yasalaşması hâlinde, ilk kez
uygulanmaları söz konusu olacağı için, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, yeni hükümlerin düzenlendiği maddelerin gerekçelerinin, daha
ayrıntılı biçimde yazılmasına özen gösterilmiştir.
Tasarıdaki maddelerde, 818 sayılı Borçlar Kanununun
maddelerine göre, sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma ve düzeltme
dışında bir değişiklik yoksa, bu durum, madde gerekçesinin sonunda belirtilmiş
ve maddede bir hüküm değişikliğinin bulunmadığı açıklanmasına yer verilmiştir.
“Maddenin sistematik yapısı” sözcükleriyle, 818 sayılı Borçlar Kanununda aynı
fıkrada düzenlenen bir konunun, Tasarıda ayrı bir fıkrada veya ilişkili olduğu
başka bir maddede ya da tek fıkra iken ayrı fıkralar hâlinde düzenlenmesi
kastedilmektedir. Buna karşılık, Tasarıdaki maddelerde, 818 sayılı Borçlar
Kanununun maddelerine göre, bir hüküm değişikliği varsa, böyle maddelerin
sonuna, diğer maddelerin sonunda kullanılan “şablon cümle” yazılmamıştır.
Tasarının, kaynak İsviçre Borçlar Kanununda da yer
verilen maddelerine ait gerekçelerinin sonunda, “Maddenin düzenlenmesinde,
kaynak İsviçre Borçlar Kanununun … maddesi göz önünde tutulmuştur.” şeklinde bir
açıklama yapılmıştır. Ancak, bu cümlede kullanılan “…göz önünde tutulmuştur.”
şeklinde ibare, Tasarıdaki maddenin, kaynak Kanundaki metnine tam bir uygunluğu
ifade etmediği için, sadece o metinden yararlanıldığı şeklinde anlaşılmalıdır.
Tasarıda, kaynak Kanundaki metinden aynen veya farklı bir şekilde kaleme alınan
ya da aynı madde ile ilgili olduğu hâlde, Tasarıya alınmasına gerek görülmeyen
maddelerin bulunduğu göz önünde tutulmalıdır.
IV. Tasarının, 818 Sayılı Borçlar Kanununa Göre
Hüküm Farklılığı Bulunmayan Düzenlemeleri
1. Tasarının Birinci Kısmında
Tasarının “Genel Hükümler” başlıklı olup, beş
bölüme ayrılan Birinci Kısmının Dördüncü Bölümünde, “Borç İlişkilerinde Özel
Durumlar”, 161 ilâ 181 inci maddelerde düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeler
ile yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanunu arasında bir hüküm farklılığı
bulunmamaktadır.
2. Tasarının İkinci Kısmında
Tasarının “Özel Borç İlişkileri” başlıklı olup,
onsekiz bölüme ayrılan İkinci Kısmında, 818 sayılı Borçlar Kanununa göre hüküm
farklılığı bulunmayan bölümler, bunların düzenleme konuları ve kapsadığı
maddeler şunlardır:
Beşinci Bölüm: Bu bölümde, “Ödünç Sözleşmeleri”
başlığı altında, “Kullanım Ödüncü” 378 ilâ 384 üncü maddelerde, “Tüketim Ödüncü”
ise, 385 ilâ 391 inci maddelerde düzenlenmiştir.
Yedinci Bölüm: “Eser Sözleşmesi”nin düzenlendiği bu
bölüm, 470 ilâ 486 ncı maddelerden oluşmaktadır.
Dokuzuncu Bölüm: Bu bölümde “Vekâlet İlişkileri”,
502 ilâ 525 inci maddelerde, üç ayırım hâlinde düzenlenmiştir. Birinci Ayırımda
“Vekâlet Sözleşmesi”, İkinci Ayırımda “Kredi Mektubu ve Kredi Emri”, Üçüncü
Ayırımda da “Simsarlık Sözleşmesi” yer almıştır.
Onbirinci Bölüm: Bu bölümde “Komisyon Sözleşmesi”,
532 ilâ 546 ncı maddelerde düzenlenmiştir.
Onikinci Bölüm: “Ticarî Temsilciler ve Diğer Tacir
Yardımcıları”nın düzenlendiği bu bölüm, 547 ilâ 554 üncü maddelerinden
oluşmaktadır.
Onüçüncü Bölüm: Bu bölümde “Havale”, 555 ilâ 560
ıncı maddelerde düzenlenmiştir.
Ondördüncü Bölüm: “Saklama Sözleşmeleri”nin
düzenlendiği bu bölüm, 561 ilâ 580 inci maddeleri kapsamaktadır. Bu
bölümde “Genel saklama sözleşmesi”nden başka, “Mislî şeylerin saklanması”,
“Ardiyeciye bırakma” ve “Konaklama yeri, ahır, garaj ve otopark işletenlere
bırakma” sözleşmeleri de düzenlenmiştir.
Onaltıncı Bölüm: Bu bölümde “Kumar ve Bahis”, 604
ilâ 606 ncı maddelerde düzenlenmiştir.
Onyedinci Bölüm: “Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar
Bakma Sözleşmeleri”nin düzenlendiği bu bölümün Birinci Ayırımında “Ömür Boyu
Gelir Sözleşmesi”ne, 607 ilâ 610 uncu maddelerde; İkinci Ayırımında
ise, “Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi”ne, 611 ilâ 619 uncu maddelerde yer
verilmiştir.
V. Tasarıda Aynen Korunmak Zorunda Kalınan
Terimler
Gösterilen bütün çabalara karşın, aşağıdaki bazı
terimlere uygun düşebilen arı Türkçe karşılıklar bulunamamış, bunları aynen
kullanmak zorunda kalınmıştır.
Feragat, tasarruf, muacceliyet, menfaat, muvazaa,
müteselsil, halefiyet, rücu, mahsup, takip, fer’i, miktar, tahsil, tazminat,
ifa, ibra, kısmî ifa, iradî devir, bedel, zilyetlik, def’i, müdahale, şerh,
mislî şey, fesih, hasar. Ayrıca, Tasarıda kullanılan terimlerin, Türk Medenî
Kanunu’nun terminolojisi ile uyumlu olmasına özen gösterilmiştir.
VI. Tasarının, 818 sayılı Borçlar Kanununa Göre
Değişiklikleri ve Yenilikleri
1. Genel Olarak
Tasarıda, yürürlükteki Kanunda düzenlenmiş olan
bazı kurumlarda önemli sayılabilecek değişiklikler yapılırken, Kanunda
düzenlenmiş olmayan bazı konularda yeni kurum ve hükümlere de yer verilmiştir.
Bu değişiklikler, günümüzde ortaya çıkan bir takım yeni ihtiyaçlara cevap vermek
amacıyla yapılırken, yenilikler yabancı hukuk sistemlerinde, özellikle İsviçre
ve Alman hukuklarında son zamanlarda gerçekleşmiş olan değişiklik ve
gelişmelerden esinlenmek suretiyle Tasarı metnine yansıtılmıştır.
2. Şekil ve İfadeye İlişkin Değişiklikler ve
Yenilikler
Şekil olarak, yürürlükteki Kanunun bölüm ve madde
numaralarından ayrılınmış, bölüm ve maddelere birbirini izleyen yeni numaralar
verilmiştir.
Tasarıda kullanılan dil oldukça arılaştırılmış,
yürürlükteki Kanunun günümüzde geçerli olan dile oranla eskimiş olan ifadeleri,
kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Tasarıda, genellikle T.C.
Anayasasında kullanılan dil esas alınmıştır.
Kanunda kullanılan kavram, deyim ve terimler,
imkânlar ölçüsünde arılaştırılmış ve Tasarının tümünde “terim birliğinin
sağlanmasına” büyük çaba harcanmıştır. Birçok kavram, deyim ve terimler
günümüzde yerleşmiş veya kullanılmaya başlanmış olan ve Türk Medenî Kanununda da
yer almış bulunan yeni karşılıkları ile değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin
başlıcalarını aşağıdaki kavram, terim ve deyimler oluşturmaktadır:
Akit: Sözleşme; Akdin in’ikadı: Sözleşmenin
kurulması; Borç münasebeti: Borç ilişkisi; İcap: Öneri; Gaipler arasında: Hazır
olmayanlar arasında; Zımnî kabul: Örtülü kabul; İltizamsız icap: Bağlayıcı
olmayan öneri; İlân suretiyle vaat: İlân yoluyla ödül sözü verme; Rükunlar:
Unsurlar; Tahrirî şekil: Yazılı şekil; Mutlak butlan: Kesin hükümsüzlük; Batıl:
Hükümsüz; Rızadaki fesat: İrade bozukluğu; Gabin: Aşırı yararlanma; Hata:
Yanılma; Hile: Aldatma; İkrah: Korkutma; Salâhiyeti natık vesika: Yetki belgesi;
İcazet: Onama; Haksız muamele: Haksız fiil; İlliyet: Nedensellik; Iztırar hâli:
Zorunluluk hâli; Ağır Kusur: Kast veya ağır ihmal; Tazminata mahsup: Tazminattan
indirme; Taksimi kabil olmayan borç: Bölünemeyen borç; Borç ödemeden aciz: İfa
güçsüzlüğü; Tediye: Ödeme; Munzam zarar: Aşkın zarar; Tecdit: Yenileme; Muayyen
zamanlarda verilen ivazlar: Dönemsel edimler; Müruruzaman: Zamanaşımı;
Müruruzamanın kat’ı: Zamanaşımının kesilmesi; Müruruzamanın tatili:
Zamanaşımının durması; Talikî şart: Geciktirici koşul; İnfisahî şart: Bozucu
koşul; Pey akçesi: Bağlanma parası; Zamânı rücu: Cayma parası; Cezaî şart: Ceza
koşulu; Alacağın temliki: Alacağın devri; Borcun nakli: Borcun üstlenilmesi;
Nef’i: Yarar; Semen: Satış bedeli; Ayıba karşı tekeffül: Ayıptan sorumluluk;
Zapta karşı teminat: Zapttan sorumluluk; Bey’i bilvefa: Geri alım hakkı; Şuf’a
hakkı: Önalım hakkı; İştira hakkı: Alım hakkı; Tecrübe ve muayene şartıyla
satım: Beğenme koşuluyla satış; Muayene: Gözden geçirme; Müzayede: Artırma
yoluyla satış; Tazmin etme: Giderim; Trampa: Mal değişim sözleşmesi;
Mükellefiyetli bağışlama: Yüklemeli bağışlama; Hâsılat kirası: Ürün kirası;
Ariyet: Kullanım ödüncü; Karz: Tüketim ödüncü; İstisna akdi: Eser sözleşmesi;
Müteahhit: Yüklenici; Neşir mukavelesi: Yayım sözleşmesi; Nâşir: Yayımcı;
Müvekkil: Vekâlet veren; Tellâllık: Simsarlık sözleşmesi; Vekâleti olmadan
başkası hesabına tasarruf: Vekâletsiz işgörme; Komisyon: Komisyon sözleşmesi;
Muhanülaleyh: Havale ödeyicisi; Muhalünleh: Havale alıcısı; Muhil: Havale eden;
Vedia akdi: Saklama sözleşmesi; Mudi: Saklatan; Müstevdi: Saklayan; İstirdat:
Geri alma; Yediemine tevdi: Güvenilir kişiye bırakma; Kaydı hayat ile irat: Ömür
boyu gelir; Âdi şirket: Âdi ortaklık.
3. Esasa İlişkin Değişiklikler ve Yenilikler
a) Kanunun Adı Bakımından
Esasa ilişkin en büyük ve en anlamlı değişiklik,
Kanunun adında gerçekleştirilmiştir. Bilindiği üzere, yürürlükteki Kanunun adı
“Borçlar Kanunu”dur. Oysa, Medenî Kanun ve hattâ Ticaret Kanunu, Ceza Kanunu
gibi temel kanunların adlarının başında “Türk” sözcüğü yer aldığı ve bu kanunlar
“Türk Medenî Kanunu”, “Türk Ticaret Kanunu” ve “Türk Ceza Kanunu” olarak
anıldıkları hâlde, yine bir temel kanun olan Borçlar Kanununun adının başında
“Türk” sözcüğünün yer almamış olmasının sebebi açıklanamaz. Bu nedenle, Tasarıda
Kanunun adı, “Türk Borçlar Kanunu” olarak ifade edilmiştir.
b) Madde Sayısı Bakımından
Tasarı, 649 maddeden oluşmaktadır. Yürürlükteki 818
sayılı Borçlar Kanununun 544 maddeden ibaret olduğu göz önünde tutulduğunda,
Tasarı maddelerinin sayısında, 105 maddelik bir artış olduğu
görülmektedir. Bu artış, Tasarıya yeni bazı hükümler eklenmesinden ve
yürürlükteki Kanunda da mevcut olan bazı hükümlerin, aynı maddede düzenlenmesi
yerine, ayrı bir maddede düzenlenmesinin, sistematik bakımdan daha uygun
görülmesinden ileri gelmiştir.
c) Madde Metinlerinde Yapılan Düzeltmeler
Bakımından
Esasa ilişkin değişikliklerden biri, kaynak İsviçre
Borçlar Kanunundan çeviri yapılırken, yürürlükteki Kanunda kullanılmış olan bazı
terimlerin gerçek anlamı ifade etmemesi sebebiyle, düzeltilmeleri olmuştur.
Yürürlükteki Kanunda, gerek başlıklarda, gerek
madde metinlerinde daima “borç” terimi kullanılmaktadır. Nitekim, Birinci Bap:
Borçların Teşekkülü, Birinci Fasıl: Akitten Doğan Borçlar, İkinci Fasıl: Haksız
Muamelelerden Doğan Borçlar ve Üçüncü Fasıl: Haksız Bir Fiil ile Mal
İktisabından Doğan Borçlar başlığını taşımaktadır. Aynı şekilde, İkinci Bap:
Borçların Hükmü, Üçüncü Bap: Borçların Sukûtu, Dördüncü Bap: Borçların Nev’ileri
başlığı altında düzenlenmiştir. Yürürlükteki Kanunda kullanılan “borç” terimi
ile, taraflar arasındaki ilişkiden doğan dar anlamdaki borçlardan (dette) her
biri değil, geniş anlamdaki borç, yani taraflar arasında kurulmuş olan hukukî
ilişki; gerçek adıyla “borç ilişkisi” (obligation) ifade edilmek istenmektedir.
Nitekim, kaynak İsviçre Borçlar Kanununda da borç ilişkisi (obligation) sözcüğü
kullanılmıştır. Alman Medenî Kanununda da, aynı şekilde borç ilişkisi
(Schuldverhaeltnis) terimi kullanılmaktadır. Bu sebeple, yürürlükteki Kanunda
kullanılmış olan bu terim yanlışlıkları düzeltilmiş ve “Borçların Teşekkülü”
yerine, “Borç İlişkisinin Kaynakları”,“Akitten Doğan Borçlar” yerine,
“Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri”, “Haksız Muamelelerden Doğan Borçlar”
yerine, “Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri”, “Haksız bir Fiil ile Mal
İktisabından Doğan Borçlar” yerine, “Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç
İlişkileri”,“Borçların Hükmü” yerine, “Borç İlişkisinin Hükümleri” şeklindeki
ifadelere yer verilmiş, “Borçların Sukutu” ifadesi ise, “Borçların ve Borç
İlişkilerinin Sona Ermesi” şeklinde arılaştırılmıştır. Aynı şekilde,
yürürlükteki Kanunun 182 ilâ 541 inci maddelerini kapsayan İkinci Kısmının
başlığında kullanılan “Akdin Muhtelif Nevileri” ibaresi, bu kısımda düzenlenen
ilişkilerin hepsinin akit (sözleşme) olmaması sebebiyle doğru olmadığından, bu
başlık, Tasarıda “Özel Borç İlişkileri” olarak ifade edilmiştir.
d) Yeni Hükümlere Yer Verilmesi Bakımından
aa) Genel Hükümlerde
Tasarının “Genel Hükümler” başlıklı olup, beş
bölüme ayrılan Birinci Kısmındaki yeni hükümler ve içerikleri, her bir bölüm
itibarıyla, aşağıda özetlenmiştir. Ancak, Tasarının Birinci Kısmının Dördüncü
Bölümünde, yukarıda (IV altında) da belirtildiği gibi, yürürlükteki 818 sayılı
Borçlar Kanununda mevcut olmayan yeni bir hükme yer verilmemiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Kaynakları
Madde 7 (4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi)
“Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kısmın “Borç
İlişkisinin Kaynakları” başlığını taşıyan Birinci Bölümünün Birinci Ayırımında
“Sözleşmenin Kurulması” konusunda yeni bir hüküm, “Ismarlanmayan şeyin
gönderilmesi” kenar başlığını taşıyan 7 nci maddedir. Yürürlükteki Kanunda
bulunmayan bu yeni hükümle, ısmarlanmadığı hâlde bir mal göndermenin öneri
sayılmayacağı yasal bir tercih olarak kabul edilmiş, böyle bir şeyi alan
kişinin, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü olmayacağı açıkça ifade
edilmiş ve ısmarlanmayan şeyin yanlışlıkla gönderildiğinin anlaşılması
durumunda, onu alana, uygun bir sürede gönderene haber verme yükümlülüğü
getirilmiştir. Bu maddeyle, kişilerin, arzu etmedikleri hâlde kendilerine
gönderilmiş olan bir şeyi geri göndermek veya saklamak zorunda bırakılmaları
önlenmek istenmiştir.
Madde 14 ve 15 (Yazılı şeklin unsurları ve imza)
Tasarıdaki yeniliklerden biri, yazılı şekil
konusunda Tasarının 14 ve 15 inci maddelerinde yer almaktadır. 14 üncü maddenin
ikinci fıkrasına, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ile uyumlu olarak, güvenli
elektronik imzayla veya teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer
iletişim araçları ile gönderilip saklanabilen metinlerin de yazılı şekil yerine
geçeceği hükmü eklenmiştir. Buna bağlı bir diğer yenilik ise, 15 inci maddenin
birinci fıkrasına eklenen “güvenli elektronik imzanın da el yazısıyla atılmış
imzanın bütün hukukî sonuçlarını doğuracağına” ilişkin hükümdür. Aynı maddede,
“açığa atılan imza”yla ilgili yeni bir hükme de yer verilmiştir.
Madde 20 ilâ Madde 25 (Genel işlem koşulları)
Tasarıyla getirilen çok önemli yeniliklerden biri
de “Genel İşlem Koşulları”dır. Yürürlükteki Kanunda bulunmayan, fakat günümüzde
ihtiyacı şiddetle hissedilen ve yabancı hukuk sistemlerinde, meselâ, Alman
hukukunda “Genel İşlem Şartları Hakkında Kanun” adıyla özel bir kanun tarafından
ayrıntılı bir biçimde düzenlenen bu kurum, Tasarıda 20 ilâ 25 inci maddeler
arasında, altı maddeyle düzenlenmiştir. Bu düzenleme yapılırken, yabancı
kaynaklardan yararlanılmış ve bu konuda bilimsel çalışma yapanların da görüşleri
alınmıştır.
Borçlar Kanunumuz, bireysel sözleşme modeline
dayanmaktadır. Bireysel sözleşme denilince, Borçlar Kanununun 1 inci ve devamı
maddeleri anlamında öneri, öneriye karşı öneri ve kabul gibi aşamaların sonunda,
irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşması sağlanıncaya kadar, sözleşmenin her
hükmünün tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmeler anlaşılır. Ancak,
çağımızın sosyal ve ekonomik gelişmeleri, kitlelere yönelik hizmet gereksinimini
yaratmış ve yığınlar için üretim zorunluluğu doğurmuştur. Buna bağlı olarak
bireysel sözleşme modeli yanında, kitle sözleşmesi veya formüler sözleşme
denilen, yeni bir sözleşme modeli ortaya çıkmıştır. Bankalar, sigorta
şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri, dayanıklı tüketim malları üretimi ve
pazarlaması yapan teşebbüsler, bireysel sözleşmelerin kurulmasından önce, soyut
olarak tek yanlı kaleme alınmış sözleşme koşulları hazırlamakta ve bunlarla
gelecekte kurulacak belirsiz sayıda, fakat aynı şekil ve tipteki hukukî
işlemleri düzenlemektedirler. İşte, önceden hazırlanan tipik sözleşme koşulları
için genel işlem koşulları terimi kullanılmakta; bu tip sözleşmelere “kitle
sözleşme”, “katılmalı sözleşme” ya da “formüler sözleşme” denilmektedir.
Kitlelere, yığınlara yönelik bu sözleşmelerde, sözleşmenin kurulması ile ilgili
görüşmeler ve pazarlıklar yapılması söz konusu değildir. Hattâ, çoğu zaman fiyat
konusu bile, tarifelerle belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır.
Girişimci karşısında diğer sözleşen, ya karşı tarafın koşulları içinde
sözleşmeyi kuracak ya da söz konusu sözleşmenin içerdiği edim ya da hizmetten
yararlanmayacaktır. Başka bir ifadeyle, sözleşmenin diğer tarafını oluşturan
birey, önüne hazır getirilen metin karşısında “evet” ya da “hayır” diyebilecek,
“evet, ama” seçeneğinden yoksun olacaktır. Hizmet ya da edimden hiç yararlanmama
söz konusu olamayacağına göre, “evet, ama” deme imkânının olmaması karşısında,
bireyin, bu türden sözleşmeler uygulamasında yasalarla korunması gereği ve
zorunluluğu ortadadır. İşte, Borçlar Kanunumuzun tümüyle değiştirilmesine
ilişkin olarak hazırlanan Tasarıda, genel işlem koşullarının tâbi olduğu
geçerlilik kuralları ile bunlara aykırılığın yaptırımları ve genel işlem
koşullarının yorumlanması gibi konular açıklığa kavuşturulmuş ve tüm
sözleşmeleri kapsayacak şekilde, genel hükümler kısmında emredici biçimde
düzenlenmiştir.
“Borç İlişkisinin Kaynakları” bölümünün “Haksız
Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” başlığını taşıyan İkinci Ayırımında,
yürürlükte bulunan Kanundaki hükümlerden pek çoğu aynen alınmış olmakla
birlikte, bazı yeni düzenlemelere de yer verilmiştir.
Tasarının 59 uncu maddesinde, “Sorumluluk
sebeplerinin çokluğu” başlığı altında, sorumluluk sebeplerinin yarışması
konusunda yeni bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme ile, öğreti ve
uygulamadaki çağdaş gelişmeler göz önünde tutularak, bir kişinin sorumlu-luğunun
birden çok hukukî sebebe dayandırılabilmesi durumunda, hâkimin, kanunda aksine
bir hüküm yoksa, zarar görene en iyi giderim olanağı sağlayan sorumluluk
sebebine göre karar vermesi öngörülmektedir.
Madde 60 ve 61 (Müteselsil sorumluluk)
818 sayılı Borçlar Kanununun
51 inci maddesinin birinci fıkrasındaki hâl için “eksik teselsül”, aynı Kanunun
50 nci maddesindeki hâl için de “tam teselsül” şeklinde yapılan ayırımın
öğretide eleştirildiği göz önünde tutulmuş ve Tasarıda bu ayırıma yer
verilmemiştir. Buna bağlı olarak, 818 sayılı Borçlar Kanununun ikili teselsül
sistemi terkedilmiş ve her iki teselsül durumu bir bütün olarak değerlendirilip,
aynı hükümlere tâbi tutulmuştur.
Müteselsil sorumluların
yükümlü tutulacakları tazminat miktarının üst sınırına ilişkin Tasarının 60 ıncı
maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir
hükümdür. Söz konusu hükme göre, her bir müteselsil sorumlunun yükümlü
tutulacağı tazminat miktarı, tek başına sorumlu olması durumunda yükümlü
tutulacağı tazminat miktarından fazla olamaz. Bu yeni düzenlemeyle, müteselsil
sorumlulardan her birinin, kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını gerektiren
nedenlerin, dış ilişkide göz önünde tutulmasının hakkaniyete uygun olacağı
kabul edilmiştir.
Madde 64 (B. Kusursuz sorumluluk / I. Hakkaniyet
sorumluluğu)
Tasarının 64 üncü maddesindeki “Hakkaniyet
sorumluluğu”, Tasarıda kusursuz sorumluluk hâllerinin ilki olarak, 818 sayılı
Borçlar Kanunundan kısmen farklı biçimde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında,
tarafların ekonomik durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet
gerektiriyorsa, hâkimin, zarar verenin kusuru olmasa bile, sebep olduğu zararın
uygun şekilde giderilmesine karar verebileceği öngörülmektedir. Böylece, 818
sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinde sadece ayırt etme gücünden yoksun
olanların (yani kusurlu olmaları söz konusu edilemeyecek kişilerin) hakkaniyet
sorumluluğuna tâbi oldukları şeklindeki düzenlemenin kapsamı genişletilmiştir.
Ayırt etme gücüne sahip olmakla birlikte kusuru olmaksızın başkalarına zarar
verenlerin de, tarafların ekonomik durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet
gerektiriyorsa sorumlu tutulmaları zorunlu görülmüştür.
Madde 70 (III. Tehlike sorumluluğu ve
denkleştirme)
Borçlar Kanunumuzun kaynağını
oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun öngörüldüğü birçok özel
kanun bulunduğu hâlde, Hukukumuzda bu konuya ilişkin yeterli sayılabilecek yasal
düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu maddede tehlike sorumluluğunun
genel ilkesinin ve koşullarının düzenlenmesi uygun görülmüştür. Yürürlükteki
Kanunda, genel hükümler arasında böyle bir düzenleme yapılmamış olmakla
birlikte, Tasarıda, kusursuz sorumluluk hâlleri ile ilgili sistematik bütünlüğün
sağlanması ve özel kanunî düzenleme yapılması beklenmeksizin, gerektiğinde
mahkeme kararlarıyla, tehlike sorumluluğunun kabulünün mümkün kılınması
amaçlanmıştır.
Madde 71 (c. Zamanaşımı / 1. Kural)
818 sayılı Borçlar Kanununun
60 ıncı maddesinde, on yıllık uzun zamanaşımı süresi için kullanılan “zararı
müstelzim fiilin vukuundan itibaren” şeklindeki ibarenin, haksız fiilin “zarar”
unsuru gerçekleşmedikçe, fiilin işlendiği tarihten itibaren kaç yıl geçerse
geçsin, haksız fiil nedeniyle tazminat isteminin zamanaşımına uğramayacağı
şeklinde yorumlanmasını önlemek amacıyla, bu ibare Tasarının 71 inci maddesinde,
“her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak” şeklinde değiştirilmiş ve bu
değişiklik göz önünde tutularak 818 sayılı Borçlar Kanunundaki on yıllık uzun
zamanaşımı süresinin de, yirmi yıla çıkarılması öngörülmüştür. Nitekim, haksız
fiil zamanaşımı süreleri olarak Alman Medenî Kanununun (BGB) 852 nci maddesinde
on ve otuz yıllık süreler öngörülmüştür.
Madde 72 (II. Rücu isteminde zamanaşımı)
Yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hüküm ile, tazminat yükümlüsünün zarar görenin
uğradığı zararı tamamen ödedikten sonra diğer sorumlulara rücu hakkının tâbi
olduğu zamanaşımı süresine ilişkin düzenleme boşluğunun doldurulması ve bu
konuda özellikle uygulamada duyulan bir ihtiyacın karşılanması amaçlanmıştır.
Madde 75 (III. Geçici ödemeler)
Bu yeni düzenlemeyle, meselâ,
hiçbir sosyal güvenceden yararlanamayacak durumda bulunmakla birlikte, somut
olayda uğradığı zararın giderilmesi için âcilen parasal bir desteğe ihtiyaç
duyan ve tazminat yükümlüsünün, uğradığı zarardan sorumluluğunu hâkime sunduğu
inandırıcı kanıtlarla ortaya koyan zarar görenlerin korunması amaçlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında,
zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunması ve
ekonomik durumunun da gerektirmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi
durumunda, hâkime, istem üzerine tazminat yükümlüsünün zarar görene geçici ödeme
yapmasına karar verme yetkisi tanınmıştır. Ancak, bu düzenlemeyle, geçici ödeme
kararıyla, kesin hüküm sonucunun, eda amaçlı bir ihtiyatî tedbir aracılığıyla
elde edilmesinin amaçlanmadığı belirtilmelidir.
Maddenin ikinci fıkrasında
ise, aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca zarar görene yapılan geçici
ödemelerin nihaî kararda hükmedilmiş olan tazminata mahsup edileceği; zarar
görenin açtığı davanın reddine karar verilmesi durumunda ise, hâkim tarafından,
aynı davada, davacının aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri
vermesine hükmedileceği öngörülmektedir.
İKİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Hükümleri
Madde 87 (Faiz) ve Madde 119 (Temerrüt faizi)
“Borç İlişkisinin Hükümleri” başlığını taşıyan
İkinci Bölümde, “Faiz” kenar başlığını taşıyan 87 inci maddenin içeriği ile
“Temerrüt faizi” kenar başlığını taşıyan 119 uncu maddenin düzenlenmesinde, 3095
sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda yapılan son değişiklik
dikkate alınarak, faiz oranının belirlenmesi, yürürlükteki mevzuata
bırakılmıştır.
Madde 125 (Sürekli edimli sözleşmelerde
borçlunun temerrüdü)
Borçlunun temerrüdünün sürekli edimli sözleşmelere
ilişkin sonucu, yeni bir madde olarak, Tasarının 125 inci maddesinde
düzenlenmiştir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi,
Zamanaşımı
Madde 131 (B. İbra)
818 sayılı Borçlar Kanununun
kaynağını oluşturan İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci maddesinde ibra
düzenlenmiştir. Borçlar Kanunumuza her nasılsa alınmayan ibranın, öğreti ve
uygulamada borcu sona erdiren sebeplerden biri olduğunda duraksama
bulunmamaktadır. Sistematik bir eksikliği gidermek amacıyla, ibranın yeni bir
madde olarak Tasarıya alınması uygun görülmüştür.
Madde 136 (II. Kısmî ifa imkânsızlığı)
818 sayılı Borçlar Kanununun
117 nci maddesinde borcu sona erdiren sebepler arasında sadece tam imkânsızlığın
düzenlenmesi nedeniyle, borcun ifasının kısmen imkânsızlaşmasının sonuçlarının
ayrı bir maddede düzenlenmesi zorunlu görülmüştür.
Madde 137 (III. Aşırı ifa güçlüğü)
Tasarının 137 nci maddesinde,
aşırı ifa güçlüğü konusundaki bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye
bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem
temelinin çökmesi”ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa
güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci
maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, aşırı ifa güçlüğü hâlinde,
sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması,
maddede ve gerekçesinde belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine
bağlanmıştır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri
Bazı hukuk düzenlerinde, meselâ İtalyan Medenî
Kanununun 1406 ilâ 1410 uncu maddelerinde, sözleşmenin devri ve sözleşmeye
katılma; 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 66 ncı maddesi ile 4735 sayılı Kamu
İhale Sözleşmeleri Kanununun 16 ncı maddesinde ise, sözleşmenin devri
düzenlenmiştir. Bu hukukî yapıların, Türk öğreti ve uygulamasında da açıkça
kabul edildiği göz önünde tutularak, Tasarının Beşinci Bölümünde, borca katılma
yanında, sözleşmenin devri ile sözleşmeye katılmanın da düzenlenmesi uygun
görülmüştür.
Madde 200 (E. Borca katılma)
Bilindiği gibi, borcun
üstlenilmesi sonucunda eski borçlu borcundan kurtulmakta, onun yerini yeni
borçlu almaktadır. Borca katılmada ise, borçlu borcundan kurtulmamakta,
“katılan” da borçlu ile birlikte aynı borçtan müteselsilen sorumlu olmaktadır.
Uygulamada sıkça karşılaşılan borca katılmanın, “Borç İlişkilerinde Taraf
Değişiklikleri” başlığını taşıyan Beşinci Bölümünün 200 üncü maddesinde, yasal
bir düzenlemeye kavuşturulması yerinde görülmüştür.
Madde 204 (A. Sözleşmenin devri)
“Sözleşmenin devri”, Tasarının 204 üncü maddesinin
birinci fıkrasında, “sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf
arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile
birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma” olarak
tanımlanmaktadır.
Madde 205 (B. Sözleşmeye katılma)
“Sözleşmeye katılma”, Tasarının 205 inci maddesinin
birinci fıkrasında, “mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer almak
üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın,
yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması
sonucunu doğuran bir anlaşma” olarak tanımlanmaktadır. Maddenin ikinci
fıkrasında, sözleşmeye katılmanın hukukî sonuçları, son fıkrasında ise, şekli
düzenlenmektedir.
bb) Özel borç ilişkilerinde
Tasarının “Özel Borç İlişkileri” başlıklı olup,
onsekiz bölüme ayrılan İkinci Kısmındaki yeni hükümler ve içerikleri, her bir
bölüm itibarıyla, aşağıda özetlenmiştir. Ancak, yukarıda (IV altında) da
belirtildiği gibi, Tasarının İkinci Kısmının Üçüncü, Beşinci, Yedinci, Dokuzuncu
ilâ Ondördüncü, Onaltıncı ve Onyedinci Bölümlerinde, yürürlükteki 818 sayılı
Borçlar Kanununda mevcut olmayan yeni bir hükme yer verilmemiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
Satış Sözleşmesi
“Özel Borç İlişkileri” başlıklı İkinci Kısmın
“Satış Sözleşmesi” başlığını taşıyan Birinci Bölümün Üçüncü Ayırımında “Satış
İlişkisini Doğuran Haklar” başlığı altındaki 237, 238, 239, 240 ve 241 inci
maddelerde, yürürlükteki Kanunda yer almayan yeni düzenlemeler yapılmış,
özellikle “sözleşmeden doğan önalım hakkı” düzenlenmiştir. Aynı Bölümün Dördüncü
Ayırımında, yürürlükteki Kanunda tanımlanmayan “Tecrübe ve muayene şartıyla
satım”, bu kez “Beğenme koşuluyla satış” adı altında, 248 inci maddede
tanımlanmıştır. “Kısmî Ödemeli Satışlar” başlığı altında yer verilen “Taksitle
satış”, yürürlükteki Kanundan farklı biçimde ve oldukça ayrıntılı olarak, 252
ilâ 262 nci maddelerde düzenlenmiştir. Aynı şekilde, yürürlükteki Kanunda yer
verilmeyen “Önödemeli Taksitle Satış”, Tasarının 263 ilâ 271 inci maddelerinde
düzenlenmiş yeni bir satış türüdür.
“Kısmî ödemeli satışlar” hakkında düzenleme
yapılırken, İsviçre Borçlar Kanununun 23 Mart 2001 tarihli “Tüketici Kredilerine
İlişkin Federal Kanun”dan önceki düzenlemesi ile hukukumuzdaki 4077 sayılı
“Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”daki düzenleme göz önünde tutulmuştur.
Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri
aşağıda açıklanmıştır:
Madde 207 (B. Yarar ve hasar)
818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin
birinci fıkrasında, parça borçlarında yarar ve hasarın, kural olarak sözleşmenin
kurulduğu anda alıcıya geçtiği kabul edilmektedir. Türk-İsviçre Borçlar
Kanununda, satılanın mülkiyetinin, borçlandırıcı işlem niteliğindeki satış
sözleşmesinin kurulduğu anda değil, tasarruf işlemi niteliğindeki zilyetliğin
devri veya tescil işleminin gerçekleştiği anda alıcıya geçtiği hâlde, onun,
henüz malik olmadığı bir malın hasarına katlanmak ve bedeli ödemek zorunda
bırakılması, hakkaniyete aykırı görülerek, öğretide haklı olarak
eleştirilmektedir. Uluslararası taşınır malların satışına ilişkin sözleşmelere
uygulanacak kurallarda da, hasarın teslim anında alıcıya geçmesi kabul edilmiş
bulunmaktadır. Bu nedenle, Tasarıda 818 sayılı Borçlar Kanununda yapılan
düzenlemeden farklı olarak, satış sözleşmesinde hasarın, taşınırlarda
zilyetliğin devri, taşınmazlarda ise tescil anına kadar satıcıya ait olduğu,
istisnasız bir kural hâline getirilmiştir. Bu değişikliğe ve yeniliğe bağlı
olarak, 818 sayılı Borçlar Kanununun, çeşit (cins) borçlarında hasarın alıcıya
geçmesinin koşullarına ilişkin ikinci fıkrası ile geciktirici koşula bağlı satış
sözleşmesinde hasarın alıcıya geçtiği ana ilişkin son fıkra hükümleri, Tasarının
207 nci maddesine alınmamıştır.
Maddenin ikinci fıkrası 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya göre, taşınır satışlarında,
alıcı, satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düştüğü takdirde taşınırın
yarar ve hasarı, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine alıcıya geçecektir. Buna
benzer bir düzenleme, Alman Medenî Kanununun taşınır ve taşınmaz satışı ayrımı
yapılmaksızın, yarar ve hasarın geçişine ilişkin 446 ncı paragrafında da yer
almaktadır. Ancak, taşınmaz satışlarında teslimin tescil tarihinden sonra
gerçekleştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin varlığı hâlinde, yarar ve hasarın
hangi anda alıcıya geçeceğine ilişkin düzenleme, Tasarının 244 üncü maddesinin
birinci fıkrasında yapılmıştır.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda
yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hüküm uyarınca satıcı, alıcının isteği
üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderdiği takdirde, yarar ve
hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçecektir. Buna benzer
bir düzenleme, 11/04/1980 tarihli “Milletlerarası Menkul Mal Satışları Hakkında
Birleşmiş Milletler (Viyana) Sözleşmesi”nin 67 nci maddesinde ve Alman Medenî
Kanununun (BGB) 447 nci maddesinin birinci fıkrasında da bulunmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununda, satılanın yarar ve
hasarının hangi anda alıcıya geçeceği düzenlendiği hâlde, Tasarıda, yarar ve
hasarın hangi âna kadar satıcıya ait olacağı düzenlenmiştir.
Madde 237 (B. Satış ilişkisi doğuran haklar / I.
Süresi ve şerhi)
Maddeye göre, önalım ve geri alım hakları en çok
yirmibeş yıllık, alım hakkı ise en çok on yıllık süre için kararlaştırılabilir
ve kanunlarda belirlenen süre ile tapu siciline şerh edilebilir.
Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216a maddesinde de
aynı düzenlemeye yer verilmekle birlikte, bu hakların tapu siciline şerhin
süresi bakımından bir farklılık bulunmaktadır. Gerçekten, kaynak Kanunda söz
konusu hakların tapu siciline şerhi bir süreyle sınırlanmadığı hâlde, Tasarının
237 nci maddesinde, “kanunlarda belirlenen süreyle” tapu siciline şerh
edilebileceği öngörülmüştür.
Böylece, madde, sözleşmeden doğan önalım hakkı ile
alım ve geri alım haklarının şerhinin, her durumda on yıllık süre için etkisini
göstereceğine ilişkin 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 735 inci ve 736 ncı
maddelerinin ikinci fıkralarındaki düzenlemelerle uyumlu olacak biçimde kaleme
alınmıştır.
Madde 238 (II. Devredilmesi ve miras yoluyla
geçmesi)
Maddenin birinci fıkrasında, aksine anlaşma
olmadıkça, sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri alım haklarının
devredilemeyeceği, ancak miras yoluyla geçeceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu hakların devrine
ilişkin sözleşmelerin geçerliliğinin, hakkın kurulması için öngörülen şekilde
yapılmasına bağlı olduğu ifade edilmektedir.
Madde 239 (III. Önalım hakkı /1. İleri
sürülmesi)
Maddenin birinci fıkrasında kullanılan “taşınmazın
satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlem” şeklindeki ibare,
satış ve onunla eşdeğerli bütün hukukî işlemleri kapsamaktadır. Böylece, önalım
hakkı taşınmaz satışında ve ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlemler yapılması
hâlinde kullanılabilecektir. Meselâ, bir gayrimenkul yatırım ortaklığına ait
hisselerin bütünüyle devri hâlinde bu işlem, fıkra anlamında ekonomik bakımdan
satışa eşdeğer işlem niteliğinde sayılabilecektir. Ancak, bir taşınmazın anonim
veya limited şirkete aynî sermaye olarak konulmasında önalım hakkı
kullanılamayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise taşınmazın, mirasın
paylaşılması kapsamında mirasçılardan birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla
satışı ve kamusal yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla kazanılması
hâllerinde, önalım hakkının kullanılamayacağı düzenlenmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 216c maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 240 (2. Koşulları ve hükümleri)
Maddenin birinci fıkrasında, satıcının veya
alıcının taşınmaz satış sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini, noter
aracılığıyla önalım hakkı sahibine bildirmek zorunda olduğu belirtilmektedir.
Gerçekten, Türk Medenî Kanununun 735 inci maddesinin son fıkrasına göre de,
yasal önalım hakkının kullanılmasına ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım
hakkında da uygulanır. Yine Türk Medenî Kanununun 733 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasına göre, yapılan satış, satıcı veya alıcı tarafından önalım hakkı
sahibine noter aracılığıyla bildirilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan “satış
sözleşmesi … alıcının şahsından kaynaklanan sebeplerle onaylanmazsa” şeklindeki
ibareyle, sınırlı ehliyetsiz olan alıcı tarafından tek başına hareket edilerek
yapılan satış sözleşmesine Türk Medenî Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca,
yasal temsilcisinin rıza göstermemesi yanında, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı
olan alıcı tarafından, tek başına hareket edilerek yapılan taşınmaz satış
sözleşmesine, Türk Medenî Kanununun 462 nci maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca vesayet makamının izin vermemesi de kastedilmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, aksi
kararlaştırılmadıkça önalım hakkı sahibi, taşınmazı satıcının üçüncü kişiyle
yaptığı satışın koşulları çerçevesinde kazanır.
Maddenin son fıkrasında sözü edilen satışa eşdeğer
işlemlerin başlıca örneğini, İsviçre Federal Mahkemesinin bazı kararlarında da
kabul edildiği gibi, taşınmazın tamamı üzerinde üst hakkı kurulması
oluşturmaktadır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kira Sözleşmesi
“Kira Sözleşmesi” başlığını taşıyan Dördüncü Bölüm,
üç ayırıma bölünerek, Birinci Ayırımda “Genel Hükümler”e, İkinci Ayırımda “Konut
ve Çatılı İşyeri Kiraları”na ve Üçüncü Ayırımda da “Ürün Kirası”na yer
verilmiştir. Birinci Ayırımda, 299 uncu maddede yer alan “Kira süresi” yeni bir
düzenlemedir. Aynı şekilde, “Üçüncü kişinin sınırlı aynî hak sahibi olması”
kenar başlığını taşıyan 310 uncu madde, “Kiralananda kiracı tarafından
değişiklik yapılması”nı düzenleyen 320 nci madde, “Kiranın devri” kenar
başlığını taşıyan 322 nci madde, “Takastan feragat yasağı” kenar başlıklı 325
inci madde, “Kiralananın geri verilmesinde gözden geçirme ve bildirme”
konusundaki 334 üncü madde, yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan yeni
hükümlerdir. Dördüncü Bölümün İkinci Ayırımı 338 ilâ 355 inci maddelerden
oluşmakta ve “Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları” başlığını taşımaktadır. 6570
sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri, Tasarıda kira sözleşmesi
düzenlenmesine dâhil edildiği içindir ki, bu özel Kanuna tâbi kira
sözleşmelerinin konusunu oluşturan taşınmazlar, bu ayırım altında
düzenlenmiştir. Bu nedenle, Tasarının yasalaşması durumunda, 6570 sayılı Kanunun
da yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Bu ayırımda yer verilen hükümlerin
pek çoğu, 6570 sayılı Kanunda bulunduğu hâlde, yürürlükteki Kanunda mevcut
olmayan hükümlerdir. Meselâ, “Uygulama alanı”, “Kiracının güvence vermesi”,
“Kira bedeli”, “Kira bedelinin belirlenmesi”, “Sözleşmenin sona ermesi”,
“Yeniden kiralama yasağı”, “Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi” kenar
başlıklarını taşıyan 338, 341, 342, 343, 346 vd., 354 ve 355 inci maddeler
böyledir. Buna karşılık; “Bağlantılı sözleşme”, “Dava açma süresi ve kararın
etkisi”, “Kiracı aleyhine düzenleme yasağı” ve “Aile konutu” kenar başlıklı 339,
344, 345 ve 348 inci maddeler, yürürlükteki Kanunda ve 6570 sayılı Kanunda
bulunmayan, yeni hükümlerdir. Kira sözleşmelerinin düzenlenmesinde de, Tasarının
bütününde olduğu gibi, Yargıtay kararları ve Avrupa mevzuatı göz önünde
tutulmuştur.
Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri
aşağıda açıklanmıştır:
Madde 299 (B. Kira süresi)
Maddenin birinci fıkrasında, kira sözleşmesinin bir
unsurunu oluşturmamakla birlikte, kira sözleşmesinin sona ermesi bakımından
önemli olan kira süresinin düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. Böylece, türü ne
olursa olsun, tüm kira sözleşmelerinin, belirli veya belirli olmayan bir süre
için yapılabileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre: “Kararlaştırılan
sürenin geçmesiyle her hangi bir bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi
belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için
yapılmış sayılır”.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 255 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 320 (2. Kiracı tarafından)
Maddenin birinci fıkrasında, kiracının kiraya
verenin yazılı rızasıyla kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabileceği
belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kiraya verenin bu
yenilik ve değişikliklere rıza göstermesi durumunda, yazılı olarak
kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla geri verilmesini
isteyemeyeceği öngörülmektedir. Böylece, kiracının kiralananı sözleşme sonunda,
ne durumda teslim almışsa, o durumda geri verme borcuna ilişkin Tasarının 333
üncü maddesinin bir istisnasına yer verilmiştir. Bu düzenleme çerçevesinde,
kiracının, kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilmesi için kiraya verenin
yazılı rızasını alması koşulu aranmış ve bu rızayı alan kiracının, aksi yazılı
olarak kararlaştırılmadıkça, kiralananı eski durumuyla geri verme
sorumluluğundan kurtulacağı esası benimsenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, aksine yazılı bir
anlaşma yoksa, kiracının, sözleşmenin sona ermesinden sonra da, bu yenilik ve
değişikliklerin kiralananda meydana getirdiği önemli değer artışının karşılığını
kiraya verenden isteyebileceği esası benimsenerek, bu konudaki tartışmalar sona
erdirilmek istenmiştir. Bu konuda kiracının korunması amacıyla, göreceli (nisbî)
bir emredici kural getirilmiştir. Kiracının önemli değer artışı yaratmış
değişiklikler ve iyileştirmeler için karşılık isteme hakkının anlaşma ile
kaldırılması veya sınırlandırılmasına imkân tanınmamış; buna karşılık, yazılı
anlaşmada, daha fazla bir giderim talebine yer verilebileceği kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 260a maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 322 (III. Kira ilişkisinin devri)
Maddenin birinci fıkrasında, kiracının kira
ilişkisini başkasına devredebilmesi, kiraya verenin yazılı rızasına bağlanmış;
ancak, kiraya verenin işyeri kiralarında haklı sebep olmadan bu rızayı vermekten
kaçınamayacağı öngörülmüştür. “Haklı sebep”, somut olaydaki durum ve koşullar
göz önünde tutularak, hâkim tarafından belirlenecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kira ilişkisinin
devrinin, kira sözleşmesinin kiracı tarafını değiştirdiği açıkça ifade
edilmiştir. Devir ile birlikte devreden kiracı, kiraya verene karşı tüm
borçlarından kurtulacak ve devralan, devredenin yerine geçerek, kiraya verene
karşı sorumlu olacaktır. Bu devir, kiraya verenin rızasıyla gerçekleşebileceği
için, borçlunun değişmesinin kiraya verenin sözleşmedeki durumunu olumsuz yönde
etkilediği söylenemeyecektir.
Maddenin son fıkrasında, işyeri kiralarında,
devreden kiracının, devir konusu kira sözleşmesi süresinin bitimine kadar ve en
fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olacağı
belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 263 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur. Bununla birlikte, kaynak
Kanunda sadece işyeri kira ilişkisinin devri düzenlendiği hâlde, Tasarıda 818
sayılı Borçlar Kanunundaki konut ve işyeri ayrımı yapılmaksızın buna imkân veren
düzenlemesi korunmuştur.
Madde 325 (V. Takastan feragat yasağı)
Maddede, takastan önceden feragat edilebileceğine
ilişkin Tasarının 144 üncü maddesindeki kurala, kira ilişkisinden doğan
alacaklar bakımından emredici bir istisna getirilmiştir. Özellikle, uygulamada
sıkça görüldüğü gibi, kira sözleşmelerinde kiraya veren lehine olarak,
kiracının, meselâ kiralananın ayıplı olması sebebiyle sahip olduğu alacağının
takas edilemeyeceğine ilişkin düzenleme yapılması engellenerek, bu konuda kiraya
veren ile kiracı arasında, menfaat dengesi sağlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 265 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 334 (II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve
kiracıya bildirme)
Madde ile, kiracının kiralananı geri verme borcunu
gereği gibi ifası konusunda kiraya verenin sonradan ortaya çıkarabileceği
çekişmelerin önlenmesi amaçlanmıştır. Kiraya veren, kiralananı teslim aldığında
kiralananın durumunu gözden geçirecek; kiracının sorumluluğuna yol açacak
nitelikte bir eksikliğin ve ayıbın varlığı hâlinde, bunu hemen, kiracıya yazılı
olarak bildirecektir. Bu bildirimin yapılmaması, kiracıyı her türlü
sorumluluktan kurtaracaktır. Öte yandan, teslim alma sırasında yapılacak olağan
inceleme ile belirlenemeyecek nitelikteki eksikliklerden ve ayıplardan,
kiracının sorumluluğu devam edecektir. Ancak, kiraya veren, bu nitelikteki
eksiklik ve ayıpları sonradan belirlediği takdirde, durumu hemen kiracıya
bildirecektir. Bu bildirim yükünün yerine getirilmemesi de, kiracının
sorumluluktan kurtulması sonucunu doğuracaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 267a maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 339 (B. Bağlantılı sözleşme)
Maddede, kiracıyı koruma amacıyla, kiracının yararı
olmaksızın, konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin sözleşmenin kurulması veya
devamının bir başka sözleşmeyle kiracılık ile ilişkisi olmayan bir borç altına
girmesine bağlanması hâlinde, kira ile bağlantılı bu sözleşmenin geçersiz
olduğu hükme bağlanmıştır. Burada 818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci
maddesi anlamında her zaman ileri sürülebilen ve hâkim tarafından re’sen nazara
alınması gereken kesin hükümsüzlük söz konusudur, burada geçersiz olan bağlantı
sözleşmesidir. Kira sözleşmesi geçerliliğini korur; yani kısmî geçersizlik söz
konusudur.
Kiracı, bu madde ile kiraya verenin kiracı
karşısında güçlü olma konumunu kullanarak kiracılıkla ilgisi olmayan başkaca
borçları kendisine yüklemesine karşı korunmuştur. Meselâ, kiracının, kiralayana
karşı kiralananı satın alma yükümlülüğü altına girmesi veya önceki kiracının
bıraktığı eşyayı satın almayı borçlanması ya da kiralananla ilgili bir sigorta
sözleşmesi yapmayı üstlenmesi geçersiz olacaktır.
Öte yandan kiracılıkla bağlantısı bulunmayan, borç
altına girmenin geçersiz olması bakımından, bu borçlanmanın kiraya verene veya
üçüncü kişiye karşı olmasında fark yoktur. Her iki durumda da geçersizlik söz
konusu olacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 254 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 344 (III. Dava açma süresi)
Maddenin birinci fıkrasında uygulamada da kabul
edilen esaslara uygun olarak, kira bedelinin belirlenmesine ilişkin davanın
(uygulamadaki adıyla kira tespit davasının), her zaman açılabileceği
belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında belirli süreli kira
sözleşmelerinde, mahkemece belirlenen kira bedelinin, kiracıyı hangi tarihten
geçerli olmak üzere bağlayacağı düzenlenmektedir. Buna göre, dava, dava
dilekçesinin yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte
kiracıya tebliğ edilmiş olması koşuluna uyularak açılmışsa, mahkemece
belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren
kiracıyı bağlayacaktır. Aynı sonuç, kiraya veren tarafından bu süre içinde,
kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluna uyularak, kira bedelinin
belirlenmesine ilişkin davanın, izleyen yeni kira döneminin sonuna kadar
açılması durumunda da geçerli olacaktır.
Maddenin son fıkrasında, sözleşmede yeni kira
döneminde kira bedelinin artırılacağı hakkında bir hükmün bulunması koşuluyla,
kiraya veren kira bedelinin belirlenmesine ilişkin davayı yeni kira döneminin
sonuna kadar açtığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedelinin, bu yeni
dönemin başlangıcından itibaren geçerli olacağı kabul edilmiştir. Nitekim,
yerleşmiş uygulama da aynı yöndedir.
Madde 345 (IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı)
Kiracının kira borcu bakımından korunmaması
yönünde, uygulamada ortaya çıkan görüşler benimsenmediği için, madde ile,
kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü
getirilmesi önlenmiş; kira bedelinin zamanında ödenmemesi durumunda, sözleşme
cezası (ceza koşulu) ödenmesi veya sonraki kira bedellerinin muaccel olması
şeklindeki anlaşmalar da geçersiz kılınmıştır.
Madde 347 (2. Bildirimin geçerliliği/a. Şekil)
Maddede, konut ve çatılı işyeri kiralarında,
sözleşmenin sona ermesine ilişkin bildirimlerin geçerliliği, yazılı şekilde
yapılmasına bağlanmış ve böylece 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesindeki
geçerlilik şekli aynen korunmuştur. Madde kapsamından anlaşılacağı üzere,
geçerlilik için yazılı şekil zorunluluğu, kiraya verenin, Tasarının 346 ncı
maddesinde öngörülen fesih bildirimi için de aranacaktır.
Madde 348 (b. Aile konutu)
Madde, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 194 üncü
maddesinin birinci, ikinci ve son fıkralarında yapılan düzenleme ile uyumlu
olarak kaleme alınmıştır. Bu düzenlemede, aile konutu olarak kullanılmak üzere
kiralanan taşınmazlarda kiracının, eşinin açık rızası olmadıkça kira
sözleşmesini feshedemeyeceği; bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı
sebep olmaksızın rızasını vermekten kaçınırsa kiracının, hâkimden bu konuda bir
karar vermesini isteyebileceği ve sözleşmenin tarafı olmayan eşin, kiralayana
(kiraya verene) yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline geleceği
öngörülmektedir. Tasarıda da, aynı esaslar korunmuş, buna bağlı olarak, maddenin
son fıkrasında, kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde bulunarak kira
sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanması hâlinde, kiraya verenin, fesih bildirimi
ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini kiracıya ve eşine ayrı ayrı
bildirmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Böylece, bu durumda, evlilik birliğinin
korunması amacıyla, eşlerden birinin, kiracı sıfatıyla, tek başına hareket
ederek, diğer eşin açık rızası olmaksızın sözleşmeyi sona erdirmesi önlenmek
istenmiştir.
ALTINCI BÖLÜM
Hizmet Sözleşmeleri
Altıncı Bölüm, “Hizmet Sözleşmeleri” başlığı
altında üç ayırımdan oluşmaktadır. Hizmet sözleşmeleri, 4857 sayılı İş Kanununun
kapsamı dışında kalan işçileri kapsamaktadır. Bu işçiler ile İş Kanununun
kapsamına giren işçiler arasında çok büyük farklılık yaratılmamaya
çalışılmıştır. Bu düzenlemelerde, İş Kanunu Tasarısını hazırlamış olan
akademisyenlerden oluşan bir heyetin hazırladığı rapordan geniş ölçüde
yararlanılmıştır. Birinci Ayırımda “Genel Hizmet Sözleşmesi”, İkinci Ayırımda
“Pazarlamacılık Sözleşmesi” ve Üçüncü Ayırımda “Evde Hizmet Sözleşmesi”
düzenlenmiştir. Birinci Ayırımda, genel hizmet sözleşmesinin kurulmasını
düzenleyen 393 üncü maddenin son fıkrasına, “Geçersizliği sonradan anlaşılan
hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir
hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur.” hükmü eklenerek,
işçilerin menfaati korunmuştur. Yürürlükteki Kanunda yer almayan “Teslim ve
hesap verme borcu”, 396 ncı maddede düzenlenmiş yeni bir hükümdür. Aynı şekilde,
“Düzenlemelere ve talimata uyma borcu” da 398 inci maddede düzenlenmiş yeni bir
hükümdür. Yeni hükümlerden biri de, 403 üncü maddede yer verilen “Aracılık
ücreti”dir. Aynı şekilde “İkramiye”yi düzenleyen 404 üncü madde, “Ücret
alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi” konusunu düzenleyen 409 uncu madde,
“Birim ücreti” düzenleyen 411 inci madde, “Giderler” kenar başlığını taşıyan 413
üncü madde, “Taşıma araçları” kenar başlıklı 414 üncü madde, “Giderlerin
ödenmesi” konusunu düzenleyen 415 inci madde, “İşçinin kişiliğinin korunması”
ile ilgili 418 ve ibraya ilişkin 419 uncu maddeler, “Yıllık izin” ile ilgili
421ilâ 424 üncü maddeler ile “Hizmet ilişkisinin devri”, “Sözleşmenin devri”,
“Feshe karşı koruma”, “Haklı sebebe dayanmayan feshin sonuçları”, “İşçinin
haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması”, “Sözleşmenin sona ermesinin
sonuçları”, “Geri verme yükümlülüğü” ile “Makbuz hükmünde sayılmama” konularını
düzenleyen 427, 428, 433, 437, 438, 441, 442 ve 447 nci maddeler, yürürlükteki
Kanunda mevcut olmayan yeni hükümlerdir.
İkinci Ayırımda düzenlenen “Pazarlamacılık
Sözleşmesi”, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer almamış olmakla birlikte,
uygulamada çok sık karşılaşılan, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür. Bu
ayırımın içerdiği hükümlerin yer aldığı 448 ilâ 460 ıncı maddeler, tamamen yeni
düzenlemelerdir. Üçüncü Ayırımda yer verilen “Evde Hizmet Sözleşmesi”ne ilişkin
461 ilâ 469 uncu maddeler de yeni düzenlemeler arasındadır.
Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri
aşağıda açıklanmıştır:
Madde 398 (V. Düzenlemelere ve talimata uyma
borcu)
Maddede, işverenin işin görülmesi ve işyerinde
işçilerin davranışlarına ilişkin olarak genel düzenlemeler yapabilmesi ve ayrıca
özel talimat verebilmesi kabul edilmiştir. İşverenin koyduğu genel düzenlemeler
bütün işçiler ve işyeri için bağlayıcı düzenlemeler olduğu hâlde, özel talimat,
ancak işin özelliği gerektirdiği ölçüde konulabilen ve sadece muhataplarının
bilgisine ulaştırıldığı takdirde bağlayıcı olabilen düzenlemelerdir. Bununla
birlikte, söz konusu özel talimatın bağlayıcı olması için, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 315 inci maddesindeki düzenlemeden farklı olarak, mutlaka önceden
yazılı biçimde belirlenmesi koşulunun aranmasından vazgeçilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 321d maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 403 (d. Aracılık ücreti)
Maddenin birinci fıkrasında, işçiye belli işlerde
aracılık yapması karşılığında işverence bir ücret ödenmesi kararlaştırıldığı
takdirde, işçinin istem hakkının, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi ile
geçerli olarak kurulduğu anda doğacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, “borçların kısım
kısım ifa edileceği sözleşmeler ile sigorta sözleşmelerinde, her kısma ilişkin
ücret isteminin, bu kısma ilişkin borcun muaccel olmasıyla veya yerine
getirilmesiyle doğacağı yazılı olarak kararlaştırılabilir.”
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işçinin aracılığı
suretiyle işveren ile üçüncü kişi arasında kurulan sözleşme işverence kusuru
olmaksızın ifa edilmezse veya üçüncü kişi borçlarını yerine getirmezse, ücret
istemine yönelik hak sona erer; sadece kısmî ifa hâlinde ise, ücretten orantılı
olarak indirim yapılır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, sözleşmeyle işçiye,
kendisine ödenecek aracılık ücretinin hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse,
işverenin işçiye ücretin muaccel olduğu her dönem için bu ücrete tâbi işlemleri
de içeren yazılı şekilde hesap vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin son fıkrasına göre, “hesabı gözden geçirme
ihtiyacı ortaya çıkarsa işveren, işçiye veya onun yerine birlikte
kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin
dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine
sunmak zorundadır.”
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 322b ve 322c maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 404 (e. İkramiye)
Maddenin birinci fıkrasına göre, işveren, bayram,
yılbaşı ve doğum günü gibi belirli günler dolayısıyla işçilerine özel ikramiye
verebilir; işçilerin bu ikramiyeye ilişkin istem hakları, bu konuda anlaşma
olması hâlinde doğacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin
ikramiyenin verildiği dönemden önce sona ermesi durumunda, işçinin ikramiyeden
çalıştığı süreyle orantılı bir bölümünü isteme hakkının, yine bu konuda anlaşma
olması hâlinde doğacağı açıklanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 322d maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 409 (Ücret alacağının haczi, devri ve
rehnedilmesi)
Maddenin birinci fıkrasına göre, işçilerin
ücretinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devredilemez ve
rehnedilemez; ancak, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için hâkim
tarafından takdir edilecek miktar bu orana dâhil değildir; nafaka
alacaklılarının hakları saklıdır. Nitekim, aynı düzenlemeye, 4857 sayılı İş
Kanununun “Ücretin saklı kısmı” kenar başlıklı 35 inci maddesinde de yer
verilmiştir. Tasarının 409 uncu maddesi, “Ücretin korunması” kenar başlıklı 406
ncı maddesinin tamamlayıcısı niteliğindedir.
Aynı fıkraya göre, işçinin bakmakla yükümlü olduğu
aile bireyleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar bu orana dâhil
değildir. Yani, aile hukukundan doğan bakım ve yardım yükümlülüğüyle ilgili
olarak, mahkemece hükmedilecek nafaka borçlarında, ücretin sınırlı olarak
haczedilebileceği ileri sürülemeyecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, gelecekteki ücret
alacaklarının, devredilmesi veya rehnedilmesine ilişkin anlaşmaların geçersiz
olduğu öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 325 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 413 (III. Giderler/1. Genel olarak)
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin, işin
görülmesinin gerektirdiği her türlü gideri ve işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı
takdirde, geçimi için zorunlu harcamaları ödemekle yükümlü olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yazılı olarak yapılmış
bir hizmet sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından
karşılanması kararlaştırılan harcamaların, kendisine götürü biçimde, günlük,
haftalık veya aylık olarak ödenmesinin öngörülebileceği ifade edilmiştir. Söz
konusu yazılı anlaşmada, böyle bir ödeme kararlaştırılmışsa, işçi tarafından
meselâ, işyerine gidiş-dönüş, yemek, konaklama ve buna benzer amaçlarla yapılmış
olan harcamaların, işverence, duruma göre her gün, her hafta veya her ay
itibarıyla hesaplanacak tutarının da ödenmesi gerekecektir. Ancak, fıkra
uyarınca işveren, “götürü biçimde” ödemeyi üstlendiği bu tür harcamaların, işçi
tarafından fiilen yapılmadığını ileri sürerek bunları ödemekten
kaçınamayacaktır. Fıkranın son cümlesine göre, işveren tarafından yapılacak
ödeme, işçinin bu tür harcamalarının zorunlu kıldığı miktardan az olamayacaktır.
Maddenin son fıkrasında, işçiyi korumaya yönelik
emredici bir kural getirilmiştir. Buna göre, zorunlu harcamaların tamamen veya
kısmen işçi tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaşmaların
yapılamayacağı, aksi hâlde bunların geçersiz olduğu kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 327a maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 414 (2. Taşıma araçları)
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin, işin
görülmesi için işverenle anlaşarak işverenin veya kendisinin sağladığı bir
taşıma aracı kullanması durumunda, taşıtın işletilmesinin ve bakımının
gerektirdiği olağan giderlerin, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence
karşılanacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenle
anlaşarak işin görülmesinde kendi motorlu aracını kullanması durumunda,
işverenin sadece motorlu aracın işletilmesinin ve bakımının gerektirdiği olağan
giderlerden değil, aynı zamanda bunların vergi, zorunlu malî sorumluluk
sigortası primlerini ve aracın yıpranması karşılığında uygun bir tazminatı da
ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Ancak, işveren tarafından karşılanacak
olan bu giderler, “hizmet için kullanıldığı ölçüde” sınırlamasına tâbi
tutulmuştur.
Maddenin son fıkrasında, işçinin işverenle
anlaşarak, hizmetin görülmesinde kendisine ait diğer taşıma araçlarını ve
hayvanlarını kullanması durumunda, işverenin, bunların kullanımının ve
bakımının gerektirdiği olağan giderleri, yine hizmet için kullanıldığı ölçüde
karşılamakla yükümlü olduğu ifade edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 327b maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 415 (3. Giderlerin ödenmesi)
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin yapmış olduğu
giderlerden doğan alacağının, daha kısa bir süre kararlaştırılmamışsa veya yerel
âdet yoksa, her defasında ücretle birlikte ödeneceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmetinin
ifasının gerektirdiği giderler için avans alacağı düzenlenmiştir. İşçinin avans
alacağı, hizmetin ifası için “düzenli olarak yapılması gerekli masraflar” için
söz konusu olacaktır. Bu koşulun gerçekleşmesi hâlinde, işçiye en az ayda bir
olmak üzere, belirli aralıklarla avans verilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 327c maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 418 (3. Kişisel verilerin kullanılmasında)
Maddenin birinci fıkrasında, teknolojik gelişmeler
sonucu günlük yaşantının bir parçası hâline gelen ve bilgisayar ortamında
saklanabilen verilerin kullanılması konusunda işçinin korunması amacıyla bazı
sınırlamalar yapılmıştır. Buna göre, işveren, işçiye ait kişisel verileri ancak
işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu
olduğu ölçüde kullanabilir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, özel kanun
hükümlerinin saklı olduğu belirtilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 328b maddesi göz önünde tutulmak suretiyle kaleme alınmıştır.
Madde 419 (V. Ceza koşulu ve ibra)
Maddenin birinci fıkrasına göre, hizmet
sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulacak ceza koşulu geçersizdir. Buna
karşılık hizmet sözleşmelerine işçi lehine ceza koşulu konulabilir. Böylece
fıkra hükmü nispi emredici bir nitelik taşımaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenden olan
alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin geçerliliği şu iki koşulun birlikte
gerçekleşmiş olmasına bağlanmıştır:
1. İbra sözleşmesi yazılı şekilde yapılmış
olmalıdır.
2. Sözleşmede ibra konusu alacağın türü ve miktarı
açıkça belirtilmiş olmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hizmet sözleşmesinin
devam ettiği sırada veya sona ermesinden başlayarak bir ay geçmeden, işçi
aleyhine yapılan ibra sözleşmelerinin hükümsüz olduğu belirtilmektedir.
Maddenin son fıkrasında ise, ibra sözleşmesinin
iptalinin istenebilmesinin koşulları düzenlenmektedir. Buna göre, ibra
sözleşmesi işçinin haklarını yeterince korumuyor veya aşırı ölçüde sınırlıyorsa
ve bu durumlar açıkça belli ise işçi, böyle bir ibra sözleşmesinin, hizmet
ilişkisinin sona erdiği tarihten başlayarak iki yıl içinde iptalini
isteyebilecektir.
Madde 421 (2. Yıllık izin /a. Süresi)
Maddede, işverenin, en az bir yıl çalışmış olan
işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından küçük işçiler ile elli
yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin verme zorunda
olduğu belirtilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329a maddesi göz önünde tutulmak suretiyle kaleme alınmıştır.
Madde 422 (b. İndirimi)
Maddenin birinci fıkrasına göre, işçi, bir hizmet
yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir aydan daha uzun bir süreyle hizmeti
yerine getirmezse işveren, çalışılmayan her tam ay için, yıllık ücretli izin
süresinden bir gün indirim yapabilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, bir hizmet
yılı içinde kendi kusuru olmaksızın hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün veya
kamu görevinin yerine getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok üç ay
süreyle işgörme edimini yerine getirememesi durumunda, işverenin yıllık ücretli
izin süresinden indirim yapamayacağı belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işveren, kadın
işçinin gebelik ve doğum yapma sebebiyle işgörme edimini yerine getirememesinin
üç ayı geçmemesi durumunda, yıllık ücretli izin süresinden indirim
yapamayacaktır.
Maddenin son fıkrasında ise, hizmet veya toplu iş
sözleşmeleriyle, işçinin aleyhine hüküm doğuracak şekilde, ikinci ve üçüncü
fıkra hükümlerine aykırı düzenleme yapılamayacağı öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329b maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 423 (c. Kullanılması)
Maddenin birinci fıkrasında, yıllık ücretli
izinlerin kural olarak aralıksız biçimde verileceği; ancak tarafların
anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işveren yıllık ücretli
izin tarihlerini, iş yerinin veya ev düzeninin çıkarlarıyla bağdaştığı ölçüde,
işçinin isteklerini göz önünde tutarak belirler.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329c maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 424 (d. Ücreti)
Maddenin birinci fıkrasına göre, “işveren, yıllık
ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık ücretli izin süresine ilişkin
ücretini, ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans
olarak vermekle yükümlüdür.” Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 57
nci maddesinin birinci fıkrasında “İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her
işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından
önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır.” şeklinde yer
almaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, hizmet
ilişkisi devam ettiği sürece, işverenden alacağı para ve başka menfaatler
karşılığında, yıllık ücretli izin hakkından feragat edemeyeceği belirtilmiştir.
Yine, 4857 sayılı İş Kanununun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, yıllık
ücretli izin hakkından vazgeçilemeyeceği ifade edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, hizmet
sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, işçinin hak kazanıp da
kullanamadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği
tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenecektir. Bu ücrete
ilişkin zamanaşımının başlangıcı, hizmet sözleşmesinin sona erdiği tarihtir. Bu
fıkra, 4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu maddesinin birinci fıkrasından aynen
alınmıştır.
Maddenin son fıkrasında ise, yıllık ücretli iznini
kullanmakta olan işçinin bu süre içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığının
anlaşılması durumunda, işverenin izin süresi için ödediği ücreti geri
alabileceği belirtilmiştir. Bu fıkra da, 4857 sayılı İş Kanununun 58 inci
maddesinden aynen alınmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329d maddesi de göz önünde tutulmuştur.
Madde 427 (F. Hizmet ilişkisinin devri / I.
İşyerinin tamamının veya bir
bölümünün devri)
Maddenin birinci fıkrasında, bir işletmenin kısmen
ya da tamamen bir üçüncü kişiye devri hâlinde, hizmet ilişkisinin bütün hakları
ve borçları ile birlikte devir tarihinden itibaren, kendiliğinden devralana
geçeceği hükme bağlanmıştır. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 6
ncı maddesinin birinci fıkrasında da bulunmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmet süresine
bağlı hakları bakımından, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihin
esas alınacağı belirtilmektedir. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun
6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında da bulunmaktadır.
Maddenin son fıkrasına göre: “Yukarıdaki hükümlere
göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi
gereken borçlardan devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar.
Ancak, bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu, devir tarihinden
itibaren iki yıl ile sınırlıdır.” Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun
6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında da bulunmaktadır.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 333 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 428 (II. Sözleşmenin devri)
Maddenin birinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin,
ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle sürekli olarak başka bir işverene
devredilebileceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, devir işlemiyle
devralanın, bütün hak ve borçları ile birlikte hizmet sözleşmesinin işveren
tarafını oluşturacağı ifade edilmektedir. Gerçekten, hizmet sözleşmesini
devralınmasıyla, hizmet ilişkisi sona ermemekte, devralan, sözleşmenin işveren
tarafı hâline gelmektedir. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları
bakımından, devreden işverenin yanında işe başladığı tarih esas alınacaktır.
Benzer bir düzenleme, geçici iş ilişkisi bakımından 4857 sayılı İş Kanununun 7
nci maddesinde de yapılmıştır.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Yayım Sözleşmesi
Tasarının 488 inci maddesi, yürürlükteki 818 sayılı
Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hüküm içermektedir. Bu hüküm ile,
yayım sözleşmesinin, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 51 inci
maddesinde olduğu gibi, geçerlilik şekline bağlanması uygun görülmüştür. Bu
değişikliğin gerekçesi, aşağıda açıklanmıştır:
Madde 488 (B. Şekli)
Maddeye göre, yayım sözleşmesinin, 5846 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 51 inci maddesinde olduğu gibi, geçerlilik
şekline bağlanması uygun görülmüştür. Söz konusu maddeye göre de: “Malî haklara
dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı
gösterilmesi şarttır.”
ONBEŞİNCİ BÖLÜM
Kefalet Sözleşmesi
Onbeşinci Bölümde “Kefalet Sözleşmesi”, 581 ilâ 603
inci maddelerde düzenlenmiştir. Bu bölümde getirilen yeniliklerden biri “Eşin
rızası” kenar başlığını taşıyan 584 üncü maddedir. Diğer yeni bir hüküm
“Kefaletten dönme” kenar başlığını taşıyan 599 uncu maddedir. Nihayet, “Uygulama
alanı” kenar başlıklı 603 üncü madde hükmü de, ne yürürlükteki Kanunda, ne de
kaynak İsviçre Borçlar Kanununda mevcuttur. Tek fıkradan oluşan bu yeni hükümle,
kefalet hükümlerinin uygulama alanının genişletilmesi düzenlenmiştir. Madde,
kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla, başka adlar altında yapılan
sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağını hüküm altına almaktadır.
Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:
Madde 584 (III. Eşin rızası)
Maddenin birinci fıkrasına göre, kefalet
sözleşmesinde eşin rızasının, sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç
kurulması anında verilmiş olması şarttır. Ancak, fıkrada bu kuralın iki
istisnasına yer verilmiştir. Birinci istisna, mahkemece verilmiş bir ayrılık
kararı olması, ikincisi eşlerden birinin yasal olarak ayrı yaşama hakkının
doğmuş olmasıdır. Söz konusu istisnalardan birinin varlığı durumunda, eşin
rızası aranmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, eşin rızasının
aranmadığı diğer bir istisnalara yer verilmiştir. Buna göre, kefalet
sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına
veya âdi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan
güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için de
kefilin eşinin rızası aranmayacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 494 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 599 (II. Ortak hükümler/1. Kefil ile
alacaklı arasındaki ilişki /
a. Sorumluluğun
kapsamı)
Maddenin birinci fıkrasında, gelecekte doğacak bir
borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki malî durumunun, kefalet
sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulması veya malî durumunun
kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğunun
ortaya çıkması hâlinde, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç
doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, kefaletten
dönmesi sonucunda, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı
gidermekle yükümlü olacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 510 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 603 (E. Uygulama alanı)
Maddede, kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak
amacıyla, başka adlar altında yaptıkları sözleşmelere de kefalet hükümlerinin
uygulanacağı belirtilmektedir. Böylece, meselâ kefalet sözleşmesi yerine, üçüncü
kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi yapılmasında olduğu gibi, alacaklıların
kefili koruyucu hükümlerden kurtulmalarının ve bunları dolanmalarının önlenmesi
amaçlanmıştır.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
Âdi Ortaklık Sözleşmesi
Özel borç ilişkilerinin düzenlendiği İkinci Kısmın
son bölümü olan Onsekizinci Bölümde “Âdi Ortaklık” düzenlenmiştir. Esas
itibarıyla, ticaret hukukunu ilgilendiren bu ortaklık türünün, Türk Ticaret
Kanununda yer alması gerekirse de, tüzel kişiliğinin bulunmamasından olsa gerek,
Borçlar Kanununda yer alması yadırganmamaktadır. Tasarının 620 ilâ 645 inci
maddelerinde düzenlenmiş olan âdi ortaklıkta ortakların koyacakları “sermaye”
yerine, daha doğru olan “katılım payı” terimi kullanılmıştır. Ayrıca,
“ortaklıktan çıkma ve çıkarılma” konuları da düzenlenmiştir (m.633–636). Yapılan
değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:
Madde 633 (2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma /
a. Genel olarak)
Maddeye göre, sözleşmede ortaklığın diğer
ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm bulunması koşuluyla, aşağıdaki
durumlardan biri gerçekleştiği takdirde ilgili ortağın veya temsilcisinin ya da
ölen ortağın mirasçısının ortaklıktan çıkabileceği veya diğer ortaklar
tarafından, yazılı olarak yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabileceği
belirtilmektedir:
1. Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması,
2. Kısıtlanması,
3. İflâsı,
4. Tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya
çevrilmesi,
5. Ölmesi.
Böylece, âdi ortaklıktan çıkma ve çıkarılma
konusundaki önemli bir ihtiyacın giderilmesine yönelik çağdaş bir düzenleme
yapılmıştır. Bu düzenlemenin amacı, ortaklardan birinin ortaklıktan ayrılmak
istediği veya ortaklıktan ayrılmasını gerektirecek yasal bir durum ortaya
çıktığı takdirde, diğer ortaklara, ortaklığın sürdürülmesi konusunda, henüz
ortaklığın kurulması aşamasında irade açıklamasında bulunma olanağını vermek ve
bu suretle işleyen bir ortaklık sisteminin sona ermesini önlemektir. Ayrıca bu
düzenleme, ölen ortağın mirasçılarıyla ortaklığı sürdürmek istemeyen diğer
ortakları, ortaklığı tasfiye edip yeni bir ortaklık kurma zahmetinden
kurtaracaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun
(BGB) 736 ve 737 nci maddeleri göz önünde tutulmuştur.
Madde 634 (b. Ortaklık payının tasfiyesi)
Maddenin birinci fıkrasında, bir ortağın
ortaklıktan çıkması veya çıkarılması durumunda payının diğer ortaklara
ortaklıktaki payları oranında kendiliğinden geçeceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, diğer ortaklar,
ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı
geri vermekle yükümlü olacaklar; ayrıca, kendisini ortaklığın muaccel
borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtarmak suretiyle, ortak sıfatının
sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı ödenmesi gereken tasfiye
payını ödemek zorunda kalacaklardır. Bu durumda, fıkrada kullanılan “ortaklık
tasfiye edilmiş olsaydı” şeklindeki ibare karşısında, tasfiye usulüne ilişkin
Tasarının 644 üncü maddesinin göz önünde tutulması gerektiği açıktır. Buna
karşılık, ortaklığın henüz muaccel olmayan borçları için diğer ortaklar, çıkan
veya çıkarılan ortağı borçtan kurtarma yerine kendisine bir güvence
verebileceklerdir.
Maddenin son fıkrasında ise, çıkan veya çıkarılan
ortağın tasfiye payının, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, malî
işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılacağı ve tarafların uzman kişi üzerinde
anlaşamamaları durumunda bu kişinin, hâkim tarafından atanacağı öngörülmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun
(BGB) 738 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 635 (c. Malvarlığının yetersizliği)
Maddeye göre, ortaklık sıfatının sona erdiği
tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmediği takdirde, çıkan
veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin
düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.
Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun
(BGB) 739 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.
Madde 636 (d. Tamamlanmamış işler)
Maddenin birinci fıkrasına göre, çıkan veya
çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra
veya zarara katılacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, ortaklık sıfatı sona
eren kişinin, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle
varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payının ödenmesini; devam eden işler
hakkında da gerekli bilginin verilmesini isteyebileceği belirtilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun
(BGB) 740 ıncı maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE GEREKÇELERİ
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununda
“Birinci Kısım / Umumî Hükümler” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Birinci Kısım
/ Genel Hükümler” şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Kaynakları
818 sayılı Borçlar Kanununda “Birinci Bap /
Borçların Teşekkülü” şeklindeki üst başlık, bu bölümde borç ilişkisini doğuran
olgular düzenlendiğinden, Tasarıda “Birinci Bölüm / Borç İlişkisinin Kaynakları”
şekline dönüştürülmüştür.
BİRİNCİ AYIRIM
Sözleşmeden Doğan Borç
İlişkileri
818
sayılı Borçlar Kanununun 1 inci maddesiyle başlayan “Birinci Fasıl / Akitten
doğan borçlar” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “Birinci Ayırım / Sözleşmeden
Doğan Borç İlişkileri” şeklinde düzenlenmiştir.
MADDE 1- 818 sayılı Borçlar Kanununun 1 inci
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 1 inci maddesinde,
sözleşmenin kurulması düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 1 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “A. Akdin
İnikadı / I. İki tarafın muvafakati / 1. Umumî şartlar” şeklindeki ibareler,
Tasarıda “A. Sözleşmenin kurulması / I. İrade açıklaması / 1. Genel olarak”
şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 2- 818 sayılı Borçlar Kanununun 2 nci
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 2 nci maddesinde,
sözleşmenin ikinci derecedeki noktaları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 2 nci maddesinin kenar
başlığında kullanılan “2. İkinci derecedeki noktaların meskût kalması”
şeklindeki ibare, “2. İkinci derecedeki noktalar” şeklinde kısaltılmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında kullanılan “üzerinde
durulmamış olsa bile” şeklindeki ibare ile, tarafların sözleşmenin ikinci
derecedeki noktalarını hiç ele almamış veya ele almakla birlikte çözümünü
ileriye bırakmış olmaları kastedilmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 3-
818 sayılı Borçlar Kanununun 3 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 3 üncü maddesinde,
süreli öneride bulunanın, bu önerisiyle bağlılık süresi ve önerisiyle bağlı
olmaktan kurtulacağı an düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun “II. İcap ve kabul”
şeklindeki 3 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “icap” şeklindeki
ibare, Tasarıda “öneri” olarak; “1. Kabul için müddet tayini” şeklindeki ibare
ise, madde içeriğiyle uyumlu hâle getirilmek amacıyla, “1. Süreli öneri” olarak
değiştirilmiştir.
Maddede, önerenin önerisiyle bağlılık süresinin
düzenlendiği göz önünde tutularak, 818 sayılı Borçlar Kanununun 3 üncü
maddesinde kullanılan “icabından dönemez.” şeklindeki ibare, “önerisiyle
bağlıdır.” şeklinde ve “icap ile bağlı kalmaz.” şeklindeki ibare de, “önerisiyle
bağlılıktan kurtulur.” şekline dönüştürülmüştür.
MADDE 4- 818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 4 üncü maddesinde,
hazır olanlar arasında yapılan süresiz öneride, önerenin önerisiyle bağlı
olmaktan kurtulacağı an ile hangi önerilerin, hazır olanlar arasında yapılmış
sayılacağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Kabul için müddet tayin olunmaksızın icap”
şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Süresiz öneri”; “a. Hazırlar beyninde” şeklindeki
ibare de “a. Hazır olanlar arasında” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında belirtilen telefon yanında, teknolojik gelişmeler göz önünde
tutularak, Tasarıda “bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan
iletişim sırasında yapılan öneri”nin de, hazır olanlar arasında yapılmış
sayılması öngörülmüştür. Ancak, bu sonucun, önerenin sadece “doğrudan iletişim”
sağlayabilen araçlarla yaptığı, yani muhatabın da aynı anda içeriğini
öğrenebildiği bir öneri bakımından geçerli olduğu kabul edilmiştir.
MADDE 5- 818 sayılı Borçlar Kanununun 5 inci
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 5 inci maddesinde,
önerenin hazır olmayanlar arasında yaptığı süresiz önerisiyle bağlılık süresi,
önerene tanınan, önerisini muhataba zamanında ulaşmış sayma yetkisi ve zamanında
gönderilen kabul açıklamasının önerene geç ulaşması durumunda, onunla bağlı
olmak istemeyen önerenden beklenen davranış biçimi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 5 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Gaipler arasında” ibaresi, “b. Hazır
olmayanlar arasında” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 6- 818 sayılı Borçlar Kanununun 6 ncı
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 6 ncı maddesinde,
hangi koşullar gerçekleşince, sözleşmenin örtülü kabul açıklamasıyla kurulmuş
sayılacağı düzenlenmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 7- 818
sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “Ismarlanmayan bir şeyin
gönderilmesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki
fıkradan oluşan 7 nci maddesinde, ısmarlanmayan şeyin gönderilmesi
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci
fıkrasında, ısmarlanmamış bir şeyin gönderilmesinin öneri sayılmadığı ve bu
şeyi alan kişinin, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü olmadığı
belirtilmektedir. Böylece, bu tür taşınırları posta kutusunda veya kapısının
önünde bulan ya da başka bir yolla alan kişilerin, bunları geri göndermemesi,
saklamaması hattâ kullanması sebebiyle, taraflar arasında örtülü irade
açıklaması sonucunda bir sözleşme ilişkisinin doğmasının mümkün olmadığı ifade
edilmiştir.
Maddenin son
fıkrasında ise, ısmarlanmamış bir şeyin yanlışlıkla gönderildiği açıkça
anlaşıldığı takdirde, onu alan kişinin, dürüstlük kurallarının bir sonucu
olarak, uygun bir sürede, durumu gönderene haber vermesi gerektiği
öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde 5 Ekim 1990 tarihli
Federal Kanunla kaynak İsviçre Borçlar Kanununa 6a maddesi olarak eklenmiş olup,
1 Temmuz 1991 tarihinden beri yürürlükte olan düzenlemeler göz önünde
tutulmuştur. Kaynak İsviçre Borçlar Kanununda üç fıkradan oluşan söz konusu
maddenin, ilk iki fıkrası birleştirilerek, iki fıkra hâlinde Tasarıya alınması
uygun görülmüştür.
MADDE 8- 818 sayılı Borçlar Kanununun 7 nci
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 8 inci maddesinde,
bir önerinin hangi durumlarda önereni bağlamayacağı; öneri niteliğinde olan ve
olmayan davranışlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 7 nci maddesinin kenar
başlığında kullanılan “4. İltizamsız icap ve alenî icap” ibaresi,
Tasarıda “4. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri” şeklinde
değiştirilmiştir.
Ülkemizde giderek yoğunlaşan bir biçimde ticarî
kuruluşların reklâm ve pazarlama faaliyetleri sırasında kişilerin posta
kutularına varıncaya kadar sattıkları ürünlere veya sundukları hizmetlere
ilişkin tarife, fiyat listesi ya da benzerlerini ulaştırdıkları görülmektedir.
Bu tür belgeler kendilerine ulaşanlar, belgelerde yer alan ürünlerden veya
hizmetlerden yararlanma amacıyla söz konusu ticari kuruluşlara başvurduklarında,
belirtilen fiyatların veya niteliklerin değiştirildiği ya da belgede basım
hatası olduğu gibi açıklamalarla karşılaşmaktadırlar. Bu olgunun göz önünde
tutulması sonucunda, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, Tasarıda “aksi
açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça”, bu tür belgelerdeki açıklamaların öneri
sayılacağı kabul edilmiştir.
MADDE 9- 818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 9 uncu maddesinde,
ilân yoluyla ödül sözü verenin yükümlülüğü ve tazminat sorumluluğu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “5. İlân suretiyle vuku bulan vaatler”
şeklindeki ibare, Tasarıda “5. İlân yoluyla ödül sözü verme”; metninde
kullanılan “bedel” sözcüğü ise, “ödül” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin
ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, ödül sözü verenin, sadece sonucun
gerçekleşmesinden önceki cayması göz önünde tutulduğu hâlde, Tasarının 9
uncu maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, ödül sözü verenin, cayması
yanında, sonucun gerçekleşmesini engellemesi durumunda da, bundan doğan
zararları dürüstlük kuralları çerçevesinde kalınarak yapılan giderlerle
sınırlı olmak üzere karşılamakla yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca,
Tasarının 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, ödül sözüne güvendiği için bazı
giderler yapması sebebiyle zarar gören bir ya da birden çok kişinin
isteyebileceği toplam tazminatın, söz verilen ödülün değerini aşamayacağı
belirtilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin
ikinci fıkrasının son cümlesinde kullanılan “Fakat umulan muvaffakiyetin elde
edilemeyeceğini vaadi yapan kimse ispat ettiği surette, bu mecburiyete mahal
kalmaz.” şeklindeki hüküm, Tasarının 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında,
şöylece ifade edilmiştir: “Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini isteyenlerin
beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri ödeme
yükümlülüğünden kurtulur.” Bu hükümle, ödül sözüne güvenerek bazı giderler
yaptıklarını ileri sürenlerin, ödül sözü veren tarafından, beklenen sonucu
gerçekleştiremeyeceklerinin ispat edilmesi durumunda, Tasarının 9 uncu
maddesinin ikinci fıkrasından yararlanmaları önlenmek istenmiştir.
MADDE 10- 818 sayılı Borçlar Kanununun 9
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 10 uncu maddesinde,
öneri ve kabul açıklamalarının hangi durumlarda yapılmamış sayılacağı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “6. İcap ve kabulün geri alınması” şeklindeki
ibare, Tasarıda “7. Önerinin ve kabulün geri alınması” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesinin
birinci fıkrasının sonunda kullanılan “icap keenlemyekün addolunur.” şeklindeki
ibare, Tasarıda, “öneri yapılmamış sayılır.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 11- 818 sayılı Borçlar Kanununun 10
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 11 inci maddesinde,
hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmelerde ve taraflar arasında, süregelen
bir iş ilişkisinin varlığında olduğu gibi, açık bir kabule gerek bulunmayan
durumlarda, sözleşmenin hangi andan başlayarak hükümlerini doğuracağı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Gaipler arasında vuku bulan bir akdin hangi
zamana istinat ettiği” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Hazır olmayanlar
arasında kurulan sözleşmenin hüküm anı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 12- 818 sayılı Borçlar Kanununun 11
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 12 nci maddesinde,
sözleşmelerin şekle bağlı olmaması ilkesi ile kural olarak geçerlilik şekli
niteliğinde olmak üzere Kanunda öngörülen şekle uyulmaksızın yapılan
sözleşmelerin geçersizliği düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 11 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Akitlerin Şekli” ibaresi yerine, Tasarıda “B.
Sözleşmelerin şekli” ibaresi kullanılmıştır. Yine aynı kenar başlıkta kullanılan
“I. Umumî kaide ve emrolunan şekillerin şümulü” ibaresi, Tasarıda “I. Genel
kural” şeklinde kısaltılmış; madde metni de arılaştırılmıştır.
Tasarının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasına
eklenen ilk cümle hükmüyle, Kanunda sözleşmeler için öngörülen şeklin, kural
olarak geçerlilik şekli olduğu belirtilerek, bu konudaki duraksamalar ortadan
kaldırılmak istenmiştir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, öngörülen şekle
uyulmadan kurulan sözleşmelerin kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olduğu
açıklanmıştır.
MADDE 13- 818 sayılı Borçlar Kanununun 12
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 13 üncü maddesinde,
yasal yazılı şekle bağlanan bir sözleşmenin değiştirilmesinde uyulacak şekil
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 12 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Tahrirî şekil” ibaresi, Tasarıda “II.
Yazılı şekil” olarak; “1. Kanunen muayyen olan şekil” ibaresi, “1. Yasal
şekil” olarak, “a. Şümulü” ibaresi de “a. Kapsamı” olarak değiştirilmiştir. Aynı
maddenin ilk fıkrasının son cümlesinde, sözleşmeye ters düşmeyen, özellikle (ifa
yeri ve zamanında değişiklik yapılmasında olduğu gibi) üstlenilen edimlerin
kapsamını genişletmeyen, tamamlayıcı yan hükümler için yazılı şekle uyulması
zorunluluğunun bulunmadığı belirtilmiş ve madde metni arılaştırılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak,
Tasarının 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmüyle, birinci fıkrada öngörülen
kuralın, yazılı şekil dışında kalan diğer geçerlilik şekilleri hakkında da
uygulanması öngörülmüştür. Kanunda yazılı şekilden söz edildiğinde, bundan âdi
yazılı şekil anlaşılır. Oysa, âdi yazılı şekil dışında, resmî senet düzenleme ve
imzaların noterce onaylanmasının zorunlu olduğu başka geçerlilik şekilleri de
bulunmaktadır. Fıkraya göre, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekline tâbi
sözleşmelerin değiştirilmesi hakkında da Kanunda öngörülen şekle uyulması
zorunludur. Ancak, bu durumda da sözleşme ile çelişmeyendeğişiklikler,
tamamlayıcı yan hükümler niteliğinde ise, bu değişikliklerin gerçekleştirilmesi,
kanunda öngörülen şekle uyulmasına bağlı olmayacaktır.
MADDE 14- 818 sayılı Borçlar Kanununun 13
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 14 üncü maddesinde,
yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin
imzalarının bulunması zorunluluğu ve yazılı şekil yerine geçen belgeler
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Rükünleri” şeklindeki ibare, Tasarıda “b.
Unsurları” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında, kanunda aksine bir hüküm yoksa, imzalı bir mektup ile aslı
borç altına girenlerce imzalanmış bir telgrafnamenin, yazılı şekil yerine
geçmesi kabul edildiği hâlde, Tasarının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında,
iletişim teknolojisinde ortaya çıkan yeni gelişmeler göz önünde tutularak,
bunlara teyit edilmiş olmaları kaydıyla, faks veya buna benzer iletişim araçları
ile güvenli elektronik imzayla gönderilip saklanabilen metinler de eklenmiş ve
hükmün kapsamı genişletilmiştir. Ancak, söz konusu iletişim araçlarıyla
gönderilen metinlerin yazılı şekil yerine geçmesi için, bunları alanlar
tarafından teyit edilmiş olması şarttır. Güvenli elektronik imzayla gönderilen
metinlerin ise, yazılı şekil yerine geçmesi için, 5070 sayılı Elektronik İmza
Kanununa uygun olarak gönderilmesi ve alanlar tarafından bilgisayar ortamında
kaydedilerek saklanabilmesi gerekir.
MADDE 15- 818 sayılı Borçlar Kanununun 14
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 15 inci maddesinde,
imza düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında olduğu gibi, imzanın borç
altına girenin el yazısıyla atılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bununla
birlikte, aynı fıkraya, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde
güvenli elektronik imzanın tanımlandığı göz önünde tutularak, güvenli elektronik
imzanın da el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukukî sonuçlarını doğurduğunu
belirten yeni bir hüküm eklenmiştir. Nitekim, 5070 sayılı Kanunun 5 inci
maddesine göre de: “Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî
sonucu doğurur.” Yine aynı Kanunun 22 nci maddesiyle, 22/4/1926 tarihli ve 818
sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle
eklenmiştir: “Güvenli elektronik imza elle atılan imza ile aynı ispat gücünü
hâizdir.” Bu durum karşısında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesinin
birinci fıkrasında olduğu gibi, Tasarının 15 inci maddesinin birinci fıkrası iki
cümle hâlinde kaleme alınarak fıkranın, güvenli elektronik imzayı da kapsayacak
biçimde düzenlenmesinde zorunluluk görülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasında, imzanın el yazısı
dışında bir araçla atılmasının yeterli olduğu durumlar belirtilmiştir.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasında körlerin
imzalarının, onları bağlamayacağı kuralı ile bu kuralın istisnası
düzenlenmiştir. “Görme özürlülerin imzaları” şeklindeki nitelendirmenin, “görme
yeteneğinin tam olarak kaybı”nı ifade etmekte yetersiz kaldığı düşüncesiyle,
“körlerin imzaları” ifadesinin kullanılması zorunlu görülmüştür. Ayrıca, 5378
sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 50 nci maddesinin (c) bendi ile, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının,
görme yeteneğinden tamamen yoksun kişilerin, imzaladıkları sırada içeriğini
bildiklerinin ispat edilmesine gerek olmaksızın, kendilerini borç altına sokan
hukukî işlemler karşısında korumasız bırakılmaları sonucunu doğuracağı için, bu
fıkranın Tasarı metninden çıkarılması uygun görülmemiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda mevcut olmadığı için
yeni bir hüküm niteliğindeki Tasarının 15 inci maddesinin dördüncü fıkrasında
ise, açığa atılan imzanın hükmü ile açığa atılan imzanın üstündeki metnin,
anlaşmaya aykırı olarak yazıldığı iddiasında
ispat yükü düzenlenmektedir. Bu yeni hükümle, aslında bir ispat hukuku sorunu
olmakla birlikte, uygulamada sıkça karşılaşılan, doktrinde ve mahkeme
kararlarında “açığa imza” veya “beyaza imza” olarak nitelendirilen hukukî
olguyla ilgili bir düzenleme yapılması yararlı görülmüştür. Boş bir kâğıda (veya
buna benzer diğer maddelere) atılan imzaların üstünün, sonradan doldurulup borç
senedine dönüştürülmesi durumunda, sonradan yazılan metnin, o metindeki imzayı
atanın iradesine uygun olduğu, bir âdi karine olarak kabul edilmiştir. Buna
göre, durumun özelliği aksini göstermedikçe, açığa imza atan, sonradan yazılan
metnin anlaşmaya aykırılığını ispat yükü altında olacaktır.
MADDE 16- 818 sayılı Borçlar Kanununun 15
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 16 ncı maddesinde,
imza yerine geçen işaretler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddenin kenar
başlığında kullanılan “d. İmza makamına kaim olacak işaretler” ibaresi,
Tasarıda, “d. İmza yerine geçen işaretler” şeklinde değiştirilmiştir.
Tasarının 16 ncı maddesinde, imza yerine geçen
işaretler düzenlenmekle birlikte, kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklı
tutulmaktadır. Nitekim, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun poliçelere ilişkin
668 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre: “El yazısı ile olan imza yerine,
mihaniki herhangi bir vasıta veya el ile yapılan veyahut tasdik edilmiş olan bir
işaret yahut resmî bir şahadetname kullanılamaz.” Bu hüküm, aynı Kanunun 690
ıncı maddesinin birinci fıkrasında yapılan yollama uyarınca, bonolar hakkında da
uygulanır. Yine aynı Kanunun 730 uncu maddesinin (19) numaralı bendinde,
poliçelere ilişkin 668 inci maddeye yapılan yollama uyarınca, çeklerde de
imzanın keşideci tarafından elle atılması yasal bir zorunluluktur.
818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddesinde,
imza atamayan kişilerin “usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış bir alâmet
vazetmeye yahut resmî bir şahadetname kullanmaya mezun” oldukları belirtildiği
hâlde, Tasarının 16 ncı maddesinde, imza atamayanların “imza yerine, parmak izi
veya usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, el ile
yapılmış bir işaret veya mühür”
kullanabilecekleri öngörülerek, söz konusu maddenin, 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunumuzun 297 nci maddesindeki düzenlemeyle uyumlu bir hâle
gelmesi sağlanmıştır.
MADDE 17- 818 sayılı Borçlar Kanununun 16
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 17 nci maddesinde,
iradî şekle uyulmamasının hukukî sonucu ve herhangi bir belirleme olmaksızın
kararlaştırılan yazılı şekle uygulanacak hükümler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Akitte mahfuz kalan şekil” ibaresi yerine,
Tasarının 17 nci maddesinin kenar başlığında, “2. İradî şekil” ibaresi
kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin
birinci fıkrasında, iradî şekle uyulmaması durumunda, tarafların, o sözleşmeyle
bağlı olmadıkları mutlak bir ifadeyle belirtildiği hâlde, Tasarının 17 nci
maddesinin birinci fıkrasında, bu sonuç bir âdi karine olarak kabul edilmiştir.
Tasarının 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında,
tarafların, âdi veya resmî yazılı şekil gibi herhangi bir belirleme yapmaksızın
iradî şekil olarak, sadece yazılı şekli kararlaştırmaları durumunda, bu şekle
uymamalarının yaptırımı da belirtilmiştir. Gerçekten, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, “iki tarafın ona riayet etmesi
lâzımdır.” şeklinde ve niteliği pek de açık olmayan bir ibare kullanıldığı
hâlde, Tasarının 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında, bu durumda “yasal yazılı
şekle ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde bir ibarenin kullanılması tercih
edilmiştir.
MADDE 18- 818 sayılı Borçlar Kanununun 17
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 18 inci maddesinde,
borcun sebebini içermeyen borç tanıması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Borcun sebebi” şeklindeki ibare, madde
içeriğiyle uyumlu hâle getirilerek, “C. Borç tanıması” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinde
kullanılan “…borç ikrarı muteberdir.” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 18 inci
maddesinde, “Borç tanıması… geçerlidir.” şeklindeki ibarenin kullanılması,
teorik esaslara daha uygun görülmüştür. Gerçekten, söz konusu maddeyle, medenî
yargılama usulünde, davanın tarafları arasında bir çekişmenin varlığını
gerektiren bir borç ikrarının düzenlenmesi amaçlanmamıştır. Tasarının 18 inci
maddesinde, borcun sebebi (ifa sebebi, alacak sebebi, bağışlama sebebi veya rücu
alacağına sahip olma sebebi) belirtilmemiş olsa bile, böyle bir borç tanımasının
geçerli olduğu kabul edilmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununun 236 ncı ve onu
izleyen maddelerinde düzenlenen “ikrar” terimiyle karıştırılmaması için,
“borç ikrarı” yerine, “borç tanıması” teriminin kullanılması tercih edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 19- 818 sayılı Borçlar Kanununun 18
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 19 uncu maddesinde,
sözleşmelerin yorumunda göz önünde tutulacak ilke ile işlemin muvazaalı olduğu
savunmasının ileri sürülemeyeceği durum düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 18 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “d. Akitlerin tefsiri, muvazaa” şeklindeki
ibare, Tasarıda “D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” şeklinde
değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, bir sözleşmenin
türünün ve içeriğinin belirlenip yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya
gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcükler değil, onların gerçek ve
ortak iradeleri esas alınacağı düzenlenmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, Tasarının 17 nci
maddesinin gerekçesinde de açıklandığı gibi, yazılı bir “borç tanıması”na
güvenerek alacağı kazanmış üçüncü kişiye karşı, işlemin muvazaalı olduğu
savunmasında bulunulamayacağı belirtilmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 20- 818 sayılı Borçlar kanununda yer
verilmeyen, “E. Genel işlem koşulları / I. Genel olarak” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 20 nci maddesinde,
genel olarak genel işlem koşulları düzenlenmektedir
Borçlar hukukunun temelini bireysel sözleşme modeli
oluşturmaktadır. Bireysel sözleşme denilince, Borçlar Kanununun 1 inci ve devamı
maddeleri anlamında öneri, karşı öneri ve kabul gibi en sonunda irade
açıklamalarının uygunluğu ve uyuşması sağlanıncaya kadar, sözleşmenin her
hükmünün tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmeler anlaşılır. Ancak,
çağımızın sosyal ve ekonomik gelişimleri, kitlelere yönelik hizmet gereksinimini
yaratmış ve bunlar için üretim zorunluluğu doğurmuştur. Buna bağlı olarak,
bireysel sözleşme modeli yanında, yeni bir sözleşme modeli ortaya çıkmıştır.
Bankalar, sigorta şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri, dayanıklı tüketim
malları üretimi ve pazarlaması yapan girişimciler, bireysel sözleşmenin
kurulmasından önce soyut ve tek yanlı olarak kaleme alınmış sözleşme koşulları
hazırlamakta, bunlarla gelecekte kurulacak belirsiz sayıda, ancak aynı şekil ve
tipteki hukukî işlemleri düzenlemektedirler. Önceden hazırlanan tipik sözleşme
koşulları için genel işlem koşulları terimi kullanılmakta; bu tür sözleşmelere,
“tip sözleşme”, “kitle sözleşme”, “katılmalı sözleşme” ya da “formüler sözleşme”
denilmektedir. Kitlelere yönelik bu sözleşmelerde, sözleşmenin kurulmasına
ilişkin görüşmeler ve pazarlıklar yapılması söz konusu değildir. Hattâ, çoğu
zaman fiyat konusu bile tarifelerle belirlenmekte ve pazarlık dışı
bırakılmaktadır. Girişimci karşısında sözleşmenin diğer tarafı, ya kendisine
dayatılan koşullarla sözleşmeyi kuracak ya da söz konusu sözleşmenin içerdiği
edim veya hizmetten vazgeçmek zorunda kalacaktır. Başka bir ifadeyle, birey
önüne konulan metin karşısında, sadece “evet” ya da “hayır” diyebilecek, buna
karşılık, “evet, ama” seçeneğinden yoksun olacaktır. Hizmet ya da edimden hiç
yararlanmamanın söz konusu olmaması ve “evet, ama” deme olanağı bulunmaması
karşısında, bireyin bu tür sözleşmelerin uygulanmasında kanunla korunması
zorunluluğu ortadadır. Tasarıda, genel işlem koşullarının tâbi olduğu geçerlilik
kuralları, bunlara aykırılığın yaptırımları ve genel işlem koşullarının
yorumlanması gibi konuların açıklığa kavuşturulması amacıyla, bütün sözleşmeleri
kapsayacak emredici genel hükümler şeklinde düzenlenmesi zorunlu görülmüştür.
Nitekim, Avrupa Birliği mevzuatı kapsamında olmak üzere, 5 Nisan 1993 tarihli ve
93/13/EWG sayılı “Tüketici Sözleşmelerindeki Kötüye Kullanılabilecek Şartlara
İlişkin Direktif”te ve Avrupa Komisyonu tarafından Avrupa Parlamentosuna sunulan
Avrupa Sözleşme Hukukuna yönelik 2003/C 63/01 sayılı Eylem Plânının 4.2
maddesinde genel işlem koşullarına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler öngörülmüştür.
Alman hukukunda daha önce özel bir kanunla düzenlenmiş olan genel işlem
koşulları, belirtilen hükümler de göz önünde tutularak, Alman Medenî Kanununun
(BGB) 305 ve devamı maddelerinde genel hüküm niteliği kazandırılarak yeniden
düzenlenmiştir. Böylece, söz konusu hükümlerin uygulama alanının sadece
tüketicilerle sınırlı kalması önlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, öncelikle genel işlem
koşulları tanımlanmıştır. Buna göre, genel işlem koşulları, bir sözleşme
yapılırken, ileride çok sayıdaki sözleşmelerde kullanma amacıyla taraflardan
birinin tek başına önceden hazırlayıp diğer tarafa sunduğu sözleşme
hükümleridir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde, genel işlem koşulu olma
bakımından, diğer tarafa sunuluş biçiminin önemli olmadığı, bu koşulların
sözleşme metninde veya ekinde yer alabileceği, kapsamının, yazı türünün ve
şeklinin,nitelendirmede önem taşımadığı açıklanmıştır. Bu
düzenleme kapsamında, genel işlem koşullarının tamamının veya bir kısmının
sözleşme metninde ya da ekinde değişik karakterlerle yazılmak suretiyle,
bunların emredici yasal düzenleme kapsamı dışında bırakılması önlenmek
istenmiştir. Aynı şekilde, hangi konudaki hükümlerin genel işlem koşulu
sayılacağı yönünde bir liste verme yerine, her türden sözleşme hükmü, bu tanım
kapsamına girdiği takdirde, genel işlem koşulu olarak kabul edilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle,
sözleşme koşullarını dayatma konumunda olan tarafın, hazırladığı tip
sözleşmelerde çağımızın teknolojik imkânlarından da yararlanarak, farklı
yöntemler kullanarak, bunların tip sözleşme olmaktan çıktığını ve bu
sözleşmelerin bireysel sözleşme olduğunu ileri sürmesi engellenmiştir. Kısacası,
sözleşme metinlerindeki farklılıklar, birinci fıkradaki tanım kapsamında
olmaları kaydıyla, sözleşme hükümlerinin genel işlem koşulu hükümlerine tâbi
olması bakımından önemsiz sayılmıştır. Meselâ, delil sözleşmelerine ilişkin bir
genel işlem koşulunun bu sözleşmenin asıl metnine alınması, bu sözleşmelerin
ekinde yer alması veya sözleşme metni ya da ekinde yer almakla birlikte yerinin
değiştirilmesi, uygulama farklılığı doğurmayacaktır. Aynı şekilde, tip sözleşme
yöntemine başvuran tarafın, çok sayıda farklı tipte sözleşme hazırlayarak,
müşterileri ile ilişkilerinde, genel işlem koşulları hükümlerini dolanması yolu
da kapatılmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemede,
uygulamada sıkça rastlanan bir olgu göz önünde tutulmuştur. Gerçekten, çok
sayıda tip sözleşmede, metinde sözleşmenin tüm hükümlerinin her birinin
okunduğu, tartışıldığı ve bu şekilde kabul edildiğine ilişkin düzenlemeler yer
almaktadır. Hattâ, sözleşme sırasında imza ile birlikte ek düzenleme yapılarak,
sözleşme metninin ve/veya genel işlem koşullarının okunduğuna, anlaşıldığına ve
bu yolla kabul edildiğine ilişkin açıklamaları içeren tutanaklar
düzenlenebilmektedir. Aynı şekilde, çok sayfalı tip sözleşmelerde sayfalardan
her birine katılanın yalnızca imza atması ya da bu türden açıklamalarla birlikte
imza atması farklı bir uygulamaya yol açmayacaktır. Hattâ, her maddenin ayrı
ayrı ya da bu tür açıklamalarla imzalanması da genel işlem koşullarına ilişkin
emredici hükümleri dolanmaya yetmeyecektir. Çünkü, fıkra hükmüyle, böyle
kayıtların tek başına genel işlem koşullarına ilişkin emredici düzenlemenin
uygulanmasını önleyemeyeceği kabul edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında, sundukları hizmetleri
kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve
kurumların hazırladıkları sözleşmeler, her durumda tip sözleşme olarak kabul
edilmekte, böylece mutlak surette genel işlem koşullarının emredici
düzenlemesine bağlı tutulmuş olmaktadır. Genel işlem koşullarının tâbi olduğu
emredici düzenleme açısından sözleşme ve koşullarını hazırlayan tarafın kamu
tüzel kişisi olması, uygulama farklılığı doğurmayacaktır.
MADDE 21- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Kapsamı / 1. Yazılmamış sayılma” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 21 inci maddesinde,
genel işlem koşullarının sözleşme metnine yazılmamış sayılacağı durumlar
düzenlenmektedir.
Sözleşme metninde genel işlem koşullarına yollama
yapılmakla yetinilmesi, uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur.
Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında kullanılan
“yazılmamış sayılır.” şeklindeki ibareye, İsviçre Borçlar Kanununun 995 inci
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 999 uncu maddesinin ikinci
fıkrasında, 1002 ve 1006 ncı maddelerinin birinci fıkralarında, 1104 üncü, 1106
ncı maddelerinde, 1109 uncu maddesinin birinci fıkrasında, 1110 uncu maddesinde
yer verildiği görülmektedir. Alman Medenî Kanununun (BGB) genel işlem
koşullarına ilişkin 305c maddesinde de, aynı hukukî etkiye sahip benzer bir
ifade kullanılmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, genel işlem
koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, düzenleyenin sözleşmenin yapılması
sırasında diğer tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi vermesi,
bunların içeriğini öğrenme olanağını sağlaması ve onun da söz konusu koşulları
kabul etmesine bağlı kılınmıştır. Aksi takdirde, böyle genel işlem koşulları
yazılmamış sayılacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmenin niteliğine
ve işin özelliğine yabancı genel işlem koşullarının da yazılmamış sayılacağı
belirtilmiştir. Bu nitelikteki genel işlem koşullarının, düzenleyence, bunlar
hakkında açıkça bilgi verilip, içeriğini öğrenme olanağının sağlanması ve diğer
tarafın da bunu kabul etmesi, yazılmamış sayılma yaptırımının uygulanmasını
engellemez. Böylece, Alman Medenî Kanununun (BGB)305c maddesinde olduğu
gibi, şaşırtıcı kuralların sözleşmenin içeriğinden sayılmaması ilkesi
benimsenmiştir. Meselâ, uygulamada döviz tevdiat hesabı sözleşmelerinde,
yatırılan yabancı paradan farklı bir yabancı para ya da Türk Lirası ile
hesaptaki meblâğın ödenebileceği genel işlem koşuluna sıkça rastlanmaktadır.
Döviz hesabını belli bir yabancı para cinsinden açtıran kişiye, hesabın
bulunduğu kurumca farklı bir yabancı para ya
da Türk Lirası ile ödeme yapılması, olağan dışı sayılacağı için, bu tür bir
genel işlem koşulu yazılmamış sayılacaktır. Nitekim, İsviçre Federal
Mahkemesinin bir kararında da, carî hesap şeklinde işleyen bir kredi işleminde,
ipoteğe ilişkin metnin içine örtülü olarak konulmuş olan bir kefalet yüklenimi
olağan dışı bulunmuştur (BGE 49 II 185). Ayrıca kredi sözleşmelerinde, neredeyse
ayrıksız olarak yer verilen, kredi kurumunun dilediği anda hiçbir gerekçe
göstermeksizin hesabı kat edeceği, ilişkiye son vereceğine ilişkin hükümler de
olağan dışı olduklarından yazılmamış sayılacaktır.
MADDE 22- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 22 nci maddesinde,
yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi düzenlenmektedir.
Maddeye göre, yazılmamış sayılan genel işlem
koşullarını içeren bir sözleşmenin, bu genel işlem koşulları dışındaki diğer
hükümleri geçerli olmaya devam edecektir. Nitekim, aynı konuyu düzenleyen Alman
Medenî Kanununun (BGB) 306 ncı maddesinde yazılmamış sayılmanın sözleşmeye
etkisi ile ilgili olarak geçerlilik ilkesi benimsenmiş ve oluşabilecek sözleşme
boşluklarının kanun hükümleriyle doldurulacağı ifade edilmiştir. Bu sonuç,
Hukukumuza yabancı değildir. Meselâ, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1266 ncı
maddesinin son fıkrasında, sigorta poliçelerinde okunamayan genel işlem
koşulları yerine kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmekle, sözleşmelerin
geçerli kalacağı esası benimsenmiş bulunmaktadır. Tasarının 22 nci maddesinin
ikinci cümlesinde ise, düzenleyen tarafından, yazılmamış sayılan genel işlem
koşulları olmasaydı asıl sözleşmenin yapılmayacağı ve bu sözleşmeyle bağlı
olunmayacağının ileri sürülemeyeceği öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, Alman
Medenî Kanununun (BGB) 306 ncı maddesinin üçüncü fıkrasından ayrılınmıştır.
Böylece sözleşmeyi düzenleyenin Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının
ikinci cümlesi hükmünden kıyas yoluyla yararlanması önlenmiş bulunmaktadır.
Sözleşmenin diğer tarafının ise, söz konusu hükümden yararlanabileceğinde
duraksama yoktur. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1466 ncı maddesinde de
özdeş bir düzenlemeye yer verilmiştir. Gerçekten bu düzenlemede, kanun ya da
yetkili makamlarca belirlenen en yüksek bedeli aşan sözleşmelerin bu bedel
üzerinden yapılmış sayılacağı ve bu bedelden fazla olarak yerine getirilmiş
edimlerin iadesinin gerekeceği, bu durumlarda 818 sayılı Borçlar Kanununun 20
nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin uygulanmayacağı öngörülmüştür.
MADDE 23- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Yorumlanması” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 23 üncü maddesinde,
genel işlem koşullarının yorumlanması düzenlenmektedir.
Maddeye göre, açık ve anlaşılır olmayan veya birden
çok anlama gelen genel işlem koşulları, düzenleyenin aleyhine ve diğer tarafın
lehine yorumlanır. Bu esaslar, 4721 sayılı
Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarının,
genel işlem koşullarının yorumlanması bakımından özel bir uygulama alanı
oluşturur. Gerçekten, düzenleyenden, sözleşme koşullarını dürüstlük kurallarının
gerektirdiği önemi vererek hazırlaması beklenir. Sözleşmede açık olmayan veya
duraksamaya sebep olan noktalar, düzenleyen aleyhine yorumlanacaktır. Sözleşme
hükümlerinin düzenleyen aleyhine yorumlanması için, düzenleyenin o sözleşme
bakımından uzman olması da gerekmez. Aksine bir çözüm tarzı, bir genel hukuk
ilkesi olan, “çelişkili davranma yasağı”na (nemo audiatur propriam turpitudinem
allegans) aykırı düşer. Sonuç olarak, bu tür genel işlem koşulları daima diğer
taraf lehine yorumlanır.
Nitekim, Roma hukukundan gelen “in dubio contra
stipulatorem” (Sözleşme, şüphe hâlinde düzenleyen aleyhine yorumlanır) genel
ilkesinden de aynı sonuç çıkmaktadır. Bu genel ilke ve buna uygun olan madde,
sözleşmeyi veya sözleşmedeki bir hükmü ya da bir sözcüğü kaleme alanın, onu
istediği gibi ifade etme olanağına sahip bulunması sebebiyle, kaleme aldığı
metnin kendi aleyhine yorumlanmasına katlanması gerektiği düşüncesine
dayanmaktadır. Aynı şekilde, bir hükmü düşündüğü gibi yazmamış olan kişinin, “bu
hüküm şöyle anlaşılmalıdır.” şeklinde, sonradan yapacağı yorum haklı sayılamaz.
Alman Medenî Kanunun (BGB) 305c maddesinin ikinci fıkrasında benzer bir
düzenlemeye yer verilmiştir.
MADDE 24-
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “IV. Değiştirme yasağı” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan
24 üncü maddesinde, genel işlem koşullarını değiştirme yasağı düzenlenmektedir.
Maddede, tip sözleşmede veya
ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf
aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da
yeni düzenleme yapma yetkisi veren kayıtlara yer verilemeyeceği
belirtilmektedir. Bir tip sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer verilen bu tür
kayıtlar, Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi
anlamında kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olacaktır. Başka bir ifadeyle,
burada aynı fıkranın ikinci cümlesinin uygulanması söz konusu değildir.
Genel işlem koşullarının,
düzenleyen tarafından tek yanlı ve önceden hazırlanmış olması, bunların
Tasarının 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sözleşmenin kapsamına
girmesi, bu sözleşmenin düzenleyen tarafından tek yanlı olarak değiştirebileceği
anlamına gelmez. Ancak, uygulamada genel işlem koşulları içinde, bu koşulların
tamamının veya bir kısmının değiştirilmesi konusunda düzenleyene yetki verildiği
görülmektedir. Maddede, kendisinde böyle bir yetkiyi saklı tutmuş olsa bile,
düzenleyenin bu yetkisine dayanarak, sözleşmeyi tek yanlı, yani dilediği gibi
değiştirme ya da yeni düzenleme yapma yolu kapatılmış ve bu tür kayıtların
yazılmamış sayılacağı öngörülmüştür.
Bu tür düzenlemeler de,
Hukukumuza yabancı değildir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun
6 ve 6/A maddelerinde de sözleşmedeki haksız şartlara ilişkin düzenlemeyle
tüketicileri koruyucu nitelikte benzer hükümlere yer verilmiştir. Aynı Kanunun
tüketici kredisine ilişkin 10 uncu maddesinde, sözleşmede öngörülen kredi
koşullarının sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemeyeceği
öngörülmüştür. Uygulamada, hemen hemen bütün tip sözleşmelerde, düzenleyenlere,
böyle bir yetkinin verilmiş olduğu ve uyuşmazlık hâlinde bu düzenlemelere
geçerlilik tanındığı göz önünde tutulduğunda, bu madde hükmünün önemi
kendiliğinden anlaşılır.
Maddede söz konusu edilen
kayıtlar, sadece düzenleyen lehine, diğer taraf aleyhine olan değişiklik ya da
yeni düzenleme yapma yetkisi veren genel işlem koşullarına ilişkindir. Buna
karşılık, diğer taraf lehine yapılacak değişikliklerin ya da yeni düzenlemelerin
geçerli olduğu konusunda duraksama yoktur.
MADDE 25- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “V. İçerik denetimi” kenar başlıklı yeni bir maddedir. Aynı kenar
başlık, Alman Medenî Kanununun (BGB) 307 nci maddesinde de kullanılmıştır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 25 inci maddesinde,
genel işlem koşullarına ilişkin içerik denetimi düzenlenmektedir.
Maddede, genel işlem koşullarına, dürüstlük
kurallarına aykırı olarak, karşı taraf aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı
nitelikte hükümler konulamayacağı belirtilmektedir. Maddede yapılan düzenleme
ile, ahlâka aykırılık ölçüsünde olmasa bile, öğretide dürüstlüğe aykırı olarak
nitelendirilen bu tür davranışların, genel işlem koşulları alanında da önlenmesi
amaçlanmıştır.
Bu tür hükümlerin yaptırımı, Tasarının 27 nci
maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi anlamında kesin hükümsüzlük
olacaktır. Başka bir ifadeyle burada, aynı fıkranın ikinci cümlesinin
uygulanması söz konusu değildir. Bu sebeple, sözleşmenin kapsamına dahil edilen
hükümlerden genel işlem koşullarına konulması yasak olanlar dışındakiler,
geçerliliklerini koruyacaktır. Tasarının 21 inci maddesinde genel işlem
koşullarının bağlayıcılığı, bu maddede ise, söz konusu koşulların içerik
denetimi düzenlenmektedir.
Buna benzer bir düzenlemeye, Alman Medenî
Kanununun (BGB) 307 nci maddesinde de yer verilmiştir.
MADDE 26- 818 sayılı Borçlar Kanununun 19 uncu maddesini
kısmen karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 26 ncı maddesinde,
sözleşme özgürlüğü ilkesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 19 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Akdin Mevzuu / 1. Erkânı” şeklindeki ibareler,
maddenin içeriğine uygun olarak, Tasarının 26 ncı maddesinde, “F. Sözleşmenin
içeriği / I. Sözleşme özgürlüğü” şeklinde değiştirilmiş; ikinci fıkrası ise,
birinci fıkrada öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin sınırlarını açıklamaktan
ibaret olan bir hüküm niteliği taşıması sebebiyle gereksiz görülerek, metinden
çıkarılmıştır. Gerçekten, sözleşme özgürlüğü ilkesinin sınırlarının aşılmasının
yaptırımı niteliğindeki Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrasından,
sözleşme özgürlüğünün sınırları belirlenebilmektedir.
MADDE 27- 818
sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki
fıkradan oluşan 27 nci maddesinde, sözleşmenin kesin hükümsüzlük sebepleri ve
sözleşmenin bazı hükümlerinin hükümsüz olması durumunda, kısmî hükümsüzlük
yaptırımının uygulanacağı kuralı ile bu kuralın istisnası düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “II. Butlan”
şeklindeki ibare, Tasarının 27 nci maddesinde, “II. Kesin hükümsüzlük” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, kısmî
butlan yaptırımı açıklanırken kullanılan “yalnız şart lağvolur.” şeklindeki
ibarenin yanıltıcı nitelikte olması nedeniyle, Tasarının 27 nci maddesinin
ikinci fıkrasında, “diğerlerinin geçerliliğini etkilemez.” şeklindeki ibarenin
kullanılması uygun görülmüştür.
Metninde yapılan
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 28- 818 sayılı Borçlar Kanununun 21
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 28 inci maddesinde,
aşırı yararlanma koşulları, zarar görenin bu koşullar gerçekleşince, ifa ettiği
edimi nasıl ve hangi süre içinde geri alabileceği ile söz konusu sürenin
başlangıç ânı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Gabin” şeklindeki ibare, Tasarının 28 inci
maddesinde, “III. Aşırı yararlanma” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak
maddenin birinci fıkrasında, aşırı yararlanma durumunda zarar görene,
sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini
isteme yanında, sözleşmeyle bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın
giderilmesini isteme hakkı da tanınmıştır.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde öngörülen bir yıllık süre, Tasarının 28
inci maddesinin ikinci fıkrasında yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, aşırı
yararlanmanın söz konusu olduğu bir sözleşmede zarar gören, sözleşmeyle bağlı
olmaktan kurtulmak ya da oransızlığın giderilmesini sağlamak istiyorsa, bu
hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise,
bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her iki durumda da
sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak on yıllık hak düşürücü süreler içinde
kullanabilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, bir yıllık sürenin,
sözleşmenin kurulduğu tarihten değil; öğrenme veya zor durumun ortadan kalktığı
tarihten başlaması kabul edilmiştir. Ayrıca, zarar görenin sözleşmeyle bağlı
olmama iradesini diğer tarafa açıklayabileceği on yıllık azamî (mutlak) bir süre
öngörülmüş ve bu sürenin başlangıcı, bütün durumlarda sözleşmenin kurulduğu
tarih olarak benimsenmiştir. Öte yandan, öğretide ileri sürülen görüşlere uygun
olarak, aşırı yararlanmanın söz konusu olduğu bir sözleşmede zarar görenin, her
zaman sadece sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulması yerine, oransızlığın
giderilmesini istemek suretiyle sözleşmeyle bağlılığını sürdürmesi olanağı da
tanınmıştır.
MADDE 29- 818 sayılı Borçlar Kanununun 22
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 29 uncu maddesinde,
bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmelerin geçerli olduğu
belirtilmekte ve önsözleşmenin şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Akit yapmak vaadi” şeklindeki ibare,
Tasarıda “IV. Önsözleşme” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 30- 818 sayılı Borçlar Kanununun 23
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 30 uncu maddesinde,
sözleşmenin kurulduğu sırada esaslı yanılmaya düşen tarafın, o sözleşmeyle bağlı
olmayacağı düzenlenmektedir. Esaslı yanılma hâllerine ilişkin Tasarının 31 inci
maddesinden de anlaşılacağı gibi, esaslı yanılma, sözleşmenin geçerliliğini
etkileyebilen bir irade bozukluğudur.
818 sayılı Borçlar Kanununun 23 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “F. Rızadaki Fesat / I. Hata / 1. Hatanın
hükümleri” şeklindeki ibareler, Tasarının 30 uncu maddesinde, “G. İrade
bozuklukları / I. Yanılma / 1. Yanılmanın hükümleri” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 31- 818 sayılı Borçlar Kanununun 24
üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 31 inci maddesinde,
açıklamada yanılmanın esaslı olduğu beş durum ile basit hesap yanlışlıklarının
sözleşmenin geçerliliğine etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Hata hâlleri” şeklindeki ibare, Tasarıda “2.
Yanılma hâlleri” şeklinde değiştirilmiş ve “a. Açıklamada yanılma” şeklinde yeni
bir alt başlık eklenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Esaslı hatalar hassaten şunlardır:” şeklindeki
ifade yerine, Tasarının 31 inci maddesinde, özellikle bu maddede sayılan yanılma
hâllerinin esaslı olduğunun belirtilmesi, yapılan sayımın sınırlayıcı (tahdidî)
nitelikte olmayıp, örnekleyici (tadadî) nitelikte olduğu sonucunun çıkartılması
bakımından daha elverişli görülmüştür.
Tasarının 31 inci maddesinde, irade açıklamasında
yanılma (beyanda hata) hâlleri düzenlenmektedir. Oysa, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi, saikte
esaslı yanılmaya (mevsuf saik hatasına) ilişkin olduğu için, yeni bir madde
numarası verilerek, bir sonraki maddede ayrıca düzenlenmiştir. 818 sayılı
Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında, dört bent hâlinde
sayılan esaslı yanılma hâllerinde, yine de bir azalma değil, artış olmuştur.
Bunun sebebi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(2) numaralı bendinde, sözleşmenin konusunda ve karşı tarafın şahsında yanılma,
esaslı yanılma hâlleri arasında sayıldığı hâlde, bunların, Tasarının 31 inci
maddesinin birinci fıkrasının (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde, ayrı ayrı
sayılmış olmasıdır.
Maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde,
sayılan esaslı yanılmada, yanılanın, sözleşmenin niteliğinde yanılması söz
konusudur. Meselâ, (B)’nin evini satın almak isteyen (A)’nın, ona bu evi
kiralamak istediğini açıklamasında olduğu gibi.
Maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde
öngörülen esaslı yanılma hâlinde ise, yanılan, sözleşmenin konusunda
yanılmaktadır. Meselâ, (B)’nin otomobilini satın almak isteyen (A)’nın, sözleşme
yapma iradesini onun deniz motorunu satın almak için açıklamasında olduğu gibi.
Maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde,
yanılanın, sözleşme yapma iradesini gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden
başkasına açıklaması söz konusudur. Gerçekte (B) ile sözleşme yapmak isteyen
(A)’nın, yanılarak, bu iradesini (C)’ye açıklamasında olduğu gibi.
Maddenin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde
öngörülen esaslı yanılma hâlinde yanılan, sözleşmeyi yaparken belli bir kişiyi
göz önünde tuttuğu hâlde, sözleşme yapma iradesini başka bir kişi için
açıklamaktadır. Meselâ, belirli kişisel veya meslekî özellikleri olan (B) ile
sözleşme yapmak isteyen (A)’nın, yanılarak, sözleşme yapma iradesini, bu
özelliklerden yoksun olan ya da farklı özellikleri bulunmakla birlikte, aynı adı
taşıyan (B) isimli başka bir kişiye açıklamasında olduğu gibi.
Maddenin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinde
ise, yanılanın, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim
için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini
açıklaması durumu düzenlenmiştir. Meselâ, yanılanın iradesini bin birim ürün
yerine onbin birim ürün olarak açıklamasında olduğu gibi.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 32- 818 sayılı Borçlar Kanununun 24
üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 32 nci maddesinde,
saikte yanılma düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Hata halleri” şeklindeki ibare, Tasarıda “b.
Saikte yanılma” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak saikte
yanılmanın ayrı bir maddede düzenlenmesi uygun görülmüştür. Çünkü, “işlem
iradesi” ile “açıklanan irade” arasındaki farklılığı ifade eden “açıklamada
yanılma”dan farklı olarak, saikte yanılmada, işlem iradesi ile açıklanan irade
birbirine uygun olup, iradenin oluşumunu sağlayan etkenlerde yanılma söz
konusudur.
Maddede saikte yanılmanın esaslı yanılma
niteliğinde olmadığı kuralı öngörülmekte ve bu kuralın istisnası niteliğinde
olmak üzere, saikte yanılmanın esaslı yanılma sayılmasının koşulları
düzenlenmektedir. Saikte esaslı yanılmanın kabul edilebilmesi için, yanılanın,
karşı tarafça bilinebilir biçimde yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve
bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması
koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmıştır. Aksi takdirde, saikte esaslı
yanılma değil, sözleşmenin geçerli olarak kurulmasını engellemeyen, saikte âdi
yanılma (âdi saik hatası) söz konusu olur. Maddede kullanılan “iş ilişkilerinde
geçerli dürüstlük kuralları” şeklindeki ibare, geniş biçimde yorumlanmalıdır. Bu
ibareden, iş hayatında sıkça karşılaşılan her türlü hukukî ilişkide geçerli olan
dürüstlük kuralları anlaşılmalıdır.
MADDE 33- 818 sayılı Borçlar Kanununun 27
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 33 üncü maddesinde,
irade açıklamasının yanlış iletilmesinin sebep olduğu yanılma durumunda
uygulanacak hükümler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “5. Bir vasıtanın hatası” şeklindeki ibare,
Tasarının 33 üncü maddesinde, “c. İletmede yanılma” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesinden
farklı olarak, taraflardan birinin iradesinin, haberci ve çevirmen gibi bir
aracı yanında, bir iletişim aracı tarafından yanlış iletilmesi hâlinde de,
yanılma hükümlerinin uygulanması öngörülmektedir.
MADDE 34- 818 sayılı Borçlar Kanununun 25
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 34 üncü maddesinde,
yanılmada dürüstlük kurallarının etkisi ve işlevi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Hüsnüniyet kaidelerine muhalif hareket
davası” şeklindeki ibare, Tasarının 34 üncü maddesinde “3. Yanılmada dürüstlük
kuralları” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesinin
ikinci fıkrasına göre: “Bilhassa, yapmayı kasdettiği akdi diğer taraf icraya
hazır olduğunu beyan ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade eder.”
Bu fıkra, Tasarının 34 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, “Özellikle diğer
tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu
bildirmesi durumunda”, sözleşmenin bu anlamda kurulmuş sayıldığı şeklinde ve
daha anlaşılır biçimde yazılmıştır. Gerçekten, meselâ, alıcı (A), bir kilogramı
için iki lira ödemek istediği bir malı, yanılarak kilosu üç liraya satın almayı
kabul ettiğini ileri sürdüğü takdirde, satıcının aynı malı ona iki liraya
satmaya hazır olduğunu açıklaması durumunda, (A)’nın esaslı yanılma hükümlerine
dayanarak sözleşmenin kurulmadığı hakkındaki savunması, dürüstlük kurallarına
aykırı düşer. Bu sebeple, bu örnekte satış sözleşmesi, söz konusu madde
uyarınca, alıcının kasdettiği anlamda, yani kilosu iki lira üzerinden kurulmuş
sayılır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 35- 818 sayılı Borçlar Kanununun 26
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 35 inci maddesinde,
yanılmada kusurlu olan tarafın, tazminat sorumluluğu ve kapsamı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun kenar başlığında
kullanılan “4. İhmal yüzünden hata” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Yanılmada
kusur” olarak değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 26 ncı maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan “mukavelenin bu suretle feshinden
mütevellit zarar” şeklindeki ibare, Tasarıda “sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan
zarar” şeklinde değiştirilmiştir.
Tasarının 35 inci maddesinin birinci fıkrasına göre
yanılan, esaslı yanılmaya dayanarak sözleşmenin hükümsüz kalmasına sebep olursa,
bunda kusurlu olması durumunda, kural olarak, diğer tarafın uğradığı olumsuz
(menfi) zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı bildiği veya
bilmesi gerektiği takdirde, yanılandan tazminat isteyemez.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, hâkimin,
hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, yanılanı diğer tarafın sözleşmenin
hükümsüzlüğünden doğan olumsuz zararını aşabilmekle birlikte, onun ifadan
beklenen yararını, yani olumlu zararını aşmaması kaydıyla, daha fazla tazminat
ödemekle yükümlü kılacak bir tazminat kararı da verebileceği belirtilmiştir.
Nitekim, uygulamada da durum bu yöndedir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 36- 818 sayılı Borçlar Kanununun 28
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 36 ncı maddesinde,
taraflardan birinin ve üçüncü kişinin aldatması sonucunda kurulan sözleşmenin
bağlayıcı olmadığı durumlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 28 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Hile” ibaresi, Tasarının 36 ncı maddesinde,
“II. Aldatma” şeklinde değiştirilmiştir.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında, üçüncü kişinin
aldatması sonucunda kurulan sözleşmenin bağlayıcı olması ve olmaması
olasılıklarının hukukî sonucu, iki cümle hâlinde belirtilmişse de, bu hukukî
sonuç, Tasarının 36 ncı maddesinde, üçüncü kişinin aldatması sonucunda kurulan
sözleşmenin bağlayıcı olmadığı olasılık göz önünde tutularak, tek cümlede
açıklanmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 37- 818 sayılı Borçlar Kanununun 29
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 37 nci maddesinde,
taraflardan birinin veya üçüncü kişinin korkutması sonucunda yapılan bir
sözleşmenin hükmü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 29 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. İkrah / 1. Akdin inkızası” şeklindeki ibare,
Tasarının 37 nci maddesinde, “III. Korkutma / 1. Hükmü” olarak
değiştirilmiştir. Aynı maddenin birinci fıkrasında kullanılan “kendi hakkında
lüzum ifade etmez” şeklindeki ibare yerine, Tasarıda “o sözleşmeyle bağlı
değildir.” şeklinde, daha açık bir ibarenin kullanılması tercih edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 38- 818 sayılı Borçlar Kanununun 30
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 38 inci maddesinde,
korkutmanın koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İkrahın
şartları” şeklindeki ibare, bir önceki maddenin kenar başlığının “III.
Korkutma” şeklinde olduğu göz önünde tutularak, Tasarının 38 inci maddesinde,
“2. Koşulları” şeklinde kısaltılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin
ikinci fıkrası, iki cümleden oluştuğu hâlde, Tasarının 38 inci maddesinde, tek
cümle olarak kaleme alınmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 39- 818 sayılı Borçlar Kanununun 31
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 39 uncu maddesinde,
irade bozukluğu sonucunda bir sözleşme yapan tarafın, bu sözleşmenin onanmış
sayılmasının koşulları ile aldatma sebebiyle veya korkutulma sonucunda sözleşme
yapan tarafın tazminat hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Akde icazet ile rızanın fesadı (nın) bertaraf
edilmesi” şeklindeki ibare, Tasarının 39 uncu maddesinde, “IV. İrade
bozukluğunun giderilmesi” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar
Kanununun 31 inci maddesinin birinci fıkrası, iki cümleden oluştuğu hâlde,
Tasarıda tek cümleye dönüştürülmüştür. Ayrıca, “akde icazet vermiş nazariyle
bakılır.” şeklindeki ibare yerine, Tasarıda “sözleşmeyi onamış sayılır.”; “bir
akde icazet” yerine de “bir sözleşmenin onanmış sayılması” şeklindeki ibareler
kullanılmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında öngörülen bir yıllık
süre, hak düşürücü niteliktedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 40- 818 sayılı Borçlar Kanununun 32
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 40 ıncı maddesinde,
yetkili temsilde genel olarak temsilin hükmü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “G. Salâhiyete müstenit temsil / I. Umumiyet
itibariyle / 1. Temsilin hükümleri” şeklindeki ibareler, Tasarının 40 ıncı
maddesinde, “H. Temsil / I. Yetkili temsil / 1. Genel olarak /a. Temsilin hükmü”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesinin
birinci fıkrasında, yetkili temsilcinin “diğer bir kimse nâmına” yaptığı
sözleşmeden doğan alacak ve borçların, “o kimseye intikal edeceği”
öngörülmüştür. Tasarıda, burada doğrudan doğruya temsilin söz konusu olduğu göz
önünde tutularak, yetkili temsilci tarafından “bir başkası adına ve hesabına”
yapılan hukukî işlemin sonuçlarının, doğrudan doğruya temsil olunana ait olduğu
belirtilmiştir.
Tasarının 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında,
öğretide “ilgili için örtülü işlem” olarak adlandırılan, doğrudan doğruya
temsilin özel bir görünümü düzenlenmektedir.
MADDE 41- 818 sayılı Borçlar Kanununun 33
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 41 inci maddesinde,
temsil yetkisinin kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Salâhiyetin derecesi” şeklindeki ibare,
Tasarının 41 inci maddesinde, “b. Temsil yetkisinin kapsamı” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun iki cümleden oluşan 33
üncü maddesinin birinci fıkrası, Tasarıda tek cümleye dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “salâhiyetinin derecesi” şeklindeki ibare, fıkraya
açıklık kazandırmak amacıyla, Tasarının 41 inci maddesinin ikinci fıkrasında,
“yetkinin varlığının ve kapsamının belirlenmesinde” şeklinde değiştirilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik
ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 42- 818 sayılı Borçlar Kanununun 34
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 42 nci maddesinde,
temsil yetkisinin sınırlanması ve geri alınması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Hukukî
muameleden neşet eden salâhiyet / a. Salâhiyetin tahdidi ve ref’i” şeklindeki
ibareler, Tasarının 42 nci maddesinde, “2. Hukukî işlemden doğan yetki /
a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesinin
üçüncü fıkrasında kullanılan “üçüncü şahıslara karşı dermeyan edemez.”
şeklindeki ibare, öğretideki genel eğilim göz önünde tutularak, Tasarıda
“iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez.” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 43- 818 sayılı Borçlar Kanununun 35
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 43 üncü maddesinde,
temsil olunanın veya temsilcinin ölümünün, ehliyetsizliğinin ve diğer durumların
temsil ilişkisi üzerindeki etkileri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 35 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Ölüm ve ehliyetsizliğin ve sairenin
hükümleri” şeklindeki ibare, Tasarının 43 üncü maddesinde, “b. Ölüm,
ehliyetsizlik ve diğer durumlar” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 44- 818 sayılı Borçlar Kanununun 36
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 44 üncü maddesinde,
yetki belgesinin geri verilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 36 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Salâhiyeti havi olan senedin iadesi”
şeklindeki ibare, Tasarının 44 üncü maddesinde, “c. Yetki belgesinin geri
verilmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 36 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “mahkemeye” şeklindeki ibare, yetki belgesinin
bırakılacağı yerin hâkim tarafından belirlenmesi sebebiyle, Tasarının 44 üncü
maddesinin birinci fıkrasında “hâkimin” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 45- 818 sayılı Borçlar Kanununun 37
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 45 inci maddesinde,
yetkinin sona erme ânı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 37 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “d. Salâhiyetin hangi zamandan itibaren nihayet
bulacağı” şeklindeki ibare, Tasarının 45 inci maddesinde, “d. Yetkinin sona
erdiğinin ileri sürülememesi” olarak değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar
Kanununun 37 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “...onun muamelesi ile
alacaklı veya borçlu olurlar.” şeklindeki ibare ise, Tasarıda “temsilcinin
yapmış olduğu hukukî işlemlerin sonuçları ile bağlıdırlar.” şekline
dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 46- 818 sayılı Borçlar Kanununun 38
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 46 ncı maddesinde,
yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemi, adına sözleşme yapılan kişi tarafından
onanması durumu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Salâhiyetin fıkdanı / 1. İcazet” şeklindeki
ibareler, Tasarının 46 ncı maddesinde, “II. Yetkisiz temsil / 1. Onama hâlinde”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan
madde, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesinde
kullanılan “alacaklı veya borçlu olmaz.” Şeklindeki ibare, burada yetkisiz
temsilcinin yaptığı işlemin bağlayıcılığının söz konusu olduğu göz önünde
tutularak, Tasarının 46 ncı maddesinin birinci fıkrasında “temsil olunanı
bağlar.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 47- 818 sayılı Borçlar Kanununun 39
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 47 nci maddesinde,
temsil olunan tarafından, yetkisiz temsilcinin yaptığı hukukî işlemlerin
onanmamasının sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İcazetin bulunmaması” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Onamama hâlinde” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin
birinci fıkrasının son cümlesinde kullanılan “…hâkim onu daha fazla zarar ve
ziyan itasına mahkûm eder.” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 47 nci maddesinin
ikinci fıkrasında, “…kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi
de istenebilir.” şeklindeki ibare kullanılmıştır. Tasarıda kullanılan “diğer
zararlar” sözcükleri ile, üçüncü kişinin, kendisiyle hukukî işlem yapan yetkisiz
temsilciden, ancak sözleşme geçerli olarak kurulmuş olsaydı istenebilecek olan
olumlu zararlarının da, hakkaniyet gerektirdiği takdirde, giderilmesini
isteyebileceği kastedilmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 48- 818 sayılı Borçlar Kanununun 40
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 48 inci maddesinde,
temsil yetkisine ilişkin özel hükümlerin saklı olduğu belirtilmektedir. Bu
sebeple, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanununda düzenlenen çeşitli
ortaklıkların temsilcilerinin, organlarının ve Türk Borçlar Kanununda düzenlenen
ticarî vekillerin yetkisi hakkında, Tasarının temsile ilişkin genel hükümleri
değil, öncelikle söz konusu özel hükümler uygulanacaktır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 40 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Mahfuz hükümler” şeklindeki ibare, Tasarının
48 inci maddesinde, “III. Saklı hükümler” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı
Borçlar Kanununda kullanılan “Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar
vekillerinin” şeklindeki ibare yerine, Tasarıda “Ortaklık temsilcileri ile
organlarının ve ticarî vekillerinin” şeklindeki ibare kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
İKİNCİ AYIRIM
Haksız Fiillerden Doğan
Borç İlişkileri
818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesiyle
başlayan “İkinci Fasıl / Haksız muamelelerden doğan borçlar” şeklindeki alt
başlık, burada hukukî işlemden (muameleden) doğan borçların değil, haksız
fiilden doğan borçların söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda “İkinci
Ayırım / Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” şekline dönüştürülmüştür.
MADDE 49- 818 sayılı Borçlar Kanununun 41
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 49 uncu maddesinde,
haksız fiil sorumluluğunda, zarar verenin tazminat yükümlülüğüne ilişkin kural
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununda, 41 inci maddeyle
başlayan “İkinci Fasıl / Haksız muamelelerden doğan borçlar” şeklindeki üst
başlık, burada hukuki işlemden (muameleden) doğan borçların değil, haksız
fiilden doğan borçların söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda “İkinci
Ayırım / Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri” şekline dönüştürülmüştür. 818
sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “A.
Umumî kaideler / 1. Mesuliyetin şartları” şeklindeki ibareler, Tasarıda “A.
Sorumluluk / I. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesinin
birinci fıkrasına göre, kasten veya ihmal sonucunda, “haksız bir surette”, diğer
bir kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararı tazmin etmek zorundadır. Tasarıda
ise, kast ve ihmalin, kusurun çeşitlerinden olduğu göz önünde tutularak, söz
konusu fıkra, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişinin,
bu zararı gidermekle yükümlü olduğu şekline dönüştürülmüştür.
Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci
maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, Tasarının 49 uncu maddesinin ikinci
fıkrasının başına “Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa
bile” şeklinde bir ibare eklenmiştir. Aynı fıkrada, 818 sayılı Borçlar Kanununda
olduğu gibi, ahlâka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren kişinin de,
bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilerek, bu kural açıklığa
kavuşturulmuştur.
Tasarının 49 uncu ve devamındaki maddelerinde, 818
sayılı Borçlar Kanunundan farklı olan diğer bir düzenleme de, haksız fiil
unsurlarının her birinin ayrı ayrı belirtilmiş olmasıdır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırmalar
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 50- 818 sayılı Borçlar Kanununun 42
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 50 nci maddesinde,
zararın ve kusurun ispatı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Zararın tayini” şeklindeki ibare, Tasarının
50 nci maddesinde, “II. Zararın ve kusurun ispatı” şeklinde değiştirilmiştir.
Gerçekten, Tasarının 50 nci ve devamı maddelerinde haksız fiilin düzenlendiği ve
kusurun da haksız fiilin unsurlarından biri olduğu göz önünde tutularak, zararın
ispatına ilişkin düzenlemenin metninde ve dolayısıyla kenar başlığında bunu
yansıtacak bir ibareye yer verilmesi zorunlu olmuştur.
818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesinde
kullanılan “zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde”
şeklindeki ibare, Tasarının 50 nci maddesinin ikinci fıkrasında “uğranılan
zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 51- 818 sayılı Borçlar Kanununun 43
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 51 inci maddesinde,
tazminatın kapsamının ve ödenme biçiminin hâkim tarafından belirlenmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Tazminat miktarının tayini” şeklindeki ibare,
Tasarının 51 inci maddesinde, “III. Tazminat / I. Belirlenmesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinde
“hâkimin, tazminatın suretini ve şümulünün derecesini, hâl ve mevkiin icabına ve
hatanın ağırlığına göre tayin eyleyeceği” öngörüldüğü hâlde, Tasarıda, hâkimin
tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun
ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği öngörülmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinde yer
verilmediği hâlde, Tasarının 51 inci maddesinin birinci fıkrasında, haksız fiil
sorumluluğunda kusurun özel bir önem taşıdığının belirtilmesi amacıyla,
“özellikle” sözcüğü kullanılmıştır.
MADDE 52- 818 sayılı Borçlar Kanununun 44
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 52 nci maddesinde,
tazminatın indirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Tazminatın tenkisi” şeklindeki ibare, Tasarının
52 nci maddesinde, “2. İndirilmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “zararı yapan şahsın” şeklindeki ibare yerine,
Tasarıda “tazminat yükümlüsü” ibaresi kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde”
şeklindeki ibare, Tasarının 52 nci maddesinin ikinci fıkrasında “tazminat
yükümlüsü… yoksulluğa düşecek olur… ise” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 53- 818 sayılı Borçlar Kanununun 45
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 53
üncü maddesinde, ölüm hâlinde uğranılan zararlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 45 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Hususî hâller / 1. Adam ölmesi ve cismanî
zarar / a. Ölüm takdirinde zarar ve ziyan” şeklindeki ibareler, cismanî zararın,
Tasarının “Bedensel bütünlüğün zedelenmesi” kenar başlıklı 53 üncü maddesinde
ayrıca düzenlenmesi nedeniyle, Tasarının 53 üncü maddesinde “IV. Özel durumlar/
1. Ölüm ve bedensel zarar / a. Ölüm” şekline
dönüştürülmüştür. İki fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı
olarak, haksız fiilin ölümle sonuçlanması durumunda istenebilecek zarar
kalemleri, Tasarıda üç bent hâlinde sayılmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik
ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 54- 818 sayılı Borçlar Kanununun 46
ncı maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı dört bentten oluşan 54
üncü maddesinde, bedensel zararlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 46 ncı maddesinde
kullanılan “b. Cismanî zarar hâlinde lâzım gelen zarar ve ziyan” şeklindeki
kenar başlık, Tasarıda “b. Bedensel zarar” şekline dönüştürülmüş ve bedensel
bütünlüğün zedelenmesi durumunda uğranılan zararlar, dört bent hâlinde
sayılmıştır. 818 sayılı Borçlar Kanununun 46 ncı maddesinin ikinci fıkrası,
Tasarının 74 üncü maddesinde düzenlendiği için, bu maddeye alınmamıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik,
düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir
hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 55- 818 sayılı Borçlar Kanununun 47
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 55 inci maddesinde,
bedensel bütünlüğün zedelenmesi ve ölüm hâlinde manevî tazminatın belirlenmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 47 nci maddesinde,
hâkimin, bir kimsenin hukuka aykırı olarak cismanî zarara uğraması veya ölmesi
durumunda, zarar görene ya da ölenin ailesine “adalete muvafık tazminat
verilmesine karar verebileceği” öngörülmüştür. Tasarının 55 inci maddesinin
birinci fıkrasında ise, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda, hâkimin,
“uygun bir miktar paranın manevî tazminat olarak ödenmesine karar verebileceği”
belirtilmiştir.
Tasarının 55 inci maddesinin ikinci fıkrası,
bedensel zararlara ilişkin olmak üzere, 818
sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Öğreti ve
uygulamadaki çağdaş gelişmeler göz önünde tutularak, hâkimin sadece ölüm hâlinde
değil, ağır bedensel zararlarda da zarar görenin yakınlarına, manevî tazminat
olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği kabul edilmiştir.
Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda, ölüm hâlinde, “ölünün ailesi” yararına
olmak üzere manevî tazminata karar verilebileceği öngörüldüğü hâlde, Tasarıda
“ölenin yakınları” yararına olmak üzere manevî tazminata karar verilebileceği
belirtilerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir.
MADDE 56- 818 sayılı Borçlar Kanununun 48
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 56 ncı maddesinde,
haksız rekabet düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 48 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “yanlış ilânlar” şeklindeki ibare, iletişim
teknolojisinde meydana gelen gelişmeler göz önünde tutularak, Tasarıda “gerçek
olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilânların yapılması” şekline
dönüştürülerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir.
MADDE 57- 818 sayılı Borçlar Kanununun 49
uncu maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 57 nci maddesinde,
kişilik hakkının zedelenmesinde manevî tazminat düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Şahsî menfaatlerin haleldar olması” şeklindeki
ibare, Tasarının 57 nci maddesinde, “3. Kişilik hakkının zedelenmesi hâlinde”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesine,
4/5/1988 tarih ve 3444 sayılı Kanunla eklenen ikinci fıkrası gereksiz görülerek,
Tasarının 57 nci maddesine alınmamıştır. Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun
43 üncü ve Tasarının 51 inci maddeleri
uyarınca, hâkim tazminat miktarını belirlerken, “hâl ve mevkiin icabını /
durumun gereğini”, yani saldırının kişilik hakkı zedelenen kişinin manevî
kişilik değerlerinde sebep olduğu eksilmeyi göz önünde tutmalıdır. Bu eksilmenin
ise, sıfatı ve makamı daha yüksek ve ekonomik durumu daha iyi olan taraf
bakımından çok, diğer taraf için az olduğu şeklinde bir kurala bağlanması yanlış
olur. Bu nedenle, Tasarının 57 nci maddesinde, hâkimin manevî tazminat miktarını
belirlerken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve
ekonomik durumları da dikkate alması gerektiğinin belirtilmesinde bir zorunluluk
yoktur. Ayrıca, bunların maddede gereksiz yere tekrar edilmesi, herkesin kanun
önünde eşit olduğu ilkesine de aykırı görülmüştür.
MADDE 58- 818 sayılı Borçlar Kanununun 54
üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 58 inci maddesinde,
ayırt etme gücünün geçici kaybı hâlinde verilen zarardan sorumluluk
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Temyiz kudretini haiz olmayanların mes’uliyeti”
ibaresi, Tasarıda “4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden
kişinin, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlü olduğu öngörülmektedir.
Bu hüküm uyarınca, meselâ ayırt etme gücünü geçici olarak kaybedecek ölçüde
sarhoş olan veya uyuşturucu madde kullanan bir kişi, bu sırada sebep olduğu
zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, bu durumda bulunan kişi, ayırt etme
gücünü geçici olarak kaybetmesinde kendi kusurunun bulunmadığını, meselâ;
içeceğine uyuşturucu madde konulduğunu veya istemediği hâlde korkutularak içki
içmeye zorlandığını ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulur.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 59- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu / 1. Sebeplerin yarışması” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 59 uncu maddesinde,
sorumluluk sebeplerinin yarışması düzenlenmektedir.
Maddede, öğreti ve uygulamadaki çağdaş gelişmeler
göz önünde tutularak, bir kişinin sorumluluğunun birden çok hukukî sebebe
dayandırılabilmesi durumunda, hâkimin, kanunda aksine bir hüküm yoksa, zarar
görene en iyi giderim olanağı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vermesi
öngörülmektedir.
MADDE 60- 818 sayılı Borçlar Kanununun 50
nci maddesi ile 51 inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 60 ıncı maddesinde,
müteselsil sorumluluğun dış ilişki bakımından hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Müteselsil mesuliyet / 1. Haksız fiil
hâlinde” şeklindeki ibareler, Tasarının 60 ıncı maddesinde, “2. Müteselsil
sorumluluk / a. Dış ilişkide” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin
birinci fıkrasındaki hâl için “eksik teselsül”, aynı Kanunun 50 nci maddesindeki
hâl için de “tam teselsül” şeklinde yapılan ayırımın öğretide eleştirildiği göz
önünde tutulmuş ve Tasarıda bu ayırıma yer verilmemiştir. Buna bağlı olarak, 818
sayılı Borçlar Kanununun ikili teselsül sistemi terkedilmiş ve her iki teselsül
durumu bir bütün olarak değerlendirilip, aynı hükümlere tâbi tutulmuştur.
818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “müşevvik ile asıl fail ve fer’an methali olanlar,
tefrik edilmeksizin” şeklindeki ibare, ceza hukuku kavramlarını içermesi
nedeniyle, Tasarının 60 ıncı maddesine alınmamış; birden çok kişinin bir zarara
birlikte sebep oldukları veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu
bulundukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin
uygulanacağı belirtilmiştir.
Müteselsil sorumluların birbirlerine rücu haklarına
ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci
cümlesi, müteselsil sorumlular arasındaki iç ilişkiyi ilgilendiren bir hüküm
olup, 61 inci maddede ayrıca düzenlendiği için, Tasarının 60 ıncı maddesine
alınmamıştır. Aynı şekilde, yeni düzenleme karşısında gereksiz görülerek,
yataklık eden kimsenin sorumluluğuna ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci
maddesinin ikinci fıkrasına, Tasarıda yer verilmemiştir.
Müteselsil sorumluların yükümlü tutulacakları
tazminat miktarının üst sınırına ilişkin Tasarının 60 ıncı maddesinin ikinci
fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür. Söz
konusu hükme göre, her bir müteselsil sorumlunun yükümlü tutulacağı tazminat
miktarı, tek başına sorumlu olması durumunda yükümlü tutulacağı tazminat
miktarından fazla olamaz. Bu yeni düzenlemeyle, müteselsil sorumlulardan her
birinin, kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını gerektiren nedenlerin, dış
ilişkide göz önünde tutulmasının hakkaniyete uygun olacağı kabul edilmiştir.
Böylece, her bir müteselsil sorumlunun kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını
gerektiren nedenleri, sadece iç ilişkide diğer sorumlulara karşı ileri sürmesi
yerine, bunu dış ilişkide zarar görene karşı da ileri sürme olanağı
sağlanmıştır.
MADDE 61- 818 sayılı Borçlar Kanununun 50
nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 51 inci maddesinin ikinci
fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 61 inci maddesinde,
müteselsil sorumluluğun iç ilişki bakımından hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Muhtelif sebeplerin içtimaı hâlinde”
şeklindeki ibare, Tasarının 61 inci maddesinde, “b. İç ilişkide” şeklinde
değiştirilmiştir.
Tasarının 61 inci maddesinin birinci fıkrasında,
tazminatın aynı zarardan sorumlu olan müteselsil borçlular arasında
paylaştırılmasında, bütün durum ve koşulların, özellikle onlardan her birine
yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz
önünde tutulması öngörülmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, aynı zarardan sorumlu
olan bir müteselsil borçlunun, tazminatın birinci fıkraya göre belirlenecek olan
kendi payına düşeninden fazlasını ödemesi durumunda, bu fazla ödemesi için diğer
müteselsil sorumlulara karşı, zarar görenin haklarına halef olan kişi sıfatıyla
rücu hakkının bulunduğu belirtilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin
birinci fıkrasında, aynı zarardan değişik hukukî sebeplerle (haksız fiil,
sözleşme, kanun) sorumlu tutulan kişilerin sorumluluklarının, aynı zarara birden
çok kişinin birlikte sebep olmasına ilişkin hükümlere göre belirleneceği
düzenlenmiştir. Ancak, aynı düzenleme, Tasarının 60 ıncı maddesinin birinci
fıkrasında yapıldığı için, söz konusu fıkra, Tasarının 61 inci maddesine
alınmamıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin
ikinci fıkrasında ise, aynı zarardan değişik hukukî sebeplerle sorumlu olan
kişilerin, birbirlerine hangi sıraya göre rücu edebilecekleri düzenlenmiştir.
Tasarının 61 inci maddesinin birinci fıkrasında, aynı zarara birlikte sebep
olanlar veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu bulunanlar
arasında, tazminatın nasıl ve hangi esaslara göre paylaştırılacağı; müteselsil
sorumluların birbirlerine ne zaman ve hangi ölçüde başvurma hakkına sahip
olacakları düzenlendiği için, rücu sırasına ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun
51 inci maddesinin ikinci fıkrası da, Tasarının 61 inci maddesine aynen
alınmamıştır.
MADDE 62- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller / 1. Genel olarak” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 62 nci maddesinde,
hukuka aykırılığı kaldıran hâller düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, öğreti ve uygulamada
da kabul edildiği gibi, yasal bir yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları
içinde kalan bir fiilin, zarara sebep olması durumunda bile, hukuka aykırı
sayılmayacağı öngörülmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında da, zarar görenin
geçerli bir rızasının bulunması, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar,
zarar verenin davranışının haklı savunma (meşru müdafaa) niteliği taşıması,
yetkili kamu organlarının zamanında müdahalesini sağlayamayacak olan kişinin
hakkını kendi gücüyle koruması ve zorunluluk hâllerinde de fiilin hukuka aykırı
sayılmayacağı belirtilmektedir.
Maddede sayılan hukuka aykırılığı kaldıran
hâllerin sorumluluk doğurup doğurmadıkları, Tasarının 63 üncü maddesinde ayrıca
düzenlenmiştir.
MADDE 63- 818 sayılı Borçlar Kanununun 52
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 63 üncü maddesinde,
hukuka aykırılığı kaldıran hâllerde sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VII. Meşru müdafaa, ıztırar ve kendi hakkını
vikaye için kuvvet kullanılması”ibaresi Tasarıda “3. Sorumluluk”
şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin
ikinci fıkrasında, “kendisini veya diğerini zarardan yahut derhâl vukubulacak
bir tehlikeden vikaye için” şeklindeki ibare, Tasarıda “kendisini veya bir
başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için...” şeklinde
ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin
üçüncü fıkrasında kullanılan “hükümetin müdahalesi” şeklindeki ibare, Tasarının
63 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında “kolluk gücünün yardımını” şeklinde
değiştirilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 64- 818 sayılı Borçlar Kanununun 54
üncü maddesini kısmen karşılayan “B. Kusursuz sorumluluk / I. Hakkaniyet
sorumluluğu” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 64 üncü maddesinde,
kusursuz sorumluluk hâllerinden biri olan hakkaniyet sorumluluğu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B Temyiz Kudretini Haiz Olmayanların Mesuliyeti”ibaresi, Tasarının 64 üncü maddesinde “B. Kusursuz sorumluluk / I.
Hakkaniyet sorumluluğu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci ve devamındaki
maddelerinde de kusura dayanan sorumluluk (haksız fiil sorumluluğu) yanında
kusursuz sorumluluk düzenlendiği hâlde, “kusursuz sorumluluk” kenar başlığı
kullanılmamıştır. Tasarının 64 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “B.
Kusursuz sorumluluk” ibaresiyle, bu sistematik eksiklik giderilmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, tarafların ekonomik
durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gerektiriyorsa, hâkimin, zarar
verenin kusuru olmasa bile, sebep olduğu zararın uygun şekilde giderilmesine
karar verebileceği öngörülmektedir. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun 54
üncü maddesinde sadece ayırt etme gücünden yoksun olanların (yani kusurlu
olmaları söz konusu edilemeyecek kişilerin) hakkaniyet sorumluluğuna tâbi
oldukları şeklindeki düzenlemenin kapsamı genişletilmiştir. Ayırt etme gücüne
sahip olmakla birlikte kusuru olmaksızın başkalarına zarar verenlerin de,
hakkaniyet gerektiriyorsa sorumlu tutulmaları zorunlu görülmüştür.
Aynı maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır. Ayırt etme gücü
olmayanların verdikleri zararlar için de, Tasarının hakkaniyet sorumluluğuna
ilişkin 64 üncü maddesinin ilk fıkrasının uygulanacağı belirtilmiştir. Buna
karşılık, ayırt etme gücünün geçici olarak kaybedildiği sırada verilen
zararlardan sorumluluğa ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin
ikinci fıkrası, Tasarının 58 inci maddesinde, “4. Ayırt etme gücünün geçici
kaybı” başlığı altında, ayrıca düzenlendiği için, bu maddeye alınmamıştır.
MADDE 65- 818 sayılı Borçlar Kanununun 55
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 65 inci maddesinde,
adam çalıştıranın sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. İstihdam edenlerin mesuliyeti” ibaresi,
Tasarıda “II. Özen sorumluluğu / 1. Adam çalıştıranın sorumluluğu” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesinde
kullanılan “istihdam eden” şeklindeki ibare yerine, Tasarıda “adam çalıştıran”;
“maiyetinde istihdam ettiği kimseler ve amele” şeklindeki ibare yerine de,
“çalışan” terimi kullanılmıştır.
Kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan olağan
sebep sorumluluğuna ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesi iki
fıkra, Tasarının 65 inci maddesi ise, dört fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
Gözetimleri altındaki kişiler üzerinde, objektif
özen gösterme borcuna aykırılıktan doğan sorumluluğa ilişkin Tasarının 65 inci
maddesinin ikinci fıkrasında da, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi,
sorumluluktan kurtuluş kanıtına yer verilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 55
inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, ayrı bir kurtuluş kanıtı
olarak düzenlenmiş görünen “yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile
zararın vukuuna mâni olamayacağını ispat ederse mesul olmaz.” şeklindeki hüküm,
nedensellik bağının kesilmesi ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, madde
metnine alınmamıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen üçüncü
fıkrasında ise, sahibi olduğu işletmede adam çalıştıranın, işletmenin çalışma
düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat edemezse, o
işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlü
olduğu öngörülmüştür. Böylece, işletmesinde zararın doğmasını önlemeye elverişli
bir çalışma düzeni kurduğunu ispat edemeyen adam çalıştıranların, Tasarının 65
inci maddesinin ikinci fıkrasından yararlanamayacakları kabul edilmiş
olmaktadır. Bu yeni düzenleme, uygulama ve öğretide savunulan görüşü yansıtmış
olmaktadır.
Maddenin son fıkrasında, çalıştıranın zararı
vermiş olan çalışana rücu hakkı düzenlenmektedir. Ancak, rücu hakkının kapsamı
zararı vermiş olan çalışanın bizzat sorumlu tutulacağı miktarla
sınırlandırılmıştır.
MADDE 66- 818 sayılı Borçlar Kanununun 56
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 66 ncı maddesinde,
hayvan bulunduranın giderim yükümlülüğü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 56 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Hayvanlar tarafından yapılan zarardan
mesuliyet / 1. Zarar ve ziyan” şeklindeki ibareler, Tasarıda “2. Hayvan
bulunduranın sorumluluğu / a. Giderim yükümlülüğü” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 56 ncı maddesi, “bir
hayvan tarafından yapılan zarar” ile “sorumluluktan kurtulma olanağı” birinci
fıkrada ve birlikte düzenlendiği için, iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 66
ncı maddesi, bu iki durumun ayrı fıkralarda düzenlenmesi nedeniyle üç fıkradan
oluşmaktadır.
Tasarının 66 ncı
maddesinin birinci fıkrasında, bir hayvanın bakım ve yönetimini sürekli veya
geçici olarak üstlenen kişinin, kural olarak hayvanın verdiği zararı gidermekle
yükümlü olduğu öngörülmüştür. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı
olarak, “hayvan bulundurma” kavramına açıklık kazandırılmıştır.
Maddenin ikinci
fıkrasında, bir olağan sebep sorumluluğuna tâbi olan hayvan bulunduranın,
objektif özen borcunu yerine getirdiğini ispat ettiği takdirde, sorumluluktan
kurtulabileceği kabul edilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 56 ncı maddesinin
birinci fıkrasında, ayrı bir kurtuluş kanıtı olarak düzenlenmiş görünen “yahut
bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mâni olamayacağını ispat
etmedikçe tazmine mecburdur.” şeklindeki hüküm, nedensellik bağının kesilmesi
ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, madde metnine alınmamıştır.
Maddenin son fıkrasında da, bir başkası veya
başkasına ait bir hayvan tarafından ürkütülmüş hayvanın verdiği zarardan sorumlu
olan hayvan bulunduranın, bu kişilere rücu hakkının saklı olduğu belirtilmiştir.
MADDE 67- 818 sayılı Borçlar Kanununun 57
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 67 nci maddesinde,
bir taşınmazın zilyedinin, bu taşınmaz üzerinde zarar veren, başkasına ait bir
hayvanı alıkoyma hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 57 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Hayvan üzerinde hapis hakkı” şeklindeki
ibare, Tasarının 67 nci maddesinde “b. Alıkoyma hakkı” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan
madde, ayrı konulara ilişkin oldukları göz önünde tutularak, Tasarıda iki fıkra
hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, Türk Medenî Kanununun
4 üncü maddesi uyarınca, uyuşmazlık hâlinde, hâkimin takdir yetkisine dayanarak
değerlendirmesi gereken, somut olaydaki durum ve koşullar haklı gösteriyorsa,
taşınmazın zilyedinin, söz konusu hayvanı öldürme hakkına da sahip olduğu kabul
edilmektedir. Maddede kullanılan “taşınmazı üzerinde bir zarar” ibaresinden
anlaşılması gereken, hayvanın o taşınmaz üzerinde bulunan bitkiler, diğer
hayvanlar, ürünler, geçici veya sabit yapı eserleri ve hatta insanlara verdiği
zararlardır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre de, bu durumda
taşınmazın zilyedinin hayvan sahibine hemen bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa,
onun bulunması için (meselâ, kolluk güçlerine haber vermek gibi) gerekli
girişimleri yapmak zorunda olduğu belirtilmektedir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 68- 818 sayılı Borçlar Kanununun 58
inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 68 inci maddesinde,
yapı malikinin, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin sorumluluğu ve bu
sorumluluğun yaptırımı olan giderim yükümlülüğü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Bina ve diğer şeylerde mesuliyet / 1. Zarar
ve ziyan” şeklindeki ibareler, Tasarının 68 inci maddesinde, “3. Yapı malikinin
sorumluluğu / a. Giderim yükümlülüğü” şeklinde değiştirilmiştir. Her ne kadar,
Tasarının 68 inci maddesinde, yapı maliki yanında, intifa ve oturma hakkı
sahiplerinin müteselsil sorumluluğundan da söz edilmekte ise de, maddenin kenar
başlığının uzatılmaması düşüncesiyle, kısaca “Yapı malikinin sorumluluğu”
ibaresinin kullanılmasıyla yetinilmiştir. Maddede, söz konusu edilen intifa ve
oturma hakkı sahipleri terimleriyle kast edilen kişiler, Türk Medenî Kanununun
794 ve 823 üncü maddelerine göre belirlenecektir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan, “bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin
maliki” şeklindeki ibare, Tasarının 68 inci maddesinde, “Bir binanın veya diğer
yapı eserlerinin maliki” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, bir binanın veya
taşınmazla bağlantılı diğer yapı eserlerinin malikinin, bunların yapım
bozukluğundan veya bakım eksikliğinden doğan zararı gidermekle yükümlü olduğu
belirtilmektedir.
Maddenin ikinci
fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hüküm olup,
intifa ve oturma hakkı sahiplerinin, sadece binanın bakımındaki eksikliklerden
doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları
öngörülmektedir. Gerçekten, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin de geniş
yetkilere dayanarak binayı fiilen ellerinde bulundurdukları göz önünde
tutularak, bakım eksikliğinden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsilen
sorumlu tutulmaları uygun görülmüştür. Buna karşılık, intifa ve oturma hakkı
sahiplerinin, binanın yapımındaki bozukluklardan, malikle birlikte müteselsilen
sorumlulukları söz konusu değildir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “Bu cihetten
dolayı” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 68 inci maddesinin son fıkrasında,
maddenin birinci ve ikinci fıkralarında değişik sebeplerle sorumlu olanlara
ilişkin bir düzenleme yapıldığı göz önünde tutularak, “Sorumluların, bu
sebeplerle” şeklinde bir ibare kullanılmıştır.
MADDE 69- 818 sayılı Borçlar Kanununun 59
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 69 uncu maddesinde,
başkasına ait bir bina veya diğer yapı eserlerinden zarar görme tehlikesiyle
karşılaşan kişinin, bu tehlikenin önlenmesini isteme hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Tedbirleri temin” şeklindeki ibare, Tasarının
69 uncu maddesinde, “b. Zarar tehlikesini önleme” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesinin
birinci fıkrasında, “zuhura gelecek bir zarara maruz olan kimsenin, tehlikeyi
bertaraf etmek için” şeklindeki ibare yerine, Tasarıda, “zarar görme
tehlikesiyle karşılaşan kişi” ibaresi kullanılarak, maddede öngörülen önlemlerin
alınmasının istenebilmesi için zararın doğmasının şart olduğu şeklindeki yanlış
izlenimin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 70- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının dört
fıkradan oluşan 70 inci maddesinde, kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan
tehlike sorumluluğunun genel ilkesi düzenlenmektedir.
Borçlar
Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun
öngörüldüğü birçok özel kanun bulunduğu hâlde, Hukukumuzda bu konuya ilişkin
yeterli sayılabilecek yasal düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu
maddede tehlike sorumluluğunun genel ilkesinin belirtilmesi uygun görülmüştür.
Maddenin birinci
fıkrasında belirtilen ilkeye göre:
“Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu
takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.”
Bu nedenle, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetlerini yürüten
kişiler, bu faaliyetlerin gerektirdiği izni veya ruhsatı almış olsalar bile,
tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik zarardan sorumlu olmaktan kurtulamazlar.
Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, bir
işletmenin, hangi durum ve koşullarda, “önemli ölçüde tehlike arzettiği”nin
kabul edileceği düzenlenmiştir. Buna göre: “Bir işletmenin, mahiyeti veya
faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu
işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça
veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli
ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir.” Bu hüküm uyarınca,
önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin beklenmedik hâl sonucunda, sık
olarak ya da zaman zaman ağır zararlar doğurmaya elverişli ise, söz konusu
işletmeyi işleten kişiler hakkında, maddenin birinci fıkrası hükmü
uygulanabilir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, özellikle herhangi bir kanunda,
benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğunun
öngörülmüş olması durumunda, bu işletmenin de önemli ölçüde tehlike arzeden bir
işletme sayılacağı belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü
fıkrasında, tehlike sorumluluğu öngören özel kanun hükümlerinin saklı olduğu
belirtilmektedir.
Maddenin son fıkrasında ise, hukuk düzenince,
önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetine izin verilmiş olsa
bile, zarar görenlerin, bu işletmenin faaliyetinden doğan zararlarının, uygun
bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilecekleri kabul edilmiştir.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir
borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına
uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
MADDE 71- 818 sayılı Borçlar Kanununun 60
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 71 inci maddesinde,
haksız fiilden doğan tazminat isteminin zamanaşımı süresi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “F. Müruruzaman” şeklindeki ibare, Tasarının 71 inci
maddesinde, “C. Zamanaşımı / I. Kural” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin
ikinci fıkrası hükmü, Tasarının 71 inci maddesinin birinci fıkrasıyla
birleştirildiği için, 818 sayılı Borçlar Kanununda üç fıkradan oluşan madde,
Tasarıda iki fıkraya dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Zarar ve ziyan yahut manevî zarar namiyle nakdî
bir meblâğ tediyesine müteallik dava” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 71 inci
maddesinin birinci fıkrasında, kısaca “Tazminat istemi” ibaresi kullanılmıştır.
Gerçekten, tazminat isteminin mutlaka bir dava açılarak ileri sürülmesi şart
olmayıp, bu istem dava dışında da ileri sürülebilir. Haksız fiil tazminatı için,
818 sayılı Borçlar Kanununda öngörülen bir yıllık kısa zamanaşımı süresinin,
yetersiz bulunması nedeniyle, Tasarıda iki yıla çıkarılması öngörülmüştür.
Nitekim, motorlu taşıt işletenlerin sebep oldukları maddî zararlar da, niteliği
itibarıyla bir haksız fiil oluşturduğu hâlde, bu tür zararlardan doğan
sorumluluk, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda iki yıllık zamanaşımı
süresine tâbi tutulmuştur.
Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda on yıllık uzun
zamanaşımı süresi için kullanılan “zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren”
şeklindeki ibarenin, haksız fiilin “zarar” unsuru gerçekleşmedikçe, fiilin
işlendiği tarihten itibaren kaç yıl geçerse geçsin, haksız fiil nedeniyle
tazminat isteminin zamanaşımına uğramayacağı şeklinde yorumlanmasını önlemek
amacıyla, bu ibare “her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak” şeklinde
değiştirilmiş ve 818 sayılı Borçlar Kanunundaki on yıllık uzun zamanaşımı
süresinin de, bu değişiklik göz önünde tutularak yirmi yıla çıkarılması
öngörülmüştür. Nitekim, haksız fiil zamanaşımı süreleri olarak Alman Medenî
Kanununun (BGB) 852 nci maddesinde on ve otuz yıllık süreler öngörülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf
aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa” şeklindeki ibare, “Haksız fiil
dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan
“mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sakıt olsa bile o
alacağı vermekten imtina edebilir” şeklindeki hüküm ise, Tasarının 71 inci
maddesinde “zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına
uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.” şeklinde ifade
edilmiştir.
MADDE 72- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Rücu isteminde” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 72 nci maddesinde
rücu isteminin tâbi olduğu zamanaşımı süreleri ile bu sürelerin başlangıç anı
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, rücu istemi,
tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten
başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi
yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır. Böylece, tazminat yükümlüsünün zarar
görenin uğradığı zararı tamamen ödedikten sonra diğer sorumlulara rücu hakkının
tâbi olduğu zamanaşımı süresine ilişkin düzenleme boşluğunun doldurulması ve bu
konuda özellikle uygulamada duyulan bir ihtiyacın karşılanması amaçlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, kendisinden
tazminat istenen kişinin, bu durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirim
yükü altında olduğu; bildirmezse zamanaşımının, bu bildirimin dürüstlük
kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlayacağı öngörülmektedir.
Böylece, bu durumda, zamanaşımının başlangıç anı, maddenin birinci fıkrasında
öngörülen tazminatın tamamının ödendiği tarih değil, bu bildirimin yapılması
gereken tarih olacaktır.
MADDE 73- 818 sayılı Borçlar Kanununun 53
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 73 üncü maddesinde,
sorumlu kişi hakkında ceza yargılaması sonucunda verilen kararların, tazminat
davasına ilişkin medenî yargılama üzerindeki etkisi düzenlenmektedir. 818 sayılı
Borçlar Kanununun 53 üncü maddesi, tek fıkradan oluşmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinin
“VIII. Ceza hukuku ile medenî hukuk arasında münasebet” şeklindeki ibare,
Tasarıda “D. Yargılama / I. Ceza hukuku ile ilişkisi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinde
kullanılan “ceza mahkemesi” sözcükleri yerine, Tasarının 73 üncü maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarında “ceza hâkimi” sözcükleri kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 74- 818 sayılı Borçlar Kanununun 46
ncı maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 74 üncü maddesinde,
hâkimin tazminat hükmünü değiştirme yetkisi ve bunun koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 46 ncı maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “hükmün tefhimi tarihinden itibaren iki sene
zarfında, hâkimin, tetkik salâhiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır” şeklindeki
ibare, Tasarının 74 üncü maddesinde, “hâkim, kararın kesinleşmesinden
başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı
tutabilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, söz konusu iki yıllık sürenin,
hükmün kesinleşmesine kadar geçecek süre içinde sona ermesi tehlikesi ortadan
kaldırılmıştır.
MADDE 75- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Geçici ödemeler” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 75 inci maddesinde,
geçici ödemeler düzenlenmektedir. Bu yeni düzenlemeyle, meselâ, hiçbir sosyal
güvenceden yararlanamayacak durumda bulunmakla birlikte, somut olayda uğradığı
zararın giderilmesi için âcilen parasal bir desteğe ihtiyaç duyan ve tazminat
yükümlüsünün, uğradığı zarardan sorumluluğunu hâkime sunduğu inandırıcı
kanıtlarla ortaya koyan zarar görenlerin korunması amaçlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, zarar görenin
iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunması ve ekonomik
durumunun da gerektirmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, hâkime,
istem üzerine tazminat yükümlüsünün zarar görene geçici ödeme yapmasına karar
verme yetkisi tanınmıştır. Ancak, fıkrada yapılan düzenlemeyle, geçici ödeme
kararıyla kesin hüküm sonucunun, eda amaçlı bir ihtiyati tedbir aracılığıyla
elde edilmesi amaçlanmamaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, aynı maddenin
birinci fıkrası uyarınca zarar görene yapılan geçici ödemelerin nihaî kararda
hükmedilmiş olan tazminata mahsup edileceği; zarar görenin açtığı davanın
reddine karar verilmesi durumunda ise hâkim tarafından, aynı davada, davacının
aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine hükmedileceği
öngörülmektedir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sebepsiz Zenginleşmeden
Doğan Borç İlişkileri
818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesiyle
başlayan “Üçüncü Fasıl / Haksız bir fiil ile mal iktisabından doğan borçlar”
şeklindeki alt başlık, öğretideki eleştiriler göz
önünde tutularak, Tasarıda “Üçüncü Ayırım /
Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 76- 818 sayılı Borçlar Kanununun 61
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 76 ncı maddesinde,
sebepsiz zenginleşmenin koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununda, 61 inci maddeyle
başlayan “Üçüncü Fasıl / Haksız bir fiil ile mal iktisabından doğan borçlar”
şeklindeki üst başlığın öğretide eleştirildiği göz önünde tutularak, bu üst
başlık, Tasarıda “Üçüncü Ayırım / Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri”
şekline dönüştürülmüştür. 818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesinin kenar
başlığında kullanılan “A. Şartlar / I. Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibareler,
Tasarıda “A. Koşulları / I. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesinde,
“Haklı bir sebep olmaksızın âharın zararına mal iktisap eden kimse, onu iadeye
mecburdur” denildiği hâlde, öğreti ve uygulamada ortaya çıkan yeni anlayışa
uygun olarak Tasarının 76 ncı maddesinin birinci fıkrasında “Haklı bir sebep
olmaksızın bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu
zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.” denilmektedir.
Tasarının 76 ncı maddesinin ikinci fıkrasında,
başlıca sebepsiz zenginleşme çeşitleri sayılmıştır.
MADDE 77- 818 sayılı Borçlar Kanununun 62
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 77 nci maddesinde,
sebepsiz zenginleşmenin özel bir çeşidi olan borçlanılmamış edimin ifası
düzenlenmektedir.
Para borçlarının ifası için kullanılması uygun olan
“tediye” teriminin, diğer borçların ifasını belirtmek amacıyla kullanılmasının
yanlış olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda, maddenin kenar başlığı “II.
Borçlanılmamış edimin ifası” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 62 nci maddesinin,
yüklemi olumsuz fiil olan ilk cümlesi, Tasarıda yüklemi olumlu fiil olan bir
cümleye dönüştürülmüştür. Aynı maddenin ikinci cümlesi ise, Tasarıda ikinci
fıkra olarak düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrası kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 63 üncü maddesinin üçüncü fıkrasından alınmıştır. Bu fıkrada,
borçlanılmamış edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümlerinin saklı
tutulduğu belirtilmektedir.
MADDE 78- 818 sayılı Borçlar Kanununun 63
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 78 inci maddesinde,
sebepsiz zenginleşenin geri verme yükümlülüğü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. İadenin Şümulü / I. Müddeaaleyhin borcu”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. Geri vermenin kapsamı / I. Zenginleşenin
yükümlülüğü” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade, Tasarının aynı maddesinin birinci
fıkrasında olumlu şekilde ifade edilerek, daha kolay anlaşılması ve kenar
başlığıyla uyumlu olması sağlanmıştır. 63 üncü maddenin ikinci
fıkrasında kullanılan “kâbız o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış” şeklindeki
ibare, Tasarıda “zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden
çıkarmışsa” şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanununda “kötüniyetli” terimi yerine “iyiniyetli olmama” terimi kullanıldığı
göz önünde tutularak, Tasarı da “iyiniyetli olmaksızın” ibaresi kullanılmıştır.
MADDE 79- 818 sayılı Borçlar Kanununun 64
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 79 uncu maddesinde,
sebepsiz zenginleşenin geri vermekle yükümlü olduğu şeylere yaptığı
harcamalardan doğan hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Masraftan mütevellit haklar” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Giderleri isteme hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, farklı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak,
Tasarının 79 uncu maddesinde üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin
birinci ve ikinci cümlelerinde kullanılan “müddeaaleyh” terimi yerine,
zenginleşmenin geri verilmesinin her zaman dava yoluyla gerçekleşmesinde bir
zorunluluk bulunmadığı için, Tasarıda “zenginleşen” terimi kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin
birinci cümlesinde zorunlu veya faydalı masraflarının geri verilmesini
isteyebileceğinin belirtilmesi karşısında iyiniyetli sebepsiz zenginleşenden
örtülü olarak söz edildiği anlaşıldığı hâlde, Tasarının 79 uncu maddesinin
birinci fıkrasında, bu kişinin iyiniyetli sebepsiz zenginleşen olduğu açıkça
belirtilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
ve düzeltme dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 80- 818 sayılı Borçlar Kanununun 65
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 80 inci maddesinde,
hukuka veya ahlâka aykırı bir amaca ulaşmak için verilen şeyin geri istenememesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 65 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. İstirdadın Caiz Olmaması” şeklindeki ibare,
Tasarının 80 inci maddesinde “C. Geri istenememe” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci cümlesi, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 65 inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır. Metninde yapılan
arılaştırma dışında, cümlede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
Maddenin ikinci cümlesinde ise, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hüküm öngörülmektedir. Buna göre, hukuka veya
ahlâka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenememekle
birlikte, bu konuda bir dava açılmışsa, davanın reddine karar veren hâkim, dava
konusu şeyin davalıda bırakılmasını uygun görmezse, bunun Devlete mal edilmesine
de karar verebilir.
MADDE 81- 818 sayılı Borçlar Kanununun 66
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 81 inci maddesinde,
sebepsiz zenginleşme nedeniyle açılacak davanın tâbi olduğu zamanaşımı süresi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Müruruzaman” şeklindeki ibare, Tasarının 81
inci maddesinde “D. Zamanaşımı” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar
Kanununun 66 ncı maddesinin birinci cümlesinde kullanılan “mutazarrır olan taraf
aleyhinde” ibaresi de, Tasarıda geri verme borcunun alacaklısını ifade etmek
üzere, “diğer taraf” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 66
ncı maddesinin son cümlesinde kullanılan “…borç teşkilinden ibaret ise”
şeklindeki ifade, Tasarının 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında “zenginleşenin
bir alacak hakkı kazanması” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinde
öngörülen bir yıllık kısa zamanaşımı süresi, Tasarıda iki yıla çıkarılmıştır.
Bununla birlikte, aynı maddede öngörülen on yıllık zamanaşımı süresi
korunmuştur. Sebepsiz zenginleşmenin kanunda düzenlenmesinin amacı, iki mal
varlığı arasındaki sebepsiz değer kaymasının geri verilmesinin sağlanmasıdır.
Zenginleşenin geri verme borcunun doğumu için kusurlu olması şartının aranmaması
nedeniyle, meselâ doğal bir olay olan rüzgârın etkisiyle komşu tarlaya
sürüklenen ekinleri, bu tarla malikinin geri vermekle yükümlü olduğu göz önünde
tutularak maddede, haksız fiil zamanaşımına ilişkin yirmi yıllık süreyle
paralellik sağlanması uygun görülmemiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, geri verme borcunun
alacaklısı durumundaki diğer tarafa “daimî def’î hakkı” tanınmaktadır. Bu hükme
göre, sebepsiz zenginleşmenin nedeni, diğer tarafın zenginleşene karşı bir borç
tanımasında bulunması ise, diğer taraf, borç tanımasının geçersiz bir hukukî
sebebe dayandığı iddiasıyla sebepsiz zenginleşme davası açma hakkı zamanaşımına
uğramış olsa bile, her zaman, geçersiz hukukî sebebe dayanan borcu ifadan
kaçınabilir. Meselâ, (B)’nin, (A)’ya sebebini belirtmeksizin, bin lira borçlu
olduğunu kabul etmekle birlikte, borç tanımasının sebebini oluşturan
borçlandırıcı işlemin (meselâ, konusu taşınır bir mal olan satış sözleşmesinin),
(B)’nin ehliyetsizliği nedeniyle geçersiz olduğunu varsayalım. Borç tanıması
hakkında sebebe bağlı olmama ilkesinin geçerli olduğu, yani temel borçlandırıcı
işlemin geçersizliğinden etkilenmeyeceği kabul edilirse (A), bu borç tanımasına
dayanarak bin liranın ödenmesi istemiyle (B)’ye karşı alacak davası açtığı
takdirde, (B) temel borçlandırıcı işlemin, ehliyetsizlik nedeniyle
geçersizliğini, bir def’î olarak ileri sürüp ispat ederse, sebepsiz zenginleşme
davası için öngörülen iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri dolmuş olsa bile,
(A)’ya karşı sebepsiz zenginleşme def’i ileri sürerek, her zaman bin liralık
borcu ifadan kaçınabilir.
Öğretide tartışmalı olmakla birlikte, (B)
tarafından yapılan bin liralık borç tanımasının, (A)’ya alacak hakkı
kazandırmasının sebebe bağlı olduğu (yani, temel borçlandırıcı işlemin
geçerliliğine bağlı bulunduğu) kabul edilirse, (B)’nin sebepsiz zenginleşme
def’i ileri sürmesine de gerek olmaksızın, hâkimin, dosyadaki bilgi ve
belgelerden, (B)’nin taşınır satış sözleşmesini yaptığı sırada ehliyetsizliği
sonucuna varması durumunda, ehliyetsizlik bir itiraz niteliğinde olduğu için,
bunu kendiliğinden göz önünde tutarak, davanın reddine karar vermesi gerektiği
ileri sürülmektedir.
İKİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Hükümleri
818 sayılı Borçlar Kanununda “İkinci Bap /
Borçların Hükmü” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “İkinci Bölüm / Borç
İlişkisinin Hükümleri” şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ AYIRIM
Borçların İfası
818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesiyle
başlayan “Birinci Fasıl / Borçların ifası” şeklindeki alt başlık, Tasarıda
“Birinci Ayırım / Borçların İfası” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 82- 818 sayılı Borçlar Kanununun 67
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 82 nci maddesinde,
hangi durumda borcun, borçlu tarafından şahsen ifasının zorunlu olmadığı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Umumî Esaslar / I. Bizzat borçlu tarafından
ifa” şeklindeki ibareler, Tasarıda “A. Genel olarak / I. Şahsen ifa
zorunluluğunun olmaması” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 83- 818 sayılı Borçlar Kanununun 68
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 83 üncü maddesinde,
kısmen ifa düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 68 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. İfanın mevzuu / 1. Kısmen tediye” şeklindeki
ibareler, tediyenin sadece para borçlarının ifası için kullanılabileceği göz
önünde tutularak, Tasarıda “II. İfanın konusu / 1. Kısmen ifa” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 84- 818 sayılı Borçlar Kanununun 69
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 84 üncü maddesinde,
bölünemeyen borç düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Taksimi kabil olmayan borç” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Bölünemeyen borç” şeklinde değiştirilmiştir.
Tasarının 84 üncü maddesinin birinci fıkrasında,
bölünemeyen bir borcun alacaklılarından her birinin, ancak, borcun
alacaklılardan birine değil, tamamına ifasını isteyebileceği, borçlunun da,
ancak alacaklıların tamamına ifada bulunarak borcundan kurtulabileceği ifade
edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesinin
üçüncü cümlesi, Tasarının 84 üncü maddesinin ikinci fıkrasına alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 85- 818 sayılı Borçlar Kanununun 70
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 85 inci maddesinde,
çeşit borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Muayyen olmayan bir şeye taallûk eden borç”
şeklindeki ibare, Tasarının 85 inci maddesinde “3. Çeşit borcu” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesinin ilk
cümlesinde, sadece “işin mahiyetinden hilâfı anlaşılmadıkça” ibaresi
kullanıldığı hâlde, Tasarının 85 inci maddesinin ilk cümlesinde, “hukukî
ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça” ibaresinin kullanılması
uygun görülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 86- 818 sayılı Borçlar Kanununun 71
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 86 ncı maddesinde,
seçimlik borç düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Birden ziyade şeylere taallûk eden borç”
şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Seçimlik borç” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesinde
kullanılan “Borç birden ziyade şeylerin yapılmasını veya verilmesini şâmil olup
da...” şeklindeki ibare, Tasarıda “Seçimlik borçlarda” şeklinde; “işin
mahiyetinden hilâfı anlaşılmadıkça” şeklindeki ibare de “hukukî ilişkiden ve
işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 87- 818 sayılı Borçlar Kanununun 72
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 87 nci maddesinde,
yasal faiz düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 72 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, faiz
ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranının sözleşmede kararlaştırılmaması
durumunda, bu oranın faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat
hükümlerine göre belirleneceği öngörülmektedir. Faiz oranının, zaman içinde
sıkça değiştirilebildiği göz önünde tutularak, temel bir kanun olan Türk Borçlar
Kanununda sabit bir oranın belirtilmesi uygun görülmemiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmede
kararlaştırılacak yıllık faiz oranının, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık
faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamayacağı öngörülerek, bu emredici hükümle,
uygulamada örnekleri sıkça görülen olağanüstü faiz oranları karşısında,
borçluların korunması amaçlanmıştır.
MADDE 88- 818 sayılı Borçlar Kanununun 73
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 88 inci maddesinde,
borcun ifa yeri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Borcun İfa Edileceği Mahal” şeklindeki ibare,
Tasarıda “B. İfa yeri” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde kullanılan “alacaklının verme zamanında
mukim bulunduğu yerde” şeklindeki ibare, Tasarıda “alacaklının ödeme zamanındaki
yerleşim yerinde” şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı maddesinin (2)
numaralı bendinde kullanılan “Borç muayyen bir şeye taallûk ediyorsa” şeklindeki
ibare, Tasarıda “Parça borçları” şeklinde; nihayet 818 sayılı Borçlar Kanununun
yine aynı maddesinin (3) numaralı bendinde kullanılan “borçlunun mukim bulunduğu
yerde” şeklindeki ibare de, Tasarıda “borçlunun yerleşim yerinde” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 89- 818 sayılı Borçlar Kanununun 74
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 89 uncu maddesinde,
süreye bağlanmamış borçta ifa zamanı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. İfanın Zamanı / 1. Muaccel borç” şeklindeki
ibare, Tasarıda “C. İfa zamanı / 1. Süreye bağlanmamış borç” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesinde
kullanılan “Ecel meşrut olduğu veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça” şeklindeki
ibare, Tasarıda “İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukukî
ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 90- 818 sayılı Borçlar Kanununun 75
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 90 ıncı maddesinde,
aya ilişkin sürelerde vade düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Müeccel borç / 1. Ay üzerine ecel”
şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Süreye bağlı borç / 1. Aya ilişkin sürelerde
vade” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesi iki
cümleden oluştuğu hâlde, Tasarının 90 ıncı maddesinin birinci fıkrası, tek cümle
hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 75 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre,
sözleşmede borcun ifa günü (vade) belirtilmeden, sadece ifanın
gerçekleştirileceği ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılacaktır.
Böylece, yürürlükteki Kanunda düzenlenmeyen bu olasılık, yasal bir düzenlemeye
kavuşturulmuştur.
MADDE 91- 818 sayılı Borçlar Kanununun 76
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 91 inci maddesinde,
diğer sürelerde vade düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Diğer eceller” şeklindeki ibare, Tasarıda
“2. Diğer sürelerde vade” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “veya sair herhangi bir tasarruf” şeklindeki
ibare, Tasarıda “veya taraflardan birine düşen her hangi bir yükümlülüğün”
şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca 818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin
son fıkrasının ikinci cümlesi, Tasarının 91 inci maddesinin son fıkrası olarak
düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 92- 818 sayılı Borçlar Kanununun 77
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 92 nci maddesinde,
tatil günlerinin ifaya etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 77 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Pazar ve tatil günleri” şeklindeki ibare,
Tasarıda “3. Tatil günleri” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 93- 818 sayılı Borçlar Kanununun 78
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 93 üncü maddesinde,
iş saatlerinde ifa düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 78 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. İşlere tahsis olunan saatlerde ifa”
şeklindeki ibare, Tasarıda “III. İş saatlerinde ifa” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 94- 818 sayılı Borçlar Kanununun 79
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 94 üncü maddesinde,
sürenin uzatılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 79 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Ecelin uzatılması” şeklindeki ibare, Tasarıda
“IV. Sürenin uzatılması” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 95- 818 sayılı Borçlar Kanununun 80
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 95 inci maddesinde,
erken ifa düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Vaktinden evvel ifa” şeklindeki ibare,
Tasarıda “V. Erken ifa” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesinin son
cümlesinde kullanılan “bir miktar tenzilât icrasına hakkı yoktur.” şeklindeki
ibare, Tasarıda “indirim yapamaz.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 96- 818 sayılı Borçlar Kanununun 81
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 96 ncı maddesinde,
ifada sıra düzenlenmektedir. Öğreti ve uygulamada maddenin, “ödemezlik def’i”ne
ilişkin olduğu bilinmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Mütekabil taahhüdatı ihtiva eden akitte / 1.
İfanın tarzı” şeklindeki ibare, maddede ifa sırasının düzenlendiği göz önünde
tutularak “VI. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde / 1. İfada sıra” şeklinde
değiştirilmiştir.
Maddede kullanılan “karşılıklı borç yükleyen bir
sözleşme” şeklindeki terim ile, tarafların edimlerinin karşılıklılık
(sinallagma) ilişkisi içinde bulunduğu borçlar hukuku sözleşmeleri
kastedilmektedir. Aynı terim, öğretide “tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme”
olarak da ifade edilmektedir. Meselâ, satış, kira, hizmet, eser ve ölünceye
kadar bakma, Tasarının 96 ncı maddesi anlamında, karşılıklı borç yükleyen
sözleşmelerdendir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 97- 818 sayılı Borçlar Kanununun 82
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 97 nci maddesinde,
ifa güçsüzlüğüne düşen borçlu karşısında alacaklının sahip olduğu haklar
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Borcunu ödemekten aciz hâlinde bir tarafın
fesih hakkı” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. İfa güçsüzlüğü” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarıda iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir. Ayrıca,
818 sayılı Borçlar Kanununda “akdi feshedebilir.” Şeklindeki ibare, “sözleşmeden
dönebilir.” şeklinde ifade edilmiştir. Çünkü, kural olarak; sürekli borç
ilişkilerinin ileriye etkili olacak şekilde ortadan kaldırılmasını ifade
etmek için “fesih” teriminin kullanılmasına karşılık, ani edimli borç
ilişkilerinin geriye etkili olacak şekilde ortadan kaldırılmasını ifade etmek
için “dönme” teriminin kullanılması yerinde olur.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 98- 818 sayılı Borçlar Kanununun 83
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 98 inci maddesinde,
para borçlarının ödenmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Tediye / 1. Memleket parasıyla” şeklindeki
ibare, Tasarıda “D. Ödeme / I. Ülke parası ile” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin
birinci fıkrasında “Mevzuu para olan borç memleket parasıyla ödenir.” Denildiği
hâlde, Tasarıda aynı hüküm şöyle ifade edilmiştir: “Konusu para olan borç, Ülke
parasıyla ödenir.”
818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Akit tediye mahallinde kanunî rayici olmayan bir
para üzerine varit olmuş ise” şeklindeki ibare, Tasarıda “Ülke parası dışında
başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa,” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin son
fıkrasında kullanılan “yabancı para borcunun” şeklindeki ibare, Tasarının 98
inci maddesinin son fıkrasında “Ülke parası dışında başka bir para birimi”,
şekline dönüştürülmüş ve fıkraya “sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen
bir ifade de bulunmadıkça” şeklinde bir ibare eklenmiştir. Böylece fıkra, aynı
maddenin ikinci fıkrasıyla uyumlu hâle getirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 99- 818 sayılı Borçlar Kanununun 84
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 99 uncu maddesinde,
para borcunun kısmen ödenmesinde mahsup düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mahsup / 1. Kısmen tediye hâlinde” şeklindeki
ibare, Tasarıda “II. Mahsup / 1. Kısmen ödemede” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinin
birinci fıkrasından farklı olarak, Tasarının 99 uncu maddesinin birinci
fıkrasına eklenen bir cümle ile, bu hükmün emredici nitelikte olduğu kabul
edilmiştir.
MADDE 100- 818 sayılı Borçlar Kanununun 85
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 100 üncü maddesinde,
birden çok borçta ödemenin hangi borç için yapıldığı veya yapılmış sayılacağı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 85 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Birden fazla borçlar olduğu surette borçlu
veya alacaklının beyanı üzerine mahsup” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Birden
çok borçta / a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 101- 818 sayılı Borçlar Kanununun 86
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 101 inci maddesinde,
birden çok borcu bulunan borçlunun yaptığı ödemenin, hangi borcu için olduğunu
bildirmemesi ve bu konuda makbuzda da bir açıklık bulunmaması durumunda,
ödemenin kanunen hangi borç için yapılmış sayılacağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 86 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Kanunen mahsup” şeklindeki ibare, Tasarıda
“b. Kanuna göre” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 102- 818 sayılı Borçlar Kanununun 87
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 102 nci maddesinde,
borcunu tamamen veya kısmen ödeyen borçlunun, makbuz ve senetlerin geri
verilmesini veya iptalini ya da ödemenin borç senedine işlenmesini isteme hakkı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Makbuz ve senetlerin iadesi” şeklindeki
ibare, Tasarıda “III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarının 102 nci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, borcun tamamının
ödenmemiş olması hâlinde veya borç tamamen ödenmiş olmasına karşın, senette
ayrıca alacaklıya bir takım haklar tanınmışsa, senedin geri verilmesinin
istenemeyeceği; ancak, makbuz verilmesi ve borç senedine işlenmesinin
istenebileceği öngörülmektedir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 103- 818 sayılı Borçlar Kanununun 88
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 103 üncü maddesinde,
makbuz ve senetlerin geri verilmesinin hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 88 inci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede birbirinden ayrı üç karineye yer verildiği
göz önünde tutularak, Tasarının 103 üncü maddesi üç fıkra hâlinde
düzenlenmiştir.
Maddede, faiz veya kira bedeli gibi dönemsel
edimlerde, alacaklı tarafından, bir döneme ilişkin yaptığı ödeme veya anaparanın
tamamı için borçluya makbuz vermesinin, önceki dönemlere ilişkin olmak üzere
ortaya çıkardığı karineler düzenlenmektedir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 104- 818 sayılı Borçlar Kanununun 89
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 104 üncü maddesinde,
borcu ödemek isteyen borçluya, alacaklının borç senedini geri verememesi
durumunda, borçlunun istem hakları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Senedin iadesinin mümkün olamaması” şeklindeki
ibare, Tasarıda “3. Senedin geri verilememesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarının 104 üncü maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 105- 818 sayılı Borçlar Kanununun 90
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 105 inci maddesinde,
alacaklının temerrüdünün koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Alacaklının Temerrüdünün / I. Şartları”
şeklindeki ibare, Tasarıda “E. Alacaklının temerrüdü / I. Koşulları” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinde
kullanılan “Yapılacak veya verilecek şey” şeklindeki ibare, Tasarıda “Yapma veya
verme edimi” şeklinde; “tekaddümen kendi tarafından yapılması lâzım gelen
muameleleri icradan imtina eder ise, mütemerrit addolunur.” şeklindeki ibare
ise, Tasarıda “kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini
yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur.” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya göre, alacaklının
müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşmesi, diğerlerine karşı da
temerrüde düşmüş olması sonucunu doğurur. Böylece, müteselsil borçlulardan
birinin usulüne uygun bir ifa önerisi, haklı bir sebep olmaksızın alacaklı
tarafından reddedilirse, diğer müteselsil borçluların da aynı edimi alacaklıya
yeniden ifa önerisinde bulunmaktan kurtarılmaları amaçlanmıştır.
MADDE 106- 818 sayılı Borçlar Kanununun 91
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 106 ncı maddesinde,
verme edimlerinde borçlunun tevdi hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “1. Borcun mevzuu bir şey olduğu surette”
şeklindeki ibare, Tasarıda “1. Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarının 106 ncı maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesinin
ikinci cümlesinde kullanılan “tevdi edilecek yeri tediye yerindeki hâkim tayin
eder.” şeklindeki ibare, yanıltıcı olduğu için Tasarıda “Tevdi yerini ifa
yerindeki hâkim belirler.” şekline dönüştürülmüştür.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 107- 818 sayılı Borçlar Kanununun 92
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 107 nci maddesinde,
alacaklının temerrüde düşmesi durumunda, tevdi edilmeye elverişli olmayan verme
edimlerinde, borçlunun onu nasıl sattırıp bedelini tevdi etmek suretiyle
borcundan kurtulabileceği düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Satmak hakkı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“b. Satma hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarının 107 nci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 108- 818 sayılı Borçlar Kanununun 93
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 108 inci maddesinde,
borçlunun tevdi ettiği edimi aynı maddede öngörülen durumlarda, tevdi yerinden
geri almasının hukukî sonucu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Tevdi edilecek şeyin istirdadı” şeklindeki
ibare, Tasarıda “c. Tevdi konusunu geri alma” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin
ikinci cümlesinde kullanılan “alacak bütün teferruatıyla yeniden tevellüt eder.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını
sürdürür.” şekline dönüştürülmüştür. Gerçekten, bu durumda alacağın sona ermesi
söz konusu olmadığı için, “alacak yeniden tevellüt eder (doğar).” denilmesi,
hukuk tekniğine uygun değildir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarının 108 inci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 109- 818 sayılı Borçlar Kanununun 94
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 109 uncu maddesinde,
alacaklının temerrüde düşmesi durumunda, yapma edimi borçlusunun sözleşmeden
dönmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Borcun mevzuu bir şey olmadığı surette”
şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Diğer edimlerde” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesinin
sonunda kullanılan “akdi feshedebilir.” şeklindeki ibare, Tasarıda “sözleşmeden
dönebilir.” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 110-
818 sayılı Borçlar Kanununun 95 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan
110 uncu maddesinde, borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait olduğunda
veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan
diğer kişisel bir sebeple ifa engelinin ortaya çıkması durumunda, borçlunun
sahip olduğu haklar düzenlenmektedir. Bu hüküm, niteliği gereği, yapma ve verme
edimlerini kapsamaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun
95 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “F. Borcun İfasına Mani Diğer
Sebepler” şeklindeki ibare, Tasarıda “F. Diğer ifa engelleri” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun
95 inci maddesinin sonunda kullanılan “veya akdi fesheylemek hakkını hâizdir.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.”
şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
İKİNCİ AYIRIM
Borçların İfa Edilmemesinin
Sonuçları
818 sayılı Borçlar Kanununun 96 ncı maddesiyle
başlayan “İkinci Fasıl / Borçların ödenmemesinin neticeleri” şeklindeki alt
başlık, Tasarıda “İkinci Ayırım / Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları”
şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 111- 818 sayılı Borçlar Kanununun 96
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 111 inci maddesinde,
borcun ifa edilmemesi durumunda, genel olarak giderim borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 96 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Borcun İfa Edilmemesi / I. Borçlunun
mesuliyeti / 1. Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Borcun ifa
edilmemesi / I. Giderim borcu / 1. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 96 ncı maddesinde
kullanılan “Alacaklı, hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde”
şeklindeki ibare, Tasarıda “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse” şekline
dönüştürülmüştür.
Maddede, borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa
etmemesi durumunda, alacaklının ifaya olan menfaatinin (olumlu zararının)
karşılanması amaçlanmıştır.
Maddede borçlunun, “kendisine hiçbir kusurun
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe” borca aykırılık nedeniyle alacaklının
uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Burada, borca aykırı
davranış söz konusu olduğu için, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 6 ncı
maddesinde öngörülen genel ispat kuralından farklı olarak kusursuzluğunu ispat
yükü, tazminat sorumluluğundan kurtulmak isteyen borçluya yükletilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 112- 818 sayılı Borçlar Kanununun 97
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 112 nci maddesinde,
yapma ve yapmama borcunun ifa edilmemesinin sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Bir şeyin yapılması veya yapılmaması
borçları” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Yapma ve yapmama
borçlarında” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “borcun kendisi tarafından ifasına izin
verilmesini talep edebilir.” şeklindeki ibare, öğreti ve uygulamada benimsenen
görüşe uygun olarak, Tasarıda “edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına
izin verilmesini isteyebilir.” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin son
fıkrasının birinci cümlesinde kullanılan “taahhüde muhalif olarak yapılan şeyin
ref’ini” şeklindeki ibare, Tasarıda “borca aykırı durumun ortadan
kaldırılmasını” şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı fıkrasının son
cümlesinde kullanılan “kendisi tarafından ref’e izin verilmesini de
isteyebilir.” şeklindeki ibare ise, Tasarıda “kendisinin yetkili kılınmasını
isteyebilir.” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin son fıkrası, ilk iki fıkradaki durumlarda
uygulanabilecek bir hüküm içermektedir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 113- 818 sayılı Borçlar Kanununun 98
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 113 üncü maddesinde,
borcun ifa edilmemesi durumunda, borçlunun sorumluluğunun ölçüsü ve giderim
borcunun kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mesuliyetin vüs’ati / 1. Umumiyet
itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “II. Sorumluluğun ölçüsü ve
giderim borcunun kapsamı / 1. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesinde: “Bu mesuliyetin vüs’ati işin hususî
mahiyetine göre çok veya az olabilir.” denilmektedir. Bu cümle, Tasarıda şöyle
ifade edilmiştir: “Borçlunun sorumluluğunun ölçüsü, işin özel niteliğine göre
belirlenir.”
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 114- 818 sayılı Borçlar Kanununun 99
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 114 üncü maddesinde,
sorumsuzluk anlaşması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Mesuliyetten beraet şartı” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Sorumsuzluk anlaşması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, üç ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak,
madde, Tasarıda üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin
birinci fıkrasında “hile veya ağır kusur” ibaresi kullanılmışsa da, ağır
kusurun, kastı ve ağır ihmali kapsadığı göz önünde tutularak, Tasarıda “hile”
ibaresinin de kullanılması gereksiz görülmüş ve madde metnine alınmamıştır. Aynı
fıkrada kullanılan “batıldır.” sözcüğü, Tasarının 114 üncü maddesinin birinci
fıkrasında, yine Tasarının 27 nci maddesinin gerekçesinde açıklandığı gibi,
“kesin olarak hükümsüzdür.” sözcükleriyle ifade edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan “hafif kusur”
şeklindeki ibare, “hafif ihmal”i ifade etmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “hükûmet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir
sanatın icrasından tevellüt ediyorsa” şeklindeki ibare, Tasarının 114 üncü
maddesinin üçüncü fıkrasında “Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya
san’at, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütülebiliyorsa” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, fıkra hükmünün, kanun ya
da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebilen her türlü faaliyet
için değil, sadece uzmanlığı gerektiren hizmet, meslek veya san’atlar için
uygulanması amaçlanmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin
ikinci fıkrasındaki düzenlemeden farklı olarak, kanun veya yetkili makamlar
tarafından verilen izinle yürütülen hizmetlerde hafif kusurdan sorumlu
olunamayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma, bu tür hizmetleri yürütenlerin
hafif kusurlarının varlığı hâlinde de olsa, sorumsuzluk kaydına yer vermelerinin
uygun görülmemesi nedeniyle, hâkime takdir yetkisi verilmeksizin, kesin
hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.
MADDE 115-
818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 115 inci maddesinde,
yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Muavin şahısların mesuliyeti” şeklindeki ibare,
Tasarıda “3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin
son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının borçlunun
hizmetinde olması veya sorumluluğun, hükûmetçe imtiyaz suretiyle verilen bir
meslek veya sanatın icrasından doğması durumunda, sorumsuzluk anlaşmasıyla,
borçlunun yardımcı kişilerin sadece hafif kusurlarından sorumlu olmayacağının
kararlaştırılabileceği öngörülmüştür. Tasarının 115 inci maddesinin ikinci
fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen yeni hükme göre ise: “Uzmanlığı
gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak, kanun veya yetkili makamlar
tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin
fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin yapılan anlaşma kesin olarak
hükümsüzdür.” Böylece, uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at,
ancak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebildiği
takdirde, borçlunun, ifa yardımcılarının hafif kusurundan bile sorumluluktan
kurtulması yolunun kapatılması amaçlanmıştır. Gerçekten, bu durumda borçlunun
değil, alacaklının korunması, menfaatler dengesine de uygun düşer. Bu nedenle,
söz konusu hükme aykırı olarak yapılan bir anlaşma, Tasarının 27 nci maddesinin
birinci fıkrası anlamında, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.
Maddenin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması
yapıldığı sırada alacaklının borçlunun hizmetinde olması durumunda, borçlunun
sadece hafif kusuru için geçerli bir sorumsuzluk anlaşması yapabileceği kabul
edilmiştir.
MADDE 116- 818 sayılı Borçlar Kanununun 101
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 116 ncı maddesinde,
borçlunun temerrüdünün koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 101 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Borçlunun Temerrüdü / I. Şartlar” şeklindeki
ibareler, Tasarıda “B. Borçlunun temerrüdü / I. Koşulları” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 117- 818 sayılı Borçlar Kanununun 102
nci maddesinin birinci fıkrasının gecikme tazminatına ilişkin kısmını
karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 117 nci maddesinde,
gecikme tazminatı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin
ikinci fıkrası, Tasarının 118 inci maddesinde ayrıca düzenlendiği için, madde
metnine alınmamıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 118- 818 sayılı Borçlar Kanununun 102
nci maddesinin birinci fıkrasının beklenmedik hâlde sorumluluğa ilişkin kısmı
ile ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 118 inci maddesinde,
temerrüde düşen borçlunun beklenmedik hâlde sorumluluğu ve bu sorumluluktan
nasıl kurtulabileceği düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “1. Kaza hâlinde mesuliyet” şeklindeki ibare,
Tasarıda “b. Beklenmedik hâlden sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “tediye olunacak şeye” şeklindeki ibare, Tasarının
118 inci maddesinde “ifa konusu şeye” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 119- 818 sayılı Borçlar Kanununun 103
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 119 uncu maddesinde,
genel olarak temerrüt faizi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 103 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Geçmiş günler faizi / a. Umumiyet itibariyle”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “2. Temerrüt faizi / a. Genel olarak”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun iki fıkradan oluşan
103 üncü maddesi, Tasarının 119 uncu maddesinde üç fıkra hâlinde, tamamen farklı
bir hüküm olarak düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 103 üncü maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, faiz
ödeme borcunda uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranının sözleşmede
kararlaştırılmaması durumunda, bu oranın, Tasarısının 87 nci maddesinde olduğu
gibi, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre
belirleneceği öngörülmektedir. Faiz oranının, ekonomik koşullara göre, zaman
içinde sıkça değiştirilebildiği göz önünde tutularak, temel bir kanun olan Türk
Borçlar Kanununda, sabit bir oranın belirtilmesi uygun görülmemiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşme ile
kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranının, aynı maddenin birinci fıkrası
uyarınca belirlenen yıllık ortalama faiz oranının yüzde yüz fazlasını
aşamayacağı kabul edilmiştir. Bu emredici hükümle, temerrüde düşmüş olsa bile,
Anayasanın 2 nci maddesinde ifadesini bulan sosyal devlet ilkesinin bir gereği
olarak, uygulamada örnekleri sıkça görülen olağanüstü faiz oranları karşısında,
borçluların korunmaları amaçlanmıştır.
Maddenin son fıkrasına göre, taraflarca akdî faiz
oranı kararlaştırıldığı hâlde sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamış ve
yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise,
temerrüt faizi oranı olarak akdî faiz oranı uygulanır. Böylece, temerrüde düşen
borçlunun, sözleşmede temerrüt faizi oranına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı
gerekçesiyle, akdî faizden daha düşük bir temerrüt faizi ödemek suretiyle,
temerrüdünden yarar sağlamasının önlenmesi amaçlanmıştır.
MADDE 120- 818 sayılı Borçlar Kanununun 104
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 120 nci maddesinde,
faiz, irat ve bağışlamalarda temerrüt faizi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Faizin, mütedahil taksitlerin, bağışladığı
mebaliğin tediyesinde mütemerrit olan borçlu” şeklindeki ibare, Tasarıda “b.
Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 121- 818 sayılı Borçlar Kanununun 105
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 121 inci maddesinde,
temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar, yani aşkın zarar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Munzam zarar” şeklindeki ibare, Tasarıda “3.
Aşkın zarar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “…derhal takdir olunabilirse” şeklindeki ibare
yerine, Tasarının 121 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “…görülmekte olan
davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine” şeklindeki ibare
kullanılmıştır. Böylece, uygulamaya uygun olarak, hâkimin, bu konuda, ayrıca ve
özel bir soruşturmaya girişmeksizin, zarar miktarını belirleyebilmesi durumunda,
davacının istemi üzerine, aynı davada, söz konusu zarar miktarına
hükmedebileceği öngörülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 122- 818 sayılı Borçlar Kanununun 106
ncı maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 122 nci maddesinde,
karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçluya süre verilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Bir mehil tayini suretiyle / a. Fesih hakkı”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde / a.
Süre verilmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 122 nci maddesi tek fıkradan oluşmaktadır.
Bunun sebebi, 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı maddesinin ikinci fıkrasının,
Tasarının 124 üncü maddesinde ayrıca düzenlenmiş olmasıdır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Karşılıklı taahhütleri hâvi olan bir akitte”
şeklindeki ibare, Tasarıda “Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde” şeklinde
ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 123- 818 sayılı Borçlar Kanununun 107
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 123
üncü maddesinde, süre verilmesini gerektirmeyen durumlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Derhâl fesih” şeklindeki ibare, Tasarıda “b.
Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (1)
numaralı bendi, Tasarıda “Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan
süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (3)
numaralı bendi, Tasarıda “Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir
süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden
anlaşılıyorsa” şeklinde kaleme alınmıştır. Tasarıda kullanılan “…ifanın artık
kabul edilmeyeceği” şeklindeki ibare, 818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci
maddesinin (3) numaralı bendinde bulunmamakla birlikte, bu durumda kesin vadeli
sözleşme söz konusu olduğu için, borçlunun ifa imkânsızlığıyla karşı karşıya
kalacağı göz önünde tutulursa, alacaklının ifayı kabul etmesinden de söz
edilemez.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 124- 818 sayılı Borçlar Kanununun 106
ncı maddesinin ikinci fıkrası ile 108 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 124 üncü maddesinde,
karşılıklıborç yükleyen sözleşmelerde
temerrüde düşen borçlu karşısındaki alacaklının seçimlik hakları
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Feshin hükümleri” şeklindeki ibare, Tasarıda
“c. Seçimlik haklar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin
ikinci fıkrası, Tasarının 124 üncü maddesinde, iki fıkraya bölünerek
düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu fıkrasında kullanılan
“Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette” şeklindeki ibare,
Tasarının 124 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Temerrüde düşen borçlu,
verilen süre içinde borcunu ifa etmemişse” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Akitten rücu eden alacaklı” şeklindeki ibare,
Tasarının aynı maddesinin üçüncü fıkrasında “Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar”
şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmede
tarafların, birbirlerine karşı, aynı zamanda hem alacaklı ve hem de borçlu
oldukları göz önünde tutulursa, Tasarıda kullanılan “taraflar” şeklindeki ibare
yerindedir. Çünkü, böyle bir sözleşmede, kendi edimini ifa eden taraf, bir
yandan “borçlu” sıfatıyla hareket etmekte, diğer yandan karşı edim alacağı
yönünden “alacaklı” sıfatını kazanmaktadır.
Maddenin son fıkrasında, borçlunun temerrüdü
nedeniyle sözleşmeden dönen alacaklının uğradığı zararın giderilmesini
isteyebileceği belirtilmektedir. Burada, alacaklının giderilmesini
isteyebileceği zarar, olumsuz zarar, yani sözleşme yapılmamış olsaydı
uğramayacak olduğu zarardan ibarettir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 125- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “d. Sürekli edimli sözleşmelerde” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 125 inci maddesinde,
ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde,
alacaklının seçimlik hakları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ilâ 108 inci
maddeleri ile Tasarının 124 üncü maddesinde, ani edimli sözleşmelerde borçlunun
temerrüdünün hukukî sonuçlarının düzenlendiği göz önünde tutularak, ifasına
başlanmış sürekli edimli sözleşmeler için de, bu konuda ayrı bir düzenleme
yapılması zorunlu görülmüştür. Bu yeni düzenlemeyle, ifasına başlanmış sürekli
edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde, alacaklının, ifa ve gecikme
tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden
önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteyebileceği kabul
edilmiştir. Maddede, alacaklıya seçimlik bir hak olarak, sözleşmeyi feshederek,
sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini
isteme hakkının tanındığı ve bu zararın olumlu (müspet) zarar niteliği taşıdığı
göz önünde tutulursa, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde borçlunun
temerrüdü hâlinde, onun sahip olduğu seçimlik hakların kapsamında, ani edimli
sözleşmelere göre herhangi bir sınırlama söz konusu değildir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Borç İlişkilerinin Üçüncü
Kişilere Etkisi
818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesiyle
başlayan “Üçüncü Fasıl / Borçların üçüncü şahıs hakkındaki tesiri” şeklindeki
alt başlık, Tasarıda “Üçüncü Ayırım / Borç İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi”
şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 126- 818 sayılı Borçlar Kanununun 109
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 126 ncı maddesinde,
borcu ifa eden üçüncü kişinin alacaklıya halef olması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesinde
kullanılan “tediye eylediği miktar nispetinde” şeklindeki ibare, Tasarıda “ifası
ölçüsünde” şeklinde ifade edilmiştir. Tediyenin, para borçlarının ifasını
belirtmek için kullanılabileceği; fakat diğer borçların ifasını belirtmek üzere
kullanılmasının hatalı olduğu göz önünde tutulmuştur. Maddede sayılan durumlarda
alacaklıya ifada bulunan kişinin ona kanun gereği halef olacağı açıkça
anlaşıldığı için, madde metninde “kanunen” ibaresinin kullanılması gereksiz
görülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 109 uncu maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkra ile,
diğer halefiyet hâllerinin öngörüldüğü kanun hükümleri saklı tutulmuştur.
MADDE 127- 818 sayılı Borçlar Kanununun 110
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 127 nci maddesinde,
üçüncü kişinin fiilini üstlenme düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Başkasının Fiilini Taahhüt” şeklindeki ibare,
Tasarıda “B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesine,
8/7/1981 tarihli ve 2486 sayılı Kanunla eklenen ikinci fıkra hükmü aynen
korunmuş, ancak fıkraya açıklık kazandırılmak amacıyla “edimini ifa etmesi için”
ibaresi eklenmiştir. Ayrıca, fıkrada kullanılan “taahhüdün hükümsüz olacağına
dair sözleşme muteberdir.” şeklindeki ibare yerine, maddenin amacına uygun
olarak, “üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir.” şeklindeki
ibare kullanılmıştır.
MADDE 128- 818 sayılı Borçlar Kanununun 111
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 128 inci maddesinde,
üçüncü kişi yararına sözleşme düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Başkası Lehine Şart / I. Umumiyet itibariyle”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “C. Üçüncü kişi yararına sözleşme / I.
Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Üç fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanununun 111
inci maddesi, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “üçüncü şahıs lehine bir borç şart etmiş ise”
şeklindeki ibare, Tasarıda “üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü
koydurmuşsa” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “alacaklının
borçluyu ibraya hakkı kalmaz.” şeklindeki ibare, “alacaklı borçluyu ibra
edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.” şeklinde
yazılmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği
yoktur.
MADDE 129- 818 sayılı Borçlar Kanununun 112
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 129 uncu maddesinde,
başkasını çalıştıran kişinin, çalıştırdığı kişiye karşı hukukî sorumluluğunu
sigorta ettirmesi durumunda, sigorta tazminatının kime ait olacağı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Sigorta ile temin edilmiş hukukî
mesuliyetler” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Sorumluluk
sigortalarında” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan
112 nci maddesinden farklı olarak, yeni bir hüküm eklenmesi nedeniyle, Tasarının
129 uncu maddesi üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde kullanılan “sigorta ücretinin en aşağı
yarısını tediyeye iştirak etmiş ise” şeklindeki ibare, Tasarıya alınmamıştır.
Böylece çalıştıran, çalıştırdığı kişi yararına hukukî sorumluluk sigortası
yaptırmışsa, çalıştırılanın sigorta primlerinin en az yarısını ödemesi koşulu
kaldırılarak, sigortadan doğan hakların, doğrudan doğruya çalışana ait olması
kabul edilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde yer verilmeyen, Tasarının 129 uncu
maddesinin ikinci fıkrasında, çalışana ödenecek sigorta tazminatının genel
hükümlere göre ödenecek tazminattan indirilmesi öngörülmektedir. Böylece,
borçlar hukukumuzda geçerli olan zarar görenin, zarar verici olay nedeniyle elde
ettiği yararların, uğradığı zararlardan indirilmesini ifade eden denkleştirme
(mahsup) ilkesi gözetilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 112 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkra ile, diğer
hukukî sorumluluk sigortalarına ilişkin kanun hükümlerinin saklı olduğu
belirtilmiştir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi,
Zamanaşımı
818 sayılı Borçlar Kanununda “Üçüncü Bap /
Borçların sukutu” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Üçüncü Bölüm / Borçların ve
Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı” şekline dönüştürülmüştür. Gerçekten,
818 sayılı Borçlar Kanununun 113 ve devamı maddelerinde, dar anlamda
borçların sona erme sebeplerinin düzenlendiği, buna karşılık Tasarının aşırı ifa
güçlüğüne ilişkin 137 nci maddesinde geniş anlamda borcun, yani borç ilişkisinin
sona erdirilmesinin de söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasarının Üçüncü
Bölümünün başlığında buna uygun değişiklik yapılmıştır.
BİRİNCİ AYIRIM
Sona Erme Hâlleri
Tasarının 130 uncu maddesiyle başlayan Birinci
Ayırımında “Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Erme Hâlleri” düzenlenmiştir.
MADDE 130- 818 sayılı Borçlar Kanununun 113
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 130 uncu maddesinde,
asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Borçların Ferilerinin Sukutu” şeklindeki ibare,
Tasarıda “A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “kefalet ve rehin ve sair fer’î haklar dahi
sâkıt olur.” şeklindeki ibare, Tasarıda “rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu
gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade, olumluya çevrilmiş ve fıkra yeniden
kaleme alınarak, “saklı tutma koşulu”na açıklık kazandırılmıştır. Buna göre,
asıl borcun ifasını kabul eden alacaklının, faizleri ve ceza koşulunu
isteyebilmesi için, bu hakkını sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapacağı bir
bildirimle saklı tutması veya durum ve koşullardan bunu saklı tuttuğunun
anlaşılması gerekir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 131- 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, “B. İbra” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 131 inci maddesinde,
ibra sözleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun kaynağını oluşturan
İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci maddesinde ibra düzenlenmiştir. Borçlar
Kanunumuza her nasılsa alınmayan ibranın, öğreti ve uygulamada borcu sona
erdiren sebeplerden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Sistematik bir
eksikliği gidermek amacıyla, ibranın yeni bir madde olarak Tasarıya alınması
uygun görülmüştür.
MADDE 132- 818 sayılı Borçlar Kanununun 114
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 132 nci maddesinde,
yenileme düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Tecdit / I. Umumiyet itibariyle” şeklindeki
ibareler, Tasarıda “C. Yenileme / I. Genel olarak” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin
birinci fıkrasına göre: “Borcun tecdidi akitten vazıh surette anlaşılmak
lâzımdır.” Bu hüküm, Tasarıda “Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona
erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur.” şeklinde ifade
edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin,
“Bununla beraber, bu hükmün aksine dair akdolunan mukaveleler muteberdir.”
şeklindeki ikinci fıkrasının son cümlesi hükmü ise, Tasarı metnine alınmamıştır.
Çünkü, Tasarının 132 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “tarafların
açık yenileme iradeleri olmadıkça” şeklindeki ibareyle, bu hüküm korunmuş
olmaktadır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 133- 818 sayılı Borçlar Kanununun 115
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 133 üncü maddesinde,
cari hesap ile yenileme arasındaki ilişki düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 115 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Cari hesap” ifadesi, Tasarın 133 üncü
maddesinde “II. Cari hesaplarda” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 134- 818 sayılı Borçlar Kanununun 116
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 134 üncü maddesinde,
alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 116 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Alacaklı ve Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi”
şeklindeki ibare, sona erme hâllerinin düzenlendiği Tasarının 130 ve devamı
maddelerinin kenar başlıklarında kısa sözcüklerin kullanıldığı göz önünde
tutularak uyumluluğun sağlanması bakımından, Tasarıda kısaca “D. Birleşme”
şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 116 ncı maddesinin
birinci fıkrası tek cümleden oluştuğu hâlde, Tasarıda aynı fıkraya, ikinci cümle
olarak eklenen hüküm şöyledir: “Ancak, üçüncü kişilerin, alacak üzerinde önceden
mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez.” Bu hükümle, birleşme sonucunda,
borç sona ereceği için, üçüncü kişilerin birleşmeden önce mevcut olan haklarının
kaybı önlenmek istenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 116 ncı maddesinin
ikinci fıkrası, Tasarıda “Birleşme, geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa, borç
varlığını sürdürür.” şeklinde değiştirilerek, hükme açıklık
kazandırılmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 135- 818 sayılı Borçlar Kanununun 117
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 135 inci maddesinde,
borcun ifa imkânsızlığı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. İfanın Mümkün Olmaması” şeklindeki ibare,
Tasarıda “E. İfa imkânsızlığı / I. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “haksız iktisaplara müteallik hükümlere tevfikan”
şeklindeki ibare, Tasarıda “sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca” şeklinde
düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun üç fıkradan oluşan 117
nci maddesi, Tasarının 135 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına
alınmış ve maddeye bir üçüncü fıkra eklenmiştir. Bu yeni hükümle, ifanın
imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmeyen ve zararın artmaması için
gerekli önlemleri almayan borçlu, bundan doğan zararları gidermekle yükümlü
tutulmuştur. Bu düzenleme dürüstlük kurallarının bir gereği olarak yapılmıştır.
MADDE 136- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Kısmî ifa imkânsızlığı” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 136 ncı maddesinde,
kısmî ifa imkânsızlığı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinde
borcu sona erdiren sebepler arasında sadece tam imkânsızlığın düzenlenmesi
nedeniyle, borcun ifasının kısmen imkânsızlaşmasının sonuçlarının ayrı bir
maddede düzenlenmesi zorunlu görülmüştür.
Tasarının 136 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilk
cümlesinde, borcun ifasının borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen
imkânsızlaşması durumunda borçlunun, borcunun sadece ifası imkânsızlaşan
kısmından kurtulacağı kuralı öngörülmektedir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde,
bu kuralın istisnasına yer verilmektedir. Buna göre, tarafların bu kısmî ifa
imkânsızlığını önceden öngörebilselerdi, böyle bir sözleşme yapmayacakları
açıkça anlaşılırsa, borcun tamamının sona ereceği kabul edilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde ise,
karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcunun ifasının kısmen
imkânsızlaşması durumunda, alacaklının kısmî ifaya razı olması koşuluyla, karşı
edimin de o oranda ifa edileceği öngörülmektedir. Yine aynı fıkranın son
cümlesine göre alacaklı, bu durumda kısmî ifaya razı olmazsa veya karşı edim
bölünemez nitelikte olursa, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.
MADDE 137- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Aşırı ifa güçlüğü” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 137 nci maddesinde,
aşırı ifa güçlüğü düzenlenmektedir.
Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye
bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem
temelinin çökmesi”ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa
güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci
maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen
koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, Tasarının 137 nci
maddesinde belirtilen şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır:
1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca
öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış
olmalıdır.
2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut
olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek
derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın
aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları
gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını
isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir;
sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.
MADDE 138- 818 sayılı Borçlar Kanununun 118
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 138 inci maddesinde,
takas düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Takas / I. Şartları / 1. Umumiyet itibariyle”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “F. Takas / I. Koşulları / 1. Genel olarak”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “yekdiğerine mümasil başka malları” şeklindeki
ibare, Tasarıda “özdeş diğer edimleri” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 139- 818 sayılı Borçlar Kanununun 119
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 139 uncu maddesinde,
asıl borçlunun alacaklıya karşı takas ileri sürme hakkı bulunduğu sürece,
kefilin de ifadan kaçınabileceği düzenlenmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 140- 818 sayılı Borçlar Kanununun 120
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 140 ıncı maddesinde,
üçüncü kişi yararına borçlanan kişinin, kendi borcu ile sözleşmenin diğer
tarafından olan herhangi bir alacağını takas edemeyeceği öngörülmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 120 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Üçüncü şahıs lehine taahhüt hâlinde”
şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde” olarak
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 141- 818 sayılı Borçlar Kanununun 121
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 141 inci maddesinde,
borçlunun iflâsı hâlinde takas düzenlenmektedir.
Maddede, Tasarının 138 inci maddesinde öngörülen
koşullardan muacceliyetin aranmayacağı bir durum düzenlenmektedir. Böylece,
takasın koşullarına ilişkin bir istisnaya yer verilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 142- 818 sayılı Borçlar Kanununun 122
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 142 nci maddesinde,
takasın hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun üç fıkradan oluşan 122
nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle bağlantılı iki konuya
ilişkin olması nedeniyle, Tasarıda tek fıkrada birleştirildiği için madde iki
fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 143- 818 sayılı Borçlar Kanununun 123
üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 143
üncü maddesinde, alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Takası kabil olmayan alacaklar” şeklindeki
ibare, Tasarıda “III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin
başlangıcında kullanılan “takas ile ıskat edilemez.” şeklindeki olumsuz ifade
yerine, Tasarıda “takas edilebilir.” şeklinde ve olumlu ifade kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin
(1) numaralı bendi, Tasarıda iki bent hâlinde düzenlenmiş; 818 sayılı Borçlar
Kanununun kamu hukuku tüzel kişilerinin borçlularının, bu tüzel kişilerden olan
alacaklarını, ancak onların rızası ile takas edebileceklerine ilişkin aynı
maddenin üçüncü bendi hükmü, yerinde olmadığı düşüncesiyle Tasarı metnine
alınmamıştır.
MADDE 144- 818 sayılı Borçlar Kanununun 124
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 144 üncü maddesinde,
borçlunun takas hakkından önceden de feragat edebileceği düzenlenmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
İKİNCİ AYIRIM
Zamanaşımı
Tasarının 145 inci maddesiyle başlayan İkinci
Ayırımında, zamanaşımı düzenlenmiştir.
MADDE 145- 818 sayılı Borçlar Kanununun 125
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 145 inci maddesinde,
on yıllık genel zamanaşımı süresi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “F. Müruruzaman / I. Müddetler / 1. On senelik
müruruzaman” şeklindeki ibareler, Tasarının “İkinci Ayırım / Zamanaşımı”
şeklindeki üst başlığı altındaki 145 inci maddesinde, “A. Süreler / I. On yıllık
zamanaşımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesinde
kullanılan “her dava” şeklindeki ibare, Tasarıda “her alacak” şeklinde ifade
edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 146- 818 sayılı Borçlar Kanununun 126
ncı maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı altı bentten oluşan 146
ncı maddesinde, beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı hâller
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Beş senelik müruruzaman” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Beş yıllık zamanaşımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (1)
numaralı bendinde kullanılan “Alelumum kiralar” ibaresi, Tasarıda “Kira
bedelleri” şeklinde; maddenin aynı bendinde kullanılan “muayyen zamanlarda
meşrut aidat” şeklindeki ibare ise, Tasarıda “…ücret gibi diğer dönemsel
edimler” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (2)
numaralı bendi, Tasarıda “2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi
yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme
bedelleri” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (3)
numaralı bendi, Tasarıda “3. Küçük sanat işleri ve küçük çapta perakende
satışlardan doğan alacaklar” şeklinde kaleme alınmış; aynı maddenin (3) numaralı
bendinde kullanılan “noterlerin meslekî hizmetleri karşılığı, başkalarının
maiyetinde çalışan veya müstahdemi olan kimselerin, hizmetçilerin,
yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkındaki davalar” şeklindeki ibareler,
Tasarı metnine alınmamıştır. Gerçekten, kamu hizmeti yapmakta olan noterlerin,
meslekî hizmetleri karşılığında hak ettikleri ücretleri, 1512 sayılı Noterlik
Kanunu hükümleri çerçevesinde, genellikle peşin olarak tahsil edip ödeme
makbuzlarını düzenledikleri göz önünde tutulursa, özel hukuk hükümlerine tâbi
gerçek ve tüzel kişilerin, birbirlerinden olan alacakları için öngörülen
zamanaşımı süresine ilişkin maddede, noter ücretlerinin zamanaşımının
düzenlenmesi gereksiz görülmüştür. Hizmet sözleşmesi hükümlerine göre
çalışanların “dönemsel edimler” niteliğindeki ücret alacakları, Tasarının 146
ncı maddesinin (1) numaralı bendinin kapsamına girdiği için, (3) numaralı
bendinde yeniden düzenlenmemiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4)
numaralı bendinde düzenlenen hâller, Tasarının 146 ncı maddesinin (4), (5) ve
(6) numaralı bentlerinde ayrı ayrı düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4)
numaralı bendinde kullanılan “ticarî olsun olmasın, bir şirket akdine dayanan ve
ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasında açılmış bulunan bütün davalar
ile bir şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıplarıyla şirket veya ortaklar
arasındaki dâvalar” şeklindeki ibare, Tasarının 146 ncı maddesinin (4) numaralı
bendinde “Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri
veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri,
denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (5)
numaralı bendinde kullanılan “vekâlet akdinden, komisyon acentelik
mukavelesinden, ticarî tellaklık ücreti davası hariç, tellallık akdinden doğan
bütün davalar” şeklindeki ibare, Tasarının 146 ncı maddesinin (5) numaralı
bendinde “Vekâlet, komisyon ve acentelik sözleşmelerinden, ticarî simsarlık
ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4)
numaralı bendinde kullanılan “müteahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç
veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya
ayıplı bir iş meydana getirmiş olması
sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere, istisna akdinden doğan bütün
davalar” şeklindeki ibare de, Tasarının 146 ncı maddesinin (6) numaralı
bendinde “Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa
etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.” şekline
dönüştürülmüştür. Bu hüküm uyarınca, yüklenicinin yükümlülüklerini ağır
kusuruyla (yani kasten ya da ağır ihmaliyle) hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi
durumunda, eserin taşınır veya taşınmaz eser niteliğine bakılmaksızın,
sözleşmeden doğan alacaklar, Tasarının 145 inci maddesinde öngörülen on yıllık
genel zamanaşımına tâbi olacaktır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin
(4) numaralı bendinde söz konusu edilen “bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya
ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar”ın tâbi olduğu
zamanaşımı, Tasarının 478 inci maddesinde yeniden düzenlendiği için, (6)
numaralı bende alınmamıştır.
MADDE 147- 818 sayılı Borçlar Kanununun 127
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 147 nci maddesinde,
Tasarının İkinci Ayırımında belirlenen zamanaşımı sürelerinin, sözleşmeyle
değiştirilemeyeceği öngörülmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 127 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Müruru zaman müddetlerinin
katiyeti” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Sürelerin kesinliği” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 148- 818 sayılı Borçlar Kanununun 128
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 148 inci maddesinde,
zamanaşımının başlangıcı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 128 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Müruru zamanın başlangıcı / a. Umumiyet
itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “IV. Zamanaşımının başlangıcı / 1.
Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan
128 inci maddesi, daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla Tasarıda iki fıkra
hâlinde düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 149- 818 sayılı Borçlar Kanununun 129
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 149 uncu maddesinde,
dönemsel edimlerde zamanaşımı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Muayyen zamanlarda verilen ivazlarda” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. Dönemsel edimlerde” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede, dönemsel edimlerde zamanaşımının
başlangıcı ile alacağın tamamının zamanaşımına uğramasının, henüz ifa edilmemiş
dönemsel edimler üzerindeki sonucu açıklanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 129 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “Kaydı hayat
şartiyle irat ve muayyen zamanlarda tediye olunan sair şeylerin…” şeklindeki
ibare” yerine, Tasarının 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında, daha geniş bir
terim olan “Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde…” şeklindeki
ibarenin kullanılması tercih edilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun
129 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “…müruruzaman ilk tediye
edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet kesbettiği günden başlar.”
şeklindeki ibare, Tasarının 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında, “zamanaşımı
ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar.”
şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “mütedahil taksitler” şeklindeki ibare, Tasarıda
“ifa edilmemiş dönemsel edimler” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 150- 818 sayılı Borçlar Kanununun 130
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 150 nci maddesinde,
zamanaşımı sürelerinin hesaplanması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “5. Müddetlerin hesabı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“V. Sürelerin hesaplanması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “müddetin son günü kullanılmaksızın geçtiği”
şeklindeki ibare, daha açık hâle getirilerek, “sürenin son günü de hak
kullanılmaksızın geçince” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 151- 818 sayılı Borçlar Kanununun 131
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 151 inci
maddesinde, bağlı alacaklarda zamanaşımı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 131 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Feriler hakkında müruru zaman” şeklindeki
ibare, Tasarıda “B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 152- 818 sayılı Borçlar Kanununun 132
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 152 nci maddesinde,
zamanaşımının durması ve durma sebepleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müruru zamanın cereyanına mani olan ve müruru
zamanı tatil eden sebepler” şeklindeki ibare, Tasarıda “C. Zamanaşımının
durması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinin (2)
numaralı bendinde “Vesayet devam ettiği müddetçe vesayet altında bulunanların
vasi veya Sulh Hâkimi ve Mahkemei Asliye Hâkimleri zimmetinde olan alacakları
hakkında.” ifadesi kullanıldığı hâlde, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 467 nci
ve 468 inci maddelerinde yapılan yeni düzenlemeye uygun olarak, Tasarının 152
nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde “Vesayet süresince
vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri nedeniyle Devletten
olan alacakları için” şeklinde bir ifadenin kullanılması zorunlu görülmüştür.
Gerçekten, Türk Medenî Kanununun belirtilen maddeleri uyarınca, vesayet altında
bulunanların, dolayısıyla Tasarının 152 nci maddesinin (2) numaralı bendi
anlamında alacaklı olanların, bu alacaklarının, vesayet işlemlerinden doğması
gerekmektedir. Ayrıca, vesayet makamlarının sebep oldukları zararlardan Devletin
doğrudan doğruya (birinci derecede) sorumluluğunun kabul edilmiş olması,
açıklanan ifade değişikliğinin yapılması sonucunu doğurmuştur.
Maddenin birinci fıkrasına, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 132 nci maddesinde yer verilmeyen (7) numaralı bent eklenmiştir. Buna
göre, alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesi, ileride geçmişe
etkili olarak ortadan kalktığı takdirde, bu durumun ortaya çıkmasına kadar
geçecek süre içinde de zamanaşımı duracaktır. Çünkü, Tasarının 134 üncü
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, birleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan
kalkması durumunda, borcun varlığını sürdüreceği kabul edilmiştir.
MADDE 153- 818 sayılı Borçlar Kanununun 133
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı iki bentten oluşan 153
üncü maddesinde, zamanaşımının kesilmesi ve kesilme sebepleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Müruru
zamanın kat’ı / 1. Katı sebepleri” şeklindeki ibare, Tasarıda,
“D. Zamanaşımının kesilmesi / I. Sebepleri” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesinin
(1) numaralı bendinde kullanılan “…mahsuben bir miktar para” şeklindeki ibare,
Tasarının 153 üncü maddesinin (1) numaralı bendinde “…kısmen ifada bulunmuşsa”
şeklinde ifade edilmiştir. Ancak, burada Tasarının 83 üncü maddesinin ikinci
fıkrası anlamında bir kısmen ifanın söz konusu olduğu göz önünde tutulmalıdır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 154- 818 sayılı Borçlar Kanununun 134
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 154 üncü maddesinde,
zamanaşımının kesilmesinin birlikte borçlulara etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 134 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Borçlulara karşı kat’ın neticeleri” şeklindeki
ibare, Tasarıda “II. Birlikte borçlulara etkisi” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 155- 818 sayılı Borçlar Kanununun 135
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 155 inci maddesinde,
borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması durumunda, yeni zamanaşımının
işlemeye başlaması ve süresi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 135 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Yeni müddetin mebdei / a. İkrar ve hüküm
hâlinde” şeklindeki ibareler, Tasarıda “III. Yeni sürenin başlaması / 1. Borcun
ikrar edilmesi veya karara bağlanması durumunda” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 156- 818 sayılı Borçlar Kanununun 136
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 156 ncı maddesinde,
alacaklının dava açması, def’i ileri sürmesi, icra takibi yapması ve iflâs
masasına başvurması şeklindeki fiillerinden biriyle zamanaşımının kesilmesi
durumunda, yeni zamanaşımı süresinin hangi anda başlayacağı düzenlenmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 157- 818 sayılı Borçlar Kanununun 137
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 157 nci maddesinde,
bir alacaklı tarafından açılan davanın, yetkisizlik veya görevsizlik nedeniyle
reddedilmesi ve bu arada zamanaşımı süresinin dolması durumunda, alacaklıya,
borçluya karşı olan haklarını kullanabilmesi için tanınan ek süre
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Davanın reddi hâlinde munzam müddet”
şeklindeki ibare, Tasarıda “E. Davanın reddinde ek süre” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesinin
sonunda kullanılan “altmış günlük munzam bir müddetten istifade eder.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “altmış günlük ek süre işlemeye başlar.” şekline
dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 158- 818 sayılı Borçlar Kanununun 138
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 158 inci maddesinde,
taşınır rehniyle güvenceye bağlanmanın, alacağın tâbi olduğu zamanaşımına etkisi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 138 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Menkul rehni ile temin edilmiş alacak hâlinde”
şeklindeki ibare, Tasarıda “F. Taşınır rehni ile güvenceye bağlanmış
alacakta” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 159- 818 sayılı Borçlar Kanununun 139
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 159 uncu maddesinde,
zamanaşımından feragat düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VII. Müruru zamandan feragat” şeklindeki ibare,
Tasarıda “G. Zamanaşımından feragat” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin
üçüncü fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla, Tasarının 159 uncu
maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında ayrı ayrı düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “…feragat batıldır.” şeklindeki ibare yerine,
Tasarının 159 uncu maddesinin birinci fıkrasında “…feragat edilemez.” şeklindeki
ibare kullanılmıştır. Bunun sebebi, borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmekten
önceden feragat etmesi durumunda, Tasarının 27 nci maddesi anlamında, kanunun
emredici nitelikteki bir hükmüne aykırılığın söz konusu olmasıdır. Bu durumda
uygulanacak yaptırımın, aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca kesin
hükümsüzlükten ibaret olduğunda bir duraksama yoktur. Bundan dolayı, emredici
nitelikteki bir kanun hükmüne aykırılığın söz konusu olduğu her durumda, kesin
hükümsüzlük yaptırımının tekrar edilmesine gerek görülmemiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 160- 818 sayılı Borçlar Kanununun 140
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 160 ıncı maddesinde,
zamanaşımının ileri sürülmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 140 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VIII. Müruru zamanın dermeyanı lüzumu” şeklindeki
ibare, Tasarıda “H. İleri sürülmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Özel
Durumlar
818 sayılı Borçlar Kanununda, “Dördüncü Bap /
Borçların nevileri” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Dördüncü Bölüm / Borç
İlişkilerinde Özel Durumlar” şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ AYIRIM
Teselsül
818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesiyle
başlayan “Birinci Fasıl / Müteselsil borçlar” şeklindeki alt başlık, Tasarıda
“Birinci Ayırım / Teselsül” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 161- 818 sayılı Borçlar Kanununun 141
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 161 inci maddesinde,
müteselsil borçluluğun doğuşu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Borçlular Arasında Teselsül / I. Şartları”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “A. Müteselsil borçluluk / I.
Doğuşu” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 162- 818 sayılı Borçlar Kanununun 142
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 162 nci maddesinde,
müteselsil borçluların, alacaklıya karşı sorumlulukları ile bu sorumluluğun
devam edeceği süre düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 142 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Alacaklı ve borçlu arasındaki münasebet / 1.
Hükümleri / a. Müşterek borçluların mesuliyeti” şeklindeki ibareler, Tasarıda
“II. Dış ilişki / 1. Hükümleri / a. Borçluların sorumluluğu” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 163- 818 sayılı Borçlar Kanununun 143
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 163 üncü maddesinde,
müteselsil borçluların savunmaları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 143 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Müşterek borçlulara ait def’iler” şeklindeki
ibare, Tasarıda “b. Borçluların savunmaları” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan
143 üncü maddesinde iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda
iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 164- 818 sayılı Borçlar Kanununun 144
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 164 üncü maddesinde,
borçluların bireysel davranışlarının diğer müteselsil borçlulara etkisi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 144 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Müşterek borçlulardan birinin şahsî fiili”
şeklindeki ibare, Tasarıda “c. Borçluların bireysel davranışı” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 165- 818 sayılı Borçlar Kanununun 145
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 165 inci maddesinde,
borcun müteselsil borçlular bakımından sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Müteselsil borcun sukutu” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Borcun sona ermesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarıda üç fıkra olarak düzenlenmiştir.
Tasarının 165 inci maddesine eklenen ve 818 sayılı
Borçlar Kanununda yer verilmeyen son fıkrasında, alacaklının borçlulardan
biriyle yaptığı ibra sözleşmesinin, diğer borçluları da sınırlı olarak borçtan
kurtaracağı kabul edilmiştir. Buna göre, bu durumda diğer borçlular, ibra edilen
borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtulacaklardır.
Aslında, maddenin son fıkrasında öngörülen durumda da, alacaklının, müteselsil
borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi sonucunda, o müteselsil borçlunun,
aynı maddenin ikinci fıkrası anlamında, ifada bulunmaksızın borcundan kurtulması
söz konusu olmakla birlikte, ibranın diğer müteselsil borçlulara etkisinin
öğretide de tartışmalı olduğu göz önünde tutularak, yasal bir çözüme bağlanması
uygun görülmüştür.
MADDE 166- 818 sayılı Borçlar Kanununun 146
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 166 ncı maddesinde,
borcu ifa eden bir müteselsil borçlunun, kendisi ile diğer müteselsil borçlular
arasındaki iç ilişkide sorumluluklarının ve onlara karşı rücu hakkının kapsamı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müşterek borçlular arasındaki münasebetler /
1. Taksim” şeklindeki ibareler, Tasarıda “III. İç ilişki / 1. Paylaşım” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin
birinci fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla, Tasarıda iki fıkra
hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Borcun mahiyetinden hilâfı istidlâl olunmadıkça”
şeklindeki ibare, Tasarıda “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki
hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 818
sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer verilmeyen,
yeni bir hükümdür. Fıkraya eklenen bu hüküm uyarınca, müteselsil borçlulardan
birinin iç ilişkide kendisine düşen paydan fazlasını ödemesi durumunda, diğer
müteselsil borçlulara ancak payı oranında rücu edebilecektir.
MADDE 167- 818 sayılı Borçlar Kanununun 147
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 167 inci maddesinde,
ifada bulunan müteselsil borçlunun alacaklıya halef olması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Halefiyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “2.
Alacaklıya halef olma” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 168- 818 sayılı Borçlar Kanununun 148
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının beş fıkradan oluşan 168 inci maddesinde,
müteselsil alacaklılık düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Alacaklıların Arasında Teselsül” şeklindeki
ibare, Tasarıda “B. Müteselsil alacaklılık” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 168 inci maddesi beş fıkra hâlinde kaleme
alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 148 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hükme göre,
“aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki hukukî ilişkinin
niteliğinden anlaşılmadıkça,” alacaklılardan her biri edim üzerinde eşit hak
sahibidir. Buna benzer bir düzenleme, Alman Medenî Kanununun (BGB) 430 uncu
maddesinde de bulunmaktadır.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun
148 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hüküm uyarınca,
müteselsil alacaklılardan biri, kendisine düşen paydan fazlasını elde ettiği
takdirde, bu fazlalığı, payını alamamış olan diğer müteselsil alacaklılara
ödemekle yükümlü olacaktır.
İKİNCİ AYIRIM
Koşullar
818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesiyle
başlayan “İkinci Fasıl / Şarta bağlı borçlar” şeklindeki alt başlık, Tasarıda
“İkinci Ayırım / Koşullar” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 169- 818 sayılı Borçlar Kanununun 149
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 169 uncu maddesinde,
geciktirici koşul düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Talikî Şart / I. Umumiyet itibariyle” şeklindeki
ibareler, Tasarıda “A. Geciktirici koşul / I. Genel olarak” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 170- 818 sayılı Borçlar Kanununun 150
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 170 nci maddesinde,
koşulun askıda olduğu sıradaki durum düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 150 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Şartın muallâk olduğu sıradaki vaziyet”
şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durum” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 171- 818 sayılı Borçlar Kanununun 151
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 171 inci maddesinde,
koşulun gerçekleşmesine kadar elde edilen yararların kime ait olacağı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Fasıla esnasında tahakkuk eden menfaatler”
şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde edilen
yararlar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “elde ettiği menfaatleri ret ile mükelleftir.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “elde ettiği yararları geri vermekle yükümlüdür.”
şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 172- 818 sayılı Borçlar Kanununun 152
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 172 nci maddesinde,
bozucu koşul düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. İnfisahî Şartlar” şeklindeki ibare, Tasarıda
“B. Bozucu koşul” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 172 nci maddesine yeni bir fıkra eklenerek,
madde üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır. Eklenen birinci fıkrada, bozucu
koşulun tanımlanması sistematik bakımdan uygun görülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “akit, şartın tahakkuku anından itibaren hüküm
ifade etmez.” şeklindeki ibare, Tasarıda “sözleşmenin hükümleri, koşulun
gerçekleştiği anda ortadan kalkar.” şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Kaideten” şeklindeki ibare, Tasarıda “Aksi
kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça” şekline
dönüştürülmüştür.
MADDE 173- 818 sayılı Borçlar Kanununun 153
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 173 üncü maddesinde,
koşulun gerçekleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 153 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Müşterek Hükümler / I. Şartın Tahakkuku”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “C. Ortak hükümler / I. Koşulun gerçekleşmesi”
şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 174- 818 sayılı Borçlar Kanununun 154
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 174 üncü maddesinde,
taraflardan birinin, koşulun gerçekleşmesini, dürüstlük kurallarına aykırı
olarak önlemesinin ya da sağlamasının hukukî sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Hileli mümanaat” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Dürüstlük kurallarına aykırı engelleme” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, eklenen yeni bir fıkrayla birlikte, Tasarıdaki madde
iki fıkradan oluşmaktadır. Eklenen ikinci fıkrada, taraflardan birinin, koşulun
gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlaması durumunda,
koşulun gerçekleşmemiş sayılacağı öngörülmektedir. Gerçekten, dürüstlük
kurallarına aykırılık sadece koşulun gerçekleşmesinin engellenmesinde değil,
koşulun gerçekleşmesinin sağlanmasında da söz konusu olabilir.
MADDE 175- 818 sayılı Borçlar Kanununun 155
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 175 inci maddesinde,
yasak koşullar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Memnu şartlar” şeklindeki ibare, Tasarıda
“III. Yasak koşullar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinde
kullanılan “bir fiil veya ihmal” şeklindeki ibare, Tasarıda “bir yapma veya
yapmama fiilini” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinde
kullanılan “…bu şarta bağlı olan borç hükümsüz olur.” şeklindeki ibare,
Tasarının 175 inci maddesinde “…bu koşula bağlı hukukî işlem kesin olarak
hükümsüzdür.” şeklinde ifade edilmiştir. Gerçekten, hukuka veya ahlâka aykırı
bir yapma ya da yapmama fiili, yapılan hukukî işlemin koşulu hâline
getirilmişse, böyle bir koşulu içeren hukukî işlemin de kesin hükümsüzlük
yaptırımına tâbi olacağında bir duraksama yoktur. Meselâ, bir kişi bir sözleşme
ile, husumet duyduğu kişiyi öldürmesi koşuluyla bir miktar para vermeyi veya
herhangi bir malını, bu fiili gerçekleştirecek olan kişiye devretmeyi üstlenmiş
olsa, sözleşmeye konulan bu koşul hukuka aykırı olduğu için, sözleşmenin de
kesin olarak hükümsüzlüğü sonucu doğacaktır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Bağlanma Parası, Cayma
Parası ve Ceza Koşulu
818 sayılı Borçlar Kanununun 156 ncı maddesiyle
başlayan “Üçüncü Fasıl / Pey akçesi, zamânı rücu, ücret tevkifi ve cezaî şart”
şeklindeki alt başlık, Tasarıda “Üçüncü Ayırım / Bağlanma Parası, Cayma Parası
ve Ceza Koşulu” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 176- 818 sayılı Borçlar Kanununun 156
ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 176 ncı maddesinde,
bağlanma parası düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 156 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Pey Akçesi ve Zamânı Rücu” şeklindeki ibare,
Tasarıda “A. Bağlanma parası” şeklinde kısaltılmış, “zamânı rücu” ise, bir
sonraki maddede “cayma parası” olarak ayrıca düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 156 ncı maddesinin
ikinci fıkrasında, “pey akçesini alan, alacağına mahsup etmeyerek onu muhafaza
eder.” şeklindeki hüküm, iş hayatındaki uygulamalar göz önünde tutularak,
Tasarıda “bağlanma parası esas alacaktan düşülür.” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 177- 818 sayılı Borçlar Kanununun
156 ncı maddesinin üçüncü fıkrasını
karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 177 nci maddesinde,
cayma parası düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 156 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “Zamânı Rücu” şeklindeki ibare, Tasarının 177 nci
maddesinde, “B. Cayma parası” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 156 ncı maddesinin
üçüncü fıkrasında kullanılan “akitten rücu salâhiyetini haiz addolunur.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “sözleşmeden caymaya yetkili sayılır.” şekline; 818
sayılı Borçlar Kanununun aynı fıkrasında kullanılan “rücu ederse” şeklindeki
ibare ise, Tasarıda “cayarsa” şekline dönüştürülmüştür.
MADDE 178- 818 sayılı Borçlar Kanununun 158
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 178 inci maddesinde,
ceza koşulu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Cezaî Şart / I. Alacaklının hakları / 1. İcra
ile eda arasında münasebet” şeklindeki ibareler, Tasarıda “C. Ceza koşulu / I.
Alacaklının hakları / 1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi” şeklinde kaleme
alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Akdin icra edilmemesi veya nâtamam olarak icrası
hâlinde” şeklindeki ibare, Tasarıda “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa
edilmemesi durumu için”; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan “ya akdin
icrasını veya cezanın tediyesini isteyebilir.” şeklindeki ibare ise, Tasarıda
“ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Burada
düzenlenen ceza koşulu türüne öğretide “ifa yerine (seçimlik) ceza koşulu”
denilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Akdin muayyen zamanda veya meşrut mahalde icra
edilmemesi hâlinde tediye olunmak üzere cezaî şart kabul edilmiş ise” şeklindeki
ibare, Tasarıda “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu
için kararlaştırılmışsa” şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan
“alacaklı hem akdin icrasını hem meşrut cezanın tediyesini talep edebilir.”
şeklindeki ibare ise, Tasarıda “alacaklı...asıl borçla birlikte cezanın ifasını
da isteyebilir.” şeklinde ifade edilmiştir. Burada düzenlenen ceza koşulu türüne
öğretide “ifaya eklenen (kümülatif) ceza koşulu” denilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin
ikinci fıkrasının son cümlesi ise, Tasarının 178 inci maddesinin ikinci
fıkrasına “alacaklı hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak
kabul etmiş olmadıkça” şeklindeki ibareyle aktarılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “akitten rücu etmek hakkını” şeklindeki ibare,
Tasarıda “sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili
olduğunu” şeklinde değiştirilmiştir. Burada düzenlenen ceza koşulu türüne
öğretide “dönme (veya fesih) cezası” denilmektedir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 179- 818 sayılı Borçlar Kanununun 159
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 179 uncu maddesinde,
ceza koşulu ile zarar arasındaki ilişki düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 159 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Ceza ile zarar arasındaki münasebet” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 180- 818 sayılı Borçlar Kanununun 160
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 180 inci maddesinde,
kısmi ifanın yanması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 160 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Fesih hâlinde alacaklının kısmen vukubulan
tediyeye müteallik hakları” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Kısmî ifanın yanması”
şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 181- 818 sayılı Borçlar Kanununun 161
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 181 inci maddesinde,
ceza koşulunun miktarı, geçersizliği ve indirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Cezanın butlanı ve tenkisi” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesinin
ikinci fıkrasında yer verilmemekle birlikte, Tasarının 181 inci maddesinin
ikinci fıkrasına eklenen bir cümleyle, ceza koşulunun geçersiz olmasının veya
borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesinin,
asıl borcun geçerliliğini etkilemeyeceği kabul edilmiştir. Gerçekten, 818 sayılı
Borçlar Kanununun 161 inci maddesinin ikinci fıkrasında sadece asıl borcun
geçersiz olması veya imkânsız hâle gelmesi durumu göz önünde tutulduğu hâlde,
bağlı borç niteliğindeki ceza koşulunun geçersizliği veya imkânsız hâle
gelmesinin göz önünde tutulmaması bir eksiklik olarak görülmüştür.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde Taraf
Değişiklikleri
818 sayılı Borçlar Kanununda “Beşinci Bap /
Alacağın Temliki ve Borcun Nakli” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Beşinci Bölüm
/ Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri” şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ AYIRIM
Alacağın Devri
Tasarının 182 nci maddesiyle başlayan Birinci
Ayırımında “Alacağın Devri” düzenlenmiştir.
MADDE 182- 818 sayılı Borçlar Kanununun 162
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 182 nci maddesinde,
alacağın iradî devrinin mümkün olduğu durumlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 162 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Alacağın Temliki / I. Şartları / 1. Rızaî
temlik / a. Cevazı” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Koşulları / I. İradî devir /
1. Genel olarak” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 183- 818 sayılı Borçlar Kanununun 163
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 183 üncü maddesinde,
alacağın devri sözleşmesinin şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Akdin şekli” ibaresi, Tasarıda “2. Şekli” olarak
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade, Tasarıda alacağın devrinin
geçerliliğinin, yazılı şekilde yapılmasına bağlı olduğu belirtilerek, olumlu
ifadeye dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 184- 818 sayılı Borçlar Kanununun 164
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 184 üncü maddesinde,
yasal veya yargısal devir ve etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 164 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Kanunî veya kazaî temlik” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 185- 818 sayılı Borçlar Kanununun 165
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 185 inci maddesinde,
alacağın devrinden sonra, borçlunun eski alacaklıya iyiniyetle yaptığı ifanın
hukukî sonucu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Temlikin hükümleri / 1. Borçlunun vaziyeti /
a. Hüsnüniyetle yapılan tediye” şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. Devrin
hükümleri / I. Borçlunun durumu / 1. İyiniyetle yapılan ifa” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesinde
kullanılan “temlik veya temellük eden” şeklindeki ibare, Tasarıda “devreden veya
devralan” şekline; “alacağı temellük edenlerden tercihi lâzım gelen biri var
iken diğerine” şeklindeki ibare ise, “son devralan yerine önceki devralanlardan
birine” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 186- 818 sayılı Borçlar Kanununun 166
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 186 ncı maddesinde,
çekişmeli bir alacağın devri durumunda, borçlunun borcunu ifadan kaçınması ve
tevdii düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 166 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Tediyeden imtina ve tevdi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “2. İfadan kaçınma ve tevdi” şeklinde
değiştirilmiştir.
Maddenin ilk iki fıkrasında, borçlunun, alacağın
birden çok alacaklı arasında çekişmeli olması durumunda, borcunu onlardan her
hangi birine ifa etmek suretiyle borcundan kurtulamaması riskine katlanmasının
önlenmesi amaçlanmıştır. Böyle bir durumda borçlunun, çekişmeli alacağı gerçek
alacaklı olmadığı sonradan anlaşılan bir kişiye ifa etmesi kendisini borçtan
kurtarmayacak, yani aynı borcu yeniden gerçek alacaklıya ifa etmek zorunda
kalacaktır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 187- 818 sayılı Borçlar Kanununun 167
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 187 nci maddesinde,
alacağın devri durumunda, borçlunun yapabileceği savunmalar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 167 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Borçluya ait def’iler” şeklindeki ibare,
Tasarıda “3. Borçluya ait savunmalar” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 188- 818 sayılı Borçlar Kanununun 168
inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 188 inci maddesinde,
alacağın devri durumunda, öncelik hakları ve bağlı hakların devralana geçmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin
ikinci fıkrası, Tasarının 189 uncu maddesinde ayrıca düzenlendiği için,
madde metnine alınmamıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Fer’î hakların ve senetlerin ve esbabı
sübutiyenin devri” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Öncelik hakları ve bağlı
hakların geçişi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “rüçhan hakları ve diğer müteferri haklar”
şeklindeki ibare, Tasarıda “öncelik hakları ve bağlı haklar” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “gecikmiş faizler” şeklindeki ibare, Tasarıda “işlemiş
faizler” şeklinde düzeltilmiştir.
MADDE 189- 818 sayılı Borçlar Kanununun 168
inci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 189 uncu maddesinde,
alacağın devri durumunda, senetlerin ve ispatla ilgili diğer belgelerin
devralana teslimi ve bilgi verilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Fer’i hakların ve senetlerin ve esbabı
sübutiyenin devri” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Senet ve belgelerin teslimi
ve bilgi verilmesi” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 190- 818 sayılı Borçlar Kanununun 169
uncu maddesi ile 171 inci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 190 ıncı maddesinde,
alacağın devrinde, devredenin devralana kanuna göre vermiş sayıldığı garanti
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Zamân / a. Umumiyet itibariyle” şeklindeki
ibare, Tasarıda “IV. Garanti / 1. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin
birinci ve ikinci fıkraları, birbirleriyle ilişkili olduğu göz önünde tutularak,
Tasarının 190 ıncı maddesinin birinci fıkrasında birleştirilerek, tek fıkraya
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin
ikinci fıkrasından farklı olarak, Tasarının 190 ıncı maddesinin birinci
fıkrasında, borçlunun ödeme gücüne sahip olduğu konusunda devredenin özel bir
taahhütte bulunmasına gerek görülmemiştir. Buna göre, alacağın bir edim
karşılığında devredilmiş olması durumunda, devredenin, alacağını devrettiği
sırada bu alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti
ettiği kabul edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin
ikinci fıkrasında düzenlenen durumun, devredenin garanti sorumluluğu ile ilgili
olduğu göz önünde tutularak, bu fıkra, Tasarının 190 ıncı maddesinin ikinci
fıkrası olarak düzenlenmiştir.
MADDE 191- 818 sayılı Borçlar Kanununun 170
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 191 inci maddesinde,
ifa uğruna devir düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Tediye makamına yapılan temlik” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. İfaya yönelik devir” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinde
kullanılan “temellük eden” şeklindeki ibare, Tasarıda “devralan” şekline
dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 192- 818 sayılı Borçlar Kanununun 171
inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı dört bentten oluşan 192
nci maddesinde, alacağın devrinde, devredenin sorumluluğunun kapsamı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinde
devredenin sorumluluğu tek fıkra olarak düzenlendiği hâlde, Tasarının 192 nci
maddesinde dört bent hâlinde düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Zamânın şümulü” şeklindeki ibare, Tasarıda “3.
Sorumluluğun kapsamı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Temlik eden zamân ile mükellef ise” şeklindeki
ibare, Tasarıda “Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden” şekline; 818
sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan
“resülmal ve faiz olarak almış olduğu miktar nispetinde” şeklindeki ibare ise,
Tasarının 192 nci maddesinin (1) numaralı bendinde “İfa ettiği karşı edimin
faizi ile birlikte geri verilmesini” şekline dönüştürülmüştür. 818 sayılı
Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci
fıkrasının ikinci cümlesi, Tasarının 192 nci maddesinin (2) ve (3) numaralı
bentlerinde ayrı ayrı düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen,
Tasarının 192 nci maddesinin (4) numaralı bendi olarak eklenen yeni bir hükümle,
devredenin kusursuzluğunu ispat edememesi durumunda, devralanın uğradığı ve
maddede öngörülenleri aştığını ispat ettiği diğer zararlarını da gidermekle
yükümlü olduğu kabul edilmiştir.
MADDE 193- 818 sayılı Borçlar Kanununun 172
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 193 üncü maddesinde,
özel hükümlerin saklılığı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 172 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Hususî kaidelerin mahfuziyeti” şeklindeki
ibare, Tasarıda “C. Özel hükümlerin saklılığı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
İKİNCİ AYIRIM
Borcun Üstlenilmesi
Tasarının 200 üncü maddesiyle başlayan İkinci
Ayırımında “Borcun Üstlenilmesi” düzenlenmiştir.
MADDE 194- 818 sayılı Borçlar Kanununun 173
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 194 üncü maddesinde,
iç üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “1. Borçlu ve borcun nakli müteahhidi” şeklindeki
ibareler, Tasarıda “A. İç üstlenme sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin
ikinci fıkrası ile diğer maddelerinde kullanılan “borcun nakli müteahhidi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “borcu üstlenen” veya kısaca “üstlenen” şeklinde
ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 195- 818 sayılı Borçlar Kanununun 174
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 195 inci maddesinde,
dış üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 174 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Nakil müteahhidi ile borçlu arasındaki akit /
1. İcap ve kabul” şeklindeki ibare, Tasarıda “B. Dış üstlenme sözleşmesi / I.
Öneri ve kabul” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 196- 818 sayılı Borçlar Kanununun 175
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 196 ncı maddesinde,
dış üstlenme sözleşmesinin kurulması için yapılmış olan önerinin bağlayıcılığı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İptal olunan icap” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Önerinin bağlayıcılığı” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin
birinci fıkrası iki cümleden, Tasarının 196 ncı maddesinin birinci fıkrası ise,
üç cümleden oluşmaktadır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 197- 818 sayılı Borçlar Kanununun 176
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 197 nci maddesinde,
borçlunun değişmesinin, bağlı hak ve borçlar üzerindeki etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 176 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Borçlunun değişmesinin hükmü / 1. Borcun
ferileri” şeklindeki ibare, Tasarıda “C. Borçlunun değişmesinin sonuçları / I.
Bağlı hak ve borçlar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 176 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “müteferri haklar” şeklindeki ibare, Tasarıda
“bağlı haklar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 176 ncı maddesinin
ikinci fıkrasında, aynı borç için rehin veren üçüncü kişi ve kefilin, borcun
üstlenilmesine razı oldukları takdirde, sorumluluklarının devam edeceği
öngörülmekte; ancak bu rızanın şekline ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır.
Tasarının 197 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise, bu rızanın yazılı şekilde
verilmesi, rehin veren üçüncü kişi ve kefilin, borcun üstlenilmesinden sonra da
alacaklıya karşı sorumluluklarının devam etmesinin geçerlilik koşulu olarak
öngörülmektedir.
MADDE 198- 818 sayılı Borçlar Kanununun 177
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 198 inci maddesinde,
üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İstisnalar” şeklindeki ibare, Tasarıda “II.
Savunmalar” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Nakledilen borca müteferri hakları dermeyan etmek
hakkı” şeklindeki ibare, Tasarıda kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 179 uncu
maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, “Üstlenilen borca ilişkin savunmaları
ileri sürme hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “alacaklı ile yapılan akitten hilâfı
anlaşılmadıkça” şeklindeki ibare, Tasarıda “Dış üstlenme sözleşmesinden aksi
anlaşılmadıkça” şeklinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin son
fıkrasında kullanılan “borcun naklini tevlit etmiş olan hâdiseler dolayısıyla
evvelki borçluya karşı dermeyan edebileceği def’ileri” şeklindeki ibare,
Tasarıda “iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları” şeklinde
kısaltılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 199- 818 sayılı Borçlar Kanununun 178
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 199 uncu maddesinde,
dış üstlenme sözleşmesinin hükümsüzlüğünün hukukî sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Akdin iptali” şeklindeki ibare, Tasarıda “D.
Sözleşmenin hükümsüzlüğü” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Borcun nakli mukavelesi iptal edildiği hâlde”
şeklindeki ibare, Tasarıda “Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse”
şekline; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan “evvelki borç, bütün
ferileriyle birlikte avdet eder.” şeklindeki ibare ise, Tasarıda “eski borç,
bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür.” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “akdin iptali ve ika olunan zarar kendisine isnat
olunamayacağını nakil müteahhidi ispat edemez ise” şeklindeki ibare, Tasarıda
“borcu üstlenen, üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının
zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe”
şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 200- 818
sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “E. Borca katılma” kenar başlıklı yeni
bir maddedir.
Tasarının iki
fıkradan oluşan 200 üncü maddesinde, borca katılma düzenlenmektedir.
Borç
ilişkilerinde, taraf değişikliği her zaman alacaklı veya borçlu tarafın
değişmesi şeklinde gerçekleşmemekte, bunlar yanında mevcut bir borca borçlunun
yanında yer almak üzere üçüncü bir kişinin de katılması şeklinde de ortaya
çıkmaktadır.
Bilindiği gibi,
borcun üstlenilmesi sonucunda eski borçlu borcundan kurtulmakta, onun yerini
yeni borçlu almaktadır. Borca katılmada ise, borçlu borcundan kurtulmamakta,
“katılan” da borçlu ile birlikte aynı borçtan müteselsilen sorumlu olmaktadır.
Uygulamada sıkça karşılaşılan borca katılmanın, yasal bir düzenlemeye
kavuşturulması yerinde görülmüştür.
Maddenin birinci
fıkrasında, borca katılma tanımlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, borca katılan ile
borçlunun, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu oldukları belirtilmektedir.
MADDE 201- 818 sayılı Borçlar Kanununun 179
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 201 inci
maddesinde, malvarlığının veya işletmenin devralınması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Bir mâmelekin veya işletmenin devralınması”
şeklindeki ibare, Tasarıda “F. Malvarlığının veya işletmenin
devralınması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun iki fıkradan oluşan
179 uncu maddesi, Tasarının 201 inci maddesinde dört fıkraya bölünerek
düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilân
ettiği tarihten itibaren” şeklindeki ibare, Tasarıda “bunu alacaklılara
bildirdiği veya ticarî işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri
için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilânla
duyurduğu tarihten başlayarak” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, devralanın bu
devri tirajı düşük veya yerel bir basım organında ilân etmek suretiyle,
alacaklıların zarara uğramasının önlenmesi amaçlanmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin
son fıkrasında kullanılan “tek bir borcun nakli akdinden” şeklindeki ibare,
Tasarının 201 inci maddesinin üçüncü fıkrasında “dış üstlenme sözleşmesinden”
şekline dönüştürülmüştür.
Tasarının 201 inci maddesine son fıkra olarak
eklenen yeni bir hükümle, devralanın, bildirme veya ilânla duyurma yükümlülüğünü
yerine getirmedikçe, maddenin ikinci fıkrasında öngörülen iki yıllık sürenin
işlemeye başlamayacağı kabul edilmiştir.
MADDE 202- 818 sayılı Borçlar Kanununun 180
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 202 nci maddesinde,
işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Bir işletmenin diğerleriyle birleşmesi ve
şeklini değiştirmesi” şeklindeki ibare, Tasarıda “G. İşletmelerin birleşmesi ve
şekil değiştirmesi” şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin
birinci fıkrasında, sadece iki işletmenin karşılıklı olarak aktif ve
pasifleriyle birlikte devralınması suretiyle birleştirilmesi düzenlendiği hâlde,
Tasarının 202 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu tür birleştirme yanında, bir
işletmenin diğer bir işletmeye katılması yoluyla birleştirme de düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “hakikî veya hükmî tek bir şahsa ait olup da”
şeklindeki ibare, “kişi” kavramının hem gerçek hem de tüzel kişiyi belirttiği
göz önünde tutularak, Tasarıda “Bir tek kişiye ait olup da” şeklinde
kısaltılmıştır.
MADDE 203- 818 sayılı Borçlar Kanununun 181
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 203 üncü maddesinde,
özel hükümlerin saklılığı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 181 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VII. Taksim hâlinde ve gayrimenkulün satımı
hâlinde” şeklindeki ibare, maddenin içeriğine daha uygun olduğu göz önünde
tutularak, Tasarıda “H. Özel hükümlerin saklılığı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sözleşmenin Devri ve
Sözleşmeye Katılma
Tasarının 204 üncü maddesiyle başlayan Üçüncü
Ayırımında, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “Sözleşmenin Devri ve
Sözleşmeye Katılma” iki madde hâlinde düzenlenmiştir.
Gerçekten, bazı hukuk düzenlerinde, meselâ İtalyan
Medenî Kanununun 1406 ilâ 1410 uncu maddelerinde de, bu kurumlara yer verildiği
görülmektedir. Türk öğreti ve uygulamasında, sözleşmenin devri ve sözleşmeye
katılma açıkça kabul edilmiştir. Hattâ bazı kanunlarda, meselâ 2886 sayılı
Devlet İhale Kanununun 66 ncı maddesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri
Kanununun 16 ncı maddesinde, sözleşmenin devri düzenlenmiştir. Bu durum
karşısında, temel bir kanun olan Türk Borçlar Kanununda da aynı kurumların
düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. İsviçre ve Alman hukukunda da, bu konuda yasal
bir düzenleme mevcut olmamakla birlikte, sözleşme serbestisi ilkesi
çerçevesinde, sözleşmenin devrinin ve sözleşmeye katılmanın geçerli olduğu kabul
edilmektedir.
MADDE 204- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “A. Sözleşmenin devri“ kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 204 üncü maddesinde,
sözleşmenin devri düzenlenmektedir.
Bu sözleşmeyle, devir konusu sözleşmeden doğan
bütün haklar ve borçlar bir üçüncü kişiye devredilmektedir.
Maddenin birinci
fıkrasında, sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede
kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma
sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma olarak
tanımlanmaktadır.
Maddenin ikinci
fıkrasında, sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede
kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma
ile de sözleşmenin devrinin gerçekleşebileceği belirtilmektedir.
Maddenin üçüncü
fıkrasında, sözleşmenin devrinin geçerliliğinin, devredilen sözleşmenin şekline
bağlı olduğu ifade edilmektedir. Alacağın devrinde âdi yazılı şeklin yeterli
olmasına ve borcun dış üstlenilmesinde ise, her hangi bir geçerlilik şekli
aranmamasına karşılık, sözleşmenin devri, sözleşmenin tarafı olma hukukî
konumunun bir bütün olarak devir konusu yapıldığı göz önünde tutularak, devir
konusu sözleşmeyle aynı geçerlilik şekline bağlı tutulmuştur.
Maddenin son fıkrasında ise, kanundan doğan
halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.
MADDE 205- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “B. Sözleşmeye katılma” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 205 inci maddesinde,
sözleşmeye katılma düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, sözleşmeye katılma,
mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer almak üzere katılan ile bu
sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı tarafla
birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşma
olarak tanımlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, anlaşmada aksi
kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanında yer alan tarafın,
sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olduğu kabul
edilmiştir. Ancak, emredici nitelikte olmadığı için, taraflarca bu hükmün aksi
kararlaştırılabilir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, sözleşmeye katılmanın
geçerliliğinin, katılma konusu sözleşmenin şekline bağlı olduğu
belirtilmektedir.
İKİNCİ KISIM
Özel Borç İlişkileri
818 sayılı Borçlar Kanununda “İkinci Kısım / Akdin
muhtelif nevileri” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “İkinci Kısım / Özel Borç
İlişkileri” şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM
Satış Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununda “Altıncı Bap / Satım
ve Trampa” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Birinci Bölüm / Satış Sözleşmesi”
şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesiyle
başlayan “Birinci Fasıl / Umumî Hükümler” şeklindeki alt başlık, Tasarıda
“Birinci Ayırım / Genel Hükümler” şeklinde değiştirilmiştir.
Tasarının İkinci Kısmında sözleşme niteliği
taşımamakla birlikte, meselâ vekâletsiz işgörme ve havalenin de düzenlendiği göz
önünde tutularak, bu Kısmın başlığında “Özel Borç İlişkileri” ibaresi
kullanılmıştır.
“Satım” sözcüğünün, sözleşmenin her iki tarafını
değil de, sadece satıcı tarafını ifade ettiği sanılarak, günlük dilde, hattâ 818
sayılı Borçlar Kanununun bazı hükümlerinde “alım satım”dan söz edildiği ve
uygulamada da genellikle “satım” yerine “satış” sözcüğünün kullanıldığı göz
önünde tutularak, Tasarıda “satış sözleşmesi” teriminin kullanılması tercih
edilmiştir. Yine, ayrı bir sözleşme olan trampa, mal değişim sözleşmesi adı ile
ayrı bir bölümde düzenlenmiştir. Bu nedenle, Tasarının İkinci Kısmının Birinci
Bölüm başlığında 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, sadece “Satış
Sözleşmesi” ibaresi kullanılmıştır.
MADDE 206- 818 sayılı Borçlar Kanununun 182
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 206 ıncı maddesinde,
satış sözleşmesi tanımlanmakta ve hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. İki tarafın hak ve vazifeleri” şeklindeki
ibare, Tasarıda “A. Tanımı ve hükümleri” şeklinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “alıcıya teslim ve mülkiyetini ona nakleylemek
borcunu” şeklindeki ibare, Tasarıda “satılanın zilyetlik ve mülkiyetinin alıcıya
devretme borcunu” şeklinde değiştirilmiştir. Taşınır bir malın mülkiyetinin
devrinin, sadece satılanın fiilen teslimi yoluyla değil, zilyetliğin teslime
bağlı olmaksızın kazanıldığı diğer yollarla da (kısa elden teslim veya hükmen
teslim gibi) gerçekleşebileceği göz önünde tutularak, maddede “teslim” yerine,
daha kapsamlı olan “zilyetliğin devri” terimi kullanılmıştır. Aynı maddenin
birinci ve ikinci fıkraları ile diğer maddelerde kullanılan “semen” şeklindeki
ibare, Tasarıda “bedel” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 207- 818 sayılı Borçlar Kanununun 183
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 207 nci maddesinde,
satılanın yarar ve hasarının hangi âna kadar satıcıya ait olduğu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Nefi ve Hasar” şeklindeki ibare, Tasarıda “B.
Yarar ve hasar” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Hâlin icabından veya hususî şartlardan mütevellit
istisnaların maadasında” şeklindeki ibare, Tasarıda “Kanundan, durumun
gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller
dışında” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin
birinci fıkrasında, parça borçlarında yarar ve hasarın, kural olarak sözleşmenin
kurulduğu anda alıcıya geçtiği kabul edilmektedir. Türk-İsviçre Borçlar
Kanununda, satılanın mülkiyetinin, borçlandırıcı işlem niteliğindeki satış
sözleşmesinin kurulduğu anda değil, tasarruf işlemi niteliğindeki zilyetliğin
devri veya tescil işleminin gerçekleştiği anda alıcıya geçtiği hâlde, onun,
henüz malik olmadığı bir malın hasarına katlanmak ve bedeli ödemek zorunda
bırakılması, hakkaniyete aykırı görülerek, öğretide haklı olarak
eleştirilmektedir. Uluslararası taşınır malların satışına ilişkin sözleşmelere
uygulanacak kurallarda da, hasarın teslim anında alıcıya geçmesi kabul edilmiş
bulunmaktadır. Bu nedenle, Tasarıda 818 sayılı Borçlar Kanununda yapılan
düzenlemeden farklı olarak, satış sözleşmesinde hasarın, taşınırlarda
zilyetliğin devri, taşınmazlarda ise tescil anına kadar satıcıya ait olduğu,
istisnasız bir kural hâline getirilmiştir. Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar
Kanununun, çeşit (cins) borçlarında hasarın alıcıya geçmesinin koşullarına
ilişkin ikinci fıkrası ile geciktirici koşula bağlı satış sözleşmesinde hasarın
alıcıya geçtiği ana ilişkin son fıkra hükümleri, Tasarının 207 nci maddesine
alınmamıştır.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür. Fıkraya göre, taşınır satışlarında,
alıcı, satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düştüğü takdirde taşınırın
yarar ve hasarı, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine alıcıya geçecektir. Buna
benzer bir düzenleme, Alman Medenî Kanununun taşınır ve taşınmaz satışı ayrımı
yapılmaksızın, yarar ve hasarın geçişine ilişkin 446 ncı paragrafında da yer
almaktadır. Ancak taşınmaz satışlarında teslimin tescil tarihinden sonra
gerçekleştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin varlığı hâlinde yarar ve hasarın
hangi anda alıcıya geçeceğine ilişkin düzenleme, Tasarının 244 üncü maddesinin
birinci fıkrasında yapılmıştır.
Maddenin sonfıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hüküm uyarınca, satıcı alıcının
isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderdiği takdirde, yarar
ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçecektir. Buna
benzer bir düzenleme, 11/04/1980 tarihli “Milletlerarası Menkul Mal Satışları
Hakkında Birleşmiş Milletler (Viyana) Sözleşmesi”nin 67 nci maddesinde ve Alman
Medenî Kanununun (BGB) 447 nci maddesinin birinci fıkrasında da bulunmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununda, satılanın yarar ve
hasarının hangi anda alıcıya geçeceği düzenlendiği hâlde, Tasarıda, yarar ve
hasarın hangi âna kadar satıcıya ait olacağı düzenlenmiştir.
İKİNCİ AYIRIM
Taşınır Satışı
818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesiyle
başlayan “İkinci Fasıl / Menkul Satımı” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “İkinci
Ayırım / Taşınır Satışı” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 208- 818 sayılı Borçlar Kanununun 184
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 208 inci maddesinde,
taşınır satışının konusu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Mevzuu” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Konusu”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesinin
birinci fıkrasında taşınmazları belirtmek üzere yapılan sayımın eksik olduğu göz
önünde tutularak, Tasarıda, taşınır satışının, Türk Medenî Kanunu uyarınca
taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen
şeylerin satışı olduğu belirtilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 209- Madde, kenar başlığı bakımından,
818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesini kısmen karşılamaktadır. Çünkü,
818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesinin metninde, teslim borcundan söz
edilmemekle birlikte, kenar başlığında “satıcının borçları” arasında satıcının
borçlarından biri olarak “teslim” borcuna yer verilmiştir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 209 uncu maddesinde,
satıcının satılanın zilyetliğini devir borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Satıcının Borçları / I. Teslim / 1. Teslim
masrafları” şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. Satıcının borçları / I.
Zilyetliğin devri / 1. Kural” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun teslim giderlerine
ilişkin 185 inci maddesi, Tasarının 210 uncu maddesinde düzenlendiği için,
Tasarının 209 uncu maddesinde satıcının aslî borcu belirtilmiştir. Buna göre
satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya
devretmekle yükümlüdür. Fiilî teslim dışında, zilyetliğin teslimsiz kazanıldığı
durumlar (kısa elden teslim ve hükmen teslim gibi) göz önünde tutularak, taşınır
satışında satıcının aslî borcu açıklanırken, sadece “teslim”den söz edilmesi
uygun görülmemiş; bunun yerine, “mülkiyetin devri amacıyla zilyetliğin devri
borcu”ndan söz edilmiştir.
MADDE 210- 818 sayılı Borçlar Kanununun 185
ve 186 ncı maddelerini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 210 uncu maddesinde,
devir ve taşıma giderlerinin hangi tarafa ait olacağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 186 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Nakil masrafları” şeklindeki ibare, Tasarıda
“2. Devir ve taşıma giderleri” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 211- 818 sayılı Borçlar Kanununun 187
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 211 inci maddesinde,
satıcının temerrüdüne uygulanacak hükümler ve bu durumda alıcının hakları
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Satıcının temerrüdü / a. Ticarî alım
satımlar” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Satıcının temerrüdü / a. Kural ve ayrık
durum” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin ilk fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanunundan farklı olarak, âdi satışta satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun
temerrüdüne ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı öngörülmektedir. Bu nedenle,
818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesi iki fıkradan, Tasarının söz konusu
maddesi ise üç fıkradan oluşmaktadır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 212- 818 sayılı Borçlar Kanununun 188
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 212 nci maddesinde,
satıcının temerrüdü durumunda giderim borcu ve borcun neleri kapsadığı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Tazmin borcu ve zararın nasıl hesap edileceği”
şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Giderim borcu ve kapsamı” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin
ikinci fıkrasında, ticarî satışlarda satıcının temerrüdü hâlinde, alıcının ifa
yerine isteyebileceği tazminatın, öğretide somut yöntem olarak adlandırılan
hesaplanma tarzı düzenlenmektedir. Oysa, öğretide fark teorisinin yasal bir
örneği olan bu hesaplama tarzının, âdi satışlarda da uygulanmasının, hakkaniyete
daha uygun olacağı ve zararın hesaplanmasında fark teorisinin mübadele teorisine
tercih edilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmektedir. Bu nedenle, 818 sayılı
Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin ikinci fıkrasının başında kullanılan
“Ticarî muamelesinde satıcı” şeklindeki ibare, Tasarıda “Satıcı borcunu ifa
etmezse” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, menfaatler durumunda farklılık
olmadığı gözetilerek, âdi satışlarda da satıcının temerrüdü hâlinde, alıcıya,
somut yönteme göre hesaplanacak zararını satıcıdan isteme hakkı tanınmıştır. Bu
hükme göre, satıcının temerrüdü hâlinde alıcı, aynı veya benzer özellikleri olan
taşınır bir malı, başka bir satıcıdan, dürüstlük kurallarına uygun olarak,
“ikame alımı” yoluyla sağlamışsa, ilk satıcıya ödemeyi üstlendiği bedele göre,
yeni satıcıya ödediği satış bedeli farkından doğan zararının, satıcı tarafından
giderilmesini isteyebilir.
Tasarının 212 nci maddesinin son fıkrasında, 818
sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, satıcının temerrüdü hâlinde alıcının
uğradığı zararın, öğretide soyut yöntem olarak adlandırılan hesaplanma tarzı
düzenlenmektedir. Buna göre, satılanın borsaya kayıtlı veya piyasa fiyatı (cari
fiyatı) bulunan mallardan olması koşuluyla, ikame alımı yapmak zorunda
olmaksızın, alıcı satılanın teslimi için belirlenmiş ifa gününde geçerli fiyatı,
temerrüde düşen satıcıya ödemeyi üstlendiği bedelden yüksek ise, aradaki farktan
doğan zararının giderilmesini satıcıdan isteyebilir.
MADDE 213- 818 sayılı Borçlar Kanununun 189
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 213 üncü maddesinde,
satıcının zapttan sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Zapta karşı teminat / 1. Teminat borcu”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “II. Zapttan sorumluluk / 1. Konusu” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesinin
birinci fıkrası uyarınca, satıcının zapttan sorumluluğunun doğması için, üçüncü
kişi tarafından, satış sözleşmesinin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin
kurulduğu sırada, zaptı sağlayacak özel hukuktan doğan (sübjektif nitelikte)
üstün bir hakkının varlığı nedeniyle, satılanın tamamen veya kısmen alıcının
elinden alınması gerekir. Bu üstün hak, mülkiyet hakkı, sınırlı bir aynî hak ya
da etkisi kuvvetlendirilmiş (şerh verilmiş) bir kişisel hak olabilir. Aynı
fıkrada kullanılan “elinden alınırsa” şeklindeki ibareden anlaşılması gereken,
üçüncü kişinin alıcıya karşı zapt girişiminde bulunmasıdır. Tasarının 214 üncü
maddesinin birinci fıkrasından, kural olarak zapt girişiminin dava yoluyla
olabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, Tasarının “Mahkeme kararı olmaksızın geri
verme” kenar başlıklı 215 inci maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmesi
hâlinde de, satıcının zapttan sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 214- 818 sayılı Borçlar Kanununun 190
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 214 üncü maddesinde,
üçüncü kişinin satılan üzerinde üstün hak ileri sürerek, alıcıya karşı dava
açması durumunda, bu davanın alıcı tarafından satıcıya bildirilmesi ve verilecek
kararın satıcı bakımından da ortaya çıkan etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Usulü muhakeme / a. Davayı ihbar” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. Yargılama usulü / a. Davanın bildirimi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “alıcının hilesi veya ağır bir hatası eseri”
şeklindeki ibare, Tasarının 214 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kastın
aldatmayı da içerdiği göz önünde tutularak, “onun ağır kusuru yüzünden” şekline
dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 215- 818 sayılı Borçlar Kanununun 191
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 215 inci maddesinde,
alıcının mahkeme kararı olmaksızın satılanı üstün hak iddiasında bulunan üçüncü
kişiye geri verme usulü ve bu usule uyarak ya da uymaksızın satılanı geri
vermesinin hukukî sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Mahkeme kararı olmaksızın iade” şeklindeki
ibare, Tasarıda “b. Mahkeme kararı olmaksızın geri verme” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinden
farklı olarak, Tasarının bu maddeyi karşılayan 215 inci maddesinin birinci
fıkrasında, iki bent hâlinde, satılanın mahkeme kararı olmaksızın üçüncü kişiye
verilmesine karşın, satıcının zapttan sorumlu tutulduğu durumlar düzenlenmiştir.
Bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinde kullanılan “istihkak
müddeisiyle sulh akdetmiş olsa bile” şeklindeki ibarenin çeviri yanlışlığı da
düzeltilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinden farklı
olarak, alıcı kendisine karşı dava açılmasını beklemeden, satıcıyı üçüncü
kişinin satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin uyuşmazlığı dava yoluyla
çözümlemesi, bu yola başvurmazsa tahkim yoluna gidebileceği konusunda
uyarabilecek ve bu uyarısı sonuçsuz kaldığı için tahkim yoluna gitmişse bu
durumda hakem kararına göre hareket edebilecektir.
Tasarının 215 inci maddesine, kaynak İsviçre
Borçlar Kanununun 194 üncü maddesinin ikinci fıkrasına uygun olarak, 818 sayılı
Borçlar Kanununda yer verilmeyen, ikinci bir fıkra eklenmiştir. Fıkraya göre,
alıcı satılanı geri vermekle yükümlü olduğunu ispat ederse, satılan üzerinde
zaptı sağlayacak nitelikte, özel hukuktan doğan üstün hak (mülkiyet hakkı,
sınırlı aynî hak veya etkisi kuvvetlendirilmiş kişisel hak) iddiasında bulunan
üçüncü kişiye, satılanı bir mahkeme veya hakem kararı beklemeden geri vermiş
olsa bile, satıcının zapttan doğan sorumluluğu devam edecektir.
MADDE 216- 818 sayılı Borçlar Kanununun 192
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 216 ncı maddesinde,
tam zapt hâlinde alıcının hakları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Alıcının hakları / a. Tamamen zabıt hâlinde”
şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Alıcının hakları / a. Tam zapt hâlinde” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesinin
dört bentten oluşan birinci fıkrasında, alıcının tam zapt hâlinde, satıcıdan
isteyebileceği olumsuz (doğrudan) zararlar sayılmıştır. Alıcı, satıcının zaptta
bir kusuru olmasa da, bu zararlarının giderilmesini isteyebilir.
Tasarının 216 ncı maddesinin son fıkrasında ise,
alıcının olumlu (dolaylı) zarar niteliğindeki zararlarının da satıcı tarafından
giderilmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Ancak, satıcı zaptın
gerçekleşmesinde bir kusurunun bulunmadığını ispat ederek, alıcının olumlu
zararları nedeniyle tazminat sorumluluğundan kurtulabilir.
MADDE 217- 818 sayılı Borçlar Kanununun 193
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 217 nci maddesinde,
kısmî zapt hâlinde alıcının hakları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Kısmen zabıt hâlinde” şeklindeki ibare, Tasarıda
“b. Kısmî zapt hâlinde” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “satımın feshini talep edemeyip” şeklindeki ibare
Tasarının 217 nci maddesinin birinci fıkrasında “sadece bu yüzden uğradığı
zararın giderilmesini isteyebilir.” denildiği ve bu ifadeden söz konusu durumda,
sözleşmenin sona erdirilmesinin istenemeyeceği sonucu açıkça çıkartılabileceği
için, fıkra metninden çıkartılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “…feshi dava edebilir.” şeklindeki ibare, satış
sözleşmesinin ani edimli bir borç ilişkisi doğurduğu göz önünde tutularak,
Tasarının 217 nci maddesinin ikinci fıkrasında “hâkimden sözleşmenin sona
ermesine karar vermesini isteyebilir.” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 218- 818 sayılı Borçlar Kanununun 194
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 218 inci maddesinde,
satıcının genel olarak ayıptan sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 194 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Satılanın ayıptan salim olmasını tekeffül / 1.
Mevzuu / a. Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “III. Ayıptan
sorumluluk / 1. Konusu / a. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede satıcının ayıptan sorumluluğunun konusu,
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri de göz önünde
tutularak, yeniden kaleme alınmıştır. Ancak, Tasarı ile söz konusu Kanunun
uygulama alanlarının farklı olduğu açıktır. Ayrıca, ayıplı ürünler bakımından
4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair
Kanun hükümlerinin saklı olduğunda bir duraksama yoktur.
MADDE 219- 818 sayılı Borçlar Kanununun 195
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 219 uncu maddesinde,
ayıplı hayvan satışında satıcının sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Hayvan alım satımında” şeklindeki ibare,
Tasarıda “b. Hayvan satışında” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinde
kullanılan “iğfal etmiş olmadıkça” şeklindeki ibare, Tasarıda “ağır kusuru
olmadıkça” şekline dönüştürülmüştür. Böylece, ağır kusurun aldatma yanında ağır
ihmali de kapsadığı göz önünde tutularak, hayvan satıcısının ayıptan sorumluluğu
genişletilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinde,
İsviçre Borçlar Kanununun 198 inci maddesinde yapıldığı gibi, hangi cins
hayvanların madde kapsamına girdiğinin sayılması doğru görülmemiş, maddenin
amacını, Ülkemizdeki hayvan cinslerini ve özelliklerini göz önünde tutarak, buna
ilişkin belirlemenin ve yorumun, öğreti ve uygulamaya bırakılması tercih
edilmiştir.
MADDE 220- 818 sayılı Borçlar Kanununun 196
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 220 nci maddesinde,
satıcının alıcı ile yaptığı ayıptan sorumsuzluğa ilişkin anlaşma
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 196 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Tekeffüle karşı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“2. Sorumsuzluk anlaşması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 196 ncı maddesinde
kullanılan “hile ile gizlemiş ise” şeklindeki ibare yerine, ağır kusurun kastı,
dolayısıyla hileyi ve ağır ihmali içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının 220
nci maddesinde “ağır kusurlu ise” şeklinde ifade edilmiştir. Tasarının 114 üncü
maddesinde öngörülen borçlunun ağır kusuru hâlinde sorumsuzluk anlaşmasının
kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olacağına ilişkin kural burada da geçerli
olacaktır.
Tasarının satıcılığı meslek edinmiş kişilerin
bilmesi gereken ayıplara ilişkin 224 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki
düzenleme burada da göz önünde tutulmalıdır.
MADDE 221- 818 sayılı Borçlar Kanununun 197
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 221 inci maddesinde,
alıcının bildiği ayıplardan (açık ayıplardan) satıcının sorumlu olmadığı ve
yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da (âdi ayıplardan), ancak
böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse, sorumlu olacağı
öngörülmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 197 nci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde
tutularak, Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde olduğu gibi
Tasarının 221 inci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 222- 818 sayılı Borçlar Kanununun 198
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 222 nci maddesinde,
genel olarak satılanın, alıcı tarafından gözden geçirilmesi ve varsa ayıplarının
satıcıya bildirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Keşif ve muayene ve satıcıya ihbar / a.
Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibareler, “4. Gözden geçirme ve satıcıya
bildirme / a. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, ikinci ve üçüncü fıkralarda düzenlenen konular arasında
sıkı bir bağlantının varlığı göz önünde tutularak, madde Tasarıda iki fıkra
hâlinde düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “derhal” şeklindeki ibare yerine, Tasarının 222
nci maddesinin birinci fıkrasında, kendisine ayıplı mal teslim edilen alıcının
menfaatinin korunması bakımından daha elverişli olduğu göz önünde tutularak,
“uygun bir süre” şeklindeki ibarenin kullanılması tercih edilmiştir. Böylece,
Tasarının 222 nci maddesinin birinci fıkrasında âdi ayıplara ilişkin bildirimin
“uygun bir süre içinde”; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, gizli ayıplara
ilişkin bildirimin “hemen” yapılması arasındaki fark belirgin hâle
getirilmiştir.
MADDE 223- 818 sayılı Borçlar Kanununun 199
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 223 üncü maddesinde,
hayvan satışında alıcının satılanı gözden geçirmesi ve varsa ayıplarını satıcıya
bildirmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Hayvan alım satımında” şeklindeki ibare,
Tasarıda “b. Hayvan satışında” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesinin,
hâkimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceğine ilişkin son fıkrası, 1086
sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 286 ncı maddesi hükmünün bir tekrarı
niteliğinde olduğu için, Tasarının 223 üncü maddesine alınmamıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme vearılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 224- 818 sayılı Borçlar Kanununun 200
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 224 üncü maddesinde,
satıcının ağır kusurunun sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “5. Satıcının hilesine müterettip hükümler”
şeklindeki ibare, Tasarıda “5. Satıcının ağır kusurunun sonuçları” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde
kullanılan “Alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı” şeklindeki ibare, ağır kusurun
kastı dolayısıyla aldatmayı da içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının 224 üncü
maddesinin birinci fıkrasında “Ağır kusurlu olan satıcı” şekline
dönüştürülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 200 üncü maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hükme göre,
satıcılığı meslek edinmiş bir kişi, bilmesi gereken ayıpların alıcı tarafından
kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan
kurtulamayacaktır. Ayrıca, fıkrada kullanılan “bilmesi gereken” şeklindeki
ibare, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin her türlü ihmalini kapsamaktadır.
MADDE 225- 818 sayılı Borçlar Kanununun 201
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 225 inci maddesinde,
gönderme yoluyla satışta satılanın ayıplı olması durumunda, alıcıya düşen yük ve
yükümlülükler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 201 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “6. Başka mahalden vâki olan satım” şeklindeki
ibare, Tasarıda “6. Satılanın başka yerden gönderilmesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında kullanılan “başka
yerden gönderilen satılanın” şeklindeki ibareyle, satıcının sözleşme veya ticarî
teâmül gereğince, satılanı ifa yerinden başka bir yere (meselâ, alıcının
yerleşim yerine veya işyerine) göndermek suretiyle yaptığı satış
kastedilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan “usulüne
göre” şeklindeki ibareyle, alıcının satılandaki ayıbın varlığını sadece
mahkemeye başvurarak değil, mahkeme dışındaki ilgili diğer kurum ve kuruluşlara
da başvurarak tespit ettirebileceği kastedilmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 226- 818 sayılı Borçlar Kanununun 202
nci ve 203 üncü maddelerini karşılamaktadır.
Tasarının beş fıkradan oluşan 226 ncı maddesinde,
satıcının ayıptan sorumluluğu çerçevesinde, alıcının seçimlik hakları ve
sınırları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “7. Tekeffüle müstenit dâva / a. Satımın feshi
yahut semenin tenzili” şeklindeki ibareler, Tasarıda “7. Alıcının seçimlik
hakları / a. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinde
düzenlenen satılanı değiştirme hakkına ve bunun sınırlarına da, alıcının diğer
seçimlik haklarıyla, bütünlük sağlanması amacıyla, Tasarının 226 ncı maddesinde
yer verilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen seçimlik
haklara, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinden
farklı olarak, alıcının bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere, satılanın
onarılmasını isteme hakkını kullanabilmesi, bu onarımın “aşırı bir masraf
gerektirmemesi” koşuluna bağlı olarak dördüncü bir seçimlik hak eklenmiştir.
Çünkü, ayıplı satılan nedeniyle, tüketiciye karşı imalâtçı-üretici, satıcı,
bayi, acente, ithalatçı ve belirli koşullar altında kredi kurumunun müteselsilen
sorumluluklarının ve garanti belgesi ile satılması zorunlu olan sanayi malları
bakımından servis sağlama borçlarının varlığı göz önünde tutulursa, satıcının
ayıplı satılanı ücretsiz olarak onarma yükümlülüğüne tâbi tutulması uygun ve
yerindedir. Buna karşılık, taraflardan birini tüketicinin oluşturmadığı diğer
satışlarda, satıcının, aşırı bir masraf gerektirse bile, satılanı ücretsiz
onarma yükümlülüğüne tâbi tutulması hakkaniyete uygun görülmemiştir.
Tasarının 226 ncı
maddesinin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak,
alıcının tüm seçimlik hakları dört bent hâlinde sayılmıştır. Böylece, 818 sayılı
Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin birinci fıkrasında, alıcının
kullanabileceği seçimlik haklar, sadece sözleşmeden dönme ve satış bedelinin
indirilmesini isteme ve aynı Kanunun 203 üncü maddesinin birinci fıkrasında
düzenlenen değiştirme hakkından ibaret iken, bunlara yukarıda açıklanan onarım
hakkı da eklenmiştir. Burada ayrıca, söz konusu seçimlik hakların kullanılabilme
koşulları da her bir hak için ayrı ayrı düzenlenmiş olup, bu düzenleme 818
sayılı Borçlar Kanununa göre önemli farklılıklar taşımaktadır. Gerçekten, 818
sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinin birinci fıkrasında değiştirme hakkı
sadece çeşit satışları için kabul edildiği hâlde, Tasarıda, “imkân varsa”
denilmek suretiyle, bu seçimlik hakkın kullanılabileceği durumlar
genişletilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 202 nci maddesinde “fesih” teriminin kullanılması hatalı
olduğu için, Tasarıda, bunun yerine “dönme” terimi kullanılmıştır.
Tasarının 226 ncı
maddesinin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda açıkça düzenlenmemiş
olmakla birlikte, öğreti ve uygulamada da kabul edildiği gibi, alıcının hangi
seçimlik hakkı kullanmış olursa olsun, ayrıca satılanın ayıplı tesliminden
dolayı uğradığı zararlar için genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının
saklı tutulduğu belirtilmektedir. Ancak, alıcının, satılanın ayıplı olması
nedeniyle dönme hakkını kullanmasının sonuçlarının, Tasarının 228 inci
maddesinde düzenlendiği göz önünde tutulursa, onun dönme dışındaki diğer
seçimlik hakları ile birlikte, uğradığı zararının giderilmesini, genel hükümlere
göre isteyebileceğinde bir duraksama yoktur.
Maddenin üçüncü
fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinin ikinci fıkrasından
farklı olarak, “satılanın başka bir yerden gönderilmemesi” koşulu aranmaksızın,
satıcıya, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı
zararı da tamamen gidererek, alıcının seçimlik haklarını kullanmasını önleme
olanağı tanınmıştır.
Maddenin dördüncü
fıkrasında, hâkime verilen yetkinin kapsamı, satış bedelinin indirilmesi
yanında, satılanın onarılmasına karar verme yetkisi de eklenerek, 818 sayılı
Borçlar Kanununa göre genişletilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “müsavi ise” şeklindeki ibare, öğreti ve uygulama göz
önünde tutularak, Tasarının 226 ncı maddesinin beşinci fıkrasında “çok yakın
ise” şekline dönüştürülmüştür. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci
maddesinin son fıkrasından farklı olarak, Tasarının 226 ncı maddesinin son
fıkrasında, bu durumda alıcının sözleşmeden dönme yanında satılanın ayıpsız
benzeriyle değiştirilmesini isteme hakkını da kullanabileceği kabul edilmiştir.
MADDE 227- 818 sayılı Borçlar Kanununun 204
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 227 nci maddesinde,
ayıplı satılanın yok olmasının hukukî sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Satılanın ziyaı hâlinde satımın feshi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “c. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara
uğraması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesinin
birinci fıkrasının birinci cümlesinden farklı olarak bu fıkrada sayılan hâllere
mücbir sebep de eklenmiş, ayrıca, “satılanın…hasara uğraması” şeklindeki ibare,
Tasarının 227 nci maddesinin birinci fıkrasında “satılanın…ağır biçimde zarara
uğraması” şekline dönüştürülmüştür. Böylece, ayıplı satılanın beklenmedik hâl
yanında, mücbir sebepten yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması aynı
hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Fıkrada yapılan değişiklik uyarınca, ayıplı
satılanın zarara uğradığı her durumda değil, ancak ağır biçimde zarara uğraması
durumunda bu fıkra uygulanabilecektir.
MADDE 228- 818 sayılı Borçlar Kanununun 205
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 228 inci maddesinde,
ayıp nedeniyle sözleşmeden dönmenin sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, maddenin ilk iki fıkrasının birbiriyle bağlantılı
olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda birleştirilerek tek fıkraya
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “8. Feshin hükümleri / a. Umumiyet itibariyle”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “8. Dönmenin sonuçları/ a. Genel
olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Satılanın ayıplı olması nedeniyle sözleşmeden dönen
alıcının, satıcıya karşı ileri sürebileceği haklara ilişkin 818 sayılı Borçlar
Kanununun 205 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen haklar, Tasarının 228
inci maddesinin birinci fıkrasında, 216 ncı maddesinde yapıldığı gibi bentler
hâlinde sayılmıştır.
Maddede yer verilen “doğrudan zarar” ve “diğer
zararlar” ibarelerine verilecek anlam hakkında, Tasarının 216 ncı maddesinin
gerekçesi göz önünde tutulmalıdır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 229- 818 sayılı Borçlar Kanununun 206
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 229 uncu maddesinde,
birden çok mal satışında, satılanın ayıplı olmasının sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Birden ziyade şeyin satımı hâlinde fesih”
şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Birden çok mal satışında” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Birden ziyade şey veya parça birlikte satılmış
olup da” şeklindeki ibare, Tasarıda “Birden çok mal veya birden çok parçadan
oluşan bir mal” şeklinde ifade edilmiştir. Bu ibareyle, satış sözleşmesinin
konusunu, aynı cinsten, bağımsız ekonomik değeri bulunan birçok taşınır mal
yanında öğretide “eşya topluluğu” (Sachgesamtheit) kavramıyla ifade edilen,
ekonomik bütünlük oluşturan, birlikte satılan birden çok eşya kastedilmektedir.
Aynı fıkrada kullanılan “eklentilerini” şeklindeki ibare, eklenti sayılmamakla
birlikte, öğretideki adlandırmayla “bağlı eşya” sayılanları da kapsamaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin
birinci, ikinci ve son fıkralarında hatalı olarak kullanılan “fesih” ve “fesih
hakkı” şeklindeki ibareler, Tasarıda “dönme” ve “dönme hakkı” şeklinde
düzeltilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin ikinci fıkrası,
Tasarının 229 uncu maddesinin birinci fıkrasına, ikinci cümle olarak alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin son
fıkrasında kullanılan “ferilerine de şâmil olur; amma” şeklindeki ibare,
Tasarıda “eklentilerini de kapsar; fakat” şeklinde değiştirilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 230- 818 sayılı Borçlar Kanununun 207
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 230 uncu maddesinde,
satıcının ayıptan sorumluluğu nedeniyle açılacak davaların tâbi olduğu
zamanaşımının başlangıcı ve süresi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “9. Müruru zaman” şeklindeki ibare, Tasarıda “9.
Zamanaşımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “sakıt olur.” şeklindeki ibare, burada hak
düşürücü sürenin söz konusu olmadığı göz önünde tutularak Tasarıda “zamanaşımına
uğrar.” şekline dönüştürülmüştür. Aynı fıkrada öngörülen bir yıllık zamanaşımı
süresi, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin
dördüncü fıkrasında olduğu gibi, Tasarıda iki yıla çıkarılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin
ikinci fıkrası Tasarının aynı maddesinin birinci fıkrasına alınmış ve “bir sene
geçmeksizin” şeklindeki ibare de, Tasarının birinci fıkrasında yapılan
değişikliğe paralel olarak, “iki yıl içinde” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “Satıcı alıcıyı iğfal etmiş ise” şeklindeki ibare,
Tasarının 230 uncu maddesinin son fıkrasında “satıcı… ayıplı olarak devretmekte
ağır kusurlu ise” şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan “bu bir
senelik müruru zamandan” şeklindeki ibare de, Tasarıda “iki yıllık zamanaşımı
süresinden” şekline dönüştürülmüştür. Ağır kusurun, kastı, dolayısıyla aldatmayı
ve ağır ihmali de içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının 230 uncu
maddesinin ikinci fıkrasında “ağır kusurlu” teriminin kullanılmasıyla
yetinilmiştir.
MADDE 231- 818 sayılı Borçlar Kanununun 208
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 231 inci maddesinde,
satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Alıcının Borçları / 1. Semenin edası ve
satılanın kabzı” şeklindeki ibareler, Tasarıda “C. Alıcının borçları / I. Satış
bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “kabz etmekle mükelleftir.” şeklindeki ibare,
Tasarıda “devralmakla yükümlüdür.” şekline dönüştürülmüştür. Gerçekte, satış
sözleşmesinde satılanın devralınması bakımından alacaklı durumunda olan alıcı,
kural olarak bir hakkın sahibi olması nedeniyle edimi kabule zorlanamaz. Bununla
birlikte, öğretide ve uygulamada da kabul edildiği gibi, alıcının satılanı
devralmaktan kaçınması, çoğu zaman satış bedelini ödememe iradesini de ortaya
koyar. Bu durumda, satıcının, yapacağı seçime göre, alacaklının temerrüdü
yanında, borçlunun temerrüdü hükümlerinden de yararlanması söz konusu
olabileceği için, maddede alıcının satılanı devralmakla yükümlü olduğu
belirtilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “kabzın derhâl vukuu lâzımdır.” şeklindeki ibare,
Tasarıda “satılanın hemen devralınması gereklidir.” şeklinde yazılmıştır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 232- 818 sayılı Borçlar Kanununun 209
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 232 nci maddesinde,
satış bedelinin belirlenmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan ”II. Semenin tayini” şeklindeki ibare, Tasarıda “II.
Satış bedelinin belirlenmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “satım siparişin yapıldığı gün ve mahalde cari
fiyat üzerinden” şeklindeki ibare, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 212 nci
maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, Tasarıda “satış, ifa yeri ve
zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden” şeklinde düzeltilmiştir.
Maddenin ikinci ve son fıkralarında kullanılan
“dara” sözcüğüyle, satılanın ambalajının (yani, içine konulduğu kabın) ağırlığı
kastedilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin
son fıkrasında kullanılan “semenin gayri sâfi vezin üzerinden yahut muayyen bir
miktar” şeklindeki ibare, Tasarıda “daralı ağırlıktan miktar olarak” şeklinde
ifade edilmiştir. Gerçekten, bazı ticarî mallarda, herhangi bir indirim
yapılmaksızın, bedelin satılanın daralı ağırlığı üzerinden ödenmesi şeklinde bir
ticarî teâmülün de bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca, Tasarının 232 nci maddesinin
son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin son fıkrasında
yer verilmeyen bir durum olarak satış bedelinin daralı ağırlık üzerinden
belirlenmesine ilişkin ticarî teamülün de saklı olduğu belirtilmiştir.
MADDE 233- 818 sayılı Borçlar Kanununun 210
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 233 üncü maddesinde,
satış bedelinin muacceliyeti ve faizi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Semene istihkak ve semenin faizi” şeklindeki
ibare, Tasarıda “III. Satış bedelinin muacceliyeti ve faizi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “satılan alıcının zilyetliğine girince satıcı
semene müstahak olur.” şeklindeki ibare, Tasarıda “satılan, alıcının
zilyetliğine girince, satış bedeli muaccel olur.” şeklinde düzeltilmiştir. Aynı
fıkraya göre, aksine sözleşme varsa, bu hüküm uygulanmaz. Gerçekten, veresiye
satışlar, taksitle satışlar ve ön ödemeli satışlar, 210 uncu maddenin birinci
fıkrasının kapsamı dışındadır. Veresiye satışlarda, satılanın alıcıya teslim
edilmesinden sonra, satış bedelinin tamamının, taraflarca belirlenen vadede, bir
defada ödenmesi kararlaştırılmaktadır. Taksitle satışlarda, satış bedelinin,
yine satılanın alıcıya tesliminden sonra, kısım kısım (taksitler hâlinde)
ödenmesinin kararlaştırılması söz konusudur. Ön ödemeli taksitle satışlarda ise,
alıcı satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcı da bedelin ödenmesinden
sonra satılanı teslim etmeyi üstlenmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, ihtara gerek
olmaksızın, satış bedeline faiz istenebileceği üç durum düzenlenmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 234- 818 sayılı Borçlar Kanununun 211
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 234 üncü maddesinde,
alıcının temerrüdü durumunda, satıcının sözleşmeden dönme hakkı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Alıcının temerrüdü / 1. Satıcının fesih hakkı”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “IV. Alıcının temerrüdü / 1. Satıcının
dönme hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “hiçbir merasime muhtaç olmaksızın” şeklindeki
ibare, Tasarıda “herhangi bir işlem gerekmeksizin” şekline dönüştürülmüştür. Bu
ibareyle, fıkrada öngörülen durumlarda, satıcının, temerrüde düşen alıcıya
Tasarının 122 nci maddesinde öngörülen ek süreyi vermek zorunda olmaksızın
sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği kastedilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin
ikinci fıkrasının sonunda kullanılan “mükelleftir.” şeklindeki ibare, bu fıkrada
satıcıya düşen bir yükümlülük değil, bir yük (külfet) söz konusu olduğu için,
Tasarıda “zorundadır.” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “Satılan alıcıya
teslim edilmiş ise” şeklindeki ibare, Tasarıda “Satılanın zilyetliği satış
bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 235- 818 sayılı Borçlar Kanununun 212
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 235 inci maddesinde,
alıcının temerrüdü hâlinde, satıcının uğradığı zararın hesaplanması
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Zarar ve ziyanın nasıl hesap edileceği”
şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Zararın hesaplanması ve giderimi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda bulunmamakla birlikte,
satıcının temerrüdüne ilişkin 188 inci maddenin birinci fıkrası hükmüne paralel
olarak, Tasarının 235 inci maddesinin birinci fıkrasına da, alıcının temerrüdüne
ilişkin olmak üzere, benzer bir hüküm eklenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesinin
birinci fıkrasında, satıcının temerrüdüne ilişkin 188 inci maddesine benzer
şekilde, ticarî satışlarda alıcının temerrüdü hâlinde, satıcının uğradığı
zararın, öğretide somut yöntem olarak adlandırılan hesaplanma tarzı
düzenlenmektedir. Öğretide, fark teorisinin yasal bir örneği olan bu hesaplama
tarzının, âdi satışlarda da uygulanmasının, hakkaniyete daha uygun olacağı ve
zararın hesaplanmasında fark teorisinin mübadele teorisine tercih edilmesi
gerektiği görüşü ileri sürülmektedir. Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar Kanununun
212 nci maddesinin birinci fıkrasının başında kullanılan “Ticarî muamelelerde
satıcı” şeklindeki ibare, Tasarıda “Satıcı satış bedelini ödemede temerrüde
düşmüş olan alıcıdan” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, menfaatler durumunda
farklılık olmadığı gözetilerek, hem âdi satışlarda hem de ticarî satışlarda
alıcının temerrüdü hâlinde, satıcıya, somut yönteme göre hesaplanacak zararını
alıcıdan isteme hakkı tanınmıştır. Bu hükme göre, alıcının temerrüdü hâlinde
satıcı, sözleşme konusu taşınır malı, başka bir alıcıya, dürüstlük kurallarına
uygun olarak, “ikame satımı” yoluyla satmışsa, ilk alıcının ödemeyi üstlendiği
bedele göre, yeni alıcıdan elde ettiği satış bedeli farkından doğan zararının,
alıcı tarafından giderilmesini isteyebilir.
Maddenin son
fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, alıcının temerrüdü hâlinde
satıcının uğradığı zararın, öğretide “soyut yöntem” olarak adlandırılan
hesaplanma tarzı düzenlenmektedir. Buna göre, satılanın borsaya kayıtlı veya
piyasa fiyatı (cari fiyatı) bulunan mallardan olması koşuluyla, ikame satımı
yapmak zorunda olmaksızın, satıcı alıcıdan, satış bedeli ile malın ödeme
günündeki fiyatı arasındaki farktan doğan zararının giderilmesini isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Taşınmaz Satışı ve Satış
İlişkisi Doğuran Haklar
818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesiyle
başlayan “Üçüncü Fasıl / Gayrimenkul satımı” şeklindeki alt başlık, Tasarıda
“Üçüncü Ayırım / Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar” şeklinde
değiştirilmiştir.
MADDE 236- 818 sayılı Borçlar Kanununun 213
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 236 ncı maddesinde,
taşınmaz satış sözleşmesinin ve satış ilişkisi doğuran sözleşmelerin şekli
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Akdin Şekli” ibaresi, Tasarıda “A. Şekil”
ibaresine dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan “bey’i bilvefa” şeklindeki
ibare, Tasarıda “geri alım” şeklinde; yanlış çevrilen “istimlâk mukavelesi”
şeklindeki ibare ise, “alım sözleşmesi” şeklinde düzeltilmiş olup, söz konusu
cümle, Tasarının aynı maddesinin ikinci fıkrası olarak düzenlenmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “…tahrirî şekil kâfidir.” şeklindeki ibare, bu
şeklin geçerlilik şekli olduğunu belirtmek üzere, Tasarının 236 ncı maddesinin
son fıkrasında “…geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.”
şekline dönüştürülmüştür.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 237- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “B. Satış ilişkisi doğuran haklar / I. Süresi ve şerhi” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek
fıkradan oluşan 237 nci maddesinde, sözleşmeden doğan önalım, geri alım ve alım
haklarının geçerli olarak kurulabilecekleri süre ile bu hakların tapu siciline
şerhi düzenlenmektedir.
Maddeye göre, önalım ve geri alım hakları en çok
yirmibeş yıllık, alım hakkı ise en çok on yıllık süre için kararlaştırılabilir
ve kanunlarda belirlenen süre ile tapu siciline şerh edilebilir.
Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216a maddesinde
de aynı düzenlemeye yer verilmekle birlikte bu hakların tapu siciline şerhin
süresi bakımından bir farklılık bulunmaktadır. Gerçekten, kaynak Kanunda söz
konusu hakların tapu siciline şerhi bir süreyle sınırlanmadığı hâlde, Tasarının
237 nci maddesinde, “kanunlarda belirlenen süreyle” tapu siciline şerh
edilebileceği öngörülmüştür.
Böylece, madde, sözleşmeden doğan önalım hakkı ile
alım ve geri alım haklarının şerhinin, her durumda on yıllık süre için etkisini
göstereceğine ilişkin 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 735 inci ve 736 ncı
maddelerinin ikinci fıkralarındaki düzenlemelerle uyumlu olacak biçimde kaleme
alınmıştır.
MADDE 238- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarınıniki fıkradan oluşan 238 inci maddesinde,
sözleşmeden doğan önalım, geri alım ve alım haklarının devredilmesi ve miras
yoluyla geçmesi konuları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci
fıkrasında, aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri
alım haklarının devredilemeyeceği, ancak miras yoluyla geçeceği
belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu hakların
devrine ilişkin sözleşmelerin geçerliliğinin, hakkın kurulması için öngörülen
şekilde yapılmasına bağlı olduğu ifade edilmektedir.
MADDE 239- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Önalım hakkı / 1. İleri sürülmesi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 239 uncu maddesinde,
sözleşmeden doğan önalım hakkının kullanılabileceği ve kullanılamayacağı
durumlar düzenlenmektedir.
Maddenin birinci
fıkrasında kullanılan “taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer
her türlü işlem” şeklindeki ibare, satış ve onunla eşdeğerli bütün hukukî
işlemleri kapsamaktadır. Böylece, önalım hakkı taşınmaz satışında ve ekonomik
bakımdan satışa eşdeğer işlemler yapılması hâlinde kullanılabilecektir. Meselâ,
bir gayrimenkul yatırım ortaklığına ait hisselerin bütünüyle devri hâlinde bu
işlem, fıkra anlamında ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem niteliğinde
sayılabilecektir. Ancak, bir taşınmazın anonim veya limited şirkete aynî sermaye
olarak konulmasında önalım hakkı kullanılamayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise taşınmazın, mirasın
paylaşılması kapsamında mirasçılardan birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla
satışı ve kamusal yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla kazanılması
hâllerinde, önalım hakkının kullanılamayacağı düzenlenmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 216c maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 240- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Koşulları ve hükümleri” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 240 ıncı maddesinde,
sözleşmeden doğan önalım hakkının ileri sürülmesinin koşulları ve hükümleri
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, satıcının veya
alıcının taşınmaz satış sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini, noter
aracılığıyla önalım hakkı sahibine bildirmek zorunda olduğu belirtilmektedir.
Gerçekten, Türk Medenî Kanununun 735 inci maddesinin son fıkrasına göre de,
yasal önalım hakkının kullanılmasına ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım
hakkında da uygulanır. Yine Türk Medenî Kanununun 733 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasına göre, yapılan satış, satıcı veya alıcı tarafından önalım hakkı
sahibine noter aracılığıyla bildirilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan “satış
sözleşmesi … alıcının şahsından kaynaklanan sebeplerle onaylanmazsa” şeklindeki
ibareyle, sınırlı ehliyetsiz olan alıcı tarafından tek başına hareket edilerek
yapılan satış sözleşmesine Türk Medenî Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca, yasal
temsilcisinin rıza göstermemesi yanında, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı olan
alıcı tarafından, tek başına hareket edilerek yapılan taşınmaz satış
sözleşmesine, Türk Medenî Kanununun 462 nci maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca vesayet makamının izin vermemesi de kastedilmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, aksi
kararlaştırılmadıkça önalım hakkı sahibi, taşınmazı satıcının üçüncü kişiyle
yaptığı satışın koşulları çerçevesinde kazanır.
Maddenin son fıkrasında sözü edilen satışa eşdeğer
işlemlerin başlıca örneğini, İsviçre Federal Mahkemesinin bazı kararlarında da
kabul edildiği gibi, taşınmazın tamamı üzerinde üst hakkı kurulması
oluşturmaktadır.
MADDE 241- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “3. Kullanılması ve hükümleri” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek
fıkradan oluşan 241 inci maddesinde, sözleşmeden doğan önalım hakkının
kullanılması ve hükümleri düzenlenmektedir.
Maddeye göre, Türk Medenî Kanununun yasal önalım
hakkının kullanılmasının tâbi olduğu süreyi düzenleyen 733 üncü maddesinin son
fıkrasında olduğu gibi, ancak dava açılarak kullanılabilecektir. Sözleşmeden
doğan önalım hakkını kullanmak isteyen kişi, bu hakkın tapu siciline şerhedilmiş
olup olmadığına ve taşınmazın mülkiyetinin alıcı adına tescil edilip
edilmediğine göre farklı kişilere karşı dava açmak zorunda olacaktır. Söz konusu
hakkın tapu siciline şerh edilmesi ve taşınmazın mülkiyetinin alıcı adına tescil
edilmesi durumunda hak sahibi açacağı davayı alıcıya; aksi takdirde satıcıya
yöneltecektir. Ayrıca, maddede, bu davanın açılması bir süreye bağlanmıştır.
Buna göre davanın, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir
işlemin kendisine bildirildiği tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde satışın
yapılmasından başlayarak iki yıl içinde açılması zorunludur.
MADDE 242- 818 sayılı Borçlar Kanununun 214
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 242 nci maddesinde,
bir taşınmazın koşullu satışı ve mülkiyetin saklı tutulması konuları
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 214 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Şartla Satım ve Mülkiyetin Muhafazası”
şeklindeki ibare, Tasarıda “C. Taşınmaz satışı / I. Koşullu satış ve mülkiyetin
saklı tutulması” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddeye göre, bir taşınmazın koşula bağlı
satışında, koşul gerçekleşmedikçe, mülkiyetin alıcı adına tapu siciline tescil
edilemeyeceği gibi, mülkiyetin satıcıda kalmasına ilişkin koşulun da tapu
siciline tescil edilemeyeceği öngörülmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 243- 818 sayılı Borçlar Kanununun 215
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 243 üncü maddesinde,
taşınmaz satışında, satılanın miktarındaki eksikliğinden satıcının sorumlu olup
olmadığı ve ayıplı bir yapının satışında, satıcıya karşı açılacak davalarda
zamanaşımının başlangıcı ve süresi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Tekeffül” şeklindeki ibare, Tasarıda “II.
Sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “Bir binanın” şeklindeki ibare, Tasarıda “Bir yapının”
şeklinde değiştirilerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir. Aynı fıkrada
kullanılan “sâkıt olur.” şeklindeki ibare, Tasarıda “zamanaşımına uğrar.”
şeklinde düzeltilmiştir.
Maddenin son fıkrasına, Tasarının 230 uncu
maddesinin son fıkrasıyla uyumlu olarak, eklenen yeni bir cümle ile, ağır
kusurlu olan satıcının beş yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı
belirtilmiştir.Ağır kusurun, kastı, dolayısıyla aldatmayı ve ağır ihmali
de içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının 243 üncü maddesinin son fıkrasının
ikinci cümlesinde “ağır kusurlu” teriminin kullanılmasıyla yetinilmiştir.
MADDE 244- 818 sayılı Borçlar Kanununun 216
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 244 üncü maddesinde,
taşınmaz satışında yarar ve hasarın alıcıya hangi anda geçeceği
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 216 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Menfaat ve Muhatara” şeklindeki ibare, Tasarıda
“III. Yarar ve hasar” şeklinde değiştirilmiştir. Tasarının 207 nci maddesinde,
taşınmazlarda yarar ve hasarın, “tescil” anında alıcıya geçmesi öngörüldüğü
için, 244 üncü maddesinin uygulama alanı dardır. Kaldı ki, tapu siciline alıcı
adına yapılacak tescil, taşınırlarda zilyetlik ve mülkiyetin devri sonucunu
doğuran tasarruf işlemi işlevini görmektedir. Maddede, açıklık sağlamak ve
öğretideki tartışmaları ortadan kaldırmak amacıyla, “tescilden sonraki bir
zamanda alıcı tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre
belirlenmişse” şeklinde düzeltilmiştir. Böylece, bu olasılıkta yarar ve hasarın
alıcıya teslimle geçmesi söz konusu olacaktır. Meselâ, bir konut satışında alıcı
adına tescil yapılmış olmakla birlikte, satıcının kendisine yeni bir konut
bulması için teslimin altı ay sonra yapılacağı kararlaştırıldığında, bu süre
içinde satıcının kusuru olmaksızın konut yanarsa, teslim henüz gerçekleşmediği
için hasara satıcı katlanacaktır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi
ile, Tasarının 207 nci maddesinin ikinci fıkrasında taşınır satışlarına benzer
biçimde, alıcı, satılanı teslim almada temerrüde düştüğü takdirde, taşınmazın
yarar ve hasarının, teslim gerçekleşmişçesine alıcıya geçeceği kabul edilmiştir.
Buna benzer bir düzenleme, Alman Medeni Kanununun 446 ncı paragrafında da yer
almaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, uygulama göz önünde
tutularak, teslimin tescil tarihinden sonra gerçekleştirilmesine ilişkin
sözleşmelerin geçerliliği için âdi yazılı şeklin yeterli olduğu kabul
edilmiştir.
MADDE 245- 818 sayılı Borçlar Kanununun 217
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 245 inci maddesinde,
taşınır satışına ilişkin kuralların taşınmaz satışında da uygulanması
düzenlenmektedir.
Maddede, taşınır satışına ilişkin kuralların, kıyas
yoluyla taşınmaz satışında da uygulanacağı kabul edilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 217 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Menkul Satımı Hakkındaki Hükümlere Müracaat”
şeklindeki ibare, Tasarıda “IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların
uygulanması” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
Bazı Satış Türleri
818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesiyle
başlayan “Dördüncü Fasıl / Satımın bazı nevileri” şeklindeki alt başlık,
Tasarıda “Dördüncü Ayırım / Bazı Satış Türleri” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 246- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “A. Örnek üzerine satış / I. Tanımı” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 246 ncı maddesinde,
örnek üzerine satış tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan ibare, “A. Nümune Üzerine Satım” şeklindedir.
Maddeye göre, örnek üzerine satış, tarafların
sözleşmenin konusu olan malın alıcıya veya üçüncü bir kişiye bırakılan bir
örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması üzerinde anlaşmalarıyla
yapılan satıştır.
MADDE 247- 818 sayılı Borçlar Kanununun 218
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 247 nci maddesinde,
örnek üzerine satışta ispat yükü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Nümune Üzerine Satım” şeklindeki ibare,
içeriğiyle uyumlu olmadığı için, Tasarıda “II. İspat yükü” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “...”satılanın nümuneye muvafakatini ispat”
şeklindeki ibare, Tasarıda “satılanın örneğe uygun olmadığını ispat” şeklinde
düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “ispata mecbur olmayıp” şeklindeki ibare, ispatın
bir yükümlülük değil yük niteliğinde olduğu göz ününde tutularak, Tasarının 247
nci maddesinin birinci cümlesinde “ispat yükü altında olmayıp” şeklinde
düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “aksini iddia eden” şeklindeki ibare gereksiz
görülerek, Tasarının 247 nci maddesinin ikinci fıkrasına alınmamıştır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 248- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “B. Beğenme koşuluyla satış / I. Tanımı” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 248 inci maddesinde,
beğenme koşuluyla satış tanımlanmaktadır.
Maddeye göre, beğenme koşuluyla satış, alıcının
satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.
MADDE 249- 818 sayılı Borçlar Kanununun 219
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 249 uncu maddesinde,
beğenme koşuluyla satış sözleşmesinin hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “I. Mahiyeti” şeklindeki ibare, Tasarıda “II.
Hükümleri” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “kabul yahut reddetmekte serbesttir.” şeklindeki
ibare, Tasarıda “kabul etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin geri vermekte
serbesttir.” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin
ikinci cümlesinde kullanılan “yedine geçmiş olsa bile” şeklindeki ibare,
Tasarıda “zilyetliğine geçmiş olsa bile” şekline; “kabul edilinceye kadar
satıcının mülkünde kalır.” şeklindeki ibare ise, “satılanın mülkiyeti, beğenme
koşulunun gerçekleştiği ana kadar satıcıda kalır.” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 250- 818 sayılı Borçlar Kanununun 220
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 250 nci maddesinde,
beğenme koşuluyla satışta, deneme veya gözden geçirme satıcının yanında
yapılmışsa, satıcının sözleşmeyle bağlı olması ile bağlı olmaktan kurtulması
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Satıcının nezdinde muayene” şeklindeki ibare,
Tasarıda “III. Deneme veya gözden geçirme / 1. Satıcının yanında” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “satıcı serbest olur.” ve ikinci fıkrasında
kullanılan “serbest olur.” şeklindeki ibareler, Tasarıda “satıcı, sözleşmeyle
bağlılıktan kurtulur.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 251- 818 sayılı Borçlar Kanununun 221
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 251 inci maddesinde,
beğenme koşuluyla satışta deneme veya gözden geçirmenin alıcının yanında
yapılması durumunda, beğenme koşulunun gerçekleşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Alıcı nezdinde muayene” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Alıcının yanında” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “satım tekemmül etmiş addolunur.” şeklindeki ibare
ile ikinci fıkrasının sonunda kullanılan “satım tamam olmuş olur.” şeklindeki
ibareler, Tasarıda “beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.” şeklinde
değiştirilmiştir. Beğenme koşuluyla satışta, taraflar arasında daha önce kurulan
sözleşmenin, beğenme koşulunun gerçekleştiği anda hükümlerini doğurmaya
başladığı göz önünde tutulursa, Tasarıda böyle bir düzeltmenin yapılması zorunlu
görülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan “gözden
geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla da” şeklindeki ibareyle, alıcının
satılan üzerinde, gözden geçirme için gerekli olanın dışındaki bütün fiilî ve
hukukî tasarrufları kastedilmektedir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 252- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “C. Kısmî ödemeli satışlar / I. Taksitle satış / 1. Tanımı, şekli ve
içeriği” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 252 nci maddesinde,
taksitle satış tanımlanmakta, şekli ve içeriği düzenlenmektedir.
Tasarının “C. Kısmî ödemeli satışlar” hakkındaki
düzenlemesinde, İsviçre Borçlar Kanununun, 23 Mart 2001 tarihli Tüketici
Kredilerine İlişkin Federal Kanundan önceki düzenlemesi ile hukukumuzdaki 4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanundaki düzenleme göz önünde
tutulmuştur.
Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satış
tanımlanmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, satıcının ticarî
faaliyeti kapsamında yapıp yapmamasına bakılmaksızın, bütün taksitle satış
sözleşmelerinin geçerliliği yazılı şekle bağlanmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, satıcının ticarî
faaliyeti kapsamında yaptığı taksitle satış sözleşmelerinde yer verilmesi
zorunlu olan hususlar, onbir bent hâlinde sayılmaktadır.
MADDE 253- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Yasal temsilcinin rızası” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 253 üncü maddesinde,
taksitle satış sözleşmesinde yasal temsilcinin rızası düzenlenmektedir.
Maddede, taksitle satış sözleşmesinin, ayırt etme
gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı tarafından yapılması durumunda, taksitle
satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlanmıştır.
Bu durumda, yasal temsilcinin rızasının en geç sözleşmenin kurulduğu anda vermiş
olması zorunludur. Bu nedenle, ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlının
yasal temsilcisinin, genel hükümlerden farklı olarak, böyle bir taksitle satış
sözleşmesini, sonradan rızasını açıklamak (sözleşmeyi onamak) suretiyle geçerli
hâle getirmesi mümkün değildir.
MADDE 254- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “3. Sözleşmenin yürürlüğe girmesi ve geri alma açıklaması” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 254 üncü maddesinde,
taksitle satış sözleşmesinin yürürlüğe girmesi ve geri alma açıklaması
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satış
sözleşmesinin, satıcı bakımından, sözleşmenin kurulduğu anda hükümlerini
doğurmaya başladığı hâlde alıcı bakımından taraflarca imzalanmış bir nüshasının
eline geçmesinden başlayarak yedi gün sonra yürürlüğe gireceği belirtilmektedir.
Fıkradaki düzenlemeden, Taksitle satış sözleşmesinin satıcı bakımından
sözleşmenin kurulduğu anda hükümlerini doğurmaya başlayacağı anlaşılmalıdır.
Fıkrada öngörülen yedi günlük yasal süre içinde alıcı, bir tazminat yükümlülüğü
söz konusu olmaksızın, dilerse sözleşmenin kurulmasına ilişkin irade
açıklamasını geri alabilecektir. Ancak, alıcı geri alma iradesini satıcıya
yazılı olarak bildirmek zorundadır. Geri alma bildiriminin sürenin son gününde
postaya verilmiş olması, sonuç doğurması için yeterli olacaktır. Alıcının
korunması amacıyla, onun geri alma hakkından önceden feragat edemeyeceği kabul
edilmiştir. Böyle bir feragat, Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrası
uyarınca kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olacaktır. Yine aynı fıkra
uyarınca, Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri aldığını satıcıya yazılı
olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez.
Maddenin ikinci fıkrasında, satıcının malı geri
alma süresi içinde alıcıya devretmiş olması durumunda alıcının, malı ancak
olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde kullanabileceği; aksi takdirde
sözleşmenin yürürlüğe gireceği öngörülmektedir.
Maddenin son fıkrasında, geri alma hakkını kullanan
alıcıdan cayma parası istenemeyeceği belirtilmektedir.
MADDE 255- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “4. Tarafların hak ve borçları / a. Peşinatı ödeme borcu ve
sözleşmenin süresi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 255 inci maddesinde,
taksitle satış sözleşmesinde peşinat ödeme borcu ve sözleşmenin süresi
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta
alıcının peşinat ödeme borcu ve sözleşmenin süresi; ikinci fıkrasında peşinat
miktarı ile yasal ödeme sürelerini belirleme konusunda Bakanlar Kuruluna verilen
yetki; üçüncü fıkrasında peşinatı almaksızın satılanı alıcıya devreden satıcının
hukukî durumu ve son fıkrasında da taraflarca satıcının peşinat almaktan
vazgeçmesi karşılığında, satış bedelinin artırılması konusundaki anlaşmanın
hükümsüzlüğü düzenlenmektedir.
MADDE 256- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. Alıcının def’ileri” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 256 ncı maddesinde,
alıcının def’ileri düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta
alıcının, satıcıya karşı, satış bedeli ödeme borcu ile ondan olan alacağını
takas etme hakkından önceden feragat edemeyeceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, satıcının, satış
bedelinden doğan alacağını devretmesi durumunda, alıcının satış bedeline ilişkin
def’ilerinin sınırlanamayacağı ve ortadan kaldırılamayacağı kabul edilmektedir.
MADDE 257- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “c. Satış bedelinin tamamen ödenmesi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 257 nci maddesinde,
taksitle satışta alıcının, satış bedelini tamamen ödeyerek borcundan kurtulma
olanağı ile alıcının bu imkândan yararlanması durumunda, taksitle ödeme
nedeniyle satış bedeline yapılan ilâve bedelden yapılması gereken en az indirim
tutarı düzenlenmektedir.
MADDE 258- 818 sayılı Borçlar Kanununun 222
nci maddesini kısmen, 224 üncü maddesini ise tamamen karşılayan, fakat büyük
bölümü bakımından yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 258 inci maddesinde,
taksitle satışta alıcının peşinatı ve taksitleri ödemede temerrüde düşmesi
durumunda, satıcının seçimlik hakları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, peşinatı ödemede
temerrüde düşen alıcıya karşı, satıcının sadece peşinatı isteyebileceği veya
sözleşmeden dönebileceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, taksitle satışta
“muacceliyet kaydı”nın geçerlilik koşulları ile alıcının taksit borcunu ödemede
temerrüde düşmesi nedeniyle, satıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasının
koşulları açıklanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 222 nci maddesinde
kullanılan “bu hakkı muhafaza etmiş ise”
şeklindeki ibare, örtülü saklı tutmayı da içerdiği hâlde, Tasarının 258 inci
maddesinin ikinci fıkrasında, hem sözleşmeye muacceliyet kaydının ve hem
de sözleşmeden dönme hakkını kapsamak üzere, “bu hakkı açık biçimde saklı tutmuş
olmasına” şeklinde bir ibare kullanılmış ve örtülü saklı tutma olanağı ortadan
kaldırılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun “III. Muacceliyet
şartları” kenar başlıklı 224 üncü maddesinden farklı olarak, “muacceliyet
kaydı”nın diğer geçerlilik koşulları da gerçekleşmişse, alıcının, satış
bedelinin en az dörtte birini oluşturan bir taksiti veya en son taksiti ödemede
temerrüde düşmesi durumunda da satıcının, ondan geri kalan satış bedelinin
tamamını ödemesini isteyebileceği öngörülmektedir. Ancak, aynı hükmün bir
istisnası olmak üzere, satıcının sözleşmeden dönme dolayısıyla isteyebileceği
miktarın, ödenmiş taksitler tutarına eşit veya daha fazla olması durumunda,
sözleşmeden dönemeyeceği kabul edilmektedir.
Maddenin son fıkrasına göre, satıcı satış
bedelinin geri kalan kısmının tamamen ödenmesini isteme veya sözleşmeden dönme
haklarını kullanmadan önce, alıcıya on beş günlük bir ek ödeme süresi tanımak
zorundadır.
MADDE 259- 818 sayılı Borçlar Kanununun 223
üncü maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 259 uncu maddesinde,
alıcının temerrüdü nedeniyle satıcının sözleşmeden dönmesi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta
satıcının alıcıya devrinden sonra, satıcının alıcının taksitleri ödemede
temerrüde düşmesi nedeniyle sözleşmeden dönmesinin hukukî sonuçları, 818 sayılı
Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle
uyumludur. 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan “münasip bir kira bedeli”
şeklindeki ibare, Tasarıda “hakkaniyete uygun bir kullanım bedeli”; “satılan
bozulmuş ise” şeklindeki ibare de, “satılanın olağandışı kullanılması sebebiyle
değerinin azalması hâlinde” şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan “değer
azalması” ifadesi satılanın eskimesini ve bozulmasını kapsamak üzere bir üst
kavram olarak kullanılmıştır.
Maddenin 818 sayılı Borçlar Kanununda karşılığı
bulunmayan ikinci fıkrasında ise, satıcının, alıcının peşinatı ödemede temerrüde
düşmesi yüzünden, satılanın devrinden önce sözleşmeden dönmesinin hukukî
sonuçları düzenlenmektedir.
MADDE 260- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “c. Hâkimin müdahalesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 260 ıncı maddesinde,
taksitle satışta alıcının temerrüde düşmesi durumunda hâkimin müdahalesi
düzenlenmektedir.
Maddede, belirli koşullar altında, hâkime,
sözleşmeye müdahale ederek, temerrüde düşen alıcıya ödeme kolaylıkları sağlama
ve satıcının satılanı geri almasını yasaklama yetkileri tanınmaktadır.
MADDE 261- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “5. Yetkili mahkeme ve tahkim” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 261 inci maddesinde,
yetkili mahkeme ve tahkim düzenlenmektedir.
Maddede, yerleşim yeri Türkiye’de olan alıcının,
tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda, yerleşim
yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat edemeyeceği gibi, tahkim
sözleşmesi de yapamayacağı öngörülmektedir.
MADDE 262- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “6. Uygulama alanı” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 262 nci maddesinde,
taksitle satışa ilişkin hükümlerin uygulama alanı düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışa
ilişkin hükümlerin, aynı ekonomik amaçla yapılan işlemlere de uygulanacağı
belirtilmektedir. Taksitle satışta alıcıların korunması amacıyla konulmuş olan
hükümlerden kurtulmak (kanuna karşı hile yapmak) amacıyla, uygulamada rastlanan
kira-satış vaadi, kira-alım ve kira-bağışlama şeklinde yapılan birleşik
sözleşmelere de taksitle satış hükümleri uygulanır. Bu sözleşmelerin yapısını
açıklamak amacıyla sadece kira-satış vaadi şeklindeki birleşik sözleşmeden
kısaca söz etmekte yarar vardır. Bu sözleşmede, kiraya veren (gerçekte taksitle
mal satıcısı), satılanı satış bedelinin tamamen ödenmesi gereken tarihe kadar
kiraya vermekte; satış bedeli tamamen ödenince, satılanı ona satmayı vaat
etmekte; fakat bir vadeye ilişkin kira bedeli (gerçekte taksit) ödenmezse, fesih
bildiriminde bulunarak sözleşmeden dönme hakkını da sadece kendisi için saklı
tutmaktadır. Böylece, kiracı (gerçekte taksitle mal alıcısı) bir vadeye ilişkin
borcunu ödemezse, kiraya veren (gerçekte taksitle mal satıcısı), fesih
bildiriminde bulunarak kira sözleşmesini feshetmekte (gerçekte taksitle satış
sözleşmesinden dönmekte) ve o zamana kadar kendisine ödenmiş olan kira
bedellerini (gerçekte taksitleri) alıkoymak istemektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, bir taşınırı edinme
amacıyla yapılan ödünç sözleşmelerinde, satıcının mülkiyeti saklı tutma kaydı
ile birlikte veya bundan bağımsız olarak, taksitle satış sözleşmesinden doğan
satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya satıcı ile ödünç verenin
başka bir şekilde anlaşarak, satış bedelini daha sonra taksitler hâlinde ödemeyi
üstlenen alıcıya satılanın teslimini sağlamaları durumunda, taksitle satışa
ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı öngörülmekte ve böyle bir ödünç
sözleşmesinde yer verilmesi gerekli hususlar düzenlenmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, satış bedeli taksitle
ödünç yoluyla karşılanan peşin mal alımlarına, hangi koşullar altında, taksitle
satışa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmektedir.
Maddenin son fıkrasında ise, taksitle satışa
ilişkin hükümlerden sadece Tasarının 258 inci maddesinin ikinci fıkrası, 259
uncu maddesinin birinci fıkrası ve 260 ıncı maddesi hükümlerinin uygulanacağı
taksitle satışlar belirtilmektedir. Fıkrada yapılan düzenleme ile, tacir
sıfatını taşıyan alıcı bakımından, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanunun uygulanamayacağı göz önünde tutularak, söz konusu alıcılara taksitle
satışa ilişkin belirtilen hükümlerden sınırlı biçimde yararlanma olanağı
tanınmıştır.
MADDE 263- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Ön ödemeli taksitle satış / 1. Tanımı, şekli ve içeriği” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 263 üncü maddesinde,
ön ödemeli taksitle satış tanımlanmakta, şekli ve içeriği düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle
satış tanımlanmaktadır.
İkinci fıkrada, ön ödemeli taksitle satış
sözleşmesinin geçerliliğinin yazılı şekle bağlı olduğu belirtilmekte ve
sözleşmede yer verilmesi zorunlu hususlar, dokuz bent hâlinde sayılmaktadır.
Aynı fıkranın (7) numaralı bendinde kullanılan “sözleşme yapılması konusundaki
irade açıklamasını geri alma hakkı” şeklindeki ibareyle, açıklanan iradenin geri
alınması kastedilmektedir. “Geri alma” teriminin kullanılması, “dönme”, “cayma”
ve “vazgeçme” terimlerinin tartışılmasından sonra daha uygun görülmüştür.
MADDE 264- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Tarafların hak ve borçları / a. Ödemelerin güvenceye bağlanması”
kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 264 üncü maddesinde,
ön ödemeli taksitle satışta, alıcı tarafından yapılan ödemelerin güvenceye
bağlanması düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, ödeme süresi bir
yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinde,
alıcının ödemelerini sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açılacak
gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına yatırmakla yükümlü olduğu
açıklanmaktadır.
İkinci fıkrada, bankanın tarafların çıkarlarını
gözetmek zorunda olduğu ve alıcı hesabına açılmış hesapta birikmiş paralardan
yapılacak herhangi bir ödeme için her iki tarafın rızasının aranacağı, bu konuda
önceden rıza verilemeyeceği öngörülmektedir.
Maddenin son fıkrasında, ödeme süresi bir yıldan
daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinde,
alıcının, satılanın devrine kadar sözleşmeden cayması durumunda, satıcının
hesapta birikmiş paralar üzerindeki bütün haklarını kaybedeceği
belirtilmektedir. Alıcının, sözleşmeden caymasının hukukî sonuçları, Tasarının
268 inci maddesinde düzenlenmiştir.
MADDE 265- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. Alıcının malın teslimini isteme hakkı” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 265 inci maddesinde,
alıcının malın devrini isteme hakkı düzenlenmektedir.
Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, ön ödemeli
taksitle satışta, alıcının istemesi hâlinde, satıcının hangi maddî veya şeklî
koşullar altında, satılanı ona devretmekle yükümlü olduğu belirtilmektedir.
Son fıkrada, ön ödemeli taksitle satış
sözleşmesinde alıcının, hangi durumlarda ve hangi koşulun gerçekleşmesiyle
satılanın kısım kısım devredilmesini isteyebileceği; hangi durumda bu hakka
sahip olmadığı düzenlenmektedir.
MADDE 266- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “c. Satış bedelinin ödenmesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 266 ncı maddesinde,
satış bedelinin ödenmesi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci cümlesinde, ödeme süresi bir
yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde, satış bedelinin satılanın
devri anında tamamen ödenmiş olması gerektiği; ikinci cümlesinde ise, satılanın
devrini isteyen alıcının, banka hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok
üçte birlik kısmını satıcı lehine serbest bırakabileceği; maddenin son
cümlesinde ise, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada böyle bir serbest bırakma
taahhüdünde bulunamayacağı öngörülmektedir.
Maddenin ikinci cümlesinde, satış bedelinin
tamamını ödeyerek, satıcıdan, satılanın kendisine devrini isteyen alıcının,
satılan kendisine devredilmedikçe, hesabındaki taksit ödemelerinin en çok üçte
bir oranındaki kısmını, satıcı yararına serbest bırakılmasına rıza
gösterebileceği öngörülmüş ve böylece alıcı, taksit borçlarını tamamen ödediği
hâlde, henüz devralmadığı satılanın satış bedelinin bu oranı aşan kısmını
kaybetmesi tehlikesine karşı hukukî koruma altına alınmıştır. Maddenin son
cümlesi uyarınca, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada söz konusu hukukî
korumayı ortadan kaldıran veya azaltan bir taahhüt geçersiz sayılmış, böylece
satıcıların bu hükmün etkisinden kurtulmalarının önlenmesi amaçlanmıştır.
MADDE 267- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “d. Satış bedelinin belirlenmesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 267 nci maddesinde,
satış bedelinin belirlenmesi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, ön ödemeli
taksitle satış sözleşmesinin kurulduğu sırada belirlenen toplam satış bedeline
ek bir bedel isteme hakkını saklı tutan bütün kayıtlar geçersizdir.
Maddenin ikinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle
satış sözleşmesinin bir çeşidi olan ve öğretide “tahsis kaydıyla satış” (vente
avec réserve de spécification; Spezifikationskauf) adı verilen sözleşme
düzenlenmektedir. Bu sözleşmenin varlığı, aşağıdaki koşulların birlikte
gerçekleşmesine bağlanmıştır:
1. Ödenecek toplam satış bedeli önceden sözleşmede
belirlenmiş olmakla birlikte, satıcının alıcıya devretmekle yükümlü olduğu eşya
belirlenmemiş olmalıdır.
2. Satıcı, alıcıya zilyetlik ve mülkiyetini
devralacağı eşyayı seçme hakkı tanımış olmalıdır.
Bu fıkra uyarınca, yukarıda belirtilen koşulların
gerçekleşmesi durumunda satıcı, peşin satıştaki olağan bedelleri göz önünde
tutmak suretiyle alıcının yapacağı seçime tam olarak uymakla yükümlü olacaktır.
Bu tür satışlara, alıcının bir mobilya
mağazasından, ileride evlenecek kızına çeyiz olarak satın almak istediği eşyaya
ilişkin yaptığı sözleşme örnek olarak gösterilebilir. Bu durumda alıcı,
kendisine tanınan seçim hakkını kullandığında, satıcı, sözleşmede
kararlaştırılan toplam satış bedeline (meselâ onbin liraya) kadar olmak üzere,
seçtiği çeyizlik eşyayı (oturma veya yatak odası takımı vb.) peşin satıştaki
olağan bedellerle devretmekle yükümlüdür.
Maddenin son
fıkrasında, aynı maddenin ikinci fıkrasına aykırı anlaşmaların, ancak alıcı için
daha elverişli bulunması ölçüsünde geçerli olacağı açıklanmaktadır.
MADDE 268- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “3. Sözleşmenin sona ermesi / a. Cayma hakkı” kenar başlıklı yeni
bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 268 nci maddesinde,
sona erme sebeplerinden biri olarak cayma hakkı düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, ödeme süresi bir
yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinde
alıcının, malın devrine kadar, her zaman sözleşmeden cayabileceği kabul
edilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, cayma hâlinde, alıcı
tarafından ödenmesi öngörülen cayma parasının nasıl belirleneceği ve miktarı ile
yapılmış bulunan ödemelerden, cayma parasını aşan kısmının ne olacağı
açıklanmaktadır.
Maddenin son fıkrasına göre, bu fıkrada yazılı üç
durumdan birinin gerçekleşmesi sebebiyle sözleşmeden cayılmış olursa, alıcıdan
cayma parası istenemeyecektir.
MADDE 269- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. Sözleşmenin süresi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 269 uncu maddesinde,
ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin süresi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle
satış sözleşmesinde, ön ödemeleri ifa borcunun beş yılın geçmesiyle sona ermesi
öngörülmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, ödeme süresi bir
yıldan uzun veya belirsiz olan ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinde, fıkrada
öngörülen koşulların gerçekleşmesi durumunda, satıcının da sözleşmeden cayan
alıcının haklarına sahip olacağı düzenlenmektedir.
MADDE 270- 818
sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “c. Alıcının temerrüdü” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının dört
fıkradan oluşan 270 inci maddesinde, alıcının temerrüdü düzenlenmektedir.
Maddenin birinci
fıkrasında, ön ödemeli taksitle satışta alıcının bir veya birden çok ödemede
temerrüde düşmesi durumunda, satıcının vadesi gelmiş olan ön ödemeleri isteme
hakkı ile fıkrada öngörülen koşullar gerçekleşmişse, sözleşmeden dönme hakkı
düzenleme konusu yapılmıştır.
Maddenin ikinci
fıkrasının ilk cümlesinde, satıcının ödeme süresi bir yıl veya daha kısa olan
sözleşmeden dönmesi durumunda, Tasarının 259 uncu maddesinin ikinci fıkrasının
kıyas yoluyla uygulanacağı kabul edilmektedir. Aynı fıkranın son cümlesi
uyarınca, süresi bir yıldan uzun olan sözleşmelerde satıcı, ancak Tasarının 268
inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını ve ortalama banka
faizlerini aşan zararlarının karşılanmasını isteyebilir.
Maddenin üçüncü
fıkrasında, bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde düşmüş olan
alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcıya, yasal anapara faizi ile
birlikte devir isteminden sonra malın değerinde oluşacak eksilmelerin giderimini
isteme hakkı tanınmakta ve sözleşmede öngörülmesi durumunda ödenecek ceza
koşulunun miktarının, satış bedelinin yüzde onunu geçemeyeceği belirtilmektedir.
Maddenin son
fıkrasında ise, satılanın devrinden sonra, alıcının temerrüde düşmesi sebebiyle
satıcının sözleşmeden dönmesi durumunda, Tasarının 259 uncu maddesinin birinci
fıkrası hükmünün uygulanacağı ifade edilmektedir.
MADDE 271- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “4. Uygulama alanının sınırlanması” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek
fıkradan oluşan 271 inci maddesinde, uygulama alanının sınırlanması
düzenlenmektedir.
Maddeye göre, alıcının tacir sıfatıyla hareket
etmesi veya malın bir ticarî işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla
satın alınması durumunda, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesine ilişkin 263 ilâ
270 inci maddeleri uygulanmaz.
MADDE 272- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Ortak hükümler” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 272 nci maddesinde,
ortak hükümler düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışa
ilişkin hükümlerden yasal temsilcinin rızasına, alıcının sözleşmenin
kurulmasından cayma hakkına ve def’ilerine, satıcının alacağının devrine, hâkim
tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına, yetkili mahkeme ve tahkime ilişkin
olanların, ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerine de uygulanacakları
belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, satılanı devir
süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan taksitle satışta, alıcının
satılanın devrinden önce ödemeleri yapma yükümlülüğü varsa, ön ödemeli taksitle
satışa ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı öngörülmektedir.
MADDE 273- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “D. Açık artırma yoluyla satış / I. Tanımı” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 273 üncü maddesinde,
açık artırma yoluyla satış tanımlanmaktadır.
Maddeye göre, “Açık artırma yoluyla satış; yeri,
zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır olanlar arasından en yüksek
bedeli öneren ile yapılan satıştır”.
MADDE 274- 818 sayılı Borçlar Kanununun 225
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 274 üncü maddesinde,
isteğe bağlı açık artırma ve cebrî artırma yoluyla yapılan satışlarda,
sözleşmenin kurulduğu an belirtilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “I. Satımın inikadı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Kurulması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin
birinci fıkrası, Tasarının 274 üncü maddesinin ikinci fıkrası olarak; 818 sayılı
Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin ikinci fıkrası ise, Tasarıda birinci fıkra
olarak kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 275- 818 sayılı Borçlar Kanununun 227
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 275 inci maddesinde,
artırmaya katılanın bağlandığı an düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 227 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müzayedeye iştirak edenin ne zaman mülzem
olacağı / 1. Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “III. Hükümleri
/ 1. Artırmaya katılanın bağlandığı an / a. Genel olarak” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan
227 nci maddesi, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak,
Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, artırmaya katılan
kişinin, satış için konulmuş olan koşullar çerçevesinde, önerisiyle bağlı olduğu
kabul edilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, artırmaya katılan
kişinin önerisiyle bağlı olmaktan hangi anda kurtulacağı açıklanmaktadır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 276- 818 sayılı Borçlar Kanununun 228
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 276 ncı maddesinde,
taşınmaz artırımında artırmaya katılanın bağlandığı an düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 228 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Gayrimenkul müzayedesi” şeklindeki ibare,
Tasarının 276 ncı maddesinde “b. Taşınmazın açık artırma yoluyla
satışında” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, taşınmazlara ilişkin
açık artırma yoluyla satışlarda, ileri sürülen önerinin kabul edilerek ihalenin
yapılmasının veya reddedilerek, ihalenin yapılmamasının, artırmadan hemen sonra
gerçekleşmesi gerektiği öngörülmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu tür
artırmalarda, öneride bulunanın önerisiyle bağlılığının artırmadan sonra da
devam edeceğini öngören koşulun, kural olarak geçersiz olduğu belirtilmekte;
aynı fıkrada bu kuralın iki istisnasına yer verilmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 277- 818 sayılı Borçlar Kanununun 229
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 277 nci maddesinde,
açık artırma yoluyla satılan bir taşınmazın ihale bedelinin peşin ödenmesi
gereği ve buna uyulmamasının sonucu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 229 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Tediyenin peşin olması lüzumu” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. Ödemenin peşin olması gereği” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan
madde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda
iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 278- 818 sayılı Borçlar Kanununun 231
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 278 inci maddesinde,
açık artırma yoluyla satışlara bağlı olarak, mülkiyetin geçmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 231 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Mülkiyetin intikali” şeklindeki ibare, Tasarıda
“3. Mülkiyetin geçmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 231 inci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarıda dört fıkra olarak düzenlenmiştir. Bu
çerçevede artırma yoluyla satış türü olarak kabul edilen isteğe bağlı özel
artırmalarda mülkiyetin geçmesi konusunun da yeni bir hüküm olarak maddenin son
fıkrasında düzenlenmesi uygun görülmüştür.
MADDE 279- 818 sayılı Borçlar Kanununun 230
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 279 uncu maddesinde,
açık artırma yoluyla satışlarda zapttan ve ayıptan sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 230 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Tekeffül” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Zapttan
ve ayıptan sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 230 uncu maddesinin
birinci fıkrasında, cebrî artırmalarda “tekeffül”e yer olmamasına ilişkin
kuralın iki istisnasına (artırma şartnamesinde aksine açık bir düzenleme olması
ile artırmaya katılanlara karşı hile yapılması) ilişkin sorunlara, ancak icra
hukuku kurumları çerçevesinde (şikâyet, ihalenin feshi gibi) çözüm
bulunabileceği göz önünde tutularak, Tasarı metnine alınmamış; bu tür
artırmalarda ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı
kabul edilmiştir.
MADDE 280- 818 sayılı Borçlar Kanununun 226
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 280 inci maddesinde,
artırmanın iptali düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 226 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Müzayedenin butlanı” şeklindeki ibare,
Tasarının 280 inci maddesinde, “IV. Artırmanın iptali” şeklinde
değiştirilmiştir. Gerçekten, söz konusu maddede ihalenin iptaline karar
verilmesi istemiyle, ilgililerin dava açabilecekleri düzenlendiğine göre, 818
sayılı Borçlar Kanununun 226 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan ibare
hatalıdır. Çünkü, ihalenin iptali hâlinde fesihten söz edilemeyeceği için iptal,
sonuçlarını geriye etkili olmak üzere doğurur.
818 sayılı
Borçlar Kanununda, tek fıkradan oluşan maddeye, Tasarıda yeni bir hüküm
eklenerek madde, iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 226 ncı maddesinin birinci cümlesinde kullanılan “her alâkadar
tarafından on gün içinde itiraz edilebilir.” şeklindeki ibare, Tasarıda “her
ilgili, iptal sebebini öğrendiği günden başlayarak on gün ve her hâlde ihale
tarihini izleyen bir yıl içinde” şeklinde değiştirilmiş; böylece İcra ve İflâs
Kanununun 134 üncü maddesinin altıncı fıkrasında öngörülen bir yıllık süreyle
paralellik sağlanmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 226 ncı maddesinin
ikinci cümlesinde kullanılan “bu itiraz cebrî müzayedelerde icra ve iflâs
muamelelerine nezaret eden makamlara arz olunur.” şeklindeki ibare, Tasarının
280 inci maddesinin ikinci fıkrasında “Cebrî artırmalar hakkında özel hükümler
saklıdır.” şeklinde değiştirilmiştir.
İKİNCİ BÖLÜM
Mal Değişim Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununda, 232 nci
maddeyle başlayan “Beşinci Fasıl / Trampa” şeklindeki üst başlık, Tasarıda
“İkinci Bölüm / Mal Değişim Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 281- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “A. Tanımı” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 281 inci maddesinde,
mal değişim sözleşmesi tanımlanmaktadır.
Maddeye göre, “Mal değişim sözleşmesi, taraflardan
birinin diğer tarafa bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini, diğer
tarafın da karşı edim olarak başka bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve
mülkiyetini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir”.
MADDE 282- 818 sayılı Borçlar Kanununun 232
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 282 nci maddesinde,
mal değişim sözleşmesinin tâbi olduğu hükümler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 232 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Trampa Satım Hükümlerine Tâbidir:” şeklindeki
ibare, Tasarının 282 nci maddesinde “B. Tâbi olduğu hükümler” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 283- 818 sayılı Borçlar Kanununun 233
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 283 üncü maddesinde,
mal değişim sözleşmesinde ayıptan ve zapttan sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 233 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Tekeffül” şeklindeki ibare, Tasarıda “C. Zapttan
ve ayıptan sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, mal
değişim sözleşmesinin konusu olan şeylerin üçüncü kişilerce zapt edilmesi
durumunda o şeyleri değişim yoluyla devralanlara ve ayıplı olması sebebiyle geri
verenlere tanınan tazminat isteme veya verdiklerini geri alma şeklindeki
seçimlik haklar, Tasarıda sayılmamış, bunun yerine, satış sözleşmesinin ayıptan
ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümlerinin uygun düştüğü ölçüde, mal değişim
sözleşmelerine de uygulanacağı belirtilmiştir. Böylece, taraflara 818 sayılı
Borçlar Kanununun 233 üncü maddesinde öngörülen seçimlik hakların dışında yeni
haklar da tanınmıştır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Bağışlama Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununda “Yedinci Bap /
Bağışlama” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Üçüncü Bölüm / Bağışlama Sözleşmesi”
şeklinde ifade edilmiştir.
MADDE 284- 818 sayılı Borçlar Kanununun 234
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 284 üncü maddesinde,
bağışlama sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 234 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Mevzuu” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Tanımı”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 234 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “malının tamamını veya bir kısmını diğer bir
kimseye temlik eder.” şeklindeki ibare, Tasarıda “malvarlığından … bir
kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda iki fıkradan oluşan
madde, bu maddenin ikinci fıkrasında iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde
tutularak, bu fıkra Tasarıda iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 285- 818 sayılı Borçlar Kanununun 235
inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 285 inci maddesinde,
bağışlayanın bağışlama ehliyeti düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 235 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Bağışlamaya Ehliyet / I. Bağışlayan hakkında”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. Bağışlama ehliyeti / I. Bağışlayan
için” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 235 inci maddesinin
ikinci fıkrasının, fiil ehliyetinden yoksun kişilerin kendilerinin ve onların
adına yasal temsilcilerinin bağışlama sözleşmesinin bağışlayan tarafını
oluşturmaları konusundaki düzenlemesi Tasarıya alınmamıştır. 4721 sayılı Türk
Medenî Kanununun vesayet altındaki kişi adına önemli olmayan bağışların
yapılabileceğine ilişkin 449 uncu maddesi saklı kalmak kaydıyla, bağışlama
sözleşmesinin bağışlayan tarafının tam ehliyetli olması zorunlu görülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 235 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “sulh mahkemesince” şeklindeki ibare, “mahkemece”
şeklinde değiştirilmiştir. Burada, “mahkeme” sözcüğünden anlaşılması gereken
vesayet makamıdır.
MADDE 286- 818 sayılı Borçlar Kanununun 236
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 286 ncı maddesinde,
bağışlananın bağışlamayı kabul ehliyeti düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 236 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Bağışlamayı kabul eden hakkında” şeklindeki
ibare, Tasarıda “II. Bağışlanan için” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 287- 818 sayılı Borçlar Kanununun 238
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 287 nci maddesinde,
bağışlama sözü verme düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 238 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Bağışlama vaadi” şeklindeki ibare, Tasarının
287 nci maddesinde, “C. Kurulması / I. Bağışlama sözü verme” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 238 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “Bağışlama taahhüdü tenfiz edilince” şeklindeki ibare,
Tasarıda “Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme,
bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde” şeklinde; “elden yapılmış bağışlama
gibi olur.” şeklindeki ibare de “elden bağışlama hükmündedir.” şeklinde
değiştirilmiştir. Aynı fıkranın son cümlesi olarak, Tasarı metnine eklenen hüküm
şöyledir: “Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu hüküm
uygulanmaz.”
MADDE 288- 818 sayılı Borçlar Kanununun 237
nci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 288 inci maddesinde,
elden bağışlamanın kurulması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 237 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Şekli / I. Elden bağışlama” şeklindeki
ibareler yerine, bağışlama sözü verme şeklinin, Tasarının 287 nci maddesinde
düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 288 inci maddesinde “II. Elden
bağışlama” ibaresi kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 237 nci maddesinin
ikinci ve son fıkraları, tanımda taşınır sözcüğüne yer verildiği ve taşınmazlar
tanım dışı bırakıldığı için, Tasarının 288 inci maddesine alınmamıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 289- 818 sayılı Borçlar Kanununun 240
ıncı maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 289 uncu maddesinde,
koşullu bağışlama düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 240 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Şartları ve Mükellefiyetleri / I. Umumiyet
itibariyle” şeklindeki ibareler, yüklemeli bağışlamanın, Tasarının 290 ıncı
maddesinde ayrıca düzenlendiği göz önünde tutularak, “III. Koşullu bağışlama”
şeklinde değiştirilmiş ve kısaltılmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 290- 818 sayılı Borçlar Kanununun 240
ıncı maddesinin birinci fıkrasını kısmen ve 241 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 290 ıncı maddesinde,
yüklemeli bağışlama düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 241 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Şartın icrası” şeklindeki ibare, Tasarının 290
ıncı maddesinde, “IV. Yüklemeli bağışlama” şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten,
818 sayılı Borçlar Kanununun 241 inci maddesinin kenar başlığında “şart”
teriminin kullanılmasına karşın, madde metninde “mükellefiyet” teriminin
kullanılması yanlış olduğu gibi, “yükleme” denilmesi gerekirken yükümlülük
(mükellefiyet) denilmesi de hatalı olmuştur. Öte yandan, Türk Medenî Kanununun
515 inci maddesinde “mükellefiyet” yerine “yükleme” teriminin kullanıldığı göz
önünde tutularak, Türk Medenî Kanunu ile Tasarı arasında terim birliği de
sağlanmıştır.
Bağışlayan, sözleşmeye koyduğu yüklemelerle,
belirli bir amaca ulaşmak için, bağışlanana verme borcunu da kapsayacak şekilde,
geniş anlamda yapma veya yapmama borcu yükler. Yüklemeden yararlanacak olanlar,
sadece bağışlanandan yüklemeye uygun davranmasını isteyebilirler.
Yüklemeli bağışlama, yüklemeden yararlanacak
olanlar lehinde bir alacak hakkı doğurmaz; bu sebeple, yüklemeye aykırı davranan
bağışlanan, yüklemeden yararlanacak olanlara tazminat ödemekle yükümlü
tutulamaz. Fakat bağışlayan, Tasarının 294 üncü maddesinin (3) numaralı bendine
dayanarak, yüklemenin, haklı bir sebep olmaksızın, bağışlananca yerine
getirilmemesi sebebiyle, yerine getirdiği bağışlama konusunu geri alabilir.
Üç fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanununun 241
inci maddesi, aynı Kanunun 240 ıncı maddesinin birinci cümlesi, Tasarının 289
uncu maddesinin birinci fıkrasına kısmen alınarak, Tasarıda dört fıkra hâlinde
düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre: “Bağışlayan,
bağışlamasına yüklemeler koyabilir.”
818 sayılı Borçlar Kanununun 241 inci maddesinin
ikinci fıkrasının sonunda kullanılan “ait olduğu mercie intikal eder.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “ilgili kamu kurumuna geçer.” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 241 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “Bağışlanılan şeyin kıymeti masrafını korumaz ve
masraf fazlası kendisine tesviye edilmezse” şeklindeki ibare, Tasarıda
“Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin yerine getirilmesi masraflarını
karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse” şekline dönüştürülmüştür.
MADDE 291- 818 sayılı Borçlar Kanununun 242
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 291 inci maddesinde,
bağışlayana dönme koşullu bağışlama düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 242 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Rücu şartları” şeklindeki ibare, Tasarının
291 nci maddesinde, “V. Bağışlayana dönme koşullu bağışlama” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 292- 818 sayılı Borçlar Kanununun 239
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 292 nci maddesinde,
bağışlama önerisinin geri alınması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 239 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Kabulün neticeleri” şeklindeki ibare,
Tasarının 292 nci maddesinde “VI. Bağışlama önerisinin geri alınması” şeklinde
düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 239 uncu maddesinde
kullanılan “bağışlamasından rücu edebilir.” şeklindeki ibare, Tasarıda
“bağışlama önerisini geri alabilir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 293- 818 sayılı Borçlar Kanununun 243
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 293 üncü maddesinde,
bağışlayanın sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 243 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Bağışlayanın mesuliyeti” şeklindeki ibare,
Tasarıda “D. Bağışlayanın sorumluluğu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan
madde, bu maddede iki ayrı konunun düzenlendiği göz önünde tutularak Tasarıda
iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan “hileden
veya ağır dikkatsizlikten maada hâllerde” şeklindeki ibare, Tasarıda “ağır
kusuruyla sebep olmadıkça”; “tekeffülünü vaadetmiş ise” şeklindeki ibare de
“garanti sözü vermişse” şeklinde değiştirilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 294- 818 sayılı Borçlar Kanununun 244
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 294
üncü maddesinde, bağışlamanın ortadan kalkması yollarından biri olarak
bağışlamanın geri alınması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 244 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “F. İptal / I.
Bağışlanılan malların istirdadı” şeklindeki ibareler, Tasarıda
“E. Bağışlamanın ortadan kalkması / I. Bağışlamanın geri alınması” şeklinde
değiştirilmiştir.
Maddenin kenar başlığında kullanılan “E.
Bağışlamanın ortadan kalkması” şeklindeki ibare, hem bu maddede düzenlenen elden
bağışlama ile yerine getirilmiş bağışlama sözü vermenin geri alınmasını hem de
bir sonraki maddede düzenlenen henüz yerine getirilmemiş olan bağışlama sözü
vermenin geri alınmasını ifade etmek üzere kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 244 üncü maddesinde
kullanılan “bağışlananın elinde hâlen ne kalmış ise” şeklindeki ibare, Tasarıda
“bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 244 üncü maddesinin
ilk cümlesinin sonunda “dava edebilir” şeklinde bir ibarenin kullanılması
hatalıdır. Çünkü, bağışlamanın geri alınması için dava açılması zorunlu
değildir. Bağışlayanın, geri alma konusunda, bağışlanana varması gerekli tek
taraflı bozucu yenilik doğurucu irade açıklaması yeterlidir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 295- 818 sayılı Borçlar Kanununun 245
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 295 inci maddesinde,
bağışlama sözü vermenin geri alınması ve bağışlayanın ifadan kaçınması
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 245 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Bağışlama taahhüdünden rücu ve iptal”
şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması ve ifadan
kaçınma” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 245 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “iptal olunur”
şeklindeki ibare, bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü belirlenir
veya iflâsına karar verilirse, bağışlama sözü verme, bağışlayanın bağışlamayı
geri almasına veya iptal davası açmasına gerek olmaksızın, kendiliğinden
hükümsüz kalacağı göz önünde tutularak, “ortadan kalkar.” şeklinde; “iflâsı ilân
olunur ise” şeklindeki ibare de “iflâsına karar verilirse” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 296- 818 sayılı Borçlar Kanununun 246
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 296 ncı maddesinde,
geri alma hakkının süresi ve mirasçılara geçmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 246 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müruru zaman ve dâva hakkının mirasçılara
intikali” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Geri alma hakkının süresi ve
mirasçılara geçmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 246 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “rücu sebebine vâkıf olduğu günden itibaren”
şeklindeki ibare, Tasarıda “geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak”
şeklinde ve “bağışlamadan rücu etmeğe hakkı vardır.” şeklindeki ibare de,
“bağışlamayı geri alabilir.” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 246 ncı maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “senenin hitamına kadar” şeklindeki ibare, Tasarıda
“bu sürenin bitimine kadar” şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununun son
fıkrasında kullanılan “feshini dâva edebilirler.” şeklindeki ibare de “ortadan
kaldırılmasını isteyebilirler.” şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, bu durumda
bağışlayanın mirasçılarının, tıpkı Tasarının 293 üncü maddesinin birinci
fıkrasında olduğu gibi, bağışlamanın geri alınması için dava açmaları zorunlu
değildir. Bağışlayanın mirasçılarının, geri alma konusunda, bağışlanana varması
gerekli tek taraflı bozucu yenilik doğurucu irade açıklamasında bulunmaları
yeterlidir.
Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri
alma hakkı mirasçılara geçer ve mirasçılar bu sürenin bitimine kadar bu hakkı
kullanabilirler.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, bağışlayanın, geri
alma sebebini öğrenmekle birlikte, bir yıllık yasal sürenin sona ermesinden önce
ölmesi durumunda, mirasçıları, geri kalan süre içinde, bağışlamayı geri
alabilirler.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 246 ncı maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hüküm
uyarınca, bağışlayanın, sağlığında bağışlamayı geri alma sebebini de
öğrenememesi durumunda, mirasçılarına, bağışlayanın ölümünden başlayarak bir yıl
içinde bağışlamayı geri alma hakkı tanınmıştır.
Maddenin son fıkrasına göre, bağışlanan,
bağışlayanı hukuka aykırı olarak ve kasten öldürürse ya da onun geri alma
hakkını kullanmasını engellerse, bağışlayanın mirasçıları, birinci fıkrada
öngörülen bir yıllık süreyle bağlı olmaksızın, bağışlamayı geri alabilirler. Bu
sonuç, Türk Medenî Kanununun 578 inci maddesinin (1) ve (3) numaralı bentlerinde
düzenlenen mirasçılıktan yoksunluk yaptırımıyla da uyumludur.
MADDE 297- 818 sayılı Borçlar Kanununun 247
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 297 nci maddesinde,
bağışlayanın ölümünün, bağışlama sözleşmesi üzerindeki etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 247 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Bağışlayanın vefatı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“IV. Bağışlayanın ölümü” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça,
bağışlanana dönemsel edimlerde bulunulmasını gerektiren bağışlamanın,
bağışlayanın ölümüyle sona ereceği belirtilmektedir. Dönemsel edimlere örnek
olarak, bağışlayanın, bağışlanana her ay belirli miktarda öğrenim bursu vermesi
veya gıda yardımında bulunması gösterilebilir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kira Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununda “Sekizinci Bâb / Kira”
şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Dördüncü Bölüm / Kira Sözleşmesi” şekline
dönüştürülmüştür.
Tasarının 298 ilâ 377 nci maddelerini kapsayan
Dördüncü Bölümünde “Kira Sözleşmesi” üç ayırıma bölünerek düzenlenmiştir.
Birinci Ayırımda “Genel Hükümler”e, İkinci Ayırımda “Konut ve Çatılı İşyeri
Kiraları”na ve Üçüncü Ayırımda ise, “Ürün Kirası”na yer verilmiştir.
Esas itibarıyla, 818 sayılı Borçlar Kanununun kira
sözleşmesine ilişkin hükümleri göz önünde tutulmakla birlikte, ülkemizde son
derece yaygın bir uygulama alanı olan 18/5/1955 tarihli ve 6570 sayılı
Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri de, Tasarı metnine alınmıştır.
Çünkü, Tasarının yasalaşması durumunda, hem 818 sayılı Borçlar Kanununun hem de
6570 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Ancak, 6570 sayılı
Kanun kapsamına giren uyuşmazlıklara ilişkin olarak, Türk hukuk uygulamasının
çözümleri de göz önünde tutulmuştur. 6570 sayılı Kanunda olduğu gibi, Tasarıda
da, kiracıların korunması esası gözetilerek düzenleme yapılması benimsenmiştir.
Nitekim, çağdaş hukuk sistemlerinde, meselâ, Fransa, Almanya ve İsviçre’de yasal
değişiklikler yapılarak, kiracının korunmasına özel önem verildiği
görülmektedir. Tasarının kira sözleşmesine ilişkin hükümleri hazırlanırken,
İsviçre Borçlar Kanununun 15 Aralık 1998 tarihinde kabul edilip, l Haziran 1999
tarihinde yürürlüğe giren Federal Kanun hükümleriyle değiştirilen yeni
düzenlemesinden de yararlanılmıştır. Ayrıca, belirtilen ülkelerde belli bir
kategoriye giren kira sözleşmeleri için özel bir kanuna rastlanmadığı, bütün
kira sözleşmelerini kapsayan hükümlere, Medenî Kanun içinde, yani temel
kanunlarda yer verildiği göz önünde tutularak, Ülkemizde de, Borçlar Kanunu
Tasarısı hazırlanırken, aynı yöntemin izlenmesinin uygun olacağı kabul
edilmiştir.
Kiracı lehine koruma, bir yandan, kira
sözleşmesinin sona erdirilmesi imkânlarının sınırlı olması, diğer yandan,
yenilenen veya süresi uzatılan kira sözleşmelerinde, kira bedellerinin,
uyuşmazlık hâlinde belirli ölçütlerden yararlanılarak belirlenmesi biçiminde
ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte, Tasarıda, kiraya verenin özellikle çeşitli
menfaatleri de gözetilmiştir. Meselâ, kira bedelinin ifa zamanına (m.313), yan
giderlere (m.314), kiraya verence, konut ve çatılı işyeri kiralarında,
sözleşmenin, bir yıldan daha kısa süreli olması durumunda bile iki haklı ihtara
dayanılarak (m.351) veya gereksinim ileri sürülerek, dava yoluyla (m.349) ya da
onbeş yıllık uzatma döneminin bitiminden sonra, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin,
bildirim yoluyla, tek yanlı olarak sona erdirilmesine (m.346) ve dava
açılacağının, en geç dava açma süresi içinde kiracıya yazılı olarak bildirilmesi
koşuluyla, bu hakkın bir kira yılı uzamasına (m.352) ilişkin hükümlere,
Tasarıda, kiraya verenin haklı menfaatlerinin de korunması gereğinden hareketle
yer verilmiştir.
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
818 sayılı Borçlar Kanununun 248 inci maddesiyle
başlayan “Birinci Fasıl / Âdi Kira” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “Birinci
Ayırım / Genel Hükümler” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun Sekizinci Bâbının üst
başlığında kullanılan “Kira” şeklindeki ibare, Tasarının Dördüncü Bölümünde
“Kira Sözleşmesi” şekline; 818 sayılı Borçlar Kanununun Sekizinci Bâbının
Birinci Faslının üst başlığında kullanılan “Âdi Kira” şeklindeki ibare ise,
Tasarının Dördüncü Bölümünün Birinci Ayırımında “Genel Hükümler” şekline
dönüştürülmüştür.
Tasarının 298 ilâ 337 nci maddeleri arasında, kira
sözleşmesine ilişkin genel hükümler, 338 ila 355 inci maddeleri arasında da,
konut ve çatılı işyeri kiraları düzenlenmiş bulunmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun kira sözleşmesine
ilişkin hükümlerinde kullanılan ve sözleşmenin kiracı tarafıyla karışıklığa yol
açabilen “kiralayan” yerine, “kiraya veren” teriminin kullanılması tercih
edilmiştir.
MADDE 298- 818 sayılı Borçlar Kanununun 248
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 298 inci maddesinde,
kira sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 248 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare ise, Tasarının 298
inci maddesinde, “A. Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede, kira sözleşmesi, bütün kira türlerini
kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. 818 sayılı Borçlar Kanununun 248 inci
maddesine göre: “Âdi kira, bir akittir ki kiralayan onunla, kiracıya ücret
mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terk etmeği iltizam eder.” Tasarıda verilen
tanıma göre ise: “Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya
kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da
buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.”
Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun 248 inci maddesindeki tanımdan farklı
olarak, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasıyla birlikte, ondan
yararlanılmasını da kiracıya bırakmayı üstlenebileceği belirtilmiştir. Buna
bağlı olarak, kullandırmayla birlikte yararlandırmanın da kiraya verenin
borçlarından birini oluşturabileceği açıkça kabul edilmiştir.
Ayrıca maddede, kiracının aslî edimini ifade etmek
üzere, hizmet sözleşmelerinde kullanılması doğru olan “ücret” yerine, "kira
bedeli" teriminin kullanılması tercih edilmiştir.
MADDE 299- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “B. Kira süresi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 299 uncu maddesinde,
kira süresi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, kira sözleşmesinin bir
unsurunu oluşturmamakla birlikte, kira sözleşmesinin sona ermesi bakımından
önemli olan kira süresinin düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. Böylece, türü ne
olursa olsun, tüm kira sözleşmelerinin, belirli veya belirli olmayan bir süre
için yapılabileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre: “Kararlaştırılan
sürenin geçmesiyle her hangi bir bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi
belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için
yapılmış sayılır”.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 255 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 300- 818 sayılı Borçlar Kanununun 249
uncu maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 300 üncü maddesinde,
kiraya verenin kiralananı teslim borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 249 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Kiralayanın
vazifeleri / I. Kiralananın teslimi/ 1. Kullanılmağa salih bir halde”
şeklindeki ibare, Tasarıda “C. Kiraya verenin borçları / I. Teslim borcu”
şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede, kiraya verenin kiralananı teslim borcunu,
“sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda” olmak üzere,
kararlaştırılan tarihte ifa etmekle ve kiralananı sözleşme süresince de bu
durumda bulundurmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 249 uncu maddesinin
ikinci fıkrası, Tasarının 303 üncü maddesiyle başlayan “V. Kiraya verenin
kiralananın ayıplarından sorumluluğu” başlığı altında özel olarak düzenlendiği
için, Tasarının 300 üncü maddesine alınmamıştır.
Maddeye göre, konut ve çatılı işyeri kiralarında,
kiraya verenin teslim borcuna ilişkin hükümlerinde, hiçbir durumda, diğer kira
sözleşmelerinde ise genel işlem koşulları yoluyla kiracı aleyhine düzenleme
yapılamayacaktır.
Maddede, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 256 ncı
maddesinden yararlanılmıştır.
MADDE 301- 818 sayılı Borçlar Kanununun 258
inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 301 inci maddesinde,
kiraya verenin vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 258 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Mükellefiyet ve vergileri ve tamiri tahammül”
şeklindeki ibare, Tasarının 301 inci maddesinde “II. Vergi ve benzeri
yükümlülüklere katlanma borcu” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar
Kanununun 258 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “tamiri tahammül”
şeklindeki ibareye, bu konunun Tasarının 302 nci maddesinde özel olarak
düzenlenmesi sebebiyle, Tasarının 301 inci maddesinin kenar başlığında yer
verilmemiştir.
Kaynak İsviçre Borçlar Kanunundaki düzenlemeden
farklı olarak, Tasarının 301 inci maddesine “aksi kararlaştırılmamış veya
kanunda öngörülmemiş ise” şeklindeki ibare eklenmiştir. Böylece, hükmün emredici
nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Nitekim, İsviçre’de de, kaynak hükmün
emredici nitelikte olmadığı kabul edilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 256b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 302- 818 sayılı Borçlar Kanununun 258
inci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 302 nci maddesinde,
kiraya verenin yan giderlere katlanma borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 258 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Mükellefiyet ve vergileri ve tamiri tahammül”
şeklindeki ibare, Tasarının 302 nci maddesinde “III. Yan giderlere katlanma
borcu” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 258 inci
maddesinin kenar başlığında sözü edilen “Mükellefiyet ve vergileri ” konusu,
Tasarının 301 inci maddesinde özel olarak düzenlendiği için, 302 nci maddenin
kenar başlığına alınmamıştır.
Madde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun kiracının
borçlarını düzenleyen hükümlerinden biri olan 257a maddesinden alındığı hâlde,
Tasarıda, yan giderlere katlanma, kiraya verene ait bir borç olarak
düzenlenmiştir. Gerçekten, maddeye göre, kiraya veren, sözleşmede aksi
öngörülmemişse, kiralananın kullanımıyla ilgili olmak üzere kendisi veya üçüncü
kişi tarafından yapılan yan giderlere katlanmakla yükümlüdür. Böylece, kiraya
veren veya üçüncü kişi tarafından yapılan yan giderler nedeniyle kiracıya
başvurulamayacağı öngörülmüştür. Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 257a
maddesinde yan giderlere katlanma, kiracının borçlarından biri olarak
düzenlenmişse de, bu borcun, gerçekte kiraya verene ait olduğu anlaşılmaktadır.
Çünkü, kaynak İsviçre Borçlar Kanununa göre de, yan giderlere katlanma borcunun
kiracıya ait olması için, sözleşmede özel bir hükmün bulunması aranmıştır.
Yan giderlere katlanma borcu, Tasarının 340 ıncı
maddesinde de, konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından, "kullanma giderleri"
başlığı altında, kiracının borcu olarak ayrıca düzenlenmiştir.
MADDE 303- 818 sayılı Borçlar Kanununun 249
uncu maddesinin ikinci ve son fıkrası ile 250 ve 251 inci maddelerini kısmen
karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 303 üncü maddesinde,
kiraya verenin, kiralananın teslim anındaki ayıplarından sorumluluğu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 249 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “1. Kullanılmağa salih bir halde”, 250 nci
maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Bilâhare akde muhalif hal
hudusu” ve 251 inci maddesinin kenar başlığından kullanılan “3. Ayıp hâlinde
muamele” şeklindeki ibareler kısmen kullanılarak, Tasarının 303 üncü maddesinin
kenar başlığında “IV. Kiraya verenin kiralananın ayıplarından sorumluluğu / 1.
Kiralananın teslim anındaki ayıplarından sorumluluk” şeklinde ifade edilmiştir.
Maddede, kiralananın teslimi sırasında taşıdığı
ayıplar bakımından önemli ayıp - önemli olmayan ayıp ayırımı yapılmış; önemli
ayıplardan, kiracının, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümler çerçevesinde de
kiraya vereni sorumlu tutabileceği kabul edilmiştir. Gerçekten, kira sözleşmesi
sürekli borç ilişkisi doğurduğu için, kiraya verenin kiralananın sözleşmenin
kurulmasından sonra ortaya çıkan ayıplarından da sorumluluğu söz konusu
olabilir. Bu durumda, kiraya veren kiralananı teslim borcunu ifada temerrüde
düşebilir. Çünkü, kiraya verenin kiralananı teslim borcu bir defalık (ani) edim
niteliğinde değildir. Bu sebeple, maddenin birinci fıkrasında, kiracının duruma
göre, Tasarının 303 ve devamı maddelerinde düzenlenen ayıptan sorumluluğa veya
Tasarının 122 ilâ 125 inci maddelerinde düzenlenen temerrüde ilişkin hükümlerden
yararlanabileceği kabul edilmiştir.
Her iki durumda da, kiracı sözleşme ilişkisini
ortadan kaldırma hakkına sahiptir. Ancak, kiracı bu hakkını kiraya verenin
ayıptan sorumluluğuna dayanarak kullanırsa, sözleşmenin feshi; borçlunun
temerrüdüne ilişkin hükümlere dayanarak kullandığı takdirde, sözleşmeden dönme
söz konusu olacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 258 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 304- 818 sayılı Borçlar Kanununun 249
uncu maddesinin ikinci ve son fıkrası ile 250 nci maddesini kısmen
karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 304 üncü maddesinde,
kiraya verenin, kiralananın sonradan ayıplı hâle gelmesinden sorumluluğunun
genel olarak kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 249 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “1. Kullanılmağa salih bir halde” ve 250 nci
maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Bilâhare akde muhalif hâl hudusu”
ibareleri, Tasarının 304 üncü maddesinde “2. Kiralananın sonradan
ayıplı hâle gelmesinden sorumluluk / a. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, kiralananın sonradan,
yani kiracının egemenlik alanında bulunduğu sırada, kendisine yüklenemeyen bir
sebeple ayıplı hâle gelmesi durumunda, kiracıya ayıpların giderilmesini
(bunların ortadan kaldırılması amacıyla onarım) veya kira bedelinden indirim
yapılmasını ya da zararın giderilmesini isteme biçiminde üç seçimlik hak
tanınmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, ayıbın önemli
olması durumunda, maddenin birinci fıkrasında sayılan seçimlik haklara ek
olarak, dördüncü bir seçimlik hak niteliğinde olmak üzere, kiracının sözleşmeyi
fesih hakkının saklı olduğu belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 259a maddesi göz önünde tutulmuştur. Ancak, kaynak Kanunun 259a
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, Tasarının “kiraya verenin üçüncü
kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluğu” başlığı altında yer verilen
308 ve devamı maddelerinde ayrıca düzenlendiği için, Tasarının 304 üncü
maddesine alınmamıştır.
MADDE 305- 818 sayılı Borçlar Kanununun 250
nci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 305 inci maddesinde,
ayıbın giderilmesini isteme ve kira sözleşmesinin ayıp sebebiyle feshi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 250 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Bilâhare akde muhalif hâl hudusu” ibaresi,
Tasarının 305 inci maddesinde “b. Ayıbın giderilmesini isteme ve
fesih” şeklinde ifade edilmiştir.
Maddeye göre, kiralananın sonradan ayıplı duruma
gelmesi hâlinde, kiracı ayıbın giderilmesini isteme hakkını kullanabilecektir.
Bu hakkı kullanmak isteyen kiracı, kiraya verene uygun bir süre verecektir.
Maddede, bu uygun süre içinde ayıp giderilmezse, kiracıya, bir yargı kararına
gerek olmaksızın, bunu kiraya veren hesabına gidertme ve bundan doğan alacağını,
kira bedelinden indirme hakkı tanınmıştır.
Maddenin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 250 nci
maddesinde yer verilmeyen üçüncü fıkrasında, kiraya verene, kiralanandaki ayıbı
giderme yerine, onu ayıpsız benzeriyle değiştirme hakkı tanınmıştır.
Kiracının maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında
öngörülen değiştirme hakkını kullanabilmesi için, kiralananın mislî eşya (mal)
niteliği taşıması gerektiğinde bir duraksama yoktur.
Maddenin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 250 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada yapılan
düzenleme ile, kiraya verene, kiracıya kira konusu malın ayıpsız bir benzerini
hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, onun seçimlik haklarını
kullanmasını önleme olanağı sağlanmıştır.
Maddenin, birinci ve ikinci fıkralarının
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 259b ve 259c maddeleri göz
önünde tutulmuştur.
MADDE 306- 818 sayılı Borçlar Kanununun 249
uncu maddesinin ikinci fıkrası ile 250 nci maddesinin birinci fıkrasını kısmen
karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 306 ncı maddesinde,
ayıp sebebiyle kira bedelinin indirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 249 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “1. Kullanılmağa salih bir hâlde” ve 250 nci
maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Bilâhare akde muhalif hâl hudusu”
ibareleri, Tasarının 306 ncı maddesinde “c. Kira bedelinin indirilmesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
Maddeye göre, kiralananın kullanımını etkileyen
ayıpların varlığı hâlinde, kiracı, bu ayıpların kiraya veren tarafından
öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden
ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını isteyebilir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 259d maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 307- 818 sayılı Borçlar Kanununun 250
nci maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 307 nci maddesinde,
ayıp sebebiyle uğranılan zararın giderimi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 250 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Bilâhare akde muhalif hâl hudusu” ibaresi,
Tasarının 307 nci maddesinde “d. Zararın giderimi” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede, kiraya veren, kusuru olmadığını ispat
etmedikçe kiracının, kiraya verenden, kiralananın ayıplı olmasından doğan
zararlarının giderilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 259e maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 308- 818 sayılı Borçlar Kanununun 253
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 308 inci maddesinde,
zapttan sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 253 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Üçüncü
şahsın iddiasına karşı mesuliyet / 1. Teminat” ibaresi, Tasarının 308 inci
maddesinde “V. Üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluk /
1. Zapttan sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddeye göre, üçüncü kişinin kiralananda kiracının
hakkıyla bağdaşmayan bir hak ileri sürmesi durumunda, kiraya veren, kiracının
bildirimi üzerine davayı üstlenmek ve kiracının uğradığı her türlü zararı
gidermekle yükümlüdür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 259f maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 309- 818 sayılı Borçlar Kanununun 254
üncü maddesinin birinci ve son fıkralarını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 309 uncu maddesinde,
üçüncü kişinin sözleşmenin kurulmasından sonra üstün hak sahibi olması
durumlarından, kiralananın el değiştirmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 254 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Satım ile kiranın infisahı” şeklindeki ibare,
Tasarının 309 uncu maddesinde “2. Üçüncü kişinin sözleşmenin
kurulmasından sonra üstün hak sahibi olması / a. Kiralananın el
değiştirmesi” şeklinde düzeltilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 254 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarından farklı olarak,
kiracıyı yeni malik karşısında korumak amacıyla, kiracının kiracılık hakkını
yeni malike karşı da ileri sürebileceği ve yeni malikin kiralananı edindiği
anda, kanun gereği, kira sözleşmesinin tarafı olacağı kabul edilmiştir. Bununla
birlikte, bu fıkra ile, İcra ve İflâs Kanununun 135 inci maddesinde öngörülen
koşulların gerçekleşmesi hâlinde, belirtilen maddenin uygulanması olanağı
ortadan kaldırılmamaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 254 üncü maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, kamulaştırmaya ilişkin
hükümler saklı tutulmuştur.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 261 inci maddesinin birinci ve son fıkrası göz önünde tutulmuştur.
MADDE 310- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. Üçüncü kişinin sınırlı aynî hak sahibi olması” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 310 uncu maddesinde,
üçüncü kişinin sözleşmenin kurulmasından sonra, kiralananda sınırlı aynî hak
sahibi olması düzenlenmektedir.
Maddeye göre, sözleşmenin kurulmasından sonra,
üçüncü bir kişi kiralanan üzerinde, kiracının hakkını etkileyen, mülkiyet hakkı
dışında bir aynî hak sahibi olması durumunda, kiracı, kiracılık hakkını bu
sınırlı aynî hak sahibine karşı da ileri sürebilecektir. Meselâ, üçüncü kişi, bu
koşullar altında kiralananda intifa hakkı sahibi olmuşsa, kiralananın el
değiştirmesine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanması sonucunda, kiraya
veren sıfatını kazanacaktır. Mülkiyet hakkına ilişkin düzenlemelerin, kıyas
yoluyla sınırlı aynî haklara da uygulanabileceğinin kabul edildiği göz önünde
tutulursa, madde ile, kiracının hakkını etkileyen bir aynî hak bakımından da
aynı sonuç benimsenmiş olmaktadır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 261a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 311- 818 sayılı Borçlar Kanununun 255
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 311 inci maddesinde,
kiracının kiracılık hakkının tapu siciline şerhi düzenlenmektedir.
Maddede, taşınmaz kiralarında, sözleşme ile
kiracının kiracılık hakkının tapu siciline şerhinin kararlaştırılabileceği
belirtilmektedir. Şerhin kiracılık hakkına etkisine ilişkin 818 sayılı Borçlar
Kanununun 255 inci maddesinin ikinci fıkrası ise, bu konunun Türk Medenî
Kanununun 1009 uncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarıya alınmamıştır.
Tasarıda, kiralananın el değiştirmesinden ya da
sözleşmenin kurulmasından sonra üçüncü kişinin, kiralanan üzerinde sınırlı aynî
hak sahibi olmasından, kira sözleşmesinin etkilenmeyeceği ve varlığını
sürdüreceği esasının benimsenmesine karşın, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu
gibi, kiracılık hakkının tapu siciline şerhi olanağının korunmasında bir sakınca
görülmemiştir. Çünkü, bu şerhe dayanan kiracı, yeni malikin, Tasarının 350 nci
maddesi uyarınca, gereksinimini ileri sürerek kira sözleşmesini sona erdirme
hakkını kullanmasına engel olabilecektir. Zaten, sözleşmenin kiraya veren
tarafında bir değişiklik olmasa bile, kiracılık hakkının tapu siciline şerhi,
kiraya verenin, Tasarının 349 uncu maddesinde öngörülen gereksinim, yeniden inşa
ve imar gibi sebeplerle kira sözleşmesini sona erdirmesini önleyici bir etkiye
sahiptir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 261b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 312- 818 sayılı Borçlar Kanununda,
ayrı bir madde olarak yer verilmeyen, yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 312 nci maddesinde,
kiracının kira bedelini ödeme borcu genel olarak düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 257 nci maddesinin
kenar başlığında, “II. Kiranın tediyesi” şeklinde bir ibare kullanılmışsa da,
maddenin içeriği, kira borcunun ifa zamanı ile ilgilidir. Her ne kadar,
Tasarının, kira sözleşmesinin tanımına ilişkin 298 inci maddesinde, kiracının
kira bedeli ödemekle yükümlü olduğu belirtilmişse de, Tasarının 312 nci
maddesinin, kiracının borçlarının sayılmaya başlandığı ilk madde olduğu göz
önünde tutularak, kiracının aslî edimi olan kira bedelini ödeme borcunun, bu
maddede de belirtilmesi, sistematik bakımdan zorunlu görülmüştür.
MADDE 313- 818 sayılı Borçlar Kanununun 257
nci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 313 üncü maddesinde,
kiracının kira bedelini ödeme borcunun ifa zamanı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 257 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Kiranın tediyesi” şeklindeki ibare, Tasarıda
“2. İfa zamanı” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede, kiracının kira bedelini ve gerekiyorsa yan
giderleri her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlü
olduğu; bu kuralın aksine sözleşme yapılabileceği veya aksine yerel âdet
olabileceği açıklanmıştır.
İfa zamanının kira süresine göre belirlenmesine
ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 257 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarıya
alınmamıştır. Sözleşmede ifa zamanı kararlaştırılmamışsa, uygulamada genellikle,
kira bedelinin aylık olarak ödendiği göz önünde tutularak, altı ay ve daha uzun
süreli kira sözleşmelerinde, kira bedelinin altı ayda bir ödeneceğine ilişkin
hükme gerek duyulmamıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 257c maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 314- 818 sayılı Borçlar Kanununun 260
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 314 üncü maddesinde,
kiracının temerrüdü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 260 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “F. Hitam / I. Kiracının temerrüdü” şeklindeki
ibare, Tasarıda “3. Kiracının temerrüdü” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, kiracı,
kiralananın tesliminden sonra, muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme
borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu
sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Ancak,
818 sayılı Borçlar Kanununun 260 ıncı maddesinden farklı olarak, yapılacak
bildirimin yazılı olması aranmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 260 ıncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen süreler,
Tasarıda, “Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri
kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı
tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.” şeklinde değiştirilmiştir.
Böylece, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihin yasal sürelerin hesabında
göz önünde tutulmayacağına ilişkin olarak fıkrada yapılan düzenleme, uygulamanın
da benimsediği görüşe uygun hâle getirilmiştir. Öte yandan, kira bedeli borcunun
ödenmesinde temerrüt ile yan gider borcunun ödenmesinde temerrüt arasındaki fark
ortadan kaldırılmıştır. Böylece, öğreti ve uygulamada, kiracı tarafından yan
giderlerin ödenmesinde temerrüde bağlı sonuçlar bakımından ortaya çıkan
duraksamaların giderilmesi amaçlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 257d maddesi göz
önünde tutulmuştur.
MADDE 315- 818 sayılı Borçlar Kanununun 256
ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 315 inci maddesinde,
kiracının kiralananı özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 256 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Kiracının borçları / I. Borca muvafık surette
takayyüt” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Özenle kullanma ve komşulara saygı
gösterme borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin 818 sayılı Borçlar Kanununun 256 ncı
maddesinin birinci fıkrasını karşılayan ilk fıkrası, arılaştırılmış ve daha
anlaşılır hâle getirilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kiracının özen ve
komşulara saygı göstermesi borcuna aykırı davranması durumunda, konut ve çatılı
işyeri kiralarında, kiraya verenin kiracıya yapacağı ihtarın yazılı olması,
ihtarda en az otuz gün süre verilmesi ve bu sürede borca aykırılığın
giderilmemesi hâlinde sözleşmenin feshedileceği açıklamasının yapılması
aranmıştır. Kiraya veren, diğer kira ilişkilerinde ise, kiracıya önceden bir
ihtarda bulunmaksızın yapacağı yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen
feshedebilecektir.
Maddenin son fıkrasında ise, konut ve çatılı işyeri
kiralarında, kiralanana kasten ağır zarar verilmesi, kiracıya verilecek sürenin
yararsız olacağının anlaşılması, yükümlülüğe aykırı davranışın kiraya veren veya
aynı taşınmazda oturanlar veya komşular bakımından çekilmez olması durumlarından
biri gerçekleştiğinde, kiraya veren, sözleşmeyi, yapacağı yazılı bir bildirimle
hemen feshedebilecektir. Böylece, bu gibi durumlarda uyarı zorunluluğu ortadan
kaldırılmış, hem de bu tür kira ilişkilerinde herhangi bir fesih bildirim
süresine yer verilmemiştir.
MADDE 316-818 sayılı Borçlar Kanununun 258 inci maddesinin ikinci fıkrasını
karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 316 ncı maddesinde,
kiracının temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 258 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Mükellefiyet ve vergileri ve tamiri tahammül”
şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Temizlik ve bakım giderlerini ödeme
borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 258 inci maddesinin
ikinci fıkrasında öngörülen “tamir kiralayana aittir.” şeklindeki hüküm,
kiralayanın borçlarından biri olarak Tasarının 302 nci maddesinde düzenlendiği
için, madde metnine alınmamıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 317-818 sayılı Borçlar Kanununun 256 ncı maddesinin son fıkrasını
karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 317 nci maddesinde,
kiracının ayıpları kiraya verene bildirme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 256 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “I. Borca muvafık surette takayyüt” şeklindeki
ibare, Tasarıda “IV. Ayıpları kiraya verene bildirme borcu” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 256 ncı maddesinin son fıkrasında kullanılan “... yahut üçüncü
bir şahıs kiralananın üzerinde bir hak iddia ettiği takdirde” şeklindeki
ibareye, Tasarının zapttan sorumluluğa ilişkin 308 inci maddesinde, “kiracının
bildirimi üzerine” şeklinde yer verildiği için, Tasarının 317 nci maddesine
alınmamıştır.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 257g maddesi göz önünde
tutulmuştur.
MADDE 318-
Maddenin birinci fıkrası 818 sayılı
Borçlar Kanununun 251 inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının
dört fıkradan oluşan 318 inci maddesinde, kiracının ayıpların giderilmesine ve
kiralananın gösterilmesine katlanma borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 251 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Ayıp
hâlinde muamele” şeklindeki ibare, Tasarıda “V. Ayıpların giderilmesine ve
kiralananın gösterilmesine katlanma borcu” şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin
birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 251 inci maddesinin birinci
fıkrasında kullanılan “kiracı, hakkına halel gelmemek şartıyla” şeklindeki
ibareye yer verilmemiş, ancak maddenin son fıkrasında “Kiracının kira
bedelinin indirilmesine ve zararının giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.”
denilmek suretiyle, bu konuda kiracı yönünden gerekli hukukî koruma
sağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, öğreti ve uygulamada
kiracının borçlarından biri olduğu kabul edildiği hâlde, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 251 inci maddesinde yer verilmeyen, kiralananın gösterilmesine
katlanma borcu açıkça düzenlenmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrası 818 sayılı Borçlar Kanununu
251 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, kiracının
kiralananın gösterilmesine katlanma borcunun kapsamı ve gerçekleşme koşulları
düzenlenmiştir.
Maddenin son fıkrası da, 818 sayılı Borçlar
Kanununu 251 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, kira
bedelinden indirim yapılmasına ve zararın giderilmesine ilişkin hükümlerin saklı
olduğu belirtilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 257h maddesi göz önünde tutulmakla birlikte, kaynak maddenin son
fıkrası, ayrı konulara ilişkin olması sebebiyle, Tasarıda iki fıkra hâlinde
kaleme alınmıştır.
MADDE 319- 818 sayılı Borçlar Kanununun 251
inci maddesinin birinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 319 uncu maddesinde,
kiraya verenin kiralananda yenilik ve değişiklik yapması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 251
inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “3. Ayıp hâlinde muamele”
şeklindeki ibare, Tasarıda “E. Özel durumlar / I. Kiralananda yenilik ve
değişiklik yapılması / 1. Kiraya veren tarafından” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin
birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 251 inci maddesinin birinci
fıkrasından farklı olarak, kiraya verene, kiralananın durumunu
iyileştirme yetkisi verilmiştir. Bu yetki, kiralananın değerinin korunmasının
gerektirdiği çalışmaların yapılması için kullanılabileceği gibi, kiralananın
değerinin artırılması için de kullanılabilir. İlk durum için “yenilik”, ikinci
durum için “değişiklik” terimleri kullanılmıştır. Kiraya verenin kiralananda
yenilik ve değişiklik yapma yetkisini kullanması şu iki koşulun birlikte
gerçekleşmesine bağlanmıştır:
1. Kiraya verenin bu yetkisini kullanmasının kira
sözleşmesinin sona ermesini gerektirmemesi;
2. Bu iyileştirme ve değişiklik girişiminin,
kiracıdan katlanması beklenebilecek nitelikte olması.
Kiracıdan katlanması beklenmeyecek yenilik ve
değişikliklerde ise kiraya veren, bu yetkisini, Tasarının 349 uncu maddesinin
(2) numaralı bendinde öngörülen koşullar çerçevesinde, kira sözleşmesini dava
yoluyla sona erdirerek kullanabilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kiraya verenin yenilik
ve değişiklik yapma yetkisini kullanması karşısında, kiracının korunması
amaçlanmıştır. Böylece, yenilik ve değişiklik yapma yetkisini kullanacak olan
kiraya veren, kiracının çıkarını gözetmek, gerektiğinde kira bedelinden indirim
yapılmasına katlanmak ve tazminat ödemek zorunda kalacaktır. Kiracının kira
bedelinden indirim yapılmasını isteme hakkı ile tazminat isteme hakkı, Tasarının
306 ve 307 nci maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 260 ıncı maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 320- 818
sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “2. Kiracı tarafından” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının üç
fıkradan oluşan 320 nci maddesinde, kiracı tarafından kiralananda yenilik ve
değişiklikler yapılması düzenlenmektedir.
Maddenin birinci
fıkrasında, kiracının kiraya verenin yazılı rızasıyla kiralananda yenilik ve
değişiklikler yapabileceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci
fıkrasında, kiraya verenin bu yenilik ve değişikliklere rıza göstermesi
durumunda, yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla
geri verilmesini isteyemeyeceği öngörülmektedir. Böylece, kiracının kiralananı
sözleşme sonunda, ne durumda teslim almışsa, o durumda geri verme borcuna
ilişkin Tasarının 333 üncü maddesinin bir istisnasına yer verilmiştir. Bu
düzenleme çerçevesinde, kiracının, kiralananda yenilik ve değişiklikler
yapabilmesi için kiraya verenin yazılı rızasını alması koşulu aranmış ve bu
rızayı alan kiracının, aksi yazılı olarak kararlaştırılmadıkça, kiralananı eski
durumuyla geri verme sorumluluğundan kurtulacağı esası benimsenmiştir.
Maddenin üçüncü
fıkrasında, aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiracının, sözleşmenin sona
ermesinden sonra da, bu yenilik ve değişikliklerin kiralananda meydana getirdiği
önemli değer artışının karşılığını kiraya verenden isteyebileceği esası
benimsenerek, bu konudaki tartışmalar sona erdirilmek istenmiştir. Bu konuda
kiracının korunması amacıyla, göreceli (nisbî) bir emredici kural getirilmiştir.
Kiracının önemli değer artışı yaratmış değişiklikler ve iyileştirmeler için
karşılık isteme hakkının anlaşma ile kaldırılması veya sınırlandırılmasına imkân
tanınmamış; buna karşılık, yazılı anlaşmada, daha fazla bir giderim talebine yer
verilebileceği kabul edilmiştir.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 260a maddesi göz önünde
tutulmuştur.
MADDE 321-
818 sayılı Borçlar Kanununun 259 uncu maddesi ile 6570 sayılı Gayrimenkul
Kiraları Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır .
Tasarının üç
fıkradan oluşan 321 inci maddesinde, alt kira ve kullanım hakkının devri
düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 259 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “E. Kiracının
kiracısı” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Alt kira ve kullanım hakkının devri”
şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin
birinci fıkrasında, alt kiraya verme ile kiralananı kullanma hakkını başkasına
devretme imkânları, kiraya verene zarar verecek bir değişikliğe yol açmaması
koşuluyla kiracıya tanınmıştır. Kullanım hakkının devrinde, kira sözleşmesinin
taraflarında bir değişiklik olmamakta ve kiracı kira sözleşmesinin kendisine
sağladığı kiralananı kullanma alacağını kısmen veya tamamen başkasına
devretmektedir. Bu devrin, alacağın devri hükümlerine tâbi olduğu konusunda bir
duraksama yoktur.
Maddenin ikinci
fıkrasına göre, kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin
yazılı rızası ile alt kira ve kullanım hakkının devri imkânlarından
yararlanabilecektir.
Maddenin son
fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 259 uncu maddesinin ikinci ve son
fıkralarında olduğu gibi, alt kiracının kiraya verene karşı doğrudan sorumlu
olacağı ve kiraya verenin de kiracısına karşı sahip olduğu hakları alt kiracıya
veya kullanım hakkını devralana karşı da kullanabileceği belirtilmektedir.
MADDE 322-
818 sayılı Borçlar Kanununun 259 uncu maddesinin birinci fıkrasında “kiranın
üçüncü bir şahsa ferağı” ifadesiyle, sadece ismen belirtilen, “III. Kira
ilişkisinin devri” kenar başlıklı maddedir.
Tasarının üç
fıkradan oluşan 322 nci maddesinde, sözleşmenin devri niteliğinde olan kira
ilişkisinin devri düzenlenmiştir.
Maddenin
birinci fıkrasında, kiracının kira ilişkisini başkasına devredebilmesi, kiraya
verenin yazılı rızasına bağlanmış; ancak, kiraya verenin işyeri kiralarında
haklı sebep olmadan bu rızayı vermekten kaçınamayacağı öngörülmüştür. “Haklı
sebep”, somut olaydaki durum ve koşullar göz önünde tutularak, hâkim tarafından
belirlenecektir.
Maddenin
ikinci fıkrasında, kira ilişkisinin devrinin, kira sözleşmesinin kiracı tarafını
değiştirdiği açıkça ifade edilmiştir. Devir ile birlikte devreden kiracı, kiraya
verene karşı tüm borçlarından kurtulacak ve devralan devredenin yerine geçerek,
kiraya verene karşı sorumlu olacaktır. Kiraya verenin rızasıyla bu devir
gerçekleşmekle, borçlunun değişmesinin kiraya verenin sözleşmedeki durumunu
olumsuz yönde etkilediği söylenemeyecektir.
Maddenin son
fıkrasında, işyeri kiralarında, devreden kiracının devir konusu kira sözleşmesi
süresinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte
müteselsilen sorumlu olacağı belirtilmiştir.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 263 üncü maddesi göz önünde
tutulmuştur. Bununla birlikte, kaynak Kanunda sadece işyeri kira ilişkisinin
devri düzenlendiği hâlde, konut ve işyeri ayrımı yapılmaksızın buna imkân veren
818 sayılı Borçlar Kanunundaki düzenleme, Tasarıda da korunmuştur.
MADDE 323- 818
sayılı Borçlar Kanununun 252 nci
maddesinin birinci fıkrasını tamamen, ikinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının tek
fıkradan oluşan 323 üncü maddesinde, genel olarak kiralananın kullanılmamasına
bağlanan sonuçlar düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 252 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “4.
Kullanmanın mümkün olamaması” şeklindeki ibare, Tasarıda “IV. Kiralananın
kullanılmaması / 1. Genel olarak” şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 252 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, aralarındaki
bağlantı göz önünde tutularak, Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddede,
kullanıma elverişli bulundurulduğu sürece kiralanan, kiracının
kendisinden kaynaklanan bir sebeple kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa
bile kiracının, kira bedelini ödemekle yükümlü olduğu ve bu durumda kiraya
verenin, yapmaktan kurtulduğu giderlerin kira bedelinden indirileceği
belirtilmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 252 nci maddesinin, aynı Kanunun 264 üncü madde hükmünün saklı
olduğuna ilişkin son fıkrası, Tasarıya alınmamıştır. Bunun sebebi, saklı tutulan
durumun, Tasarının 330 uncu maddesinde, olağanüstü fesih yollarından birini
oluşturan “önemli sebeplerle fesih” olarak düzenlenmiş olmasıdır. Böylece,
kiracının kiralananı kullanamaması Tasarının 330 uncu maddesinde tanımlanan
önemli sebeplerden birine dayanmadığı takdirde, Tasarının 323 üncü maddesi
uygulama alanı bulacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 264 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları göz önünde tutulmuştur.
MADDE 324- 818 sayılı Borçlar Kanununun 252
nci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 324 üncü maddesinde,
kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesinin sonuçları
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 252 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Kullanmanın mümkün olamaması” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. Kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi”
şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında,
kiracının, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı
geri vermesi hâlinde, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul
bir süre için sorumlu tutulabileceği; hattâ, ödeme gücüne sahip ve kira
ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bularak, kira sözleşmesinden doğan
borçlarından kurtulabileceği kabul edilmiştir. Böylece, bir yandan, kendisine
teslim edilmiş kiralananı kullanmayan ve ondan yararlanmayan kiracının
sorumluluğunun devam edeceği öngörülmüş; diğer yandan, kiracıya, kiralananı geri
vermek suretiyle, sözleşmeden doğan sorumluluğunu makul bir süre ile sınırlama
olanağı sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle, kiracının korunması gereği ilkesi terk
edilmemekle birlikte, kiraya verenin menfaatleri de korunmuştur. Nitekim,
Tasarının 113 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan yollama uyarınca
uygulanması gereken Tasarının 52 nci maddesinin birinci fıkrasında, zarar
görenin zararın artmasında birlikte kusurunun bulunması hâlinde, hâkime
tazminatı indirme yetkisi verildiği gibi, Yargıtayın yerleşmiş içtihadında da,
kiraya verenin, bu durumda, bilirkişi mütalâası göz önünde tutularak
belirlenecek olan, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir
süre için, kiracıdan tazminat isteyebileceği kabul edilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 252 nci maddesinin ikinci fıkrasında olduğu gibi, “Kiraya veren,
yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde
ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle
yükümlüdür.” şeklinde, denkleştirme (mahsup) ilkesine uygun bir düzenleme
yapılmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, konuya ilişkin öğreti ve
uygulama ile kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 264 üncü maddesinin birinci
fıkrası göz önünde tutulmuştur
MADDE 325- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “V. Takastan feragat yasağı” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 325 inci maddesinde,
takastan feragat yasağı düzenlenmektedir.
Maddede, takastan önceden feragat edilebileceğine
ilişkin Tasarının 144 üncü maddesindeki kurala kira ilişkisinden doğan alacaklar
bakımından emredici bir istisna getirilmiştir. Özellikle, uygulamada sıkça
görüldüğü gibi, kira sözleşmelerinde kiraya veren lehine olarak, kiracının,
meselâ kiralananın ayıplı olması sebebiyle sahip olduğu alacağının takas
edilemeyeceğine ilişkin düzenleme yapılması engellenerek, bu konuda kiraya veren
ile kiracı arasında, menfaat dengesi sağlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 265 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 326- 818 sayılı Borçlar Kanununun 263
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 326 ncı maddesinde,
kira süresinin geçmesiyle sözleşmenin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 263 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “IV. Sükût
ile tecdit” şeklindeki ibare, Tasarıda “F. Sözleşmenin sona ermesi / I. Sürenin
geçmesi” şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 263 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, daha iyi
anlaşılmasını sağlamak amacıyla Tasarıda iki fıkra olarak düzenlenmiştir. Kaynak
İsviçre Borçlar Kanununun 266 ncı maddesi de bu şekildedir. 818 sayılı Borçlar
Kanununun 263 üncü maddesinde kullanılan “kiralayanın malûmatı ile ve muhalefeti
olmaksızın” ile “yahut mukavelede fesih hakkında gösterilen ihbarı iki taraftan
hiç biri yapmadığı takdirde” ibareleri gereksiz bulunduğundan Tasarıya
alınmamıştır.
Maddenin
birinci fıkrasında, belirli süreli kira sözleşmesinin, sürenin sonunda
kendiliğinden sona ereceği ve sürenin belirlenmesinin de açık ya da örtülü
biçimde olabileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, belirlenen kira süresi
sona erdiği hâlde, tarafların kira ilişkisini sürdürmeleri durumunda, kira
sözleşmesinin belirsiz süreli sözleşmeye dönüşeceği açıklanmıştır.
MADDE 327- 818 sayılı Borçlar Kanununun 262
nci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 327 nci maddesinde,
belirsiz süreli kira sözleşmelerinin fesih bildirimiyle sona ermesi genel olarak
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 262 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Feshin ihbarı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde fesih bildirimi / 1. Genel olarak”
şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, belirsiz süreli kira
sözleşmelerinde taraflar, daha uzun bir fesih bildirim süresi ya da başka bir
fesih dönemi kararlaştırmış olmadıkça, her birinin, yasal fesih dönemlerine ve
fesih bildirim sürelerine uyarak, sözleşmeyi feshedebileceği; fesih dönemlerinin
hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihinin esas alınacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, fesih dönemine ya da
bildirim süresine uyulmadan yapılan feshin bir sonraki fesih dönemi için geçerli
olacağı ifade edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 266a maddesi göz önünde tutulmuştur. Ancak, kaynak Kanundan farklı
olarak fesih dönemlerinin hesaplanmasında kira sözleşmesinin başlangıcının esas
alınacağı konusu açıklığa kavuşturulmuştur.
MADDE 328- 818 sayılı Borçlar Kanununun 262
nci maddesinin ikinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerini
karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 328 inci maddesinde,
belirsiz süreli taşınmaz ve taşınır yapı kiralarının fesih bildirimiyle sona
erdirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 262 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III.
Feshin ihbarı” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Taşınmaz ve taşınır yapı
kiralarında” şeklinde ifade edilmiştir.
Maddede,
taraflardan her birinin, bir taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin
kira sözleşmesini yerel âdette belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle
bir âdetin bulunmaması durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık
fesih bildirim süresine uyarak feshedebileceği belirtilmektedir. Böylece, 818
sayılı Borçlar Kanununun 262 nci maddesindeki (1) ve (2) numaralı bentlerde
kiralananın niteliğine göre öngörülen süre farklılıkları kaldırılmıştır. Sonuç
olarak, niteliğine bakılmaksızın taşınmazlar ile Türk Medenî Kanununun 728 inci
maddesinde tanımlanan taşınır yapılar bakımından aynı hukuksal rejim
benimsenmiş, böylece bütünlük sağlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 266b maddesi göz önünde tutulmuştur. Ancak, kaynak İsviçre Borçlar
Kanunundan farklı olarak, konut, işyeri, mobilyalı oda ve konaklama yeri
kiraları bakımından özel düzenlemelere (266/c, 266/d, 266/e) yer verilmemiştir.
MADDE 329- 818 sayılı Borçlar Kanununun 262
nci maddesinin ikinci fıkrasının (3) numaralı bendini
karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 329 uncu maddesinde,
belirsiz süreli taşınır kiralarının fesih bildirimiyle sona erdirilmesi
düzenlenmektedir. Ancak, 818 sayılı Borçlar Kanununun 262 nci maddesinin (2)
numaralı bendinde yer alan “süknaya mahsus mefruşat” bakımından olan farklılık
kaldırılmış ve tüm taşınır kiraları aynı hukuksal rejime tâbi tutularak,
bütünlük sağlanmıştır.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 262 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “III.
Feshin ihbarı” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Taşınır kiralarında” şeklinde
ifade edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrası 818 sayılı Borçlar
Kanununun 262 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkranın
uygulanması için, kiraya verenin söz konusu taşınırı meslekî faaliyeti gereği
kiraya vermesi ve kiracının da söz konusu taşınırı özel kullanımı için
kiralaması şarttır. Bu tür bir taşınırın kiracısı, sözleşmeyi, üç aylık kira
dönemi sonu için en az bir ay önce yapacağı bir fesih bildirimiyle sona
erdirebilecektir. Kiracının bu madde uyarınca sözleşmeyi feshetmesi hâlinde,
kiraya veren ondan tazminat isteyemeyecektir.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 266f ve 266k maddesi göz
önünde tutulmuştur.
MADDE 330- 818 sayılı Borçlar Kanununun 264
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 330 uncu maddesinde,
olağanüstü fesih yollarından biri olarak önemli sebeple fesih düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 264
üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “V. Fesih / 1. Mühim sebeplerden
dolayı” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Olağanüstü fesih / 1. Önemli sebepler”
şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 264 üncü maddesinden
farklı olarak kira sözleşmesinin belirli süreli taşınmaz kirası olması
aranmadığı gibi, böyle bir fesihte istenecek maddi tazminat ve tutarı ile ilgili
bir düzenlemeye yer verilmemiş; aynı zamanda kiracının kiralananı boş olarak
teslimi için tazminatın ödenmesi gerektiğine ilişkin hüküm de alınmamıştır.
Ancak hâkime, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih
bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlama yetkisi verilmiştir. Böylece
kiralananın niteliğine bakılmaksızın tüm kira sözleşmeleri bakımından genel bir
düzenlemeye yer verilmiştir. Bu durumda, taraflardan her biri, fesih
bildiriminin, fesih dönemlerinin sonu itibarıyla yapılması zorunluluğu
olmaksızın, Tasarının 367 nci maddesinde öngörülen sürelere uyarak, kira
sözleşmesini sona erdirebilecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 266g maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 331- 818 sayılı Borçlar Kanununun 261
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 331 inci maddesinde,
olağanüstü fesih yollarından biri olarak kiracının iflâsı düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 261 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “II.
Kiracının iflâsı” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Kiracının iflâsı” şeklinde
korunmuştur.
Maddede,
karşılıklı borç yükleyen sözleşmeler bakımından genel hüküm niteliğindeki
Tasarının 97 nci maddesinin özel bir uygulama alanı olarak, sadece iflâsı
kapsayacak şekilde düzenleme yapılmıştır. Ayrıca aynı maddede, süre verilmesine
ilişkin bildirimin yazılı şekilde olması aranmış, “birikmiş kiralar” ise genel
hükümlere tâbi olduğu için, kapsam dışı tutulmuştur.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 266/h maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 332- 818 sayılı Borçlar Kanununun 265
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 332 nci maddesinde,
olağanüstü fesih yollarından biri olarak kiracının ölümü düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 265 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2.
Kiracının ölümü” şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Kiracının ölümü” şeklinde
korunmuştur.
Maddede, 818 sayılı Borçlar Kanununun 265 inci
maddesinden farklı olarak, kiraya verenin,
kiracının ölümüne bağlı olarak sözleşmeyi feshetmesi hakkı kabul
edilmemiş; ayrıca, sözleşmenin bir yıl ve daha uzun süreli olması da
aranmamıştır. Bu konuda düzenleme yapılmamakla birlikte, kiraya verenin ölümünün
sözleşmeye etkili olmayacağı esası benimsenmiştir. Böylece yeni kira
düzenlemesinin kiracıyı kollayıcı özüne sadık kalınmıştır. Madde metninde yer
alan fesih bildirim süresinin ve fesih döneminin yasal süre ve dönem olduğu
açıkça vurgulanmakla, sözleşmedeki ve yerel âdetteki aksine olan süre
belirlemelerinin dikkate alınmayacağı açıklanmıştır. Burada, belirli süreli bir
kira sözleşmesi söz konusu olsa bile, kiracının ölümünün mirasçılarına
sözleşmeyi feshetme hakkı vermesi sebebiyle bu fesih olağanüstü fesih niteliği
taşımaktadır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 266i maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 333- 818 sayılı Borçlar Kanununun 266
ncı maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 333 üncü maddesinde,
kira sözleşmesinin sona ermesinde kiracının kiralananı geri vermesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 266
ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan “VI. Kiralananın iadesi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “G. Kiralananın geri verilmesi / I. Genel olarak”
şeklinde ifade edilmiştir.
Madde, birinci fıkrası itibarıyla 818 sayılı
Borçlar Kanununun 266 ncı maddesini karşılamaktadır. Ancak, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 266 ncı maddesinin son fıkrası, ispat yükü ile ilgili bir düzenleme
olduğu için Tasarıya alınmamış ve bu konu genel hükümlere bırakılmıştır.
Böylece, ispat yükünün paylaşımı, Türk Medenî Kanununun 6 ncı maddesi
uyarınca gerçekleştirilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, kiracının
sözleşmeye aykırı kullanımından doğan zararlar dışında bir tazminat sorumluluğu
olmayacağı, sadece sözleşmeye aykırı kullanımdan sorumlu olacağı esası emredici
olarak kabul edilmiştir. Böylece, uygulamada kira sözleşmelerinde sıkça
rastlanan kiracıya sözleşmeye uygun kullanımın yarattığı eskime, bozulma gibi
sonuçların da kiracıya yükletilmesine ilişkin kayıtların geçerli olmayacağı
belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 267 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 334- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirme” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 334 üncü maddesinde,
kiralananın geri verilmesi sırasında, kiraya verenin kiralananı gözden geçirme
ve kiracıya bildirimde bulunma yükü düzenlenmektedir.
Madde ile, kiracının kiralananı geri verme borcunu
gereği gibi ifası konusunda kiraya verenin sonradan ortaya çıkarabileceği
çekişmelerin önlenmesi amaçlanmıştır. Kiraya veren, kiralananı teslim aldığında
kiralananın durumunu gözden geçirecek;
kiracının sorumluluğuna yol açacak nitelikte bir eksikliğin ve ayıbın varlığı
hâlinde, bunu hemen, kiracıya yazılı olarak bildirecektir. Bu bildirimin
yapılmaması, kiracıyı her türlü sorumluluktan kurtaracaktır. Öte yandan, teslim
alma sırasında yapılacak olağan inceleme ile belirlenemeyecek nitelikteki
eksikliklerden ve ayıplardan, kiracının sorumluluğu devam edecektir. Ancak,
kiraya veren, bu nitelikteki eksiklik ve ayıpları sonradan belirlediği takdirde,
durumu hemen kiracıya bildirecektir. Bu bildirim yükünün yerine getirilmemesi
de, kiracının sorumluluktan kurtulması sonucunu doğuracaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 267a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 335- 818 sayılı Borçlar Kanununun 267
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 335 inci maddesinde,
kiraya verenin hapis hakkının konusu düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 267 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “G.
Kiralayanın hapis hakkı / I. Şümulü” şeklindeki ibare, Tasarıda “H. Kiraya
verenin hapis hakkı / I. Konusu” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 336- 818 sayılı Borçlar Kanununun 268
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 336 ncı maddesinde,
kiraya verenin üçüncü kişilere ait olan eşya üzerindeki hapis hakkı
düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 268 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “II.
Üçüncü şahıslara ait eşyada” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Üçüncü kişilere ait
olan eşya” şeklinde korunmuştur.
Metninde
yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 337- 818 sayılı Borçlar Kanununun 269 uncu
maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki
fıkradan oluşan 337 nci maddesinde, kiraya verenin hapis hakkının kullanılması
düzenlenmektedir.
818 sayılı
Borçlar Kanununun 269 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan “III. Nasıl
dermeyan edileceği” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Hakkın kullanılması”
şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin
birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 269 uncu maddesinin birinci
fıkrasından farklı olarak, kiraya verenin, hapis hakkını sulh hâkimi yanında,
icra müdürünün kararıyla da kullanabileceği kabul edilmiştir. Böylece, kiraya
verene, sulh hâkiminden veya icra müdüründen alacağı kararı uygulatarak, hapis
hakkını kullanması konusunda seçim hakkı tanınmıştır.
Maddenin son fıkrasında kullanılan “polis kuvveti”
şeklindeki ibare yerine, Tasarıda “kolluk gücü” denilmek suretiyle fıkra, İcra
ve İflâs Kanununun 271 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesiyle uyumlu
hâle getirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
İKİNCİ AYIRIM
Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları
Tasarının 338 inci maddesiyle başlayan İkinci
Ayırımında “Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları” düzenlenmiştir. 6570 sayılı
Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri, Tasarıda kira sözleşmesi
düzenlenmesine dahil edildiği için, belirtilen özel Kanuna tâbi kira
sözleşmelerinin konusunu oluşturan taşınmazlar, bu Ayırımda düzenlenmiştir.
MADDE 338- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “A. Uygulama alanı” kenar başlıklı yeni bir madde olup, 6570 sayılı
Kanunun 1 inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 338 inci maddesinde,
konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümlerin uygulama alanı
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, kiracının daha yoğun
koruma görmesi gereken konut ve çatılı işyeri kiraları açısından “uygulama
alanı” düzenlemesi getirilmiştir. 6570 sayılı
Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanununun 1
inci maddesinden farklı olarak, kiralananın bulunduğu yer açısından
ayırım yapılmaksızın tüm konut ve çatılı işyeri kiraları kapsama alınmış ve
bununla da yetinilmeyerek, bu kiralarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan
eşya hakkında da aynı hükümlerin uygulanacağı esası getirilmiştir. Yine 6570
sayılı Kanundan farklı olarak niteliği gereği geçici kullanıma özgülenmiş
taşınmazların altı ay ve daha kısa süreyle kiralanmaları da kapsam dışı
bırakılmıştır. Niteliği gereği geçici kullanıma özgülenmiş taşınmazlara örnek
olarak, yazlık, otel odası, motel, pansiyon ve bunlara benzer yerler
gösterilebilir. Bir taşınmazın bu niteliği konusunda ortaya çıkan uyuşmazlığın,
somut olaydaki durum ve koşullara göre hâkim tarafından çözümlenmesi
gerekecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kamu kurum ve
kuruluşlarının hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun kiraya veren veya
kiracı olarak taraf olduğu tüm kira sözleşmelerinin
de
buradaki hükümlere tâbi olacağı açıklıkla ortaya konulmuştur. Böylece 6570
sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin düzenlemesi benimsenmiş olmaktadır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 253a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 339- 818 sayılı Borçlar Kanununda ve
6570 sayılı Kanunda yer verilmeyen, “B. Bağlantılı sözleşme” kenar başlıklı yeni
bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 339 uncu maddesinde,
konut ve çatılı işyeri kiralarında bağlantılı sözleşme konusu düzenlenmektedir.
Maddede, kiracıyı koruma amacıyla, kiracının yararı
olmaksızın, konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin sözleşmenin kurulması veya
devamının bir başka sözleşmeyle kiracılık ile ilişkisi olmayan bir borç altına
girmesine bağlanması hâlinde, kira ile bağlantılı bu sözleşmenin geçersiz
olduğu hükme bağlanmıştır. Burada 818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesi
anlamında her zaman ileri sürülebilen ve hâkim tarafından re’sen nazara alınması
gereken kesin hükümsüzlük söz konusudur, burada geçersiz olan bağlantı
sözleşmesidir. Kira sözleşmesi geçerliliğini korur; yani kısmi geçersizlik söz
konusudur.
Kiracı, bu madde ile kiraya verenin kiracı
karşısında güçlü olma konumunu kullanarak kiracılıkla ilgisi olmayan başkaca
borçları kendisine yüklemesine karşı korunmuştur. Meselâ, kiracının kiralayana
karşı kiralananı satın alma yükümü altına girmesi veya önceki kiracının
bıraktığı eşyayı satın almayı borçlanması ya da kiralananla ilgili bir sigorta
sözleşmesi yapmayı üstlenmesi durumları geçerli olmayacaktır.
Öte yandan kiracılıkla bağlantısı bulunmayan, borç
altına girmenin geçersiz olması bakımından, bu borçlanmanın kiraya verene veya
üçüncü kişiye karşı olmasında fark yoktur. Her iki durumda da geçersizlik söz
konusu olacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 254 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 340- 818 sayılı Borçlar Kanununun 258
inci maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 340 ıncı maddesinde,
“C. Kullanma giderleri” kenar başlığıyla, konut ve çatılı işyeri kiralarında
kullanma giderleri düzenlenmektedir.
Maddede, konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından
özel ve yedek bir düzenleme yapılarak, ısıtma, aydınlatma, su gibi kullanma
giderlerine, kaynak İsviçre Borçlar Kanunundaki düzenlemeden farklı olarak,
sözleşmede aksine bir hüküm yoksa kiracının katlanacağı hükme bağlanmıştır.
Kiralananın boyanması, çatısının onarılması gibi kiralananın sözleşme süresince
kullanıma elverişli durumda bulundurulmasıyla ilgili olan diğer yan giderler
hakkında Tasarının 302 nci maddesi uygulanacaktır. Ancak, aksine sözleşme veya
yerel âdet olduğunda, bu yükümlülük, kiraya verene ait olacaktır. Yine aynı
maddeye göre, yükümlü kim olursa olsun bu giderleri kanıtlayıcı belgelerin bir
örneğini, istemesi hâlinde diğer tarafa verecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 257a ve 257b maddeleri göz önünde tutulmuştur.
MADDE 341- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 16 ncı maddesini kısmen karşılayan, “D.
Kiracının güvence vermesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 341 inci maddesinde,
konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının güvence vermesi konusu
düzenlenmektedir.
Maddede, uygulamada kiraya verenlerin, kiracıdan
“depozito” veya başka ad altında ve kira bedeli, dışında kira sözleşmesinin
yapıldığı sırada veya başka bir zamanda güvence parası aldıklarına sıkça
rastlandığından, bu uygulamaya karşı kiracıyı korumak amacıyla düzenleme
getirilmiştir. Bu madde ile, bir yandan, sözleşme ile kiracıdan güvence
istenilmesi imkânı kabul edilmiş, öte yandan, bunun sınırları açıklıkla ortaya
konulmuştur. Maddeye göre, güvence bedeli, üç aylık kira bedelini aşamayacak;
güvencenin para olarak verilmesi hâlinde kiraya verenin onayı olmaksızın
çekilmemek üzere vadeli bir tasarruf hesabına yatırılması, kıymetli evrak olması
hâlinde ise bankaya depo edilmesi söz konusu olacak; banka da, bu güvenceyi
ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin kesinleşmesiyle ya da
kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilecek; kiraya verenin,
sözleşmenin sona ermesinden itibaren üç ay içinde dava ya da takip ile, kira
sözleşmesi ile ilgili bir istemde bulunduğunu, bankaya yazılı olarak
bildirmemesi durumunda, banka, bu defa sadece kiracının istemi üzerine güvenceyi
kiracıya geri vermekle yükümlü olacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 257e maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 342- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 9 uncu maddesini karşılayan
“E. Kira bedeli / I. Genel olarak” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 342 nci maddesinde,
kira sözleşmesinde, kira bedelinin belirlenmesi dışında, kiracı aleyhine
değişiklik yapılamayacağı düzenlenmektedir.
Maddede yapılan düzenleme ile, kira sözleşmesinin
kurulmasından sonra, sözleşmede kira bedeli dışında kalan hususlarda kiracı
aleyhine değişiklik yapılmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Böylece, başlangıçta
belirlenen kira bedelinin, özellikle kanun gereği sözleşmenin süresinin
uzatıldığı ya da yenilendiği durumlarda, ekonomik koşullara bağlı olarak
değiştirilmesi olanağı sağlanarak, sözleşmede kiracı aleyhine değişiklik
yapılması yasağına bir istisna tanımış olmaktadır. Bu istisnanın kabulü,
kiracının korunması ilkesinin gözetildiği yasal bir düzenleme içinde de olsa,
kiraya verenin kiralananın durumuna uygun düşecek bir kira bedeli elde etme
konusundaki menfaatlerinin de göz ardı edilmemesi zorunluluğundan doğmuştur.
Nitekim, kira bedeline ilişkin böyle bir istisnanın öngörülmesinin haklılığı,
öğretide ve yerleşmiş uygulamada da kabul edilmektedir. 6570 sayılı Kanunun 9
uncu maddesinde yer verilen bu istisna, açıklanan sebeplerle Tasarıda da aynen
korunmuştur.
MADDE 343- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen ve 6570 sayılı Kanunda da düzenlenmemiş olan, “II. Belirlenmesi”
kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 343 üncü maddesinde,
kira bedelinin belirlenmesi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında yenilenen kira
dönemlerinde uygulanacak kira bedelinin belirlenmesine ilişkin ilkelere yer
verilmiştir. Böylece, 6570 sayılı Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinin, Anayasa
Mahkemesince iptali üzerine bu konuda ortaya çıkan kanun boşluğunun, uygulamada
kabul edilen esaslar göz önünde tutularak, yasal bir düzenlemeye kavuşturulması
amaçlanmıştır. Bu düzenlemeyle, yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira
bedellerine ilişkin anlaşmaların geçerliliği, bir önceki kira yılında “üretici
fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla” kabul edilmiştir; kira
sözleşmesinin bir yıldan uzun süreli olması durumunda da aynı sınırlamanın
gözetilmesi gerekecektir. Uygulamada, uzun bir süreden beri Devlet İstatistik
Enstitüsü tarafından yayımlanan toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranı göz
önünde tutulmuş olmakla birlikte, adı geçen Enstitüce bir süreden beri bu endeks
yerine üretici fiyat endeksindeki artış oranları yayımlandığı için, kira
bedelinin belirlenmesinde objektif bir ölçüt olarak üretici fiyat endeksindeki
artış oranından yararlanılması benimsenmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, taraflarca anlaşma
olmadığı takdirde, yenilenen kira döneminde uygulanacak kira bedeli, hâkim
tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak, hakkaniyete uygun olarak, bir
önceki kira yılındaki üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek
koşuluyla belirlenecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, kira süresinin beş
yıldan uzun süreli olması durumunda veya beş yıldan sonra yenilenen kira
sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda yeni dönemde uygulanacak
kira bedeli, hâkim tarafından, yukarıdaki esaslarla birlikte, emsal kira
bedelleri de göz önünde tutularak belirlenecektir. Ancak, bu durumda üretici
fiyat endeksindeki artış oranı, üst sınır olarak kabul edilmeyecektir.
Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde
belirlenen kira bedeli önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre
değiştirilebilir. Böylece, altıncı kira yılına ait kira bedeli, bu şekilde
belirlendikten sonra, yine beş yıllık kira dönemi için kira bedellerinin yıldan
yıla belirlenmesinde birinci ve ikinci fıkra hükümleri uygulanacak; yani
tarafların anlaşması göz önünde tutulabilecek; bu anlaşmanın geçerliliği,
üretici fiyat endeksindeki artış oranıyla sınırlı olacak, anlaşma olmadığı
takdirde ise ikinci fıkra hükmü uygulanacaktır.
Maddenin son fıkrasında, sözleşmelerde kira
bedelinin yabancı para olarak kararlaştırılması da geçerli kabul edilmiş; ancak,
bu durumda beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamayacağı esası
getirilmiştir. Beş yıl geçtikten sonra ise, kira bedeli, taraflar
anlaşamazlarsa, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde
tutularak, üçüncü fıkra hükmü çerçevesinde belirlenecektir.
MADDE 344- 818 sayılı Borçlar Kanununda ve 6570
sayılı Kanunda yer verilmeyen, “III. Dava açma süresi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının üç
fıkradan oluşan 344 üncü maddesinde, kira bedelinin belirlenmesine ilişkin
davanın açılma süresi ve kararın etkisi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci
fıkrasında uygulamada da kabul edilen esaslara uygun olarak, kira bedelinin
belirlenmesine ilişkin davanın (uygulamadaki adıyla kira tespit davasının), her
zaman açılabileceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci
fıkrasında belirli süreli kira sözleşmelerinde, mahkemece belirlenen kira
bedelinin, kiracıyı hangi tarihten geçerli olmak üzere bağlayacağı
düzenlenmektedir. Buna göre, dava, dava dilekçesinin yeni dönemin başlangıcından
en geç otuz gün önceki bir tarihte kiracıya tebliğ edilmiş olması koşuluna
uyularak açılmışsa, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin
başlangıcından itibaren kiracıyı bağlayacaktır. Aynı sonuç, kiraya veren
tarafından bu süre içinde, kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluna
uyularak, kira bedelinin belirlenmesine ilişkin davanın, izleyen yeni kira
döneminin sonuna kadar açılması durumunda da geçerli olacaktır.
Maddenin son
fıkrasında, sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağı hakkında
bir hükmün bulunması koşuluyla, kiraya veren kira bedelinin belirlenmesine
ilişkin davayı yeni kira döneminin sonuna kadar açtığı takdirde, mahkemece
belirlenecek kira bedelinin, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli
olacağı kabul edilmiştir. Nitekim, yerleşmiş uygulama da aynı yöndedir.
MADDE 345- 818 sayılı Borçlar Kanununda ve
6570 sayılı Kanunda yer verilmeyen, “IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 345 inci maddesinde,
kiracı aleyhine düzenleme yasağı öngörülmektedir.
Kiracının kira borcu bakımından korunmaması
yönünde, uygulamada ortaya çıkan görüşler benimsenmediği için, madde ile,
kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü
getirilmesi önlenmiş; kira bedelinin zamanında ödenmemesi durumunda, sözleşme
cezası (ceza koşulu) ödenmesi veya sonraki kira bedellerinin muaccel olması
şeklindeki anlaşmalar da geçersiz kılınmıştır.
MADDE 346- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesini kısmen karşılayan, “F.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi / I. Bildirim yoluyla
/ 1. Genel olarak” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 346 ncı maddesinde,
genel olarak bildirim yoluyla kira sözleşmesinin sona ermesi düzenlenmektedir.
Maddenin
birinci fıkrasına göre, belirli süreli konut ve çatılı işyeri
kiralarında, 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde olduğu üzere kiracı,
süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunarak kira
sözleşmesinin sona ermesini sağlayabilecek; böyle bir bildirim yapılmazsa,
sözleşme aynı koşullarla bir yıl uzatılmış olacaktır. Kiraya veren ise, kural
olarak, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremeyecektir.
Ancak, 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesinden farklı olarak, Tasarıda, onbeş
yıllık uzama süresi sonunda kiraya verenin, bu süreyi izleyen her uzama yılının
bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep
göstermeksizin sözleşmeye son verebileceği öngörülmüştür. Böylece, kira
sözleşmesi sebebiyle, kiraya verenin, aradan uzun yıllar geçse bile, kiralananın
dolaysız zilyedi olamamasının toplumda yarattığı huzursuzluk dikkate alınmış ve
kiraya verene, fıkrada belirtilen koşullar gerçekleşince, tazminat ödemekle
yükümlü olmaksızın, sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilme hakkı
tanınmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, belirsiz süreli
kira sözleşmelerinde ise, yine sadece kiracı, bu defa Tasarının 327 ve 328 inci
maddelerindeki düzenleme çerçevesinde fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona
erdirebilecektir. Buna karşılık, belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kiraya
veren, onbeş yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle
sözleşme ilişkisini ortadan kaldırabilecektir.
Maddenin son fıkrasında, kiraya verenin veya
kiracınınfesih hakkının bulunduğu durumlarda,
sözleşmeyi sona erdirebileceği belirtilmektedir.
MADDE 347- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesini karşılayan, “2.
Bildirimin geçerliliği / a. Şekil” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 347 nci maddesinde,
sözleşmeyi sona erdirecek bildirimin geçerliliğinin tâbi olduğu şekil
düzenlenmektedir.
Maddede, konut ve çatılı işyeri kiralarında,
sözleşmenin sona ermesine ilişkin bildirimlerin geçerliliği, yazılı şekilde
yapılmasına bağlanmış ve böylece 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesindeki
geçerlilik şekli aynen korunmuştur. Madde kapsamından anlaşılacağı üzere,
geçerlilik için yazılı şekil zorunluluğu, kiraya verenin, Tasarının 346 ncı
maddesinde öngörülen fesih bildirimi için de aranacaktır.
MADDE 348- 818 sayılı Borçlar Kanununda ve
6570 sayılı Kanunda yer verilmeyen, ancak 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 194
üncü maddesini kısmen karşılayan; “b. Aile konutu” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 348 inci maddesinde,
aile konutuna ilişkin kira sözleşmesinin fesih bildiriminin geçerlilik koşulları
düzenlenmektedir.
Madde,
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 194 üncü maddesinin birinci, ikinci ve son
fıkralarında yapılan düzenleme ile uyumlu olarak kaleme alınmıştır. Bu
düzenlemede, aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda
kiracının, eşinin açık rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemeyeceği; bu
rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı sebep olmaksızın rızasını
vermekten kaçınırsa kiracının, hâkimden bu konuda bir karar vermesini
isteyebileceği ve sözleşmenin tarafı olmayan eşin, kiralayana (kiraya verene)
yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline geleceği öngörülmektedir.
Tasarıda da, aynı esaslar korunmuş, buna bağlı olarak, maddenin son fıkrasında,
kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin
tarafı sıfatını kazanması hâlinde, kiraya verenin, fesih bildirimi ile fesih
ihtarına bağlı bir ödeme süresini kiracıya ve eşine ayrı ayrı bildirmek zorunda
olduğu belirtilmiştir. Böylece, bu durumda, evlilik birliğinin korunması
amacıyla, eşlerden birinin, kiracı sıfatıyla, tek başına hareket ederek, diğer
eşin açık rızası olmaksızın sözleşmeyi sona erdirmesi önlenmek istenmiştir.
MADDE 349- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak 6570 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b),
(c) ve (ç) bentlerini karşılayan, “II. Dava yoluyla / 1. Kiraya verenden
kaynaklanan sebeplerle / a. Gereksinim, yeniden inşa ve imar” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 349 uncu maddesinde,
kiraya verenden kaynaklanan gereksinim, yeniden inşa ve imar sebepleriyle, kira
sözleşmesinin dava yoluyla sona erdirilmesi düzenlenmektedir.
Madde, 6570 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b), (c) ve (ç) bentlerinden alınmıştır. Ancak, kira sözleşmesinin,
kiraya veren tarafından, üstsoyunun (meselâ, babasının, büyük babasının) konut
veya işyeri gereksinimi sebebiyle de, dava yoluyla sone erdirilebileceği kabul
edilmiş, “çocuk” sözcüğü yerine, “altsoy” terimi kullanılarak, 6570 sayılı
Kanunun uygulanmasında torun ve torun çocuğu gereksinimi bakımından ortaya çıkan
olumsuz çözümlerin terk edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, “Kanun gereği bakmakla
yükümlü olduğu diğer kişiler”in gereksinimi de sona erdirme sebebi sayılmıştır.
Maddenin (1) numaralı bendi ile, Türk aile içi ilişkileri dikkate alınmış,
piyano, otomobil koymak veya hayvan bağlamak için gereksinimi geçerli sayan,
ancak ana, baba ve kardeşlerin gereksiniminin dışlanması sonucunu doğuran
düzenleme ve buna dayanan uygulama benimsenmemiş olmaktadır. “Kanun gereği
bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler” çevresi ise, Türk Medenî Kanununun 364
üncü maddesi gibi hükümlerle belirlenecektir. 6570 sayılı Kanunda bir düzenleme
olmamakla birlikte, belirsiz süreli sözleşmeler bakımından uygulamada
benimsendiği gibi, Tasarıda da, genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih
bildirim sürelerine uyularak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde dava
açılabileceği açıklığa kavuşturulmuştur.
Maddede, davanın açılma süresi olarak, mahkeme
kararlarında, İcra ve İflâs Kanununun 272 nci maddesinin kıyas yoluyla
uygulanması sonucunda benimsenen bir aylık süre açıkça belirtilmiştir.
MADDE 350- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendini karşılayan, “b. Yeni malikin gereksinimi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 350 nci maddesinde,
yeni malikin gereksinimi sebebiyle, sözleşmenin dava yoluyla sona erdirilmesi
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, yeni malikin kira
sözleşmesini dava yoluyla sona erdirmek amacıyla, konut veya işyeri
gereksinimlerini ileri sürebileceği kişiler, Tasarının 349 uncu maddesinin (1)
numaralı bendine uygun olarak, sınırlayıcı biçimde sayılmıştır. Ancak, maddede
“ihtarname” yerine, yeni malikin kiracıya yapmak zorunda olduğu bildirimin, bir
tasavvur açıklaması niteliğinde olduğu göz önünde tutularak, “yazılı olarak
bildirme” sözcükleri kullanılmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, uygulamada da
benimsendiği gibi, kiralananı sonradan edinen kişinin, kira süresinin bitiminden
başlayarak bir ay içinde dava açarak, Tasarının 349 uncu maddesi çerçevesinde,
gereksinim sebebiyle, sözleşmeyi sona erdirebileceği kabul edilmiştir.
MADDE 351- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a),
(e) bentleri ile ikinci fıkrasını karşılayan, “2. Kiracıdan kaynaklanan
sebeplerle” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 351 inci maddesinde,
kiracıdan kaynaklanan sebeplerle, sözleşmenin dava yoluyla sona erdirilmesi
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrası, 6570 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinden alınmıştır. Ancak, uygulamadaki
adıyla “kiracının tahliye taahhüdü”nün geçerli olması, yine uygulamada
benimsendiği gibi, kiracının, bunu kiraya verene karşı, “kiralananın teslim
edilmesinden sonra, yazılı olarak ve belirli bir tarih içerecek biçimde
üstlenmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrası, 6570 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinden alınmıştır. Ancak, uygulamadan
farklı olarak, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde de iki haklı ihtarın,
kira sözleşmesini sona erdirmeye yeterli sebep oluşturacağı, açıkça kabul
edilmiştir.
Ayrıca, bir yıldan uzun süreli kira sözleşmeleri
de, ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava
yoluyla sona erdirilebilecektir. Bu sözleşmelerde, bir kira yılını aşan süreler
içinde kalması koşuluyla, iki haklı ihtar da, bir yıldan kısa süreli kira
sözleşmelerinde olduğu gibi, sözleşmenin dava yoluyla sona erdirilmesi için
yeterli olacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrası, 6570 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin son fıkrasından alınmıştır. Ancak, bu hükümden farklı olarak, “aynı
ilçe veya belde belediye sınırları içinde olma”, “kira sözleşmesinin kurulması
sırasında bunu bilmeme” ve “sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sona
erdirme” koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmıştır. Böylece, kiracının veya
birlikte yaşadığı eşinin konutunun, “aynı belediye sınırları içinde olması”ndan,
dolayısıyla büyükşehir belediyelerinin de “aynı belediye” olarak kabul
edilmesinden vazgeçilmiş ve “ilçe ya da belde belediye sınırları” esas
alınmıştır.
6570 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin son fıkrasında
bu konuda bir açıklık olmamakla birlikte, kiraya verenin sözleşmenin kurulduğu
sırada, kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı şehir veya belediye
sınırları içinde oturulabilir bir konutu bulunduğunu bilse bile, başka bir koşul
aranmaksızın, kira sözleşmesini derhâl sona erdirmeye yönelik dava açabileceğine
ilişkin uygulama, Tasarıda yapılan düzenlemede benimsenmemiştir. Gerçekten, bu
uygulama, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarına
aykırı sonuçlar doğurabilecek nitelikte görülmüştür. Tasarının 351 inci
maddesinin son fıkrasındaki düzenlemeye göre, kiraya veren, söz konusu durumu
biliyorsa, sözleşmeyi dava yoluyla sona erdiremeyecektir.
MADDE 352- 818 sayılı Borçlar Kanununda ve
6570 sayılı Kanunda yer verilmeyen, “3. Dava süresinin uzaması” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 352 nci maddesinde,
dava süresinin uzaması düzenlenmektedir.
Bu madde ile, dava yoluyla sözleşmenin sona
erdirilmesi düzeni içinde dava açma için öngörülen bir ay içinde, dava açma
yerine, dava açılacağına ilişkin yazılı bildirimde bulunulması ve buna bağlı
olarak bir kira yılı içinde bildirim konusu davanın açılması olanağı
getirilmiştir. Kanunda yer almayan bu imkân, yerleşik uygulamanın benimsediği
görüşü yansıtmaktadır. Kira sözleşmesinin süresinin sona ermesinden itibaren
dava açma süresi olan bir ay içinde yapılacak bildirim de yeterli görüldüğüne
göre, yine yerleşik uygulamada kabul edildiği üzere, kira süresi içinde
yapılacak bildirim de dava süresini uzatıcı etkiye sahip olacaktır.
MADDE 353- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 8 inci maddesini kısmen karşılayan, “4.
Dava sebeplerinin sınırlılığı” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 353 üncü maddesinde,
dava sebeplerinin sınırlılığı düzenlenmektedir.
Madde, 6570 sayılı Kanunun 8 inci maddesinden
alınmıştır. Kira sözleşmesini sona erdirme sebeplerinin sınırlı sayıda olması
ilkesi, 6570 sayılı Kanunda olduğu gibi, uygulama ve öğretide de kabul
edilmektedir.
MADDE 354- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 15 inci maddesini karşılayan, “5. Yeniden
kiralama yasağı” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 354 üncü maddesinde,
yeniden kiralama yasağı düzenlenmektedir.
Madde, 6570 sayılı Kanunun 15 inci maddesinden
alınmıştır. Ancak, 15 inci maddenin birinci fıkrasında kullanılan “mücbir sebep”
şeklindeki ibare yerine, Tasarının 354 üncü maddesinin birinci fıkrasında,
“haklı sebep” ibaresi kullanılmıştır. Fıkraya göre, kiraya veren, gereksinim
amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı
sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl
geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamayacaktır. Fıkrada söz
konusu edilen “haklı sebep”, kiraya verenin kanunda öngörülen sebeplerden birine
dayanarak aldığı mahkeme kararını uygulatmak suretiyle, kiracının kiralanandan
tahliyesini sağladıktan sonra, üç yıl süreyle kiralananı başkalarına kiraya
verme yasağının bir istisnasını oluşturmaktadır. Bir uyuşmazlık durumunda, haklı
sebebin mevcut olup olmadığı, hâkim tarafından, somut olaydaki durum ve koşullar
göz önünde tutularak değerlendirilecektir. Somut olayda haklı sebebin varlığı
kabul edildiği takdirde, kiraya veren üç yıl geçmeden de kiralananı başkalarına
kiraya verebilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında da, yine birinci cümlede
geçen “mücbir sebep” yerine, “haklı sebep” kullanılmıştır. Fıkraya göre, yeniden
inşa ve imar amacıyla boşaltılması sağlanan taşınmazlar, eski hâli ile, haklı
sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamayacaktır. Aynı fıkrada,
eski kiracının, yeniden inşa ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları yeni durumu
ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik hakkı bulunduğu; bu hakkın,
kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması
gerektiği; bu öncelik hakkı sona erdirilmedikçe, taşınmazın üç yıl geçmeden
başkasına kiralanamayacağı belirtilmektedir.
Maddenin son fıkrasında, bu hükümlere aykırı
davranan kiraya verenlerin, eski kiracıya bir yıllık kira bedelinden az olmamak
üzere tazminat ödemekle yükümlü oldukları belirtilmektedir. Fıkrada yapılan
düzenleme ile, bu hükümlere aykırı davranan kiraya verenlere, 6570 sayılı
Kanunun 16 ncı maddesinde öngörülen cezaî yaptırımların uygulanması sisteminden
vazgeçilmiştir. Bunun yerine, eski kiracıya, fıkrada belirtilen tazminatın
kendisine ödenmesini isteme hakkı tanınmıştır. Bu tazminatın belirlenmesinde,
eski kiracının kiraya verene ödemiş olduğu son dönemin kira bedeli göz önünde
tutulacaktır.
MADDE 355- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, ancak, 6570 sayılı Kanunun 13 üncü maddesini karşılayan, “6.
Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 355 inci maddesinde,
kiracının ölmesi hâlinde, kira sözleşmesinin sürdürülmesi düzenlenmektedir.
Böylece, kiracının ölümü durumunda, çatılı işyeri
kiraları bakımından, kiracının ortaklarının veya bu ortakların kiracıyla aynı
meslek ve san’atı yürüten mirasçılarının ve ölen kiracıyla birlikte aynı konutta
oturanların, sözleşmeye ve kanun hükümlerine
uydukları sürece kira sözleşmesini sürdürebilecekleri
kabul edilmiştir. Maddede yapılan
düzenlemede, “kiracının mirasçılarına” özellikle yer verilmemiştir. Çünkü
mirasçı, Türk Medenî Kanununun miras hukukuna ilişkin hükümleri çerçevesinde,
mirasbırakan konumundaki “ölen kiracı”nın küllî halefi olarak, söz konusu konut
ya da çatılı işyeri kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmiştir. Bu nedenle,
“ölen kiracının mirasçısı”, kira sözleşmesini Tasarının 332 nci maddesine
dayanarak feshetmemişse, kiracı olarak kabul edilecektir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Ürün Kirası
818 sayılı Borçlar Kanununun 270 inci maddesiyle
başlayan “İkinci Fasıl / Hasılat icarı” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “Üçüncü
Ayırım / Ürün Kirası” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 356-
818 sayılı Borçlar Kanununun 270 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 356 ncı maddesinde,
ürün kirası tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 270 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarının 356 ncı
maddesinde “A. Tanımı” olarak değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 270 inci maddesinin
ikinci ve son fıkrasının aynı konuya ilişkin olduğu göz önünde tutularak,
Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 270 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “ücret” sözcüğü yerine, ücretin işgörme
sözleşmelerinde işverenin işçiye karşı olan borcunu ifade etmek için
kullanılması doğru olmakla birlikte, kira sözleşmesinde kiracının kiraya verene
karşı olan borcu her zaman paradan ibaret olmadığı için, Tasarının 356 ncı
maddesinin birinci fıkrasında “bedel” sözcüğü kullanılmıştır.
Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 270 inci
maddesinin ikinci ve son fıkralarında kullanılan “iştirakli kira” ibaresi
yerine, Tasarının 356 ncı maddesinin ikinci fıkrasında “ürüne katılmalı kira”
ibaresi kullanılmıştır. Bununla birlikte, ürün kirasında kira bedeli, bir miktar
para veya devşirilecek ürünün belirli bir oranı olarak kararlaştırılabilir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 270 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “hâsılatın bir hissesi” şeklindeki ibare, Tasarının
356 ncı maddesinin ikinci fıkrasında “devşirilecek ürünün belli bir oranı”
şeklinde ifade edilmiştir. Fıkrada söz konusu edilen ürüne katılmalı kira,
Ülkemizin değişik bölgelerindeki örf ve âdete göre, “ortakçılık”, “yarıcılık” ve
“marabacılık” gibi isimlerle anılmaktadır.
Metninde yapılan arılaştırma ve düzeltme dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 357- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “B. Genel hükümlerin uygulanması” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 357 nci maddesinde,
ürün kirasında kira sözleşmesine ilişkin genel hükümlerin uygulanması
düzenlenmektedir.
Maddeye göre, ürün kirasında özel hüküm bulunmadığı
durumlarda, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulama alanı bulacaktır.
Meselâ, Tasarının 298 inci maddesiyle başlayan Dördüncü Bölümünün Birinci
Ayırımında, “Genel Hükümler” kapsamında olmak üzere düzenlenen “kiralananda
yenilik ve değişiklik yapılması”, “kira ilişkisinin devri”, “kiralananın
kullanılmaması” gibi konular, ürün kirasında farklılık taşımadığı için, ürün
kirası içinde ayrıca düzenlenmemiş ve sadece farklılık gösteren “alt kira ve
kullanım hakkını devir yasağı” konusu özel olarak düzenlenmekle yetinilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 276 ve 276a maddeleri göz önünde tutulmuştur.
MADDE 358- 818 sayılı Borçlar Kanununun 271
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 358 inci maddesinde,
tutanak düzenleme yükümlülüğü öngörülmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 271 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Defter tesbiti” ibaresi, Tasarıda “C. Tutanak
düzenleme” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, iki nüsha olarak düzenlenecek tutanağın
birer nüshasının, taraflardan her birine verilmesi öngörülmüştür. Ayrıca,
“defter” yerine, Tasarıda “tutanak” sözcüğü kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 359- 818 sayılı Borçlar Kanununun 272
nci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 359 uncu maddesinde,
kiraya verenin teslim borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 272 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Kiralayanın Borçları / I. Kiralananın
teslimi / 1. Kullanmağa salih halde teslim” ibaresi, Tasarıda “D. Kiraya verenin
borçları / I. Teslim borcu” şekline dönüştürülmüştür.
Tasarının 357 nci maddesinde kira sözleşmesine
ilişkin genel hükümlere yollama yapıldığı için, 818 sayılı Borçlar Kanununun 272
nci maddesinin ikinci fıkrasının madde metnine alınmasına gerek görülmemiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 360- 818 sayılı Borçlar Kanununun 273
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 360 ıncı maddesinde,
kiraya verenin esaslı onarımları yapma borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 273 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Esaslı tamirat” ibaresi, Tasarıda “II. Esaslı
onarımlar” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 361- 818 sayılı Borçlar Kanununun 281
inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile 288 inci maddesinin birinci
fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 361 inci maddesinde,
kiracının genel olarak kira bedelini ve yan giderleri ödeme borcu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 281 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Kiranın tediyesi / 1. Umumiyet itibariyle”
ibaresi, Tasarıda “E. Kiracının borçları / I. Kira bedelini ve yan giderleri
ödeme borcu / 1. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede 818 sayılı Borçlar Kanununun 281 inci
maddesinden farklı olarak, kiracının yükümlülüğünde olan yan giderler de, kira
bedeli ile aynı düzenlemeye tâbi tutulmuştur.
818 sayılı Borçlar Kanununun 281 ve 288 inci
maddelerinde yer verilen diğer konuların madde metnine alınmamasının sebebi,
bunların kira sözleşmesine ilişkin genel hükümlerde düzenlenmiş olmasıdır.
Maddenin birinci fıkrasının düzenlenmesinde, kaynak
İsviçre Borçlar Kanununun 281 inci maddesinin birinci fıkrası göz önünde
tutulmuştur.
MADDE 362- 818 sayılı Borçlar Kanununun 282
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 362 nci maddesinde,
olağanüstü durumlarda kira bedelinden indirim düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 282 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Felâketli vakalarda tenzil” ibaresi,
Tasarının 362 nci maddesinde “2. Olağanüstü durumlarda kira bedelinden indirim”
şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 363- 818 sayılı Borçlar Kanununun 278
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 363 üncü maddesinde,
kiralananı kullanma ve işletme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 278 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Kiracının Borçları / I. Borca muvafık surette
tekayyüt / 1. İşletme” ibaresi, Tasarıda “II. Kiralananı kullanma ve işletme
borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 364- 818 sayılı Borçlar Kanununun 279
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 364 üncü maddesinde,
kiracının bakım borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 279 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İyi bir halde muhafaza” ibaresi, Tasarıda “III.
Bakım borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 279 uncu maddesinin
ikinci fıkrasından farklı olarak¸ tarımsal taşınmazlara ilişkin ürün kirasında
yerel âdete göre kiracıya ait bakım borcunun konularına örnek verilmesinden
vazgeçilerek, sadece onun “küçük onarımları yapma borcu”ndan söz edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 284 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 365- 818 sayılı Borçlar Kanununun 284
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 365 inci maddesinde,
alt kira yasağı ile kullanım ve işletme hakkının devri yasağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 284 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “F. Kiracının kiracısı” ibaresi, Tasarıda “F. Alt
kira ve kullanım hakkını devir yasağı” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde
kullanılan “kiraya verebilir.” şeklindeki ibarenin, aynı fıkranın birinci
cümlesi ışığında değerlendirilerek, kiralananda bulunan bazı yerlerin, ürün
kirası dışında başka türden bir kiraya verilebileceği şeklinde anlaşılması
gerekir. Meselâ, ürün kirasının konusunu oluşturan bir çiftliğin kurulduğu
taşınmazın bir bölümünde, kiracı, bu çiftlikten elde edilecek ürünün verimini
etkilemeyecek olan bir binayı çeşitli amaçlarla (depo, konut vb.) kullanmak
üzere, başka bir kişiye kiraya verebilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında kıyas yoluyla
uygulanacağı belirtilen hükümler ise, Tasarının kira sözleşmesine ilişkin genel
hükümlerinden biri olan, 321 inci maddesinde yer almaktadır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 366- 818 sayılı Borçlar Kanununun 287
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 366 ncı maddesinde,
sürenin geçmesi ile ürün kirası sözleşmesinin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 287 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan III. Sükût ile tecdit” ibaresi, madde içeriğine
uygun hâle getirilerek, Tasarıda “G. Sözleşmenin sona ermesi / I.
Sona erme sebepleri / 1. Sürenin geçmesi” şekline dönüştürülmüştür.
Madde, 818 sayılı Borçlar Kanununun 287 nci
maddesinden farklı olarak¸ üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır. Maddenin ikinci
fıkrasında kullanılan “örtülü olarak” ibaresinin tanımı niteliğindeki 818 sayılı
Borçlar Kanununun 287 nci maddesinin, “bu müddetin hitamında kiralayanın
malûmatile ve muhalefeti olmaksızın kiralananın kullanılmasına devam olunduğu
yahut mukavelede fesih hakkında gösterilen ihbarı iki taraftan hiç biri
yapmadığı takdirde” şeklindeki açıklamasına yer verilmemiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 295 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 367- 818 sayılı Borçlar Kanununun 285
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 367 nci maddesinde,
ürün kirasında fesih bildirimi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 285 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “G. Hitamı / I. Fesih hakkı” ibaresi Tasarıda “2.
Fesih bildirimi” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre
bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 368- 818 sayılı Borçlar Kanununun 286
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 368 inci maddesinde,
ürün kirası sözleşmesinin önemli sebeplerle olağanüstü feshi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 286 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mühim sebeplerden dolayı fesih” ibaresi,
Tasarıda “3. Olağanüstü fesih / a. Önemli sebepler” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, kira sözleşmesine ilişkin genel
hükümlerden biri olan Tasarının 330 uncu maddesine paralel olarak
kaleme alınmıştır.
MADDE 369- 818 sayılı Borçlar Kanununun 290
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 369 uncu maddesinde,
ürün kirası sözleşmesinin kiracının iflası sebebiyle olağanüstü feshi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 290 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Kiracının iflâsı” ibaresi, Tasarıda “b.
Kiracının iflâsı” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 370- 818 sayılı Borçlar Kanununun 291
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 370 inci maddesinde,
ürün kirası sözleşmesinin kiracının ölümü sebebiyle olağanüstü feshi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 291 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VII. Kiracının vefatı” ibaresi, Tasarıda “b.
Kiracının ölümü” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 371- 818 sayılı Borçlar Kanununun 292
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 371 inci maddesinde,
ürün kirası sözleşmesinin sona ermesinin sonuçlarından biri olan kiracının geri
verme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 292 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “H. Kiranın hitamında kiralananın iadesi / I. İade
borcu” ibaresi, Tasarıda “II. Sona ermenin sonuçları / 1. Geri verme” şekline
dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 372- 818 sayılı Borçlar Kanununun 293
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 372 nci maddesinde,
tutanağa geçirilmiş eşyaların geri verilmesi düzenlenmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kiracının ürün kirası
sözleşmesi çerçevesinde tutanağa geçirilen eşyayı geri verme borcundan doğan
sorumluluktan hangi durumlarda kurtulabileceği düzenlenmektedir. Buna göre,
kiracı kiraya verenin kusurunu ya da mücbir sebebin varlığını ispat ederse
tutanağa geçirilmiş olan eşyayı geri verme borcundan veya bunlar için tazminat
ödemekten kurtulabilecektir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 293 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “noksan eşyanın” sözcüklerine, bu ifadenin,
Tasarının 372 nci maddesinin birinci fıkrasıyla karşılandığı göz önünde
tutularak, fıkra metninde yer verilmemiştir. Aynı düzenleme, kaynak İsviçre
Borçlar Kanununun 299b maddesinin ikinci fıkrasında da bulunmaktadır.
Maddenin son fıkrasında, Tasarının 320 nci
maddesinin üçüncü fıkrasından farklı olarak, kiracının, kiraya verenden değer
artışı için tazminat isteyebilmesi için, bu artışın “önemli” olması koşuluna yer
verilmemiştir. Çünkü, ürün kirasında kiracının işletme yükümlülüğü söz konusu
olduğu için, kiralanana yaptığı masrafların veya harcadığı emeğin sebep olduğu
değer artışından, kiralananı geri vermesinden sonra, kiraya verenin de
yararlanabileceğinde bir duraksama yoktur. Bu sebeple, fıkrada kiraya verenin
değer artışından doğan tazminat sorumluluğunun kapsamı daha geniş tutulmuştur.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 373- 818 sayılı Borçlar Kanununun 294
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 373 üncü maddesinde,
ürün ve yetiştirme giderleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 294 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Kiranın hitamında semereler ve ziraat
masrafları” ibaresi, Tasarıda “3. Ürün ve yetiştirme giderleri” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 294 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “işlemekte olan” ibaresi, sözleşmenin sona erdiği
göz önünde tutularak “işlemiş” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 374- 818 sayılı Borçlar Kanununun 295
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 374 üncü maddesinde,
saman, gübre ve benzerlerinin kiralananda bırakılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 295 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Saman ve gübre gibi şeyler” ibaresi, Tasarıda
“4. Saman, gübre ve benzerleri” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 375- 818 sayılı Borçlar Kanununun 296
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 375 inci maddesinde,
hayvan kirasının konusu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 296 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “İ. Hayvan kirası / I. Akdin mevzuu” ibaresi,
Tasarıda “H. Hayvan kirası / I. Konusu” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 296 ncı maddesinde yer
verilen “mevaşi” sözcüğü yerine, Tasarıda “geviş getirici” sözcükleri
kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 376- 818 sayılı Borçlar Kanununun 297
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 376 ncı maddesinde,
kiracının kiralanan hayvanlardan sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 297 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mes’uliyet” ibaresi, Tasarıda “II.
Sorumluluk” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, 818 sayılı Borçlar Kanununun 297 nci
maddesinin son fıkrasındaki hüküm aynen muhafaza edilmiştir. Çünkü, bu fıkranın
olmaması durumunda ortaya çıkabilecek boşluğun Tasarının 317 nci maddesiyle
doldurulması imkânsızdır; her iki düzenlemenin konuları farklıdır. Gerçekten,
Tasarının 317 nci maddesinde, kiracının ayıpları kiraya verene bildirme borcu
düzenlenmiştir. Oysa, Tasarının 376 ncı maddesinin son fıkrasında, ürün kirasına
konu olan hayvanın uğradığı önemli kaza ya da hastalıkların kiraya verene
bildirilmesi söz konusudur. Kira sözleşmelerinde kiraya verenin, kiralananı kira
süresince sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli durumda bulundurma borcu
vardır. Hayvan kirasında ise, Tasarının 376 ncı maddesinin birinci fıkrasında
ifade edildiği gibi, kiraya verenin böyle bir borcu söz konusu değildir. Yani,
kiraya verenin böyle bir durumda ayıptan sorumluluğu yoktur. Aynı düzenleme,
kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 303 üncü maddesinin eski ve yeni metinlerinde
de son fıkra olarak yer almaktadır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 377- 818 sayılı Borçlar Kanununun 298
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 377 nci maddesinde,
hayvan kirasının sona erme sebeplerinden fesih düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 298 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “Fesih” ibaresi, Tasarıda da korunmuştur. Çünkü,
maddede tüm sona erme hâlleri değil, sadece belirsiz süreli hayvan kirasının
fesih yoluyla sona erdirilmesi düzenlenmiştir. Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun
304 üncü maddesinin kenar başlığının eski şeklinde “sona erme” karşılığı olarak
“Aufhebung” sözcüğü kullanıldığı hâlde, yeni şeklinde “fesih” karşılığı olarak
“Kündigung” sözcüğü kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Ödünç Sözleşmeleri
818 sayılı Borçlar Kanununda “Dokuzuncu Bap /
Àriyet ve karz” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Beşinci Bölüm / Ödünç
Sözleşmeleri” şekline dönüştürülmüştür.
BİRİNCİ AYIRIM
Kullanım Ödüncü
818 sayılı Borçlar Kanununun 299 uncu maddesiyle
başlayan “Birinci Fasıl / Àriyet” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “Birinci Ayrım
/ Kullanım Ödüncü” şekline dönüştürülmüştür.
MADDE 378- 818 sayılı Borçlar Kanununun 299
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 378 inci maddesinde,
kullanım ödüncü sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 299 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Tanımı”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 299 uncu maddesinde
geçen “bedava kullanılmasını” şeklindeki ibare, Tasarıda “karşılıksız olarak”
şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 379- 818 sayılı Borçlar Kanununun 300
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 379 uncu maddesinde,
ödünç alanın kullanım hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 300 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Hükümleri / I. Âriyet alanın borçları”
şeklindeki ibare, Tasarıda “B. Hükümleri / I. Ödünç alanın kullanım hakkı”
şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 300 üncü maddesinde
kullanılan “tahsis olunduğu maksattan anlaşılan şekilde” ibaresi, Tasarıda
“özgülendiği amaca göre” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 380- 818 sayılı Borçlar Kanununun 301
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 380 inci maddesinde,
kullanım ödüncünde bakım ve koruma giderlerini hangi tarafın karşılamakla
yükümlü olduğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 301 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Muhafaza masrafları” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Bakım ve koruma giderleri” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 301 inci maddesinde
kullanılan “...ve hususiyle âriyet hayvanın yiyecek masraflarını” şeklindeki
ibare gereksiz görülerek Tasarı metnine alınmamış; “tahammül eder.” şeklindeki
ibare de “yükümlüdür.” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 381- 818 sayılı Borçlar Kanununun 302
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 381 inci maddesinde,
birlikte ödünç alanların müteselsil sorumlulukları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 302 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müteselsil mes’uliyet” ibaresi, Tasarıda
“III. Müteselsil sorumluluk” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 382- 818 sayılı Borçlar Kanununun 303
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 382 nci maddesinde,
amacı belirlenmiş kullanmada ödünç sözleşmesinin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 303 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Hitamı / I. Muayyen bir kullanmada” şeklindeki
ibareler, Tasarıda “C. Sona ermesi / I. Amacı belirlenmiş kullanmada” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 303 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “acele muhtaç bulunduğu takdirde” şeklindeki ibare,
Tasarıda “ivedi gereksinimi ortaya çıkarsa” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, kullanma için belirli
bir süre öngörülmemesi durumunda, ödünç alanın, ödünç konusunu sözleşme uyarınca
kullanmış olmasıyla veya kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle sözleşmenin
sona ereceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, ödünç alanın, ödünç
konusunu sözleşmeye aykırı olarak kullanması, onu bozması veya kullanmak için
başka bir kimseye vermesi ya da önceden bilinmeyen bir durum yüzünden ödünç
verenin ivedi gereksiniminin ortaya çıkması durumlarında, ödünç verenin o şeyi
daha önce geri isteyebileceği öngörülmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 383- 818 sayılı Borçlar Kanununun 304
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 383 üncü maddesinde,
amacı belirlenmemiş kullanım ödüncünün sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 304 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Âriyetin zamanı muayyen olmayan kullanmada”
şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Amacı belirlenmemiş kullanmada”
şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 384- 818 sayılı Borçlar Kanununun 305
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 384 üncü maddesinde,
ödünç sözleşmesinin sona erme sebebi olarak ödünç alanın ölümü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 305 inci maddesinde
kullanılan “...nihayet bulur.” şeklindeki ibare, Tasarıda “kendiliğinden sona
erer.” şeklinde ifade edilerek, ödünç alanın ölümünün, herhangi bir irade
açıklamasına gerek olmaksızın sözleşmeyi kendiliğinden sona erdireceği
belirtilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
İKİNCİ AYIRIM
Tüketim Ödüncü
818 sayılı Borçlar Kanununun 306 ncı maddesiyle
başlayan “İkinci Fasıl / Karz” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “İkinci Ayırım /
Tüketim Ödüncü” şekline dönüştürülmüştür.
MADDE 385- 818 sayılı Borçlar Kanununun 306
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 385 inci maddesinde,
tüketim ödüncü sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 306 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Tanımı”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 306 ncı maddesinde
kullanılan “yahut diğer mislî bir şeyin mülkiyetini” şeklindeki ibare, Tasarıda
“ya da tüketilebilen bir şeyi” şeklinde; “miktar ve vasıfta müsavi aynı neviden
şeyleri” şeklindeki ibare ise, “aynı nitelik ve miktarda şeyi” olarak ifade
edilmiştir.
Maddede, 818 sayılı Borçlar Kanununun 306 ncı
maddesinde kullanılan “bir şeyin mülkiyetini ödünç alan kimseye nakil”
şeklindeki ibareye yer verilmemiş; bunun yerine “bir şeyi ödünç alana
devretmeyi” şeklindeki ifade kullanılmıştır. Gerçekten, tüketim ödüncü
sözleşmesi, mülkiyetin devri amacıyla değil, kullanma amacıyla yapılır. Ancak,
ödünç alanın, bu sözleşmenin konusunu oluşturan bir miktar para veya
tüketilebilen bir şeyi kullanması, zorunlu olarak bunları tüketmesi suretiyle
olmaktadır. Bu sebeple, maddede kullanılan “devretmeyi” sözcüğü, mülkiyetin
ödünç alana devri şeklinde anlaşılmamalıdır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 386- 818 sayılı Borçlar Kanununun 307
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 386 ncı maddesinde,
genel olarak faizin hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 307 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Hükümleri / I. Faiz / 1. Hangi muamelelerde
faiz lâzım geleceği” şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. Hükümleri / I. Faiz / 1.
Genel olarak” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 307 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “faiz lâzım gelmez.” şeklindeki ibare, Tasarıda
“faiz istenemez.” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 307 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Ticaret muamelelerinde” şeklindeki ibare, Tasarıda
“Ticarî tüketim ödüncü sözleşmesinde” şeklinde; “faiz verilmek lâzımdır.”
şeklindeki ibare ise, “faiz istenebilir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 387- 818 sayılı Borçlar Kanununun 308
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 387 nci maddesinde,
tüketim ödüncü sözleşmelerinde faize ilişkin özel kurallar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 308 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Faize müteallik kaideler” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Faize ilişkin özel kurallar” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 308 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “karzın alındığı zaman ve mekânda” şeklindeki
ibare, Tasarıda “ödünç alma zamanında ve yerinde” şeklinde; “âdet olan”
şeklindeki ibare ise, “geçerli olan” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 388- 818 sayılı Borçlar Kanununun 309
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 388 inci maddesinde,
tüketim ödüncü sözleşmesinde zamanaşımı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 309 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Karzın teslim ve tesellümü hakkındaki
iddialarda müruru zaman” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Zamanaşımı” şeklinde
kısaltılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 309 uncu maddesinde
kullanılan “...dair olan iddiaları” şeklindeki ibare, Tasarıda “...ilişkin
istemleri” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre
bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 389- 818 sayılı Borçlar Kanununun 310
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 389 uncu maddesinde,
tüketim ödüncü sözleşmesinde, ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 310 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Ödünç alan kimsenin borcu ödemekten aczi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 310 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “aciz hâline girmiş bulunursa” şeklindeki ibare,
Tasarıda “ödeme güçsüzlüğüne düşerse” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 390- 818 sayılı Borçlar Kanununun 311
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 390 ıncı maddesinde,
ödünç alana para yerine verilen şeylerde, ödünç alanın ödünç konusunu geri verme
borcunu hangi hesaplamaya göre ifa edeceği düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 311 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Nakit Yerine Verilen Şeyler” şeklindeki ibare,
Tasarıda “C. Para yerine verilen şeyler” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 311 inci maddesinde
kullanılan “emtia” şeklindeki ibare, Tasarıda “ticarî mallar” şeklinde; “borsa
rayicinden ve carî fiyattan ibaret olur; bunun hilâfına mukavele batıldır.”
şeklindeki ibare ise, “borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır. Bunun
aksine yapılan sözleşme geçersizdir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 391- 818 sayılı Borçlar Kanununun 312
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 391 inci maddesinde,
tüketim ödüncünde ödünç alanın ödünç konusunu geri verme zamanı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 312 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. İade zamanı” şeklindeki ibare, Tasarıda “D.
Geri verme zamanı” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 312 nci maddesinde
kullanılan “altı hafta içinde geri verilmek lâzımdır.” şeklindeki ibare, geri
verme borcunun ödünç verenin ilk isteminden başlayarak altı hafta sonra muaccel
olacağı göz önünde tutularak, Tasarıda “altı hafta geçmedikçe, ödüncü geri
vermekle yükümlü değildir.” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ALTINCI BÖLÜM
Hizmet Sözleşmeleri
818 sayılı Borçlar Kanununda “Onuncu Bap / Hizmet
akdi” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Altıncı Bölüm / Hizmet Sözleşmeleri”
şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hizmet Sözleşmesi
Tasarının 391 inci maddesiyle başlayan Birinci
Ayırımında genel hizmet sözleşmesi düzenlenmiştir.
MADDE 392- 818 sayılı Borçlar Kanununun 313
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 392 nci maddesinde,
genel hizmet sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 313 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” ibaresi, Tasarıda “A. Tanımı” şekline
dönüştürülmüştür.
Madde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 319 uncu
maddesi ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 8 inci maddesinin
birinci fıkrasının birinci cümlesi göz önünde tutularak yeniden kaleme
alınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında kullanılan “bağımlı
olarak” ibaresi, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 319 uncu maddesinin birinci
fıkrasındaki “işverenin emrinde” (im Dienst des Arbeitgebers, au service de
l’employeur) ifadesinin karşılığıdır. İşverene bağımlı olarak çalışma, onun emir
ve talimatına uygun işgörmeyi ifade eder. Nitekim, 4857 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin birinci fıkrasında da “bağımlı olarak işgörme”den söz edilmiştir.
İşverene bağımlı olarak çalışma, belirli ya da belirli olmayan süreli olabilir.
İşverenin ödemesi gereken ücret ya zamana göre ya da yapılan işe göre
belirlenir.
Maddenin ikinci fıkrasında işçinin işverene bir
hizmeti kısmî süreli olarak düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği
sözleşmelerin de hizmet sözleşmesi olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, meselâ,
işverenin yanında saatlik, yarım veya tam günlük bir hizmetin düzenli olarak
yerine getirilmesi de hizmet sözleşmesi olarak kabul edilecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasında ise, aksine özel bir
yasal düzenleme olmadığı hâllerde, genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerin,
kıyas yoluyla çıraklık sözleşmelerine de uygulanacağı belirtilmektedir. Nitekim
29/6/2001 tarihli ve 4702 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle değiştirilen adıyla,
5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda, çıraklık sözleşmesine
ilişkin özel düzenlemelere yer verilmiştir.
MADDE 393-
818 sayılı Borçlar Kanununun 314 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 393 üncü maddesinde,
genel hizmet sözleşmelerinin kurulması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 314 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Teşekkülü / I. Umumiyet itibariyle” şeklindeki
ibare, Tasarıda “B. Kurulması” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin,
kanunda aksine bir hüküm yoksa, özel bir şekle bağlı olmadığı belirtilmiştir.
Nitekim, 4857 sayılı İş Kanununun 8 inci
maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde “İş sözleşmesi, Kanunda aksi
belirtilmedikçe, özel bir şekle tabi değildir.” denilmekle birlikte,
ikinci fıkrasında, süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı
şekilde yapılması zorunluluğu öngörülmüştür. Yine, 3308 sayılı Meslekî Eğitim
Kanununun 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, çıraklık sözleşmesinin yazılı
şekilde yapılması aranmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında bir kimsenin, durumun
gereklerine göre ancak ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman
için görmesi ve bu işin de işveren tarafından kabul edilmesi durumunda da
aralarında hizmet sözleşmesinin kurulmuş sayılacağı belirtilmektedir. Böylece,
taraflar arasındaki fiilî hizmet ilişkisi de, fıkrada açıklanan koşullarla,
hizmet sözleşmesi sayılacaktır.
Maddenin son fıkrasında, öğreti ve uygulamada da
benimsendiği gibi, geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesinin, hizmet
ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün
hüküm ve sonuçlarını doğurur. İşçi, geçersizliği sonradan ortaya çıkan bir
sözleşme gereğince işveren için bir iş gördüğü takdirde; sözleşmenin her iki
tarafı da, sözleşmenin geçersizliği sebebiyle hizmet ilişkisine son verilinceye
kadar, geçerli bir sözleşme varmışçasına, hizmet ilişkisinden doğan borçlarını
ifa etmekle yükümlüdür.
Maddeye göre işçi, hizmet sözleşmesinin geçersiz
olduğunu biliyorsa iyiniyetli sayılmayacak; bu durumda ise, fıkrada da
belirtildiği gibi geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesinden söz
edilemeyeceğinden, bu hükümden yararlanamayacaktır. Belirtilmelidir ki, hizmet
sözleşmesinin geçersizliğini bilerek işçi çalıştıran bir işveren, sözleşmenin
geçersizliğini ileri süremeyecek ve geçerli bir sözleşme varmışçasına, işçiye
karşı sorumlu olacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 320 nci maddesi göz önünde tutulmuş; ancak, işçinin harcadığı emeğin
korunması ilkesi gözetilerek, bu maddenin üçüncü fıkrasında aranan “iyiniyetle
işgörme” koşuluna Tasarıda yer verilmemiştir.
MADDE 394- 818 sayılı Borçlar Kanununun 320
nci maddenin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 394 üncü maddesinde,
işçinin bizzat çalışma borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 320 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “ II. İşçinin borçları / 1. Bizzat ifa”
ibaresi, Tasarıda “ C. İşçinin borçları / I. Bizzat çalışma borcu” şeklinde
değiştirilmiştir.
Maddede, işçinin üstlendiği işi bizzat yapma, yani
şahsen ifa yükümlülüğü düzenlenmiştir. Burada “borcun ifasında, borçlunun
kişisel özelliği önemli ise, borçlu edimini şahsen ifa etmekle yükümlüdür.”
şeklindeki Tasarının 82 inci maddesindeki genel kuralın özel bir uygulama hâli
söz konusudur. Bu maddeyle, işçinin işgörme borcunu ifada kişisel özelliğinin
önemli olduğu kabul edilmiş olmaktadır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 395- 818 sayılı Borçlar Kanununun 32l
inci maddesinin birinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 395 inci maddesinde,
işçinin özen ve sadakat borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 321 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İhtimam mecburiyeti” ibaresi, Tasarıda “II.
Özen ve sadakat borcu” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin özen
yükümlülüğü ve işverenin haklı yararlarının korunmasında sadakat yükümlülüğü
düzenlenmiştir. Buna göre işçi, hem işini özenle yapacak, hem de işverenin
yararları konusunda işverene sadakat borcu altında bulunacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, “işçi, işverene ait
makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne
uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim
edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür.”
Maddenin üçüncü fıkrasında işçinin, işverene
rekabet oluşturacak davranışlardan kaçınması öngörülmüştür. İşçi, üçüncü
kişilerle ücret karşılığında anlaşmalar yaparak, işverene karşı sadakat
yükümlülüğünü ihlâl edemeyeceği gibi, onunla rekabete yol açacak iş ve
işlemlerde de bulunamayacaktır.
Maddenin son fıkrasında, özen ve sadakat
yükümlülüğünün önemli bir alanını oluşturan sır saklama yükümlülüğü
düzenlenmiştir. İşçi, hizmet ilişkisinin devamı süresince iş gördüğü sırada
öğrendiği üretim ve iş sırları gibi bilgileri, kendisinin veya başkalarının
yararına olarak kullanamayacaktır. Ayrıca, hizmet ilişkisi sona erse bile,
işverenin haklı yararlarının korunması için gerekli olduğu ölçüde işçinin, sır
saklama yükümlülüğü devam edecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 321a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 396- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Teslim ve hesap verme borcu” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 396 ncı maddesinde,
işçinin teslim ve hesap verme borcu düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, “işçi, üstlendiği
işin görülmesi sırasında üçüncü kişiden işveren için aldığı şeyleri ve özellikle
paraları derhâl ona teslim etmek ve bunlar hakkında hesap vermekle yükümlüdür.”
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, hizmetin
ifasından dolayı elde ettiği şeyleri de derhâl işverene teslim etmekle yükümlü
olduğu belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 321b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 397- 818 sayılı Borçlar Kanununun 329
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 397 nci maddesinde,
işçinin fazla çalışma borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 329 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “g. Fazla iş için ücret” ibaresi, Tasarıda “IV.
Fazla çalışma borcu” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun iki fıkradan oluşan
329 uncu maddesi, Tasarının 396 ncı maddesinin birinci fıkrasında
birleştirilerek kaleme alınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, fazla çalışma
tanımlanmış ve bunun hangi koşullar altında işçi için bir yükümlülük
oluşturacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, fazla çalışma borcuna
ilişkin özel kanunlardaki hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.
MADDE 398- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “V. Düzenlemelere ve talimata uyma borcu” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 398 inci maddesinde,
işçinin düzenlemelere ve talimata uyma borcu düzenlenmektedir.
Maddede, işverenin işin görülmesi ve işyerinde
işçilerin davranışlarına ilişkin olarak genel düzenlemeler yapabilmesi ve ayrıca
özel talimat verebilmesi kabul edilmiştir. İşverenin koyduğu genel düzenlemeler
bütün işçiler ve işyeri için bağlayıcı düzenlemeler olduğu hâlde, özel talimat,
ancak işin özelliği gerektirdiği ölçüde konulabilen ve sadece muhataplarının
bilgisine ulaştırıldığı takdirde bağlayıcı olabilen düzenlemelerdir. Bununla
birlikte, söz konusu özel talimatın bağlayıcı olması için, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 315 inci maddesindeki düzenlemeden farklı olarak, mutlaka önceden
yazılı biçimde belirlenmesi koşulunun aranmasından vazgeçilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 321d maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 399- 818 sayılı Borçlar Kanununun 321
inci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 399 uncu maddesinde,
işçinin sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 321 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İhtimam mecburiyeti” ibaresi, Tasarıda “VI.
İşçinin sorumluluğu” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin işverene
kusuruyla verdiği her türlü zararlardan sorumluluğu esası getirilmiştir. Buna
göre işçi, ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu tutulacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, işçinin
sorumluluğunun belirlenmesinde göz önünde tutulabilecek ölçütler yer almıştır.
Bu ölçütler, işin tehlikeli olup olmaması, işin uzmanlık ve eğitim gerektirip
gerektirmemesi, işçinin bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve
nitelikleridir. İşçinin sorumlu olup olmadığının belirlenmesinde, bu ölçütlerden
yararlanılacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 321e maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 400- 818 sayılı Borçlar Kanununun 323
üncü maddesinin birinci fıkrası ile 337 nci maddesinin birinci fıkrasını kısmen
karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 400 üncü maddesinde,
işverenin borçlarından biri olan işçiye ücret ödeme borcu genel olarak
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 323 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. İş sahibinin borçları / 1. Ücret / a. Miktarı”
ile 337 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan “IV. Birlikte yaşama”
ibareleri, Tasarıda “D. İşverenin borçları / I. Ücret ödeme borcu / 1. Ücret /
a. Genel olarak” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasına göre, işçiye, sözleşmede
veya toplu sözleşmede kararlaştırılan ya da sözleşmede hüküm yoksa, bu konuda
alışılmış olan ücret ödenecektir. Fıkrada söz konusu edilen “alışılmış
ücret”ten, yasal asgarî ücretin altında olmaması koşuluyla, işin niteliğinin
gerektirdiği ücret anlaşılmalıdır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenle
birlikte yaşadığı hâllerde, aksine anlaşma veya yerel âdet bulunmadıkça,
beslenme ve barınmanın ücretin bir bölümünü oluşturacağı belirtilmiştir.
Tasarının 417 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu tür çalışmada işverenin
işçiye yeterli gıda ve uygun bir barınak sağlamakla yükümlü olması, işçinin
kişiliğinin korunması amacıyla kabul edilmiş bir yükümlülüktür. Ancak, fıkrada,
bu yükümlülüğün, aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, işverenin ücret ödeme
borcunun bir bölümünü oluşturacağı kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 322 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 401-
818 sayılı Borçlar Kanununun 329 uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 401 inci maddesinde,
fazla çalışma ücreti düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 329 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “g. Fazla iş için ücret” ibaresi, Tasarıda “b. Fazla
çalışma ücreti” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin, fazla
çalışması sebebiyle işçiye, normal çalışma ücretinin en az yüzde elli fazlasını
ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Nitekim, 4857 sayılı İş Kanununun 41
inci maddesinin ikinci fıkrasında da “Her bir saat fazla çalışma için verilecek
ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli
yükseltilmesi suretiyle ödenir.” denilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin fazla çalışma
borcunun bulunduğu hâllerde, fazla çalışma ücreti yerine izin verilmesi olanağı
tanınmıştır. Bu iznin “uygun bir zamanda” kullandırılması koşuluna yer
verilerek, işin aksamasının önlenmesi amaçlanmıştır. İşçiye verilecek olan izin,
fazla çalışmasıyla orantılı olacaktır. Nitekim, 4857 sayılı İş Kanununun 41 inci
maddesinin dördüncü fıkrasında da “Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma
yapan işçi, isterse bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı
her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat
karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir.”
denilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, Kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 321c maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları göz önünde tutulmuştur.
MADDE 402- 818 sayılı Borçlar Kanununun 323
üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 402 nci maddesinde,
ücretin işin sonucundan pay alma şeklinde olması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 323 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. İş sahibinin borçları / 1. Ücret / a. Miktarı”
ibaresi, Tasarıda “c. İşin sonucundan pay alma” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında,sözleşmeyle işçiye ücretle birlikte üretilenden, cirodan veya kârdan
belli bir pay verilmesinin kararlaştırıldığı durumlarda, hesap dönemi sonunda bu
payın belirlenmesinde yasal hükümler ile genellikle kabul edilmiş ticarî
esasların göz önüne alınacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçiye belli bir pay
verilmesinin kararlaştırıldığı durumlarda ise, payın hesaplanmasında
uyuşulamazsa işverenin, işçiye veya onun yerine birlikte kararlaştırdıkları ya
da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan
işletmeyle ilgili defter ve belgeleri incelemesine sunmak zorunda olduğu
açıklanmıştır. Ayrıca, kârdan bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, işveren
işçiye, istemi üzerine yıl sonu kâr zarar cetvelini vermek zorundadır.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 322a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 403-
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “d Aracılık ücreti” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının beş fıkradan oluşan 403 üncü maddesinde,
belli işlerde aracılık yapması halinde işçiye ödenecek aracılık ücreti
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçiye belli işlerde
aracılık yapması karşılığında işverence bir ücret ödenmesi kararlaştırıldığı
takdirde, işçinin istem hakkının, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi ile
geçerli olarak kurulduğu anda doğacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, “borçların kısım
kısım ifa edileceği sözleşmeler ile sigorta sözleşmelerinde, her kısma ilişkin
ücret isteminin, bu kısma ilişkin borcun muaccel olmasıyla veya yerine
getirilmesiyle doğacağı yazılı olarak kararlaştırılabilir.”
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işçinin aracılığı
suretiyle işveren ile üçüncü kişi arasında kurulan sözleşme işverence kusuru
olmaksızın ifa edilmezse veya üçüncü kişi borçlarını yerine getirmezse, ücret
istemine yönelik hak sona erer; sadece kısmî ifa hâlinde ise, ücretten orantılı
olarak indirim yapılır.
Maddenin dördüncü fıkrasında, sözleşmeyle işçiye,
kendisine ödenecek aracılık ücretinin hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse,
işverenin işçiye ücretin muaccel olduğu her dönem için bu ücrete tâbi işlemleri
de içeren yazılı şekilde hesap vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin son fıkrasına göre, “hesabı gözden geçirme
ihtiyacı ortaya çıkarsa işveren, işçiye veya onun yerine birlikte
kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin
dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine
sunmak zorundadır.”
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 322b ve 322c maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 404- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “e. İkramiye” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 404 üncü maddesinde,
işçiye verilebilecek ikramiye düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, işveren, bayram,
yılbaşı ve doğum günü gibi belirli günler dolayısıyla işçilerine özel ikramiye
verebilir; işçilerin bu ikramiyeye ilişkin istem hakları, bu konuda anlaşma
olması hâlinde doğacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin
ikramiyenin verildiği dönemden önce sona ermesi durumunda, işçinin ikramiyeden
çalıştığı süreyle orantılı bir bölümünü isteme hakkının, yine bu konuda anlaşma
olması hâlinde doğacağı açıklanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 322d maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 405- 818 sayılı Borçlar Kanununun 326
ve 327 nci maddelerini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 405 inci maddesinde,
ücretin ödenme süresi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 326 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “d. Tediye günü” ve 327 nci maddesinin kenar
başlığında kullanılan “e. Avans” şeklindeki ibareler, Tasarıda “2. Ücretin
ödenmesi / a. Ödeme süresi” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında¸ aksine âdet olmadıkça,
işçiye ücretin her ayın sonunda ödeneceği; ancak, hizmet sözleşmesi veya toplu
iş sözleşmesiyle daha kısa ödeme sürelerinin belirlenebileceği açıklanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, “Daha kısa bir
ödeme süresi kararlaştırılmamışsa veya aksine âdet yoksa, aracılık ücreti her
ayın sonunda ödenir. Ancak, işlemlerin yapılması altı aydan daha uzun bir süre
gerektirdiği takdirde, aracılık ücreti asıl ücrete ek olarak kararlaştırılmışsa,
yazılı anlaşmayla ödeme daha ileri bir tarihe bırakılabilir.”
Maddenin üçüncü fıkrasında, asıl ücrete ek olarak
üretilenden pay verilmesinin öngörüldüğü durumlarda, ürün payının belirlendiği
anda ödeneceği, cirodan veya kârdan pay verilmesinin kararlaştırıldığı
durumlarda ise, payın hesap dönemini izleyen en geç üç ay içinde belirlenerek
ödenmesinin şart olduğu belirtilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise işverenin, işçiye
zorunlu ihtiyacının ortaya çıkması hâlinde ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek
durumda ise, hizmetiyle orantılı olarak avans vermekle yükümlü olduğu ifade
edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 323 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 406- 818 sayılı Borçlar Kanununun 333
üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 406 ncı maddesinde,
işçinin ücret alacağının korunması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 333 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “5. Mahsup” şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Ücretin
korunması” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, ücretin, sözleşmeyle
aksi kararlaştırılmadıkça, işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına
ödeneceği; her ödeme döneminde işçiye hesap pusulası verileceği belirtilmiştir.
Nitekim, 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasında “Genel
anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler
tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır.” denildiği gibi, ikinci
fıkrasında da “Ücret, kural olarak, Türk parası ile işyerinde veya özel olarak
açılan bir banka hesabına ödenir. Ücret yabancı para olarak kararlaştırılmış ise
ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenebilir.” denilmiştir. Aynı
Kanunun 37 nci maddesinde de işçiye ücretine ilişkin bir hesap pusulası
verileceği öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, işveren, işçiden
olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemeyecektir.
Ancak, işçinin kasten sebebiyet verdiği bir zarardan doğan alacaklar, ücretin
haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilecektir. Buna göre, işçi rıza
gösterirse, işverenin ondan olan alacağını işçiye olan ücret borcuyla takas
etmesi mümkündür. İşçi alacaklarının takas edilmesi yasağı 818 sayılı Borçlar
Kanununun 123 üncü maddesinde ve bunu karşılayan Tasarının 143 üncü maddesinde
de öngörülmüştür. Ancak söz konusu düzenlemelerden farklı olarak Tasarıda, bu
yasağın işçinin kasten sebebiyet verdiği bir zarardan doğan işveren alacağı için
uygulanmayacağı ve bu durumda işçinin ücretinin haczedilebilir kısmının,
işverenin uğradığı zarardan doğan alacağıyla takas edilebileceği kabul
edilmiştir.
Borçlunun ücret ya da maaşının ne kadarlık kısmının
haczedilebileceği hususu 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun
83 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirlenmiştir. Buna göre “Ancak
haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var
ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz
için kesintiye geçilemez.” denilmiştir.
Maddenin son fıkrasında, ücretin işveren yararına
kullanılması konusundaki anlaşmaların geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bunun
sonucu olarak, işveren, ücret ödemesini, meselâ işçiye, belirli bir işyerinde
veya kendi fabrikasında üretilen, satılan ya da dağıtımı yapılan ürünleri satın
alma koşuluna bağlayamaz.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 323b maddesi göz önünde tutulmuştur. Ancak, bu maddenin ikinci
fıkrasında kasten verilen zararlar bakımından öngörülen “sınırsız takas imkânı”
Tasarıya alınmamış, bunun yerine, Borçlar Kanununun hizmet sözleşmesine ilişkin
hükümlerine tâbi olarak çalışanların durumları dikkate alınarak, daha fazla
korunmaları amacıyla, takas imkânının “ücretin haczedilebilir kısmı” ile
sınırlandırılması uygun görülmüştür.
MADDE 407- 818 sayılı Borçlar Kanununun 325
inci maddesini karşılamaktadır
Tasarının tek fıkradan oluşan 407 nci maddesinde,
işverenin temerrüdü durumunda işçiye ücret ödenmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 325 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. İş sahibinin temerrüdü” ibaresi, Tasarıda “3.
İşgörme ediminin ifasının engellenmesi durumunda ücret / a. İşverenin temerrüdü
durumunda” şekline dönüştürülmüştür.
Maddeye göre, hizmet sözleşmesinde işverenin
temerrüdü, alacaklının temerrüdünün özel bir hâlidir. İşverenin, işçinin işgörme
ediminin ifasının engellendiği şu iki durumda da ücret ödemekle yükümlü olduğu
kabul edilmiştir:
1. İşverenin, işçisinin gereği gibi önerdiği
işgörme edimini kabulde temerrüde düşmesi,
2. İşverenin, işçinin işgörme edimini ifasını
kusuruyla engellemesi. İşverenin işin görülmesini kusuruyla engellemesi, o işin
yapılmasından vazgeçmesi, işçinin yerine başkasını çalıştırması gibi sebeplere
dayanabilir.
Yukarıdaki iki durumdan biri gerçekleştiği takdirde
işveren, kabulden kaçındığı ya da ifasını kusuruyla engellediği iş görülmediği
hâlde, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olacak ve daha sonra, aynı işin
görülmesini ondan isteyemeyecektir.
Maddenin ikinci cümlesinde, işverenin kabulden
kaçındığı veya ifasını kusuruyla engellediği iş sebebiyle, işi yapmayan işçinin,
bu şekilde elde ettiği serbest zamanı başka bir işte değerlendirerek elde ettiği
veya elde etmekten bilerek kaçındığı yararlar ile yapmaktan kurtulduğu
giderlerin ücret alacağından indirilmesi hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci cümlesinde, Tasarının kira
sözleşmesine ilişkin 324 üncü maddesinin ikinci fıkrasına paralel bir
düzenlemeye yer verilmiştir. Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 252 nci
maddesinin ikinci fıkrasında olduğu gibi, Tasarıda da, “Kiraya veren, yapmaktan
kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya
elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.”
denilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 324 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 408- 818 sayılı Borçlar Kanununun 328
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 408 inci maddesinde,
işçinin çalışmayı durdurması hâlinde ücret konusu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 328 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “f. İş ifa edilmediği hâlde ücret” ibaresi,
Tasarıda “b. İşçinin çalışmayı durdurması durumunda” şekline dönüştürülmüştür.
Maddeye göre, “uzun süreli bir hizmet ilişkisinde
işçi, hastalık, askerlik veya kanundan doğan çalışma ve benzeri sebeplerle
kusuru olmaksızın, iş gördüğü süreye oranla kısa bir süre için işgörme edimini
ifa edemezse, işveren, başka bir yolla karşılanmadığı takdirde, o süre için
işçiye hakkaniyete uygun bir ücret ödemekle yükümlüdür.” Ancak, işçi çalışmadığı
süre içinde başka bir yolla, meselâ bir sosyal güvenlik kurumundan gelir elde
etmişse, işverenin ücret ödeme borcu olmayacaktır. Nitekim, 4857 sayılı İş
Kanununun 48 inci maddesine göre de: “İşçilere geçici iş göremezlik ödeneği
verilmesi gerektiği zamanlarda geçici iş göremezlik süresine rastlayan ulusal
bayram, genel tatil ve hafta tatilleri, ödeme yapılan kurum veya sandıklar
tarafından geçici iş göremezlik ölçüsü üzerinden ödenir. Hastalık nedeni ile
çalışılmayan günlerde Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından ödenen geçici iş
göremezlik ödeneği aylık ücretli işçilerin ücretlerinden mahsup edilir.”
MADDE 409- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “4. Ücret alacağının devri ve rehnedilmesi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 409 uncu maddesinde,
ücret alacağının devri ve rehnedilmesi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, işçilerin
ücretinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devredilemez ve
rehnedilemez; ancak, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için hâkim
tarafından takdir edilecek miktar bu orana dahil değildir; nafaka
alacaklılarının hakları saklıdır. Nitekim, aynı düzenlemeye, 4857 sayılı İş
Kanununun “Ücretin saklı kısmı” kenar başlıklı 35 inci maddesinde de yer
verilmiştir. Tasarının 409 uncu maddesi, “Ücretin korunması” kenar başlıklı 406
ncı maddesinin tamamlayıcısı niteliğindedir.
Aynı fıkraya göre, işçinin bakmakla yükümlü olduğu
aile bireyleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar bu orana dahil
değildir. Fıkranın son cümlesinde, nafaka alacaklılarının hakları saklı tutulmak
suretiyle, aile hukukundan doğan bakım ve yardım yükümlülüğüyle ilgili olarak,
mahkemece hükmedilecek nafaka borçlarında, ücretin sınırlı olarak
haczedilebileceğinin ileri sürülemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, gelecekteki ücret
alacaklarının, devredilmesi veya rehnedilmesine ilişkin anlaşmaların geçersiz
olduğu öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 325 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 410- 818 sayılı Borçlar Kanununun 324
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 410 uncu maddesinde,
parça başına ve götürü işlerde işverenin iş verme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 324 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. İş verilmesini istemek hakkı” şeklindeki ibare,
Tasarıda “5. Parça başına veya götürü iş / a. İş verme ” şekline
dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin, sözleşme
gereğince tek bir işverene bağlı olarak, parça başına veya götürü iş yapmayı
üstlenmesi durumunda, işverenin ona yeterli iş vermekle yükümlü olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, “işveren, kendi
kusuru olmaksızın sözleşmede öngörülen parça başına veya götürü iş
sağlayamayacak durumda bulunduğu veya işletme koşulları geçici olarak
gerektirdiği takdirde işçiye, ücreti zaman esasına göre öder. Bu durumda, zamana
göre ödenecek ücret anlaşmada veya hizmet ya da toplu iş sözleşmesinde
belirlenmemişse işveren, işçiye parça başına veya götürü olarak daha önce aldığı
ortalama ücrete eşdeğer bir ücret ödemekle yükümlüdür.”
Maddenin son fıkrasında, işçiye parça başına veya
götürü ya da zamana göre iş sağlayamayan işverenin ödemekle yükümlü olduğu ücret
düzenlenmektedir. Buna göre, bu durumda işveren, en azından temerrüt hükümleri
uyarınca zamana göre ödenmesi gereken ücreti ödemekle yükümlüdür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 326 ncı maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 411-
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “b. Birim ücreti” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 411 inci maddesinde,
birim ücretin bildirilmesi yükümlüğü düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin, sözleşme
gereğince parça başına veya götürü olarak çalışmayı üstlenmesi durumunda, her
işin başlamasından önce, kendisine ödenecek birim ücretini, işverenin
bildirmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işverenin birim ücreti
bildirim yükümlülüğüne aykırı davranışının sonucu hükme bağlanmıştır. Buna göre,
işveren işin başlamasından önce işçiye birim ücretini bildirmemişse, aynı veya
benzer bir iş için belirlenmiş olan birim ücret esas alınacak ve işçiye
ödenecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 326a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 412- 818 sayılı Borçlar Kanununun 331
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 412 nci maddesinde,
iş araç ve malzemelerinin işveren tarafından işçiye verilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 331 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Âlât ve malzeme” ibaresi, Tasarıda “II. İş
araç ve malzemeleri” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, aksine anlaşma veya
yerel âdet yoksa, işverenin işçiye bu iş için gerekli araçları ve malzemeyi
sağlamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Fıkrada söz konusu edilen araç,
işçinin işi yapması için gerekli olan makine, araba, torna, tezgâh, tamir takımı
gibi iş âletlerini; malzeme ise, aracın kullanılması veya işin görülmesi için
gerekli olan hammadde, yakıt, su, kömür, tohum ve benzerlerini ifade eder.
Maddenin ikinci fıkrasında, araç ve malzemenin işçi
tarafından sağlandığı durumlarda, bunun karşılığının işveren tarafından işçiye
ödenmesi öngörülmüştür. Ancak, fıkra emredici nitelikte olmadığı için,
sözleşmede bunun aksi kararlaştırılabileceği gibi, malzeme ve araçların
kullanımına ilişkin işçiye ayrıca ücret ödenmeyeceği konusunda yerel bir âdet de
olabilir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 327 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 413- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Giderler / 1. Genel olarak” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 413 üncü maddesinde,
işin gerektirdiği giderlerden genel olarak sorumluluk düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin, işin
görülmesinin gerektirdiği her türlü gideri ve işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı
takdirde, geçimi için zorunlu harcamaları ödemekle yükümlü olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yazılı olarak yapılmış
bir hizmet sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından
karşılanması kararlaştırılan harcamaların, kendisine götürü biçimde, günlük,
haftalık veya aylık olarak ödenmesinin öngörülebileceği ifade edilmiştir. Söz
konusu yazılı anlaşmada, böyle bir ödeme kararlaştırılmışsa, işçi tarafından
meselâ, işyerine gidiş-dönüş, yemek, konaklama ve buna benzer amaçlarla yapılmış
olan harcamaların, işverence, duruma göre her gün, her hafta veya her ay
itibarıyla hesaplanacak tutarının da ödenmesi gerekecektir. Ancak, fıkra
uyarınca işveren, “götürü biçimde” ödemeyi üstlendiği bu tür harcamaların, işçi
tarafından fiilen yapılmadığını ileri sürerek bunları ödemekten
kaçınamayacaktır. Fıkranın son cümlesine göre, işveren tarafından yapılacak
ödeme, işçinin bu tür harcamalarının zorunlu kıldığı miktardan az olamayacaktır.
Maddenin son fıkrasında, işçiyi korumaya yönelik
emredici bir kural getirilmiştir. Buna göre, zorunlu harcamaların tamamen veya
kısmen işçi tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaşmaların
yapılamayacağı, aksi hâlde bunların geçersiz olduğu kabul edilmiştir.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 327a maddesi göz önünde
tutulmuştur.
MADDE 414- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Taşıma araçları” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 414 üncü maddesinde,
taşıma araçlarının gerektirdiği giderlerden sorumluluk düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin, işin
görülmesi için işverenle anlaşarak işverenin veya kendisinin sağladığı bir
taşıma aracı kullanması durumunda, taşıtın işletilmesinin ve bakımının
gerektirdiği olağan giderlerin, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence
karşılanacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenle
anlaşarak işin görülmesinde kendi motorlu aracını kullanması durumunda,
işverenin sadece motorlu aracın işletilmesinin
ve bakımının gerektirdiği olağan giderlerden
değil, aynı zamanda bunların vergi, zorunlu malî sorumluluk sigortası
primlerini ve aracın yıpranması karşılığında uygun bir tazminatı da ödemekle
yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Ancak, işveren tarafından karşılanacak olan bu
giderler, “hizmet için kullanıldığı ölçüde” sınırlamasına tâbi tutulmuştur.
Maddenin son fıkrasında, işçinin işverenle
anlaşarak, hizmetin görülmesinde kendisine ait diğer taşıma araçlarını ve
hayvanlarını kullanması durumunda, işverenin, bunların kullanımının ve bakımının
gerektirdiği olağan giderleri, yine hizmet için kullanıldığı ölçüde karşılamakla
yükümlü olduğu ifade edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 327b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 415- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “3. Giderlerin ödenmesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 415 inci maddesinde,
işçinin yapmış olduğu giderlere ilişkin alacağının ifa zamanı düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin yapmış olduğu
giderlerden doğan alacağının, daha kısa bir süre kararlaştırılmamışsa veya yerel
âdet yoksa, her defasında ücretle birlikte ödeneceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmetinin
ifasının gerektirdiği giderler için avans alacağı düzenlenmiştir. İşçinin avans
alacağı, hizmetin ifası için “düzenli olarak yapılması gerekli masraflar” için
söz konusu olacaktır. Bu koşulun gerçekleşmesi hâlinde, işçiye en az ayda bir
olmak üzere, belirli aralıklarla avans verilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 327c maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 416- 818 sayılı Borçlar Kanununun 332
nci maddesini karşılamaktadır
Tasarının üç fıkradan oluşan 416 ncı maddesinde,
işçinin kişiliğinin genel olarak korunması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 332 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Tedbirler ve mesai mahalleri” ibaresi, Tasarıda
“IV. İşçinin kişiliğinin korunması / 1. Genel olarak” şekline
dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin işçinin
kişiliğini koruması, kişiliğine saygı göstermesi, sağlığını gözetmesi, işyerinde
ahlâka uygun bir düzenin gerçekleşmesini sağlama yükümlülüğü öngörülmektedir.
Gerçekten, işverenin, işçinin sağlığını korumak amacıyla hastalandığında onu
çalışmaya zorlamama, tedavisi için gerekli izinleri verme, gerektiğinde
işyerinde acil tedavi imkânlarını sağlama gibi yükümlülükleri söz konusudur.
Böylece, işçilerin rahat ve huzur içinde çalışabilecekleri bir ortamın
sağlanması amaçlanmıştır. Bunun bir ölçüsü olarak işverenin işyerinde “ahlâka
uygun bir düzeni gerçekleştirmekle” yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Bu
yükümlülüğünün diğer bir görünümünü ise, işverenin, işçilerin cinsel tacize
uğramamaları için gerekli önlemleri alması oluşturmaktadır. İşveren, bu amaçla,
işçilerin derhâl yardım isteyebilecekleri bir güvenlik sistemi kurma, güvenlik
personeli bulundurma gibi, cinsel tacizle karşılaşma tehlikesini ortadan
kaldırmaya yönelik uygun önlemleri almakla yükümlüdür.
Maddenin ikinci fıkrasında, işverenin, işçinin
yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma
yükümlülüğü öngörülmektedir. Fıkraya göre, işverenin özellikle iş kazalarına
karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. “Buna göre işveren,
hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet
gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan
uygulanabilir ve işyerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla
yükümlüdür.” Nitekim, 4857 sayılı İş Kanununun “İş verenlerin ve işçilerin
yükümlülükleri” kenar başlıklı 77 nci maddesinin birinci fıkrasında da benzer
bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Maddenin son fıkrasında, işverenin bu önlemleri
almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun
kalanların tazminat alacaklarının, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk
hükümlerine tâbi olduğu belirtilmektedir. Fıkrada, sözleşmeye aykırılık
nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır. Bunun
bir sonucu olarak, bu tür zararların giderilmesinde, haksız fiillere ilişkin
zamanaşımı süreleri değil, sözleşmeye aykırılık nedeniyle zamanaşımına ilişkin
hükümler uygulanacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 328 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 417- 818 sayılı Borçlar Kanununun 337
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 417 nci maddesinde,
işçinin, işverenin ev düzeni içinde çalışması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 337 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Birlikte yaşama” ibaresi, Tasarıda “2. Ev
düzeni içinde çalışma” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin işveren ile
bir ev düzeni içinde birlikte yaşadığı durumlarda, işverenin işçinin beslenme ve
barınma gereksinimlerini karşılamakla yükümlü olduğu öngörülmüştür. Bu
yükümlülük, işçinin kişiliğinin korunması amacıyla kabul edilmiş olmakla
birlikte aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, Tasarının 400 üncü maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca, işverenin ücret ödeme borcunun bir bölümünü
oluşturacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin kusuru olmadan
hastalanması veya kaza gibi nedenlerle iş görememesi hâlinde, işverenin, en az
iki hafta süreyle, işçiye bakma ve onu tedavi ettirme yükümlülüğü öngörülmüştür.
Fıkraya göre, işçinin bir yılı aşan her hizmet yılı için söz konusu süre, dört
haftayı aşmamak üzere ikişer gün arttırılacaktır.
Maddenin son fıkrasında, kadın işçilerin
gebeliğinde ve doğum yapması durumunda da işverenin yine aynı sürelere bağlı
olarak, aynı edimleri ifa etmekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 328a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 418- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “3. Kişisel verilerin kullanılmasında ” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 418 inci maddesinde,
işçinin korunması amacıyla kişisel verilerin kullanılması düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, teknolojik gelişmeler
sonucu günlük yaşantının bir parçası hâline gelen ve bilgisayar ortamında
saklanabilen verilerin kullanılması konusunda işçinin korunması amacıyla bazı
sınırlamalar yapılmıştır. Buna göre, işveren, işçiye ait kişisel verileri ancak
işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu
olduğu ölçüde kullanabilir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, özel kanun
hükümlerinin saklı olduğu belirtilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 328b maddesi göz önünde tutulmak suretiyle kaleme alınmıştır.
MADDE 419- 818 sayılı Borçlar Kanunu ile
kaynak İsviçre Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “V. Ceza koşulu ve ibra” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 419 inci maddesinde,
işçinin ceza koşuluna ve ibraya karşı korunması düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, hizmet
sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulacak ceza koşulu geçersizdir. Buna
karşılık hizmet sözleşmelerine işçi lehine ceza koşulu konulabilir. Böylece
fıkra hükmü nispi emredici bir nitelik taşımaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenden olan
alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin geçerliliği şu iki koşulun birlikte
gerçekleşmiş olmasına bağlanmıştır:
1. İbra sözleşmesi yazılı şekilde yapılmış
olmalıdır.
2. Sözleşmede ibra konusu alacağın türü ve miktarı
açıkça belirtilmiş olmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hizmet sözleşmesinin
devam ettiği sırada veya sona ermesinden başlayarak bir ay geçmeden, işçi
aleyhine yapılan ibra sözleşmelerinin hükümsüz olduğu belirtilmektedir.
Maddenin son fıkrasında ise, ibra sözleşmesinin
iptalinin istenebilmesinin koşulları düzenlenmektedir. Buna göre, ibra
sözleşmesi işçinin haklarını yeterince korumuyor veya aşırı ölçüde sınırlıyorsa
ve bu durumlar açıkça belli ise işçi, böyle bir ibra sözleşmesinin, hizmet
ilişkisinin sona erdiği tarihten başlayarak iki yıl içinde iptalini
isteyebilecektir.
MADDE 420- 818 sayılı Borçlar Kanununun 334
üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 334 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “6. İstirahat zamanları” şeklindeki ibare, Tasarıda
“V. Tatil ve izinler / 1. Hafta tatili ve iş arama izni” şekline
dönüştürülmüştür.
Tasarının üç fıkradan oluşan 420 nci maddesinde,
işçinin hafta tatili ve iş arama izni düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçiye haftada bir tam
gün tatil verilmesi ve bu günün pazar günü olması öngörülmüştür. İşçiye, pazar
günü dışındaki bir günde hafta tatili verilebilmesi için, durum ve koşullar,
hafta tatilinin pazar gününde verilmesini imkânsız kılmalıdır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işverenin, belirsiz
süreli hizmet sözleşmesinin feshi hâlinde, bildirim süresi içinde işçiye
ücretinde bir kesinti olmaksızın, günde iki saat iş arama izni vermekle yükümlü
olduğu belirtilmiştir.
Maddenin son fıkrasına göre, izin saatlerinin ve
günlerinin belirlenmesinde, işyerinin ve işçinin haklı menfaatleri göz önünde
tutulacaktır.
MADDE 421- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Yıllık izin / a. Süresi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 421 inci maddesinde,
işçinin yıllık izin süresi düzenlenmektedir.
Maddede, işverenin, en az bir yıl çalışmış olan
işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından küçük işçiler ile elli
yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin verme zorunda
olduğu belirtilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329a maddesi göz önünde tutulmak suretiyle kaleme alınmıştır.
MADDE 422- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. İndirimi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 422 nci maddesinde,
işçinin yıllık izin süresinden indirim yapılabilecek ve yapılamayacak hâller
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, işçi, bir hizmet
yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir aydan daha uzun bir süreyle hizmeti
yerine getirmezse işveren, çalışılmayan her tam ay için, yıllık ücretli izin
süresinden bir gün indirim yapabilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, bir hizmet
yılı içinde kendi kusuru olmaksızın hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün veya
kamu görevinin yerine getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok üç ay
süreyle işgörme edimini yerine getirememesi durumunda, işverenin yıllık ücretli
izin süresinden indirim yapamayacağı belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işveren, kadın
işçinin gebelik ve doğum yapma sebebiyle işgörme edimini yerine getirememesinin
üç ayı geçmemesi durumunda, yıllık ücretli izin süresinden indirim
yapamayacaktır.
Maddenin son fıkrasında ise, hizmet veya toplu iş
sözleşmeleriyle, işçinin aleyhine hüküm doğuracak şekilde, ikinci ve üçüncü
fıkra hükümlerine aykırı düzenleme yapılamayacağı öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 423- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “c. Kullanılması” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 423 üncü maddesinde,
yıllık ücretli izinlerin kullanılmasının tâbi olduğu kurallar düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, yıllık ücretli
izinlerin kural olarak aralıksız biçimde verileceği; ancak tarafların
anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işveren yıllık ücretli
izin tarihlerini, iş yerinin veya ev düzeninin çıkarlarıyla bağdaştığı ölçüde,
işçinin isteklerini göz önünde tutarak belirler.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329c maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 424-
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “d. Ücreti” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının dört fıkradan oluşan 424 üncü maddesinde,
işçinin izin süresine ait ücreti düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, “işveren, yıllık
ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık ücretli izin süresine ilişkin
ücretini, ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans
olarak vermekle yükümlüdür.” Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 57
nci maddesinin birinci fıkrasında “İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her
işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından
önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır.” şeklinde yer
almaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, hizmet
ilişkisi devam ettiği sürece, işverenden alacağı para ve başka menfaatler
karşılığında, yıllık ücretli izin hakkından feragat edemeyeceği belirtilmiştir.
Yine, 4857 sayılı İş Kanununun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, yıllık
ücretli izin hakkından vazgeçilemeyeceği ifade edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, hizmet
sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, işçinin hak kazanıp da
kullanamadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği
tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenecektir. Bu ücrete
ilişkin zamanaşımının başlangıcı, hizmet sözleşmesinin sona erdiği tarihtir. Bu
fıkra, 4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu maddesinin birinci fıkrasından aynen
alınmıştır.
Maddenin son fıkrasında ise, yıllık ücretli iznini
kullanmakta olan işçinin bu süre içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığının
anlaşılması durumunda, işverenin izin süresi için ödediği ücreti geri
alabileceği belirtilmiştir. Bu fıkra da, 4857 sayılı İş Kanununun 58 inci
maddesinden aynen alınmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 329d maddesi de göz önünde tutulmuştur.
MADDE 425- 818 sayılı Borçlar Kanununun 335
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 425 inci maddesinde,
işçiye verilecek hizmet belgesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 335 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “7. Şehadetname” ibaresi, Tasarıda “VI. Hizmet
belgesi” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin, işçinin
isteği üzerine her zaman, işin türünü ve süresini içeren bir hizmet belgesi
vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Benzer bir düzenlemeye, 4857 sayılı İş
Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında da yer verilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, işçinin açıkça
istemde bulunması hâlinde, hizmet belgesinde, onun işgörmedeki becerisi ile
tutum ve davranışları da belirtilecektir.
Maddenin son fıkrasında ise, hizmet belgesinin
zamanında verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından
zarar gören işçinin veya işçiyi işe alan yeni işverenin eski işverenden tazminat
isteyebileceği ifade edilmiştir. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun
“Çalışma belgesi” kenar başlıklı 28 inci maddesinin ikinci fıkrasında da
bulunmaktadır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 330a maddesinin birinci fıkrası göz önünde tutulmuştur.
MADDE 426-
818 sayılı Borçlar Kanununun 336 ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 426 ncı maddesinde,
işçinin sınaî ve fikrî mülkiyet hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 336 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “8. İşçinin ihtiraı” ibaresi, Tasarıda “E. Sınaî
ve fikrî mülkiyet hakkı” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, hizmet buluşları üzerinde işçinin ve
işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet
haklarına ilişkin özel kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
MADDE 427- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “F. Hizmet ilişkisinin devri / I. İşyerinin tamamının veya bir
bölümünün devri” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 427 nci maddesinde,
işyerinin tamamının ya da bir bölümünün devrinin hizmet ilişkisine etkisi
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, bir işletmenin kısmen
ya da tamamen bir üçüncü kişiye devri hâlinde, hizmet ilişkisinin bütün hakları
ve borçları ile birlikte devir tarihinden itibaren, kendiliğinden devralana
geçeceği hükme bağlanmıştır. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 6
ncı maddesinin birinci fıkrasında da bulunmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmet süresine
bağlı hakları bakımından, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihin
esas alınacağı belirtilmektedir. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun
6 ncı maddesinin ikinci fıkrasında da bulunmaktadır.
Maddenin son fıkrasına göre: “Yukarıdaki hükümlere
göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi
gereken borçlardan devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar.
Ancak, bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu, devir tarihinden
itibaren iki yıl ile sınırlıdır.” Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun
6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında da bulunmaktadır. Fıkrada, Tasarının 201 inci
maddesinden farklı olarak ilân zorunluluğu aranmamıştır. Çünkü, iş yerinin
devrinde alacaklı konumundaki işçilerin kimler oldukları belirli olup, ayrıca
ilân yapılması gereksiz görülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 333 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 428- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Sözleşmenin devri” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 428 inci maddesinde,
hizmet sözleşmesinin devri düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin,
ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle sürekli olarak başka bir işverene
devredilebileceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, devir işlemiyle
devralanın, bütün hak ve borçları ile birlikte hizmet sözleşmesinin işveren
tarafını oluşturacağı ifade edilmektedir. Gerçekten, hizmet sözleşmesini
devralınmasıyla, hizmet ilişkisi sona ermemekte, devralan, sözleşmenin işveren
tarafı hâline gelmektedir. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları
bakımından, devreden işverenin yanında işe başladığı tarih esas alınacaktır.
Benzer bir düzenleme, geçici iş ilişkisi bakımından 4857 sayılı İş Kanununun 7
nci maddesinde de yapılmıştır.
MADDE 429- 818 sayılı Borçlar Kanununun 338
inci maddesi ile 339 uncu maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 429 uncu maddesinde,
belirli süreli sözleşmelerde sona erme düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 338 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Hitamı / I. Müddetin müruru” ve 339 uncu
maddesinde kullanılan “II. Sükût ile tecdit” şeklindeki ibareler, Tasarıda “G.
Sözleşmenin sona ermesi / I. Belirli süreli sözleşmede” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 338 ve 339 uncu
maddelerinde birbiriyle bağlantılı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak,
Tasarıda tek madde hâlinde kaleme alınmıştır. 818 sayılı Borçlar Kanununun 339
uncu maddesinin ikinci fıkrasının, hizmet sözleşmesinin örtülü olarak
yenilenmesinin bir koşulunu oluşturduğu düşünülerek Tasarıya alınmasına gerek
görülmemiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 339 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “akit, aynı müddet
ve fakat nihayet bir sene için tecdit edilmiş sayılır” şeklindeki ibare,
Tasarıda “sözleşme, … belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.” şeklinde
değiştirilmiştir. Böylece fıkra, 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesiyle
uyumlu hâle getirilmiştir.
Aynı fıkranın son cümlesinde ise, 4857 sayılı İş
Kanununun 11 inci maddesinin ikinci ve son fıkralarından yararlanılmıştır.
Böylece, esaslı bir sebep olmadıkça, aynı işçi ile belirli süreli hizmet
sözleşmesinin üst üste yapılması durumunda bu sözleşmeler belirsiz süreli
sözleşmeye dönüşecek, işçi bu tür sözleşmelerin koşullarından ve bu arada feshe
karşı korunmaya ilişkin yasal hükümlerden yararlanacaktır. Buna karşılık,
belirli süreli sözleşmelerin zincirleme yapılmasında esaslı bir sebep varsa,
belirli süreli sözleşme olma özellikleri varlığını sürdürecektir.
Maddenin son fıkrasında ise, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 339 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “akit, tecdit
edilmiş sayılır.” şeklindeki ibare, sözleşmede kararlaştırılan süre sona erdiği
hâlde, tarafların hizmet ilişkisini sürdürmeleri durumunda, ortaya çıkan
sözleşmenin örtülü olarak yenilenmesinin sonucunu ifade etmek üzere, Tasarının
429 uncu maddesinde “sözleşme belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.” şeklinde bir
ibare kullanılmakla yetinilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 334 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 430- 818 sayılı Borçlar Kanununun 340
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 430 uncu maddesinde,
belirsiz süreli sözleşmelerde fesih hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 340 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Feshin ihbarı ve kanunî müddetler / 1.
Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Belirsiz süreli sözleşmede
/ 1. Genel olarak fesih hakkı” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, taraflardan her birinin belirsiz süreli
hizmet sözleşmesini Tasarının 431 inci maddesinde öngörülen fesih bildirim
sürelerine uymak suretiyle feshedebileceği kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 335 inci maddesinin birinci fıkrası göz önünde tutulmuştur.
MADDE 431- 818 sayılı Borçlar Kanununun 340
ve 341 inci maddelerini karşılamaktadır.
Tasarının altı fıkradan oluşan 431 inci maddesinde,
belirsiz süreli sözleşmelerde fesih süresi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 340 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Feshin ihbarı ve kanunî müddetler / 1.
Umumiyet itibariyle” ve 341 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Bir
seneden fazla devam eden işlerde” şeklindeki ibareler, Tasarıda, “2. Fesih
bildirim süresi / a. Genel olarak” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 340 ve 341 inci
maddelerinde birbiriyle bağlantılı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak,
Tasarıda tek madde hâlinde ve 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesinden
yararlanılarak, gerekli değişiklikler yapılmak suretiyle kaleme alınmıştır.
Ancak, işçinin aniden işi bırakmasının hukukî sonucuna ilişkin düzenleme,
Tasarının 438 inci maddesinde yapılmıştır.
Maddenin son fıkrasında kullanılan “hizmet
sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde” şeklindeki ibare ile, işçinin askerlik,
ağır hastalık, ücretsiz izin ve buna benzer sebeplerle hizmet sözleşmesinden
doğan yükümlülüklerin ifasının istenemeyeceği durumlar kastedilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 335a ve 335c maddeleri göz önünde tutulmuştur.
MADDE 432- 818 sayılı Borçlar Kanununun 342
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 432 nci maddesinde,
deneme süresinde fesih düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 342 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Tecrübe müddeti” şeklindeki ibare, Tasarıda
“b. Deneme süresi içinde” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 335b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 433- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Feshe karşı koruma” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 433 üncü maddesinde,
fesih hakkının kötüye kullanılması durumunda işçinin feshe karşı korunması
düzenlenmektedir.
Maddede, hizmet sözleşmesini fesih hakkını kötüye
kullanılarak sona erdiren işverenin, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin
üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Benzer bir
düzenlemeye, 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesinin altıncı fıkrasında da
yer verilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 336 ve 336a maddeleri göz önünde tutulmuştur.
MADDE 434-
818 sayılı Borçlar Kanununun 344 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 434 üncü maddesinde,
haklı sebeple derhâl fesih koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 344 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Fesih / 1. Muhik sebeplerden dolayı / a.
Salâhiyet” şeklindeki ibareler, Tasarıda, “IV. Derhâl fesih / 1. Koşulları / a.
Haklı sebepler” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre: “Taraflardan her
biri haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraf,
diğer tarafın istemi üzerine fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır.”
Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmeyi fesheden
taraftan dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen
bütün durum ve koşulların haklı sebep sayılacağı belirtilmiştir. Hizmet
ilişkisini sürdürmenin dürüstlük kurallarına göre mümkün olup olmadığı her somut
olaya göre değerlendirilecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 337 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 435- 818 sayılı Borçlar Kanununun 346
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 435 inci maddesinde,
işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi nedeniyle derhâl fesih düzenlenmektedir.
Maddede, işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi
nedeniyle işçinin fesih hakkı düzenlenmiştir. Bu durumda, işverenden kendisine
bir güvence verilmesini istediği hâlde işveren uygun bir süre içinde bu konuda
güvence sağlamazsa işçi, herhangi bir süreye uymak zorunda olmaksızın sözleşmeyi
hemen feshedebilecektir. Benzer bir düzenlemeye, 4857 sayılı İş Kanununun
“işverenin ödeme aczine düşmesi” kenar başlıklı 33 üncü maddesinde de yer
verilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 337a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 436-
818 sayılı Borçlar Kanununun 345 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 436 ncı maddesinde,
haklı sebeple feshin sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 345 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Tazminat” şeklindeki ibare, Tasarıda, “2.
Sonuçları / a. Haklı sebeple fesihte” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 337b maddesi göz önünde tutulmuştur.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, 818 sayılı
Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 437- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. Haklı sebebe dayanmayan fesihte” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 437 nci maddesinde,
haklı sebebe dayanmayan feshin sonuçları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin haklı sebep
olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshetmesi durumunda işçinin, belirsiz
süreli sözleşmelerde fesih bildirim süresine ve belirli süreli sözleşmelerde
ise, sözleşme süresine uyulmaması nedeniyle, bu sürelere uyulsaydı
kazanabileceği miktarı tazminat olarak isteyebileceği belirtilmektedir. Bu
tazminat ile, hizmet sözleşmesinin işveren tarafından haklı bir sebep
olmaksızın, taraflarca kararlaştırılan sürenin sona ermesinden önce feshedilmesi
yüzünden işçinin uğradığı olumlu (müspet) zararların giderilmesi amaçlanmıştır.
Böylece, işveren, haklı bir sebep olmadığı hâlde, hizmet sözleşmesini sona
erdirecek olursa, fıkrada öngörülen tazminat yaptırımıyla karşı karşıya
kalacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada
hükmedilecek tazminatlarla ilgili olarak bir denkleştirme (mahsup) kuralına yer
verilmektedir. Buna göre, işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden
tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde
etmekten kaçındığı gelir, işçinin her iki sözleşme türünden birinde
isteyebileceği tazminattan indirilecektir.
Maddenin son fıkrasında ise, birinci fıkrada
öngörülen tazminattan ayrı olarak, işçinin altı aylık ücretinden fazla olmamak
üzere işverenden tazminat isteyebileceği öngörülmektedir. Bu tazminatın miktarı,
hâkim tarafından, somut olayın bütün durum ve koşulları (tarafların sosyal ve
ekonomik durumları, sözleşmenin devam süresi, fesih için ileri sürülen sebep)
göz önünde tutularak serbestçe belirlenecektir.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 337c maddesi göz önünde
tutulmuştur.
MADDE 438- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “c. İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 438 inci maddesinde,
işçinin haksız olarak işe başlamamasından veya işi bırakmasından doğan
sorumluluğu düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin haklı sebep
olmaksızın işe başlamaması veya aniden işi bırakması durumunda işverenin,
işçinin aylık ücretinin dörtte birine eşit bir tazminatı ve ayrıca uğradığı ek
zararların giderilmesini de isteme hakkına sahip olacağı belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işverenin zarara
uğramaması veya uğradığı zararın işçinin aylık ücretinin dörtte birinden az
olması durumunda, hâkime tazminatı indirme yetkisi verilmektedir.
Maddenin son fıkrasında ise, işverenin işçiden
tazminat isteyebilmesi için otuz gün içinde dava ya da takip yoluna başvurması
zorunluluğu öngörülmüştür. Hak düşürücü nitelikte olan bu süre, işçinin işe
başlaması gereken gün ya da işi bıraktığı gün işlemeye başlayacaktır. Ancak
işveren, işçiye karşı olan bu tazminat alacağını takas yoluyla da
kullanabilecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 337d maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 439- 818 sayılı Borçlar Kanununun 347
nci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 439 uncu maddesinde,
işçinin ölümüyle sözleşmenin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 347 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Ölüm” şeklindeki ibare, Tasarıda, “V. İşçinin
veya işverenin ölümü / 1. İşçinin ölümü” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, sözleşmenin, işçinin ölümüyle
kendiliğinden sona ereceği; bu durumda işverenin, işçinin sağ kalan eşine ve
ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden
başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre devam etmişse iki
aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlü olduğu belirtilmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 338 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 440- 818 sayılı Borçlar Kanununun 347
nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 440 ıncı maddesinde,
işverenin ölümünün hizmet sözleşmesine etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 347 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Ölüm” şeklindeki ibare, Tasarıda, “2.
İşverenin ölümü” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin ölümünün
kural olarak hizmet sözleşmesini sona erdirmeyeceği, ölen işverenin yerini
mirasçılarının alacağı; ancak mirasçılar ile işçi arasındaki hizmet ilişkisine,
hizmet ilişkisinin devrine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı
belirtilmektedir. Bilindiği gibi iş yerinin tamamının veya bir bölümünün devri
ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin düzenlemeye, Tasarının 427
nci maddesinde yer verilmiştir. Bu düzenlemenin hükümleri, işverenin mirasçıları
ile işçi arasındaki hizmet ilişkisine kıyas yoluyla uygulanacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, hizmet
sözleşmesinde işverenin kişiliği ağırlıklı olarak önem taşıyorsa, onun ölümüyle
sözleşme kendiliğinden sona erer; ancak işçi, işverenin mirasçılarından,
sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zarar için,
hakkaniyete uygun bir tazminat isteyebilir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 338a maddesi göz önünde tutulmuştur.
Metninde yapılan arılaştırma ve düzeltme dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 441-
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “VI. Sözleşmenin sona ermesinin
sonuçları / 1. Borçların muaccel olması” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 441 inci maddesinde,
sona eren hizmet sözleşmesinden doğmuş borçların muaccel olması
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında hizmet sözleşmesinin
sona ermesinin, o sözleşmeden doğan bütün borçları muaccel hâle getireceği
belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, özellik arzeden hizmet
sözleşmelerinin sona ermesi nedeniyle sözleşmeden doğan borçların muacceliyet
ânının yazılı bir anlaşmayla uzatılabileceği kabul edilmiştir. Buna göre,
işçinin aracılığı suretiyle kurulan hukukî ilişkilerde üçüncü kişinin üstlendiği
borç, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra tamamen veya kısmen ifa
edilecekse, muacceliyet ânı altı aya; dönemsel edimler içeren ilişkilerde bir
yıla; sigorta sözleşmeleri veya ifası altı aydan daha uzun bir süreye yayılmış
olan işlerde ise, iki yıla kadar ertelenebilecektir. Bu fıkra uyarınca, işçinin
aracılığıyla kurulan hukukî ilişkilerde hizmet sözleşmesinin sona ermesinden
sonra gerçekleştirilen ifa nedeniyle işçinin hak edeceği ücret alacağının
muacceliyet ânı, yazılı anlaşmayla en çok iki yıl süreyle ertelenebilecek,
böylece söz konusu alacağın, Tasarının 148 inci maddesi karşısında zamanaşımına
uğraması önlenerek, işçi korunmuş olacaktır.
Maddenin son fıkrasına, Tasarının 405 inci
maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenleme aynen alınmıştır. Böylece asıl ücrete
ek olarak üretilenden pay verilmesinin öngörüldüğü durumlarda, ürün payının
belirlendiği anda, cirodan veya kârdan pay verilmesinin kararlaştırıldığı
durumlarda ise, payın hesap dönemini izleyen en geç üç ay içinde belirlenerek
muaccel olacağı kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 339 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 442-
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “2. Geri verme yükümlülüğü” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 442 nci maddesinde,
sözleşmenin sona ermesinin sonuçlarından biri olan geri verme yükümlülüğü
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, sözleşmenin sona
ermesi durumunda, taraflardan her birinin, diğerinden veya üçüncü bir kişiden
diğerinin hesabına, hizmetle ilişkili olarak almış olduğu şeyleri geri vermekle
yükümlü olduğu belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, motorlu
taşıtları ve trafik izin belgelerini, alacaklarını aşan miktardaki ücret ve
masraf avanslarını işverene geri vermekle yükümlü olduğu ifade edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, tarafların hapis
haklarının saklı olduğu açıklanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 339a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 443- 818 sayılı Borçlar Kanununun 348
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 443 üncü maddesinde,
rekabet yasağının koşulları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 348 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Rekabet memnuiyeti / I. Cevazı” şeklindeki
ibareler, Tasarıda, “VII. Rekabet yasağı / 1. Koşulları” şekline
dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, fiil ehliyetine sahip
olan işçinin, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir
yolla onunla rekabet etmemeyi, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme
açmamayı, başka bir rakip işletmede çalışmamayı veya bunların dışında rakip
işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmemeyi yazılı olarak
üstlenebileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, rekabet yasağına
ilişkin üstlenme, hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya
da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme olanağı sağladığı ve aynı
zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak
bir nitelik taşıdığı takdirde geçerli sayılmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 340 ıncı maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 444- 818 sayılı Borçlar Kanununun 349
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 444 üncü maddesinde,
rekabet yasağının sınırlandırılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 349 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Hududu” şeklindeki ibare, Tasarıda, “2.
Sınırlandırılması” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, rekabet yasağının,
işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek
biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar
içeremeyeceği ve süresinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 349 uncu maddesinden
farklı olarak, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, hâkime, aşırı
nitelikteki rekabet yasağının kapsamını veya süresini sınırlama yetkisi
verilmiştir. Buna göre hâkim, kendisine tanınan yetkiyi, bütün durum ve
koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı
edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle
kullanabilecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 340a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 445- 818 sayılı Borçlar Kanununun 351
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 445 inci maddesinde,
rekabet yasağına aykırı davranışların sonuçları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, rekabet yasağına
aykırı davranan işçinin, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları
gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yasağa aykırı
davranışın bir ceza koşuluna bağlanması ve sözleşmede aksine bir hükmün
bulunmaması durumunda, işçinin kararlaştırılan miktarı ödeyerek, rekabet
yasağına ilişkin borcundan kurtulabileceği; ancak, işçinin bu miktarı aşan
zararı giderme yükümlülüğünün varlığını sürdüreceği ifade edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, işverenin, ceza koşulu
ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça
saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlâl veya tehdit edilen menfaatlerinin
önemi ile işçinin davranışının haklı göstermesi durumunda, yasağa aykırı
davranışa son verilmesini de isteyebileceği öngörülmüştür. Buna göre, işverenin,
rekabet yasağına aykırı davranışa son verilmesini isteyebilmesi için, belirtilen
koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 340b maddesi göz önünde tutulmuştur.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 446- 818 sayılı Borçlar Kanununun 352
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 446 ncı maddesinde,
rekabet yasağının sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 352 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Memnuiyetin nihayeti” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “4. Sona ermesi” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 447- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “H. Makbuz hükmünde sayılmama” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 447 nci maddesinde,
işçinin hizmet sözleşmesinden doğan alacaklarını tahsil ettiğine ilişkin olarak
işverene verdiği yazılı belgenin hangi durumda makbuz hükmünde sayılmayacağı
düzenlenmektedir.
Maddeye göre, böyle bir belgede işçinin işverenden
tahsil ettiği alacakların türü ve miktarı açıkça belirtilmemişse, makbuz
hükmünde sayılmayacaktır.
İKİNCİ AYIRIM
Pazarlamacılık Sözleşmesi
Tasarının 447 nci maddesiyle başlayan İkinci
Ayırımında, “Pazarlamacılık Sözleşmesi” düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar
Kanununda bu sözleşmeye yer verilmemekle birlikte, uygulamada sıkça karşılaşılan
ve kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 347 ilâ 350a maddelerinde düzenlenen bu
sözleşmenin, hizmet sözleşmesinin özel bir türü olarak Tasarıda düzenlenmesi
yararlı görülmüştür.
MADDE 448- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “A. Tanımı ve kurulması / I. Tanımı” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 448 inci maddesinde,
pazarlamacılık sözleşmesi tanımlanmaktadır.
Maddede yapılan tanıma göre: “Pazarlamacılık
sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticarî işletme sahibi işveren
hesabına ve işletmesinin dışında her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi
veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme
sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.”
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 347 nci maddesi göz önünde tutulmuştur. Ancak, kaynak İsviçre Borçlar
Kanunundaki düzenlemeden farklı olarak, Tasarının 448 inci maddesindeki tanımda,
pazarlamacının her türlü işlemi yapabilmesi, yazılı anlaşmanın varlığına
bağlanmıştır. Böylece madde, pazarlamacının yetkileri konusunda, kaynak Kanunun
348b maddesi ile aynı madde göz önünde tutularak Tasarının 452 nci maddesinde
yapılan düzenlemeyle uyumlu hâle getirilmiştir.
MADDE 449- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Kurulması” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 449 uncu maddesinde,
pazarlamacılık sözleşmesinin kurulması düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, pazarlamacılık
sözleşmesinin içeriği belirtilmektedir. Buna göre, sözleşmede, süresine, sona
ermesine, pazarlamacının yetkilerine, ücret ve masrafların nasıl ödeneceğine,
taraflardan birinin yerleşim yerinin yabancı ülkede olması durumunda uygulanacak
hukuka ve yetkili mahkemeye ilişkin hususlara yer verilmesi gerekir. Ancak,
maddenin ikinci fıkrasından da anlaşılacağı gibi, sözleşmede bu hususların yer
almaması, sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, birinci fıkrada
belirtilen hususların sözleşme metninde yer almaması durumunda kanun
hükümlerinin ve alışılmış hizmet koşullarının uygulanacağı öngörülmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 347a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 450- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Pazarlamacının yükümlülük ve yetkileri / 1. Yükümlülükleri”
kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 450 nci maddesinde,
pazarlamacının yükümlülükleri düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, pazarlamacının, haklı
bir sebebin, talimata uymamasını zorunlu kılmadıkça, kendisine verilen talimata
uygun olarak müşterileri ziyaret etmekle yükümlü olduğu; işverenin yazılı izni
yoksa, kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamayacağı ve aracılık
edemeyeceği belirtilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında, pazarlamacının, işlem
yapmaya yetkili olması durumunda, talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem
koşullarına uymak zorunda olduğu; işverenin rızası olmadıkça, bunlarda
değişiklik yapamayacağı ifade edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, pazarlamacının,
pazarlama faaliyetleri ile ilgili olarak düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek,
aldığı siparişleri işverene derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren
önemli olayları bildirmekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 348 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 451- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Garanti” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 451 inci maddesinde,
pazarlamacının işletme sahibi işverene verebileceği garantinin geçerliliği ve
sınırları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, pazarlamacının,
müşterilerin ödememelerinden veya diğer yükümlülüklerini ifa etmemelerinden
sorumlu olacağına ya da alacağın tahsili için yapılacak masrafları tamamen veya
kısmen karşılayacağına ilişkin anlaşmaların kesin olarak hükümsüz olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, pazarlamacının, kendi
müşteri çevresiyle işlem yapması durumunda, müşterilerin borçlarını ifa etmemesi
nedeniyle işverenin her bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek
üzere karşılamayı, uygun bir ek komisyon kararlaştırılması koşuluyla yazılı
olarak üstlenebileceği kabul edilmiştir.
Maddenin son fıkrasına göre, sigorta
sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılar, bir primin tamamının veya bir
kısmının ödenmemesi ve bunun tahsili için dava açılması veya cebrî icra
yollarından birine başvurulması durumunda, alacağın tahsili için yapılacak
masrafların en çok yarısını karşılayacaklarını yazılı olarak üstlenebilir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 348a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 452- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “3. Yetkileri” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 452 nci maddesinde,
pazarlamacının yetkileri düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, aksine yazılı anlaşma
olmadıkça pazarlamacının, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkili olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, pazarlamacının
işlem yapmaya yetkili kılınması durumunda yetkisinin, bu işlerin icrası için
gereken bütün olağan hukukî işlem ve fiilleri
kapsayacağı; ticarî işletme sahibi işveren
tarafından özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilât yapamayacağı ve
ödeme günlerini değiştiremeyeceği kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 348b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 453- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. İşverenin özel yükümlülükleri / 1. Faaliyet alanı” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 453 üncü maddesinde,
işverenin özel yükümlülüklerinden biri olan faaliyet alanına ilişkin yükümlülüğü
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, ticarî işletme sahibi
işverenin, kural olarak başkalarına aynı alan veya çevrede faaliyette bulunma
yetkisi veremeyeceği belirtilmiştir. Aynı fıkraya göre, ticarî işletme sahibi
işveren, pazarlamacıya belirli bir pazarlama alanında veya belirli bir müşteri
çevresinde faaliyette bulunma yetkisi vermiş ve aksine yazılı bir anlaşma da
yapmamışsa, sadece kendisi üçüncü kişilerle işlem yapabilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, sözleşmenin
pazarlama alanı veya müşteri çevresine ilişkin hükmünün değiştirilmesini
gerektiren bir sebep varsa işverenin, sözleşmede fesih süresi öngörülmüş olsa
bile, bu hükmü fesih süresine uymaksızın tek taraflı olarak değiştirebileceği;
ancak, bu durumda pazarlamacının tazminat ve hizmet sözleşmesini haklı sebeple
sona erdirme hakkının saklı olduğu belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 349 uncu maddesi göz
önünde tutulmuştur.
MADDE 454- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Ücret / a. Genel olarak” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 454 üncü maddesinde,
ticarî işletme sahibi işverenin özel yükümlülüklerinden birini oluşturan ücret
yükümlülüğü düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin,
pazarlamacıya sadece belirli bir miktardan veya bu miktarla birlikte komisyondan
oluşan bir ücret ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, ücretin tamamının veya
önemli kısmının komisyondan oluşacağına ilişkin yazılı anlaşmanın,
kararlaştırılan komisyonun, pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını
oluşturması koşuluyla geçerli olduğu kabul edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, deneme süresi için
ödenecek ücretin, serbestçe kararlaştırılabileceği, ancak deneme süresinin iki
ayı geçemeyeceği öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 349a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 455- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. Komisyon” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 455 inci maddesinde,
işverenin komisyon ödeme yükümlülüğü düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, pazarlamacının,
belirli bir pazarlama alanı veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette
bulunma yetkisi sadece kendisine verilmesi durumunda, kendisinin veya işverenin
bu alan veya çevrede yaptığı bütün işlerde kararlaştırılmış ya da alışılmış olan
komisyonun ödenmesini isteyebileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, belirli bir pazarlama
alanı veya belirli müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla
birlikte başkalarına da verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık
ettiği veya bizzat yaptığı işler için komisyon ödeneceği kabul edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, komisyonun muaccel
olması anında, yapılan işin değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa
komisyonun, önce alışılmış olan en az değeri üzerinden, geri kalanının ise, en
geç işin yerine getirilmesinde ödeneceği kabul edilmiştir. Fıkrayı karşılayan
kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 349b maddesinin üçüncü fıkrasında pazarlamacı
tarafından yapılan işin değerinin henüz kesin olarak belirlenememesi durumunda
ödenecek komisyonun belirlenmesinde, bu işin ticarî işletme sahibi işveren
tarafından takdir edilen en az değerinin göz önünde tutulması kabul edildiği
hâlde, Tasarıda “alışılmış olan en az değeri” ifadesi kullanılarak bu
değerlendirme objektif bir ölçüye bağlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 349b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 456- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “c. Pazarlama faaliyetinin engellenmesi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 456 ncı maddesinde,
pazarlama faaliyetinin engellenmesi hâlinde pazarlamacının ücreti
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, pazarlamacının
pazarlama işlerini yürütmesinin, kendi kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelmesi
ve sözleşme veya kanun gereği bu hâlde bile kendisine ücret ödenmesinin
gerekmesi durumunda ücret, sabit ücrete ve komisyonun kaybı nedeniyle
ödenebilecek uygun tazminata göre belirlenir. Aynı fıkraya göre, komisyonun,
ücretin beşte birinden az olması durumunda, komisyon kaybı nedeniyle tazminat
ödenmeyeceği yazılı olarak kararlaştırılabilir.
Maddenin ikinci fıkrasında, pazarlamacının,
pazarlama işlerini kendi kusuru olmaksızın yürütme olanağı bulamadığı hâlde
ücretinin tamamını almışsa, ticarî işletme sahibi işverenin istemi üzerine,
kendisinin yapabileceği ve kendisinden beklenebilecek işleri onun işletmesinde
yapmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 349c maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 457- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “3. Harcamalar” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 457 inci maddesinde,
pazarlamacının harcamalarından ticarî işletme sahibi işverenlerin sorumlulukları
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, pazarlamacının aynı
zamanda birden fazla işveren hesabına faaliyette bulunması durumunda, aksi
yazılı şekilde kararlaştırılmadıkça, her işverenin pazarlamacının, faaliyeti
çerçevesinde yaptığı harcamalara eşit olarak katılmakla yükümlü olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, harcamaların
tamamen veya kısmen sabit ücrete veya komisyona dahil edilmesine ilişkin
anlaşmalar, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 349d maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 458- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “4. Hapis hakkı” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 458 inci maddesinde,
pazarlamacının hapis hakkı düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, pazarlamacılık
ilişkisinden doğan muaccel alacaklar ile işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi
durumunda henüz muaccel olmayan alacakların güvence altına alınması için
pazarlamacının, taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak
müşterilerden almış olduğu paralar üzerinde hapis hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, pazarlamacının,
araca ve taşımaya ilişkin belgeleri, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili
kayıtlar ile diğer belgeleri alıkoyamayacağı ifade edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 349e maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 459- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “IV. Sona ermesi / 1. Özel fesih süresi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 459 uncu maddesinde,
işverene ve pazarlamacıya tanınan özel fesih süresi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işverenin
pazarlamacılık sözleşmesini şu üç koşulun birlikte gerçekleşmesi durumunda yeni
mevsim sırasında iki aylık fesih süresine uyarak feshedebileceği kabul
edilmiştir:
1. Komisyonun, sabit ücretin en az beşte birini
oluşturması,
2. Komisyonun önemli mevsimlik dalgalanmalardan
etkilenmesi,
3. Pazarlamacının bir önceki mevsimin sona
ermesinden beri işverenle çalışmaya devam etmesi.
Maddenin ikinci fıkrasına göre ise, birinci fıkrada
belirtilen birinci ve ikinci koşullara ek olarak, şu koşulların gerçekleşmesi
durumunda pazarlamacı da, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan dönemde,
iki aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir:
1. İşverenin, pazarlamacıyı bir önceki mevsim
sonuna kadar çalıştırmış olması,
2. İşverenin pazarlamacıyı bundan sonra da
çalıştırmaya devam etmesi.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 350 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 460- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Özel sonuçlar” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 460 ıncı maddesinde,
pazarlamacılık sözleşmesinin sona ermesinin özel sonuçları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, sözleşmenin sona
ermesi hâlinde, pazarlamacının bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği
bütün işlemler ile kabul ve yerine getirme zamanına bakılmaksızın, sözleşmenin
sona ermesine kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon ödeneceği
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, sözleşmenin sona
ermesi hâlinde pazarlamacının, pazarlamacılık faaliyetinde bulunması için
kendisine verilen örnek ve modelleri, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili
kayıtları ve diğer belgeleri işverene geri vermekle yükümlü olduğu belirtilmekle
birlikte, pazarlamacının hapis hakkı saklı tutulmuştur.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 350a maddesi göz önünde tutulmuştur.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Evde Hizmet Sözleşmesi
Tasarının 460 ıncı maddesiyle başlayan Üçüncü
Ayırımında, “Evde Hizmet Sözleşmesi” düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar
Kanununda bu sözleşmeye yer verilmemekle birlikte, uygulamada sıkça karşılaşılan
ve kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 351 ilâ 355 inci maddelerinde düzenlenen bu
sözleşmenin, hizmet sözleşmesinin özel bir türü olarak Tasarıda düzenlenmesi
yararlı görülmüştür.
MADDE 461- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “A.Tanımı ve çalışma koşulları / I. Tanımı” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 461 inci maddesinde,
evde hizmet sözleşmesi tanımlanmaktadır. Buna göre: “Evde hizmet sözleşmesi,
işverenin verdiği işi, işçinin kendi evinde veya belirleyeceği başka bir yerde,
bizzat veya aile bireyleriyle birlikte bir ücret karşılığında görmeyi üstlendiği
sözleşmedir.”
Maddeye göre, evde hizmet sözleşmesinde işçi,
meselâ bir mağazaya, kendi evinde bizzat veya aile bireyleriyle birlikte çeyiz,
yatak örtüleri, giysiler dikip vermeyi, kendisine teslim edilen ürünleri
paketlemeyi üstlenebilir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 351 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 462- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Çalışma koşullarının bildirilmesi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 462 nci maddesinde,
evde hizmet sözleşmelerinde çalışma koşullarının işçiye bildirilmesi
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, işveren, işçiye
yeni bir iş verdiği sırada, genel çalışma koşulları dışında kalan ve o işe özgü
özellikleri bildirecektir. Ayrıca, işveren gerekiyorsa şu hususları da işçiye
yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür:
1. İşçi tarafından sağlanacak malzeme,
2. Bu malzemenin sağlanması için kendisine
yapılacak ödeme miktarı,
3. İş için ödeyeceği ücret.
Maddenin ikinci fıkrasında, işverenin malzeme
bedeli ve iş ücretini yazıyla bildirmediği durumlarda, ödenecek bedel ve ücretin
bu işlerde uygulanan alışılmış bedel ve ücret olacağı kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 351a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 463- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. İşçinin özel borçları / 1. İşin yapılması” kenar başlıklı yeni
bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 463 üncü maddesinde,
işçinin işin yapılmasına ilişkin özel borçları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçinin işe zamanında
başlamak, işi kararlaştırılan zamanda bitirmek ve çalışmasının sonucunu işverene
teslim etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yapılan işin işçinin
kusuru yüzünden ayıplı olarak görülmesi durumunda, işçinin giderilmesi mümkün
olan ayıpları, masrafı kendisine ait olmak üzere gidermekle yükümlü olduğu kabul
edilmiştir. İşçinin kusuruyla işin ayıplı olmasına, işçinin sözleşmeyle
üstlendiği malzeme sağlama borcu çerçevesinde kalitesiz veya bozuk malzeme
kullanması, işveren tarafından kendisine teslim edilen malzemeyi özensiz
kullanması gibi durumlar örnek olarak gösterilebilir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 352 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 464- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Malzeme ve iş araçları” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının üç fıkradan oluşan 464 üncü maddesinde,
işçinin malzeme ve iş araçları konusundaki borçları düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, malzeme ve iş
araçlarının işveren tarafından sağlanması durumunda, işçinin bunları gereken
özeni göstererek kullanmak, bundan dolayı hesap vermek, ayrıca kalan malzeme ile
iş araçlarını da işverene teslim etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, işi gördüğü
sırada, kendisine teslim edilen malzemenin veya iş araçlarının bozuk olduğunu
belirlemesi durumunda, bunu hemen işverene bildirmek ve işe devam etmeden önce,
onun talimatını beklemekle yükümlü olduğu ifade edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, işçinin kendisine
teslim edilen malzeme veya iş araçlarını kendi kusuruyla kullanılmaz hâle
getirmesinin, onun işverene karşı bunların kullanılmaz hâle geldiği gündeki
rayiç bedeliyle sınırlı bir sorumluluğuna sebep olacağı kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 352a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 465- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. İşverenin özel borçları / 1. Ürünün kabulü” kenar başlıklı
yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 465 inci maddesinde,
işverenin ürünü kabul borcu düzenlenmektedir.
Maddede, işverenin, işçinin üreterek teslim ettiği
ürünü inceleme; varsa bulduğu ayıpları teslimden başlayarak bir hafta içinde
işçiye bildirme yükü altında olduğu belirtilmiştir. Aynı maddeye göre işveren,
bu bildirimi süresinde yapmazsa, ürünü mevcut durumuyla kabul etmiş sayılır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 353 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 466- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “2. Ücret / a. Ödenmesi” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 466 ncı maddesinde,
işverenin özel borçlarından birini oluşturan ücretin ödenmesi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, yapılan işin
ücretinin, ödenme zamanı (muacceliyet ânı) şöylece belirtilmiştir:
1. İşçi, işveren tarafından aralıksız olarak
çalıştırılıyorsa, onbeş günde bir ya da işçinin rızasıyla ayda bir,
2. İşçi, işveren tarafından aralıklı olarak
çalıştırılıyorsa, ürünün her tesliminde.
Maddenin ikinci fıkrasına göre ise, her ücret
ödemesinde işveren tarafından işçiye, bir hesap özeti verilecek ve bunda, varsa
kesintilerin miktarı ile sebebi gösterilecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 353a maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 467- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “b. Çalışmanın engellenmesi durumunda” kenar başlıklı yeni bir
maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 467 nci maddesinde,
işçinin çalışmasının engellenmesi durumunda, işverenin ücret ödeme borcu
düzenlenmektedir.
Maddenin birinci cümlesine göre, işçiyi aralıksız
biçimde çalıştıran işveren, şu iki durumda, ona ücretini ödemekle yükümlüdür:
1. İşverenin, işçi tarafından sözleşmeye uygun
olarak kendisine sunulan ürünü kabulden kaçınması. Burada, Tasarının 412 nci
maddesinin birinci cümlesindeki, işverenin alacaklının temerrüdüne ilişkin
düzenlemenin, evde hizmet sözleşmesi bakımından özel bir uygulaması söz
konusudur.
2. İşçinin kişiliğinden kaynaklanan sebeplerle ve
kusuru olmaksızın çalışmasının engellenmesi. Meselâ, işçinin kusuru olmaksızın
tutuklanmasında veya hastalanmasında olduğu gibi. Tasarının, genel hizmet
sözleşmesine ilişkin 392 nci maddesinin birinci cümlesinde, işverenin kusuruyla,
işçinin işgörme edimini yerine getirmesinin engellemesi söz konusu olduğu hâlde,
evde hizmet sözleşmesine ilişkin 467 nci maddesinde ise, işverenin kusurundan
değil, işçinin kişiliğinden kaynaklanan ve kendi kusuru olmaksızın çalışmasının
engellenmesi söz konusudur.
Maddenin ikinci cümlesine göre, yukarıda
belirtilenler dışında kalan diğer durumlarda, işçi çalışamazsa, işveren ona
ücret ödemekle yükümlü olmayacaktır. Başka bir ifadeyle, işverenin ücret ödeme
yükümlülüğü, maddenin birinci cümlesinde sayılan iki durumla sınırlıdır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 353b maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 468- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “IV. Sona ermesi” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 468 inci maddesinde,
evde hizmet sözleşmesinin sona ermesi düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, işçiye deneme amacıyla
bir iş verilmesi durumunda, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşmenin deneme için
kurulmuş sayılacağı belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, işçi, işveren
tarafından aralıksız olarak çalıştırılıyorsa, aksi kararlaştırılmadıkça,
sözleşmenin belirsiz süreyle yapılmış sayılacağı; diğer durumlarda ise,
sözleşmenin belirli süreyle yapıldığı kabul edilmiştir. Böylece, maddenin ikinci
maddesinde, işçinin işveren tarafından aralıksız olarak çalıştırılıp
çalıştırılmamasına göre, bir âdi karine olarak, sözleşmenin belirsiz süreyle ve
belirli süreyle yapıldığı durumlara yer verilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 354 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 469-
818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “B. Genel hükümlerin uygulanması”
kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 469 uncu maddesinde,
yine Tasarının 448 ilâ 460 ıncı uncu maddelerini kapsayan pazarlamacılık
sözleşmesinde ve 461 ilâ 468 inci maddelerini kapsayan evde hizmet sözleşmesinde
hüküm bulunmayan hâllerde uygulanacak hükümler düzenlenmektedir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 355 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
YEDİNCİ BÖLÜM
Eser Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununda On Birinci Bap /
İstisna akdi” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Yedinci Bölüm / Eser Sözleşmesi”
şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun On Birinci Bâbının üst
başlığında kullanılan “İstisna akdi” şeklindeki ibare ile 355 – 371 inci
maddelerinde kullanılan “müteahhit” şeklindeki terimler yerine, Tasarıda, öğreti
ve uygulamada yaygınlık kazanmış olan “Eser sözleşmesi” ve “yüklenici”
şeklindeki terimlerin kullanılması tercih edilmiştir.
MADDE 470- 818 sayılı Borçlar Kanununun 355
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 470 inci maddesinde,
eser sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 355 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Tanımı”
şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede yapılan tanıma göre: “Eser sözleşmesi,
yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir
bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” Bu tanımla, 818 sayılı Borçlar Kanununun
355 inci maddesindeki tanımda kullanılan “semen mukabilinde” ve “bir şey
imalini” şeklindeki hatalı ibareler düzeltilmiş olmaktadır. Gerçekten, “semen”
teriminin, satış bedelini ifade etmek için kullanılması yerinde olmakla
birlikte, yükleniciye ödenecek karşılığın, “bedel” terimiyle ifade edilmesi
gerekir. “Bir şey imali” şeklindeki ibare yerine, “bir eser meydana getirme”den
söz edilmesi yerinde olur. Çünkü, burada “şey” ile “eser” kastedilmekte, ayrıca
“imal” sözcüğü yerine, mevcut bir eser üzerinde yapılacak değişikliklerin de
eser sözleşmesinin konusunu oluşturabilmesi sebebiyle, “meydana getirme”
sözcüklerinin kullanılması daha uygun düşmektedir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 471- 818 sayılı Borçlar Kanununun 356
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 471 inci maddesinde,
genel olarak yüklenicinin borçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 356 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Akdin Hükümleri / I. Müteahhidin borçları / 1.
Umumiyet itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “B. Hükümleri / I.
Yüklenicinin borçları / 1. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 356 ncı maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak, yüklenicinin
sorumluluğunun belirlenmesinde, hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlere yollama
yapılması yerine, yüklenicinin, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı
menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorunda olduğu
belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 356 ncı maddesinden farklı olarak, yükleniciden beklenen özen ölçüsüne
yer verilmiştir. Buna göre, yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun
belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin
göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışının esas alınacağı
kabul edilmiştir. Böylece, yükleniciden beklenecek özenin belirlenmesinde,
objektif bir ölçütün göz önünde tutulması benimsenmiştir.
Maddenin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 356 ncı maddesinin son fıkrasında kullanılan “imal olunacak şeyin
icrası için” şeklindeki ibare, Tasarının 471 inci maddesinin gerekçesinde
belirtilen sebeplerle, “eserin meydana getirilmesi için” şeklinde
düzeltilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 364 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 472- 818 sayılı Borçlar Kanununun 357
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 472 nci maddesinde,
yüklenicinin malzeme bakımından borçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 357 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Malzeme itibariyle” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Malzeme bakımından” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 357 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “…malzemenin iyi
cinsten olmamasından dolayı işsahibine karşı mesul ve bu hususta bayi gibi
mütekeffildir.” şeklindeki ibare, Tasarıda “…bu malzemenin ayıplı olması
yüzünden işsahibine karşı, satıcı gibi sorumludur.” şekline dönüştürülmüştür.
Böylece yüklenicinin, kendisi tarafından sağlanan malzeme bakımından, zapttan
sorumluluğunun değil, ayıptan sorumluluğunun söz konusu olduğu, fıkrada
duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirtilmiştir. Gerçekten, genellikle
ayıplı eserde kullanılan malzeme üzerinde bir üçüncü kişinin üstün hak ileri
sürerek, bu malzemenin eserden sökülüp kendisine verilmesini istemesi,
“yaratılan değerin korunması ilkesi”ne aykırı olduğu gibi, burada meselâ satış
sözleşmesinde tam zapt hâlinde, sözleşmenin kendiliğinden sona ermesine ilişkin
Tasarının 216 ncı maddesinin uygulanması, fıkrada yapılan düzenlemenin amacı ile
bağdaşmayacaktır. Bu nedenle, ayıplı eserde kullanılan malzeme üzerinde bir
üçüncü kişinin özel hukuktan doğan bir üstün hakka sahip olması durumunda, genel
hükümlerin uygulanması söz konusu olacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, malzemenin işsahibi
tarafından sağlanması durumunda yüklenicinin, onları gereken özeni göstererek
kullanmak ve bundan dolayı hesap vermekle yükümlü olduğu gibi, eserin meydana
getirilmesinde kullanılmayan, başka bir ifadeyle artan malzemeyi de geri
vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 365 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 473- 818 sayılı Borçlar Kanununun 358
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 473 üncü maddesinde,
yüklenicinin işe başlama ve işi yürütme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 358 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Akit Dairesinde İşe Başlama ve İcra” şeklindeki
ibare, Tasarıda “3. İşe başlama ve yürütme”; aynı maddenin birinci fıkrasının
sonunda kullanılan “akdi feshedebilir.” şeklindeki ibare ise, “sözleşmeden
dönebilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Aynı maddenin birinci fıkrasında
kullanılan “…müteahhidin işi muayyen zamanda bitirmesine imkân vermeyecek
derecede olursa” şeklindeki ibare de, Tasarıda “…yüklenicinin işi
kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 358 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “…icabını icra etmediği hâlde” şeklindeki ibare,
daha kolay anlaşılmasını sağlamak amacıyla, Tasarıda “…ayıbın veya aykırılığın
giderilmesi; aksi takdirde” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 474- 818 sayılı Borçlar Kanununun 359
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 474 üncü maddesinde,
ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumluluğunda ayıbın belirlenmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 359 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. İşin kusuruna mütedair teminat / a) Kusurun
tespiti” şeklindeki ibareler, Tasarıda “4. Ayıp sebebiyle sorumluluk / a. Ayıbın
belirlenmesi” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 359 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “İmal olunan şeyin tesliminden sonra iş sahibi,
işlerin mutat cereyanına göre imkânını bulur bulmaz“ şeklindeki ibare, Tasarıda
“İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur
bulmaz” şeklinde; aynı fıkrada kullanılan “o şeyi muayeneye ve kusurları varsa
bunları müteahhide bildirmeğe mecburdur.” şeklindeki ibare ise, “eseri gözden
geçirmek ve ayıpları varsa bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek
zorundadır.” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 475- 818 sayılı Borçlar Kanununun 360
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 475 inci maddesinde,
ayıp hâlinde işsahibinin seçimlik hakları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 360 ıncı maddesinin
birinci ve ikinci fıkraları, Tasarının 474 üncü maddesinin birinci fıkrasına
bağlı üç bent hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 360 ıncı maddesinin
birinci fıkrasından ve bunu karşılayan kaynak İsviçre Borçlar Kanununun
Fransızca metninden farklı olarak, “o şeyi kabulden imtina edebilir.” şeklindeki
ibare, Tasarıda “sözleşmeden dönme” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 360 ıncı maddesinden
farklı olarak, işsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı
olduğu, Tasarının 475 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 360 ıncı maddesinin
“Yapılan şey iş sahibinin arsası üzerine yapılmış olup da mahiyeti itibariyle
refi ve kal'i fazla bir zararı mucip ise iş sahibi, ancak ikinci fıkra mucibince
muamele yapar.” şeklindeki son fıkrası, Tasarıda “Eser, işsahibinin taşınmazı
üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa, işsahibi
sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz.” şeklinde düzeltilmiş ve daha açık bir
ifadeye kavuşturulmuştur.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 476- 818 sayılı Borçlar Kanununun 361
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 476 ncı maddesinde,
eserin ayıplı olmasından işsahibinin sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 361 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. İşsahibinin mesuliyeti” şeklindeki ibare,
Tasarıda “c. İşsahibinin sorumluluğu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 361 inci maddesinde
kullanılan “Yapılan şeyin kusurlu olması” şeklindeki ibare, Tasarıda “Eserin
ayıplı olması” şeklinde; “sarahaten beyan eylediği mütalâaya mugayir olarak”
şeklindeki ibare de, “açıkça yaptığı ihtarakarşın” şeklinde
düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 361 inci maddesinde
kullanılan “işsahibinin verdiği emirlerden neşet etmiş bulunur veya her hangi
bir sebeple iş sahibine isnadı kabil olursa” şeklindeki ibare, Tasarıda,
“işsahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple
işsahibine yüklenebilecek olursa” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 361 inci maddesinin
sonunda kullanılan “o şeyin kusurlu olmasından” şeklindeki ibare ise, “eserin
ayıplı olmasından” şeklinde düzeltilmiştir. Gerçekten, eserin kusurlu olmasından
değil, ayıplı olmasından söz edilmelidir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 477- 818 sayılı Borçlar Kanununun 362
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 477 nci maddesinde,
eserin kabulü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 362 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “d. İşin kabulü” şeklindeki ibare, Tasarıda “d.
Eserin kabulü” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 362 nci maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan “Ancak, müteahhidin kasten
sakladığı usulü veçhile muayenesinde müşahede edilemeyecek olan kusurlar
hakkında, mesuliyeti bakidir.” şeklindeki ibare, Tasarının, tek cümleye
dönüştürülen 477 nci maddesinin birinci fıkrasında, “ancak, onun tarafından
kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan
ayıplar için sorumluluğu devam eder.” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 362 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Eğer iş sahibi
kanunen tayin olunan muayene ve ihbarı ihmal ederse zımnen kabul etmiş sayılır.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı
ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır.” şeklinde ifade edilmiştir. Tasarıdaki
metnin “zımnen” sözcüğünü de kapsadığı göz önünde tutularak, bu sözcük fıkraya
alınmamıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 362 nci maddesinin son
fıkrasında kullanılan “Yapılan şeydeki kusur” şeklindeki ibare, Tasarıda
“Eserdeki ayıp” şeklinde; “…keyfiyeti müteahhide haber vermeğe mecburdur.”
şeklindeki ibare ise, “…gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır.”
şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 362 nci maddesinin son
fıkrasının “Aksi takdirde iş sahibi kabul etmiş sayılır.” şeklindeki ikinci
cümlesi, Tasarının tek cümleye dönüştürülen 477 nci maddesinin son fıkrasında,
“bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır.” şeklinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 478- 818 sayılı Borçlar Kanununun 363
üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 478 inci maddesinde,
işsahibinin kendisine ayıplı eser teslim edilmesi sebebiyle, yükleniciye karşı
açabileceği davaların tâbi olduğu zamanaşımı süreleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 363 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “e. Müruruzaman”
şeklindeki ibare, Tasarıda “e. Zamanaşımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 363 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “gayrimenkul inşaata müteallik” şeklindeki ibare
yerine, Tasarının 478 inci maddesinde “…taşınmaz yapılarda” şeklindeki ibare
kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 363 üncü maddesinin
birinci fıkrasından ve bu fıkrayı karşılayan kaynak İsviçre Borçlar Kanununun
birinci fıkrasından farklı olarak, Tasarıda, kendisine ayıplı mal teslim edilen
alıcının, ayıptan doğan haklarının tâbi olduğu zamanaşımı süresine yollama
yapılması yerine, çeşitli olasılıklar ve eserin niteliği göz önünde tutularak,
her birinin tâbi olduğu zamanaşımı süresi ayrı ayrı belirtilmiştir. Buna göre:
1. Yüklenicinin, eserin ayıplı olarak meydana
getirilmesinde ağır kusurunun (kastının veya ağır ihmalinin) bulunmaması
koşuluyla açılacak davalar, eserin teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz
yapılar dışındaki eserlerde iki yıllık; taşınmaz yapılarda ise beş yıllık
zamanaşımına tâbi olacaktır.
2. Yüklenicinin, eserin ayıplı olarak meydana
getirilmesinde ağır kusuru varsa bu takdirde açılacak davalar, eserin niteliğine
bakılmaksızın, teslim tarihinden başlayarak yirmi yıllık zamanaşımına tâbi
olacaktır.
Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı
olarak, haksız fiillerde zamanaşımına ilişkin Tasarının 71 inci maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesiyle uyumlu bir düzenleme yapılmıştır. Ancak,
haksız fiiller için öngörülen iki yıllık kısa zamanaşımına, taraflar arasındaki
ilişkinin bir eser sözleşmesi olduğu göz önünde tutularak Tasarıda yer
verilmemiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 363 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “…işsahibinin müteahhide ve inşaata iştirak eyleyen
mimar ve mühendise karşı mütalebesi” şeklindeki ibarenin, Tasarının 478 inci
maddesinde “ayıplı eser sebebiyle açılacak davalar” söz konusu olduğu için,
madde metnine alınması gereksiz görülmüştür.
Maddede yapılan düzenleme karşısında, Tasarının 146
ncı maddesinin (6) numaralı bendi, yüklenici yönünden, ayıplı eser meydana
getirilmesi dışında kalan diğer sözleşmeye aykırılık hâllerinde uygulama alanı
bulacaktır.
MADDE 479- 818 sayılı Borçlar Kanununun 364
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 479 uncu maddesinde,
işsahibinin bedel ödeme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 364 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “1. Ücretin muacceliyeti” şeklindeki ibare, Tasarıda
“1. Bedelin muacceliyeti” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 364 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “İşin parası, teslim zamanında ödenir.” şeklindeki
ibare, Tasarıda “İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel
olur.” şeklinde ifade edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan “Yapılan şey”
şeklindeki ibare, Tasarıda “Eser” şeklinde; “ödenmek lâzımdır.” şeklindeki ibare
ise, “muaccel olur.” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 480- 818 sayılı Borçlar Kanununun 365
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 480 inci maddesinde,
eserin bedelinin götürü olarak belirlenmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 365 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Ücretin Miktarı / a) Götürü Taahhüt” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. Bedel / a. Götürü bedel” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında kullanılan “Götürü
pazarlık edilmiş ise, müteahhit yapılacak şeyi kararlaştırılan fiyata yapmağa
mecburdur.” şeklindeki ibare, Tasarıda “Bedel götürü olarak belirlenmişse,
yüklenici eseri o bedelle yapmak zorundadır.” şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 365 inci maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan “Yapılacak şey, tahmin edilen
miktardan fazla say ve masrafı mucip olsa bile” şeklindeki ibare, Tasarıda
“Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 365 inci maddesinin
ikinci fıkrasından farklı olarak, Tasarıda yükleniciye tanınan uyarlama hakkı
çerçevesinde hâkimin takdir yetkisinden söz edilmesi yerine, bu hakkın mutlaka
dava yoluyla kullanılması zorunlu olmayan yenilik doğurucu haklar içerdiği göz
önünde tutularak, yüklenicinin hangi seçimlik haklarını ve hangi sıraya uyarak
kullanabileceği belirtilmiştir. Buna göre, yüklenici, fıkrada öngörülen koşullar
gerçekleşmişse, önce sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkını
kullanabilecektir. Yüklenici, aynı fıkrada kendisine tanınan sözleşmeden dönme
hakkını ise, ancak şu koşullardan biri gerçekleşirse kullanabilecektir:
1. Sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasının mümkün
olmaması,
2. İşsahibinden, yüklenicinin uyarlama istemini
kabul etmesinin beklenememesi. Bu koşul, meselâ, uyarlama sonucunda işsahibinden
ödemesinin istenmesi söz konusu olabilecek bedel artışının, sözleşmede
kararlaştırılan götürü bedelle bağdaştırılamayacak bir miktara ulaşması
durumunda gerçekleşebilir.
Maddenin ikinci fıkrasına, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 365 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer verilmeyen bir cümle
eklenmiştir. Buna göre: “Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda, dönme
hakkının yerini fesih hakkı alır.” Böylece, eser sözleşmesinin her zaman ani
edimli bir sözleşme olarak kabul edilmesinin doğurabileceği hakkaniyete aykırı
sonuçların önlenmesi amaçlanmıştır. Bilindiği gibi, 25/01/1984 tarih ve 1983/3
E., 1984/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, eser
sözleşmesinin yüklenicinin temerrüde düşmesi nedeniyle, sözleşmenin işsahibi
tarafından feshi hâlinde, uyuşmazlığın kural olarak 818 sayılı Borçlar
Kanununun 106 ilâ 108 inci maddeleri hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi
gerektiği, ancak, olayın niteliği ve özelliğinin haklı gösterdiği durumlarda,
Medenî Kanunumuzun 2 nci maddesi hükmünün gözetilerek, sözleşmenin feshinin
ileriye etkili sonuç doğuracağı kabul edilmiştir. Tasarının 480 inci maddesinin
ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, yüklenicinin aynı maddenin ikinci fıkrasının
birinci cümlesinde öngörülen sözleşmeden dönme hakkını kullanması durumunda da,
menfaatler dengesinin gözetilmesi bakımından, öğretide savunulan ve Yüksek
Mahkememizin de kabul ettiği görüşe uygun bir düzenleme yapılması zorunlu
görülmüştür. Böylece, dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici,
ancak sürekli borç ilişkilerinde olduğu gibi, sadece ileriye etkili sonuçlar
doğuran fesih hakkını kullanabilecektir.
MADDE 481- 818 sayılı Borçlar Kanununun 366
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 481 inci maddesinde,
yükleniciye ödenecek değere göre bedel düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 366 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan " b. İşin kıymetine göre bedelin tayini”
şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Değere göre bedel” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 366 ncı maddesinde
kullanılan “..yapılan şeyin kıymetine ve müteahhidin masrafına göre” şeklindeki
ibare, Tasarıda “yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin
giderine bakılarak” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 482- 818 sayılı Borçlar Kanununun 367
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 482 nci maddesinde,
yaklaşık bedelin aşılması nedeniyle sözleşmenin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 367 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Akdin hitamı / I. Keşif bedelinin tecavüzü
hâlinde fesih” şeklindeki ibare, Tasarıda “C. Sözleşmenin sona ermesi / I.
Yaklaşık bedelin aşılması” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında kullanılan “Yapılan
şeyin masrafı, evvelce müteahhit ile takribî bir surette tespit edilen keşfi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “Başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin”
şeklinde; “…mukaveleyi feshedebilir.” Şeklindeki ibare ise “sözleşmeden
dönebilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, fıkrada öngörülen durumda,
işsahibinin kusuru olmaksızın, başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin
aşırı ölçüde aşılacağının anlaşılması nedeniyle, tek yanlı ve geçmişe etkili
olarak sözleşmeden dönmesi söz konusudur. Yine aynı fıkrada kullanılan “gerek o
şeyin imali esnasında gerek imalinden sonra” şeklindeki ibare de “eser henüz
tamamlanmadan veya tamamlandıktan sonra” şeklinde düzeltilmiş ve böylece
işsahibinin eserin tamamlanmasını beklemeden, henüz yapımı aşamasında da
sözleşmeden dönme hakkını kullanabileceği açıkça ifade edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, eserin işsahibinin
arsası üzerine yapılması durumunda, eserin henüz tamamlanmamış olması koşuluyla,
işsahibinin, tamamlanan kısım için hakkaniyete uygun bir bedel ödeyerek,
sözleşmeyi feshedebileceği belirtilmiştir. Fıkrada, işsahibine, eser
sözleşmesini yüklenici tarafından tamamlanan kısmın bedelini ödemesi koşuluyla,
yani tek yanlı ve ileriye etkili olarak sona erdirme hakkı tanındığı için, aynı
maddenin birinci fıkrasında kullanılan “sözleşmeden dönebilir”. şeklindeki ibare
yerine, “sözleşmeyi feshedebilir.” şeklindeki ibare kullanılmıştır.
MADDE 483- 818 sayılı Borçlar Kanununun 368
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 483 üncü maddesinde,
eserin yok olmasının sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 368 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Yapılan şeyin telefi” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Eserin yok olması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 368 inci maddesinin
ikinci fıkrasının, birinci fıkrasıyla bağlantılı olduğu göz önünde tutularak,
Tasarının 483 üncü maddesinin birinci fıkrasıyla birleştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 368 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Yapılan şey teslimden evvel kazara telef olmuş
ise” şeklindeki ibare, Tasarıda “Eser teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok
olursa” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 368 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “…müteahhit, bu tehlikeleri zamanında ihbar eylemiş
bulunduğu takdirde, yaptığı işin kıymetini ve bu kıymette dahil olmayan masrafın
tesviyesini” şeklindeki ibare, Tasarıda “…yüklenici, doğabilecek olumsuz
sonuçları zamanında bildirmişse, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen
giderlerinin ödenmesini” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 484- 818 sayılı Borçlar Kanununun 369
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 484 üncü maddesinde,
eser sözleşmesinin tazminat karşılığında feshi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 369 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Zararı bâliğan mâbelâğ tazmin ederek fesih”
şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Tazminat karşılığı fesih”
şeklinde değiştirilmiştir.
Maddede kullanılan “müteahhidin zarar ve ziyanını
bâliğan mâbelâğ tazmin etmek şartıyla” şeklindeki ibare, Tasarıda “yüklenicinin
bütün zararlarını gidermek koşuluyla” şekline dönüştürülmüştür. Gerçekten,
öğretide ve uygulamada kabul edildiği gibi, işsahibi eser sözleşmesini tek yanlı
olarak feshederse, yüklenicinin bütün zararlarını, teknik bir ifadeyle, onun
ifaya olan menfaatini (yani, olumlu zararını) gidermekle yükümlüdür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 485- 818 sayılı Borçlar Kanununun 370
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 485 inci maddesinde,
işsahibi yüzünden ifanın imkânsızlaşmasının sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 370 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. İş sahibinin yüzünden hizmetin ifası mümkün
olmaması” şeklindeki ibare, Tasarıda “IV. İşsahibi yüzünden ifanın
imkânsızlaşması” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 370 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Taahhüt olunan şeyin yapılması iş sahibi nezdinde
zuhur eden bir kaza yüzünden mümkün olamıyorsa” şeklindeki ibare, Tasarıda
“Eserin tamamlanması işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla
imkânsızlaşırsa” şeklinde; “müteahhit yaptığı işin kıymetini ve bu kıymette
dahil olmayan masrafını alır.” şeklindeki ibare ise, Tasarıda “yüklenici,
yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir.” şeklinde
düzeltilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 370 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Bu hususta iş sahibinin taksiri varsa” şeklindeki
ibare, Tasarıda “İfa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi kusurluysa,”
şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 486- 818 sayılı Borçlar Kanununun 371
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 486 ncı maddesinde,
yüklenicinin ölümünün veya yeteneğini kaybetmesinin eser sözleşmesi üzerindeki
etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 371 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Müteahhidin vefatı yahut aczi” şeklindeki
ibare, Tasarıda “V. Yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 371 inci maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, bu fıkralarda birbiriyle bağlantılı konuların
düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 485 inci maddesi, tek fıkra hâlinde
kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 371 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “mukavele müteahhidin şahsı nazara alınarak
yapılmış ise” şeklindeki ibare, Tasarıda “Yüklenicinin kişisel özellikleri göz
önünde tutularak yapılmış olan sözleşme” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 371 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Bu takdirde yapılan miktarın kullanılması kabil
ise” şeklindeki ibare, Tasarıda “Bu durumda işsahibi eserin tamamlanan kısmından
yararlanabilecek ise” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Yayım Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununda “On İkinci Bap / Neşir
mukavelesi” şeklindeki üst başlık Tasarıda, Sekizinci Bölüm / Yayım Sözleşmesi”
şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun Onikinci Bâbının üst
başlığında kullanılan “Neşir Mukavelesi” terimi yerine, “yayım sözleşmesi”, bu
sözleşmeye ilişkin maddelerde kullanılan “eserin müellifi” yerine, “yayımlatan”,
“nâşir” yerine de “yayımcı” terimlerinin kullanılması tercih edilmiştir.
MADDE 487- 818 sayılı Borçlar Kanununun 372
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 487 nci maddesinde,
yayım sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 372 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A.
Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 372 nci maddesinde
kullanılan “edebî ve sınaî bir eserin müellifi” şeklindeki ibare, 05/12/1951
tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 2 nci maddesinde olduğu
gibi Tasarıda, “bir ilim veya edebiyat eseri sahibinin” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 372 nci maddesinde
kullanılan “az çok” ifadesi gereksiz görülerek, Tasarıya alınmamıştır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 488- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “B. Şekli” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 488 inci maddesinde,
yayım sözleşmesinin şekli düzenlenmektedir.
Maddeye göre: “Yayım sözleşmesinin geçerliliği,
yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.” Böylece, yayım sözleşmesinin, 5846
sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 51 inci maddesinde olduğu gibi,
geçerlilik şekline bağlanması uygun görülmüştür. Söz konusu maddeye göre de:
“Malî haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan
hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır.”
MADDE 489- 818 sayılı Borçlar Kanununun 373
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 489 uncu maddesinde,
yayımlatma hakkının geçişi ve yayımlatanın yayımcıya karşı sorumluluğu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 373 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Hükümleri / I. Telif Hakkının Nakli ve Teminatı”
şeklindeki ibareler, Tasarıda “C. Hükümleri / I. Yayımlatma hakkının geçişi
ve sorumluluk” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı 818 sayılı Borçlar Kanununun 373 üncü
maddesinin birinci fıkrasında kullanılan “mukavelenin ifasının icap ettirdiği
miktar ve zaman için” şeklindeki ibare, Tasarıda “sözleşmenin ifasının
gerektirdiği ölçüde ve süreyle” şeklinde düzeltilmiştir.
818 sayılı 818 sayılı Borçlar Kanununun 373 üncü
maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “akit zamanında o eserde tasarruf etmek
hakkını kullanmağa muktedir olmalıdır.” şeklindeki ibare, Tasarıda “sözleşmenin
kurulduğu anda eseri yayımlatma hakkının bulunmamasından” şeklinde ifade
edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 490- 818 sayılı Borçlar Kanununun 374
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 490 ıncı maddesinde,
yayımlatanın tasarruf hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 374 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Müellifin tasarrufu” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Yayımlatanın tasarruf hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 374 üncü maddesinin
birinci fıkrasından farklı olarak, yayımlatanın sözleşmede kararlaştırılan süre
sona ermedikçe veya süre belirlenmemişse kararlaştırılan baskı adedinin
tükenmesi için alışılmış süre geçmedikçe, eserin tamamı veya bir bölümü üzerinde
tasarrufta bulunamayacağı belirtilmiştir. Böylece, yayımlatanın, kararlaştırılan
sürenin sona ermesinden ya da kararlaştırılan baskı adedinin tükenmesi için
alışılmış sürenin geçmesinden sonra, eserin tamamı veya bir bölümü üzerinde
tasarrufta bulunabileceği kabul edilerek, bu konuda uygulamada görülen bazı
kötüye kullanmaların önlenmesi amaçlanmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 374 üncü maddesinin
son fıkrasında kullanılan “Müşterek bir eserin kısımlarından olan yazılar ve
mevkut bir risalenin uzun olan makaleleri” şeklindeki ibare, Tasarıda
“Yayımlatan, toplama bir eserin kendisine ait bölümlerini veya dergilerde çıkan
uzun yazılarını” şekline dönüştürülmüştür. Toplama esere, ünlü kişilerin
hâtırasına yayımlanan armağanlar, belirli konuları değişik yazarlar tarafından
kaleme alınan yazılarla oluşturulan bir ansiklopedinin çeşitli ciltleri veya
fasikülleri örnek olarak gösterilebilir.
MADDE 491- 818 sayılı Borçlar Kanununun 375
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 491 inci maddesinde,
basım sayısının ve baskı adedinin belirlenmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 375 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Basılacak nüshaların tayini” şeklindeki
ibare, Tasarıda “III. Basım sayısı ve baskı adedinin belirlenmesi” şekline
dönüştürülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununu 375 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hüküm içermektedir.
Fıkraya göre: “Taraflar, süreli sözleşmelerde sözleşmenin süresini veya baskı
adedini kararlaştırmak zorundadırlar.” Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununu 375
inci maddesinin ikinci fıkrasında yapılan ve aksi kararlaştırılmamışsa, kural
olarak, baskı adedini belirlemekte yayımcıyı serbest bırakan düzenlemesi,
Tasarıya alınmayarak, bu konuda uygulamada görülen bazı kötüye kullanmaların
önlenmesi amaçlanmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununu 375 inci maddesinin son
fıkrasında öngörülen durumda, yayımlatanın veya haleflerinin istemi üzerine,
yeni bir basım için yayımcıya verilecek sürenin hâkim tarafından
belirlenmesinden söz edildiği hâlde, Tasarıda, yayımlatan tarafından uygun bir
sürenin verilmesi yeterli görülmüştür. Aynı fıkrada “veya halefleri”
sözcüklerinin kullanılmasında bir zorunluluk olmaması nedeniyle, bu sözcükler
Tasarıya alınmamıştır. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununu 375 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “hakkı sâkıt olur.” şeklindeki ibarenin, her durumda
tarafların menfaatlerine uygun düşmeyebileceği göz önünde tutularak, Tasarının
491 inci maddesinin son fıkrasında, bu ibare yerine, “yayımlatan sözleşmeden
cayabilir.” şeklindeki ibarenin kullanılması tercih edilmiştir.
MADDE 492- 818 sayılı Borçlar Kanununun 376
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 492 nci maddesinde,
yayımcının çoğaltma ve dağıtım yapma yükümlülükleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununu 376 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Teksir ve satış için mesai” şeklindeki
ibare, Tasarıda “IV. Çoğaltma ve dağıtım” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 376 ncı maddesinin
“Naşir aynı zamanda lâzım olan ilânları yapmağa ve satışın muvaffakiyetini temin
için mutat tedbirleri ittihaza mecburdur.” şeklindeki birinci fıkrasının ikinci
cümlesi, Tasarının tek cümleden ibaret olan birinci fıkrasında, “yayımcı, ayrıca
satışın artırılması için gerekli tanıtım ve dağıtımı yapmak ve bu konuda her
türlü önlemi almak zorundadır.” şeklinde düzeltilerek, yeniden kaleme
alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 493- 818 sayılı Borçlar Kanununun 377
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 493 üncü maddesinde,
eser sahibinin ve haleflerinin eseri düzeltme ve iyileştirme hakları
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 377 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Tashih ve Islah” şeklindeki ibare, Tasarıda
“V. Düzeltme ve iyileştirme” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 377 nci maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak, eser sahibinin
haleflerine de, aynı koşullar altında, eseri güncelleştirme hakkı tanınmıştır.
Genellikle ilim eserlerinde söz konusu olabilecek güncelleştirme hakkı, ancak
eser sahibi tarafından kullanılabilen düzeltme hakkını kapsamamakla birlikte,
onun haleflerine, meselâ, bir hukuk kitabındaki görevli mahkemeye veya değere ya
da miktara ilişkin bilgileri, bunlarda bir değişiklik olması durumunda,
yenileriyle değiştirme yetkisini verir. Bu yeni düzenlemeyle, eser sahibinin
ölümünden sonra, mirasçılarının da eseri güncelleştirmek suretiyle, bu eserden
doğan malî haklardan, gerektiği gibi yararlanmaları amaçlanmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 377 nci maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, yayımcının, eser
sahibinin haleflerine güncelleştirme olanağı vermeden, yeni bir basım
yapamayacağı ve onu çoğaltamayacağı kabul edilmiştir.
MADDE 494- 818 sayılı Borçlar Kanununun 378
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 494 üncü maddesinde,
bir arada basım ve ayrı ayrı yayım düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 378 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Bir arada ve ayrı ayrı neşir” şeklindeki ibare,
Tasarıda “VI. Birarada basım ve ayrı ayrı yayım” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 378 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Bir müellifin külliyatını veya müellifin
eserlerinden bir nevini neşreylemek hakkı” şeklindeki ibare, Tasarıda “eser
sahibinin bütün eserlerini veya bunlardan yalnız bir türünü birarada yayım
hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 495- 818 sayılı Borçlar Kanununun 379
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 495 inci maddesinde,
çeviri hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 379 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VII. Tercüme hakkı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“VII. Çeviri hakkı” şeklinde değiştirilmiştir
818 sayılı Borçlar Kanununun 379 uncu maddesinin
“Hilâfı şart edilmedikçe, tercüme hakkı müellifte veya halefinde mahfuz kalır.”
şeklindeki olumsuz ifadeli metni, Tasarıda “Çeviri hakkının yayımcıya
geçebilmesi, bunun sözleşmede açıkça belirtilmiş olmasına bağlıdır.” şeklinde ve
olumlu ifadeye dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 496- 818 sayılı Borçlar Kanununun 380
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 496 ncı maddesinde,
eser sahibinin bedel isteme hakkı kapsamında bedelin belirlenmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 380 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VIII. Eser Sahibinin Bedele İstihkakı / 1. Bedelin
Miktarı” şeklindeki ibare, Tasarıda “VIII. Bedel isteme hakkı / 1. Bedelin
belirlenmesi” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 380 inci maddesinin
birinci fıkrasının “Eser sahibinin bedelden feragat eylediği hâl icabından
anlaşılmadıkça, bedele istihkakı, asıldır.” şeklindeki metni, Tasarıda
“Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça yayımlatan, bedel ödenmesini
isteyebilir.” şeklinde değiştirilmiştir.” Böylece, yayımlatanın bedel ödenmesini
isteyememesi için, “hâl icabı” yeterli görülmemiş, bunun aksinin
kararlaştırılmış olması gerektiği kabul edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 380 inci maddesinin
ikinci fıkrasından farklı olarak, hâkim tarafından, yayımlatana ödenecek bedelin
miktarının belirlenmesi, her zaman değil, sadece bu miktarın belli olmaması
durumunda söz konusu olacaktır.
MADDE 497- 818 sayılı Borçlar Kanununun 381
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 497 nci maddesinde,
bedelin ödenme zamanı, satış hesapları ve bedelsiz alma hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 381 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Bedelin zamanı tediyesi, satış hesapları ve
bedava nüsha” şeklindeki ibare, Tasarıda “2. Bedelin ödenme zamanı, satış
hesapları ve bedelsiz alma hakkı” şeklinde değiştirilmiştir
818 sayılı Borçlar Kanununun 381 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “satışın neticesine” şeklindeki ibare, Tasarıda
“satış miktarına” şekline dönüştürülmüştür
818 sayılı Borçlar Kanununun 381 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “halefinin” sözcüğü, yayım sözleşmesine ilişkin
hükümlerin yayımlatan taraf göz önünde tutularak düzenlenmesi nedeniyle,
gereksiz görülerek Tasarıya alınmamıştır. Yine 818 sayılı Borçlar Kanununun 381
inci maddesinin son fıkrasında kullanılan “örfün tayin eylediği miktarda”
şeklindeki ibare, Tasarıda “teamül uyarınca verilmesi gereken miktarda” şeklinde
ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 498- 818 sayılı Borçlar Kanununun 382
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 498 inci maddesinde,
yayım sözleşmesini sona erme sebeplerinden birini oluşturan, eserin yok
olmasının, tarafların edimleri üzerindeki etkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 382 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Akdin hitamı / 1. Eserin zıyaı” şeklindeki
ibare, Tasarıda “D. Sona ermesi / I. Eserin yok olması” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 382 nci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, ikinci ve üçüncü fıkralarında, birbiriyle bağlantılı
konuların düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme
alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 382 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Eser, naşire tevdi edildikten sonra kazaen zayi
olsa bile” şeklindeki ibare, Tasarıda “Eser, yayımcıya teslimden sonra
beklenmedik hâl sonucu yok olsa bile” şeklinde düzeltilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir
hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 499- 818 sayılı Borçlar Kanununun 383
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 499 uncu maddesinde,
basılanın yok olmasının sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 383 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Tabolunan eserin zıyaı” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Basılanın yok olması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 383 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Tabolunan eser satışa çıkarılmazdan evvel tamamen
veya kısmen kazara zayi olduğu takdirde” şeklindeki ibare, Tasarıda “baskı
adedinin tamamı veya bir bölümü, satışa sunulmadan önce beklenmedik hâl sonucu
yok olursa” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 500- 818 sayılı Borçlar Kanununun 384
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 500 üncü maddesinde,
yayım sözleşmesinin kişisel nedenlerle sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 384 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müellifin ve naşirin şahsında hadis olan
hitam” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Kişisel nedenlerle sona erme”
şekline dönüştürülmüştür
818 sayılı Borçlar Kanununun 384 üncü maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, birinci ve ikinci fıkralarında, birbiriyle bağlantılı
konuların düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme
alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 384 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “mukavelenin muhafaza edilmesine” şeklindeki ibare,
Tasarıda “sözleşme ilişkisinin devam etmesine” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 501- 818 sayılı Borçlar Kanununun 385
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 501 inci maddesinde,
yayımcının plânına göre eser meydana getirilmesinin sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 385 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Naşirin planı dairesinde eser telifi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “E. Yayımcının plânına göre eser meydana getirilmesi”
şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Vekâlet İlişkileri
818 sayılı Borçlar Kanununda “On Üçüncü Bap /
Alelıtlak vekâlet” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Dokuzuncu Bölüm / Vekâlet
İlişkileri” şeklinde değiştirilmiştir.
BİRİNCİ AYIRIM
Vekâlet Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 386 ncı maddesiyle
başlayan “Birinci Fasıl / Vekâlet” şeklindeki alt başlık, Tasarıda “Birinci
Ayırım / Vekâlet Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 502- 818 sayılı Borçlar Kanununun 386
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 502 nci maddesinde,
vekâlet sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 386 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A.
Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 386 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “mukavele dairesinde” şeklindeki ibare, vekilin
vekâlet sözleşmesinden doğan borçlarının söz konusu olması nedeniyle, gereksiz
görülerek Tasarı metnine alınmamıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 503- 818 sayılı Borçlar Kanununun 387
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 503 üncü maddesinde,
vekâlet sözleşmesinin kurulması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 387 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Teşekkülü” şeklindeki ibare, Tasarıda “B.
Kurulması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 387 nci maddesinde
kullanılan “Vekilin tevdi edilen işi idare hususunda” şeklindeki ibare, vekâlet
verenin resmî bir sıfata sahip olan vekile yaptığı önerinin söz konusu olduğu
göz önünde tutularak, Tasarıda “Kendisine bir işin görülmesi önerilen kişi”
şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 504- 818 sayılı Borçlar Kanununun 388
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 504 üncü maddesinde,
vekâlet sözleşmesinin kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 388 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Hükümler / I. Vekâletin şümulü” şeklindeki
ibare, Tasarıda “C. Hükümleri / I. Vekâletin kapsamı” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 388 inci maddesinin
son fıkrasında sayılan ve vekilin özel yetkisini gerektiren işlemler arasında
“kefil olamaz” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmediği hâlde, Tasarının 581 ve
devamı maddelerinde düzenlenen kefalet sözleşmesine ilişkin yeni hükümler göz
önünde tutularak, bu ibare de Tasarı metnine eklenmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 505- 818 sayılı Borçlar Kanununun 389
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 505 inci maddesinde,
vekilin borçlarından birini oluşturan talimata uygun ifa borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 389 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Vekilin borçları / 1. Talimat dairesinde
vekâleti ifa” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Vekilin borçları / 1.
Talimata uygun ifa” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 389 uncu maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesi “Vekil, müvekkilinin sarih olan talimatına
muhalefet edemez.” şeklinde ve olumsuz olarak ifade edildiği hâlde, Tasarıda
vekilin, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlü olduğu belirtilerek, bu
ifade olumlu cümleye dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 389 uncu maddesinin
ikinci fıkrasından farklı olarak, Tasarı metnine “işi görmüş olsa bile” şeklinde
bir ibare eklenmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 506- 818 sayılı Borçlar Kanununun 390
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 506 ncı maddesinde,
vekilin genel olarak şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme borcu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 390 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Hüsnü suretle ifa mükellefiyeti / a. Umumiyet
itibariyle” şeklindeki ibareler, Tasarıda “2. Şahsen ifa, sadakat ve özen
gösterme / a. Genel olarak” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, vekilin, vekâlet
borcunu bizzat ifa etmekle yükümlü olduğu, ancak vekile yetki verildiği veya
durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekilin, işi başkasına
yaptırabileceği öngörülmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 390 ıncı maddesinin
birinci fıkrasında öngörülen ve vekilin sorumluluğunun genel olarak işçinin
sorumluluğuna tâbi olduğuna ilişkin düzenleme Tasarı metnine alınmamış; bunun
yerine, Tasarının 506 ncı maddesinin ikinci fıkrasında vekilin vekâlet
sözleşmesinden doğan sorumluluğuna özgü bir düzenleme yapılması daha doğru
görülmüştür.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 390 uncu maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada,
vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, objektif bir ölçüte
yer verilmiştir. Buna göre, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli
bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınacaktır.
MADDE 507- 818 sayılı Borçlar Kanununun 391
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 507 nci maddesinde,
işin üçüncü kişiye yaptırılması hâlinde özen ve sadakat borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 391 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. İşi bir üçüncü şahsa yaptırmak hâlinde”
şeklindeki ibare, Tasarıda “b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 391 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “kendi yerine ikame ettiği şahsa” şeklindeki ibare,
Tasarıda “vekilin kendi yerine koyduğu kişiye” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 508-
818 sayılı Borçlar Kanununun 392 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 508 inci maddesinde,
vekilin hesap verme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 392 nci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “müvekkile tediyeye mecburdur.” şeklindeki ibare,
“tediye” sözcüğünün para borçlarının ifasını ifade etmek için kullanılmasının
doğru olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda “vekâlet verene vermekle
yükümlüdür.” şeklinde ifade edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 392 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “zimmetinde kalan paranın” şeklindeki ibare,
Tasarıda “tesliminde geciktiği paranın” şeklinde; aynı fıkrada kullanılan
“faizini de vermeye” şeklindeki ibare, faizin para borçlarında söz konusu olduğu
göz önünde tutularak, Tasarıda “paranın faizini de ödemekle” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 509- 818 sayılı Borçlar Kanununun 393
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 509 uncu maddesinde,
vekil tarafından edinilen hakların vekâlet verene geçişi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 393 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Vekilin iktisap ettiği hakların müvekkiline
intikali” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Edinilen hakların vekâlet verene
geçişi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 393 üncü maddesinin
son fıkrasında kullanılan “istihkak iddiasında bulunabilir.” şeklindeki ibare,
Tasarıda “iflâs masasından ayrılarak kendisine verilmesini isteyebilir.” şekline
dönüştürülmüştür.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 510- 818 sayılı Borçlar Kanununun 394
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 510 uncu maddesinde,
vekâlet verenin borçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 394 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müvekkilin borçları” şeklindeki ibare,
Tasarıda “III. Vekâlet verenin borçları” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 511- 818 sayılı Borçlar Kanununun 395
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 511 nci maddesinde,
birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 395 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Birden ziyade müvekkillerin mes’uliyetleri”
şeklindeki ibare, Tasarıda “IV. Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte
vekillerin sorumluluğu” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 395 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “kendi sıfatlarını” şeklindeki ibare, Tasarıda
“yetkilerini”; “yaptıkları tasarrufla” şeklindeki ibare ise, “birlikte
yaptıkları fiil ve işlemleriyle” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 512- 818 sayılı Borçlar Kanununun 396
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 512 nci maddesinde,
vekâlet sözleşmesinin tek taraflı olarak sona erdirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 396 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Vekâletin Hitamı / I. Sebepleri / 1. İstifa,
azil” şeklindeki ibareler, Tasarıda “A. Sona ermesi / I. Sebepleri / 1.
Tek taraflı sona erdirme” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 513- 818 sayılı Borçlar Kanununun 397
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 513 üncü maddesinde,
ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflâs nedenleriyle sözleşmenin sona ermesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 397 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Ölüm, ehliyetsizlik, iflâs” şeklindeki ibare,
Tasarıda “2. Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflâs” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 514- 818 sayılı Borçlar Kanununun 398
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 514 üncü maddesinde,
vekâlet sözleşmesinin sona ermesinin hükümleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 398 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Hitamın hükümleri” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Hükümleri” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
İKİNCİ AYIRIM
Kredi Mektubu ve Kredi Emri
818 sayılı Borçlar Kanununun 399 uncu maddesiyle
başlayan “İkinci Fasıl / İtibar mektubu ve itibar emri” şeklindeki alt başlık,
Tasarıda “İkinci Ayırım / Kredi Mektubu ve Kredi Emri” şeklinde
değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun “İtibar mektubu ve itibar emri”
üst başlıklı ikinci faslında kullanılan “memur” terimi, Tasarının 514 üncü
maddesiyle başlayan İkinci Ayırımında “kredi emri verilen”; “amir” terimi ise
“kredi emri veren” şeklinde ifade edilmiştir.
MADDE 515- 818 sayılı Borçlar Kanununun 399
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 515 inci maddesinde,
kredi mektubu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 399 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. İtibar mektubu” şeklindeki ibare, Tasarıda “A.
Kredi mektubu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 399 uncu maddesinin
tek cümleden oluşan birinci fıkrası Tasarıda iki cümle hâlinde kaleme
alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 399 uncu maddesinin
son fıkrasının “İtibar mektubunun tazammun ettiği vekâlet ile mürselünileyhin
mülzem olması, muayyen bir meblağ için kabul etmesine mütevakkıftır.” şeklindeki
hükmü, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 407 nci maddesinin son fıkrası göz
önünde tutularak, Tasarıda “Kredi mektubuyla verilen vekâlet, ancak gönderilen
tarafından belirli bir miktar için kabul edildiği takdirde geçerli olur.”
şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 516- 818 sayılı Borçlar Kanununun 400
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 516 ncı maddesinde,
kredi emri tanımlanmakta ve şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 400 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. İtibar emri / I. Tarifi ve şekli” şeklindeki
ibare, Tasarıda “B. Kredi emri / I. Tanımı ve şekli” olarak değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 400 üncü maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, bu fıkralarda birbiriyle bağlantılı konuların
düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 516 ncı maddesi tek fıkra hâlinde
kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 517- 818 sayılı Borçlar Kanununun 401
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 517 nci maddesinde,
kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğinin, kredi emrini verene etkisi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 401 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. İtibar verilen kimsenin ehliyetsizliği”
şeklindeki ibare, Tasarıda “II. Kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliği”
şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 518- 818 sayılı Borçlar Kanununun 402
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 518 inci maddesinde,
kredi emri verilenin, kredi emrinden yararlanana önel vermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 402 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Memurun kendi kendine mühlet vermesi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Kredi emri verilenin önel vermesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 402 nci maddesinden
farklı olarak, Tasarıda “kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal ederse”
denilmek suretiyle, maddeye açıklık kazandırılmıştır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 519- 818 sayılı Borçlar Kanununun 403
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 519 uncu maddesinde,
taraflar arasındaki ilişki düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 403 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. İki tarafın hakları ve borçları” şeklindeki
ibare, Tasarıda “IV. Taraflar arasındaki ilişki” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 403 üncü maddesinde
kullanılan “kefile ve asıl borçluya müteallik hükümler” şeklindeki ibare,
Tasarıda “kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümler”
şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Simsarlık Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 404 üncü maddesiyle
başlayan “Üçüncü Fasıl / Tellallık (simsarlık)” şeklindeki alt başlık, Tasarıda
“Üçüncü Ayırım / Simsarlık Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 520- 818 sayılı Borçlar Kanununun 404
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 520 nci maddesinde,
simsarlık sözleşmesi tanımlanmakta ve şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 404 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi ve şekli” ibaresi, Tasarıda “A. Tanımı ve
şekli” olarak değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 404 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “akdin icrasına tavassut etmeğe” şeklindeki ibare,
Tasarıda “bir sözleşme… kurulmasına aracılık etmeyi” şeklinde ifade edilmiştir.
Ayrıca 818 sayılı Borçlar Kanununun 404 üncü maddesinde verilen tanımdan farklı
olarak, Tasarıda simsarın sözleşme kurulması olanağının hazırlanmasını veya
kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği sözleşmenin kurulması durumunda ücrete
hak kazanacağı belirtilmiştir. Böylece, madde Tasarının “B. Ücret / I. Hak etme
zamanı” kenar başlıklı 521 nci maddesiyle uyumlu hâle getirilmiştir.
MADDE 521- 818 sayılı Borçlar Kanununun 405
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 521 inci maddesinde,
simsarın ücreti hak etme zamanı ve koşulu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 405 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Tellal ücreti / I. İstihkak zamanı” şeklindeki
ibare, Tasarıda “B. Ücret / I. Hak etme zamanı” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 522- 818 sayılı Borçlar Kanununun 406
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 522 nci maddesinde,
simsara ödenecek ücretin belirlenmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 406 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Ücretin tesbiti” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Ücretin belirlenmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 406 ncı maddesinin
ikinci cümlesinde kullanılan “müteamil” sözcüğü yerine, Tasarıda “alışılmış”
sözcüğü kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 523- 818 sayılı Borçlar Kanununun 407
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 523 üncü maddesinde,
simsarın haklarını kaybetmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 407 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Tellalın haklarını zayi etmesi” şeklindeki
ibare, Tasarıda “III. Simsarın haklarını kaybetmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 524- 818 sayılı Borçlar Kanununun 408
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 524 üncü maddesinde,
evlenme simsarlığında ücret düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 408 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Evlenme tellallığı” şeklindeki ibare yerine,
Tasarıda, 520 nci maddeyle başlayan Üçüncü Ayırımın üst başlığında ve bu ayırımı
oluşturan maddelerde kullanılan “simsarlık” terimi ile uyumluluk sağlanmak
üzere, “IV. Evlenme simsarlığı” şeklindeki ibarenin kullanılması tercih
edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 408 inci maddesinde
kullanılan “ücrete hak bahşetmez” şeklindeki ibare, Tasarıda burada bir eksik
borcun söz konusu olduğu göz önünde tutularak “ücret dava edilemez” şekline
dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 525- 818 sayılı Borçlar Kanununun 409
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 525 inci maddesinde,
simsara ödenecek ücretten indirim yapılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 409 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Ücretten tenzil” şeklindeki ibare, Tasarıda “V.
Ücretten indirim” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 409 uncu maddesinde
kullanılan “Hizmet mukavelesi ve gayrimenkul satışı imkânını hazırlamak veya
bunlardan birinin icrasına tavassut etmek için fahiş bir ücret şart edilmiş ise”
şeklindeki ibare, böyle bir sınırlamaya yer verilmesi için haklı bir sebep
olmadığı göz önünde tutularak, Tasarıda “Sözleşmede aşırı bir ücret
kararlaştırılmışsa” şekline dönüştürülmüştür.
ONUNCU BÖLÜM
Vekâletsiz İşgörme
818 sayılı Borçlar Kanununun 410 uncu maddesiyle
başlayan “On Dördüncü Bap / Vekaleti olmadan başkası hesabına tasarruf”
şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Onuncu Bölüm / Vekâletsiz İşgörme” şeklinde
değiştirilmiştir.
MADDE 526- 818 sayılı Borçlar Kanununun 410
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 526 ncı maddesinde,
vekâletsiz işgörenin işi yapma biçimi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 410 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. İş yapan kimsenin hakları ve borçları / I. İşin
icrası” şeklindeki ibareler, Tasarıda “A. İşgörenin hak ve borçları / I. İşin
görülmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 410 uncu maddesinde
kullanılan “tasarrufta bulunan kimse” şeklindeki ibare, Tasarıda “işgören”
şekline; “tahmin olunan maksadına göre” şeklindeki ibare ise “varsayılan
iradesine uygun olarak” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 527- 818 sayılı Borçlar Kanununun 411
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 527 nci maddesinde,
vekâletsiz işgörenin sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 411 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mes’uliyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “II.
Sorumluluk” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 411 inci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, birinci ve ikinci fıkralar, birbiriyle bağlantılı
konulara ilişkin oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 526 ncı maddesinde,
tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 411 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “her türlü ihmal ve ihtiyatsızlıktan” şeklindeki
ibare, Tasarıda “özensizliğinden” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 411 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “maruz bulunduğu zararı” şeklindeki ibareye,
Tasarıda “zarar tehlikesini” şeklindeki ibare de eklenerek, hükmün kapsamı
genişletilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 411 inci maddesinin
son fıkrasının birinci cümlesinde kullanılan “kazadan” şeklindeki terim,
Tasarıda “beklenmedik hâlden” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 411 inci maddesinin
son fıkrasının ikinci cümlesinin “Meğer ki o kimse müdahalesi olmasa bile
kazanın vukua geleceğini ispat etsin” şeklindeki hükmü, Tasarıda “işgören o işi
yapmamış olsaydı bile beklenmedik hâl sonucunda bu zararın gerçekleşeceğini
ispat ederse sorumluluktan kurtulur.” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 528- 818 sayılı Borçlar Kanununun 412
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 528 nci maddesinde,
vekâletsiz işgörenin, sözleşme ehliyetinden yoksunluğu hâlinde sorumluluğu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 412 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. İşi yapan kimsenin ehliyeti olmaması”
şeklindeki ibare, Tasarıda “III. İşgörenin ehliyetsizliği” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 529- 818 sayılı Borçlar Kanununun 413
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 529 uncu maddesinde,
işin işsahibi yararına yapılması hâlinde, işsahibinin hak ve borçları
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. İş sahibinin hakları ve borçları / I. İş
sahibinin menfaatine yapıldığı halde” şeklindeki ibareler, Tasarıda “B.
İşsahibinin hak ve borçları / I. İşin işsahibinin menfaatine yapılması hâlinde”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle
bağlantılı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 529 uncu
maddesinin birinci fıkrası olarak, tek fıkra hâlinde, kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “bu kabil taahhütlerini ifaya” şeklindeki ibare,
Tasarıda “gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 413 üncü maddesinin
son fıkrasında kullanılan “haksız bir fiil ile mal iktisabı faslındaki hükümlere
göre” şeklindeki ibare, Tasarıda sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre”
şeklinde; “yaptığı şeyi ref ettirebilir.” şeklindeki ibare ise, “ayırıp alma
hakkına sahiptir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 530- 818 sayılı Borçlar Kanununun 414
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 530 uncu maddesinde,
işin işgörenin menfaatine yapılması hâlinde, işsahibinin hak ve borçları
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 414 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. İş, yapan kimsenin kendi menfaati için
yapıldığı halde” şeklindeki ibare, Tasarıda “II. İşin işgörenin menfaatine
yapılması hâlinde” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 414 üncü maddesinin
ikinci cümlesinde kullanılan “Temellük ettiği faydalara göre” şeklindeki ibare
yerine, “zenginleştiği ölçüde” şeklindeki ibare kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 531- 818 sayılı Borçlar Kanununun 415
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 531 inci maddesinde,
işsahibinin yapılan işi onamasının sonuçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 415 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. İcazet” terimi, Tasarıda “III. Onama” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 415 inci maddesinde
kullanılan “cari olur.” şeklindeki ibare, “uygulanır.” şeklinde ifade
edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Komisyon Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 416 ncı maddesiyle
başlayan “On Beşinci Bap / Komisyon” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Onbirinci
Bölüm / Komisyon Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 532- 818 sayılı Borçlar Kanununun 416
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 532 nci maddesinde,
alım veya satım komisyonculuğu tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 416 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Alım ve satım komisyoncusu / I. Tarifi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “A. Alım veya satım komisyonculuğu / I.Tanımı”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 416 ncı maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “Alım ve satım işlerinde komisyoncu” şeklindeki
ibare, Tasarıda “Alım veya satım komisyonculuğu”na dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 533- 818 sayılı Borçlar Kanununun 417
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 533 üncü maddesinde,
komisyoncunun bildirme ve sigortalama borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 417 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Komisyoncunun borçları / 1. Mecburî ihbar ve
sigorta” şeklindeki ibareler, Tasarıda “II. Komisyoncunun borçları / 1. Bildirme
ve sigortalama borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 417 nci maddesinde
kullanılan “mecburdur.” şeklindeki ibare, burada bir borcun söz konusu olması
nedeniyle, “yükümlüdür.” şeklinde; “mecbur değildir.” şeklindeki ibare ise,
“yükümlü değildir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 534- 818 sayılı Borçlar Kanununun 418
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 534 üncü maddesinde,
komisyoncunun özen borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 418 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Eşyaya ihtimam” şeklindeki ibare, Tasarıda “2.
Özen borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 418 inci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle
bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 534 üncü maddesinin birinci
fıkrasında, tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 418 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “eşyanın bozukluğu göze çarpıyorsa” şeklindeki
ibare, Tasarıda “eşya açıkça ayıplı ise” şeklinde düzeltilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 535- 818 sayılı Borçlar Kanununun 419
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 535 inci maddesinde,
vekâlet verenin belirlediği bedelden farklı bir bedelle satış yapan
komisyoncunun sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Müvekkil tarafından tayin olunan fiyat”
şeklindeki ibare, Tasarıda “3. Vekâlet verenin belirlediği bedel” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle
bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 535 inci maddesinin birinci
fıkrasında, tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “asgari” sözcüğü, vekâlet verenin belirlediği
bedelin, her zaman en az bedel olduğu göz önünde tutularak, Tasarıya
alınmamıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 419 uncu maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “şarta muhalefetinden dolayı başkaca tazminat”
şeklindeki ibare, Tasarıda “talimatına aykırı davranmasından dolayı vekâlet
verenin uğradığı diğer zararlardan” şekline dönüştürülmüştür.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 536 -818 sayılı Borçlar Kanununun 420
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 536 ncı maddesinde,
komisyoncunun, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satmasının ya da
malı teslim almadan bedelini ödemesinin sonuçları ile malı veresiye de
satabileceği durum düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Veresiye mal satma, mal tesellüm etmeden
tediye” şeklindeki ibare, Tasarıda “4. Veresiye satma ve teslim almadan
ödeme” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları, birbiriyle
bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 536 ncı maddesinde, tek
fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 420 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “satış mahallindeki örfe göre” şeklindeki ibare,
Tasarıda “satış yerindeki ticarî teamüle göre” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 537- 818 sayılı Borçlar Kanununun 421
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 537 inci maddesinde,
komisyoncunun garantisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 421 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “5. Komisyoncunun kefaleti” şeklindeki ibare,
Tasarıda “5. Komisyoncunun garantisi” şekline dönüştürülmüştür. Gerçekten,
burada bir kefalet değil, garanti borcunun söz konusu olması nedeniyle, kenar
başlıkta ve madde metninde “garanti” teriminin kullanılması yerinde görülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 421 inci maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan “tediyelerinden” sözcüğü, Tasarıda
“ödememelerinden” şeklinde düzeltilmiştir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde
kullanılan “sarahaten kefil veya mesuliyeti mütearif olunca” şeklindeki ibare,
Tasarıda “açıkça garanti vermişse” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 538-
818 sayılı Borçlar Kanununun 422 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 538 inci maddesinde,
komisyoncunun ödediği paralar ve giderleri bakımından hakları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 422 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Komisyoncunun hakları / 1. Verdiği paralar ve
masraflar” şeklindeki ibare, Tasarıda “III. Komisyoncunun hakları / 1. Ödediği
paralar ve yaptığı giderler” şekline dönüştürülmüştür
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre
bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 539- 818 sayılı Borçlar Kanununun 423
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 539 uncu maddesinde,
komisyoncunun komisyon ücreti isteme hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 423 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Komisyon ücreti / a) İstemek hakkı” şeklindeki
ibareler, Tasarıda “2. Komisyon ücreti / a. İsteme hakkı” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 423 üncü maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “lâzım gelen tazminatı” şeklindeki ibare, Tasarıda
“belirlenecek karşılığını” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 540- 818 sayılı Borçlar Kanununun 424
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 540 ıncı maddesinde,
komisyoncunun ücret isteme hakkını kaybetmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 424 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Ücret hakkının sükutu ve müvekkilin aradan
çıkması” ifadesi, Tasarıda “b. Kaybedilmesi” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 424 üncü maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “suiniyet ile” şeklindeki ibare, Tasarıda
“dürüstlük kurallarına aykırı” şeklinde
düzeltilmiştir. İkinci fıkrasında kullanılan “müvekkil … aradan çıkabilir”
şeklindeki ibare, Tasarıda “vekâlet veren … alıcısı veya satıcısı sayma
hakkına sahiptir” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 541- 818 sayılı Borçlar Kanununun 425
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 541 inci maddesinde,
komisyoncunun hapis hakkı düzenlenmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 542-
818 sayılı Borçlar Kanununun 426 ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 542 nci maddesinde,
malın açık artırmayla satılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 426 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Emtianın müzayede ile satılması” şeklindeki
ibare, Tasarıda “2. Malın açık artırmayla satılması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 426 ncı maddesinin
birinci fıkrasından farklı olarak Tasarının 542 nci maddesinin birinci
fıkrasına, “Ancak, mal borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa ya da
yapılacak masrafa oranla değeri azsa, hâkim satışın başka bir yolla yapılmasına
da karar verebilir.” cümlesi eklenerek madde, Tasarının 107 nci maddesinin
ikinci fıkrası ile uyumlu hâle getirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 426 ncı maddesinin son
fıkrasında kullanılan “resmen ihbar edilmek lâzımdır” şeklindeki ibare,
Tasarının alacaklının temerrüdüne ilişkin 107 nci maddesine benzer biçimde,
Tasarıda “mahkemece vekâlet verene bildirilmesi zorunludur” şekline
dönüştürülmüştür.
MADDE 543- 818 sayılı Borçlar Kanununun 427
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 543 üncü maddesinde,
komisyoncunun kendisi ile işlem yapması hâlinde bedel ve ücret düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 427 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “5. Komisyoncunun bizzat alıcı veya satıcı olması
/ a. Ücreti ve masrafları” şeklindeki ibareler, Tasarıda “3. Komisyoncunun
kendisiyle işlem yapması / a. Bedel ve ücret” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 427 nci maddesinin
ikinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan “… nazara almaya mecburdur”
şeklindeki ibare, objektif bir ölçüte bağlanarak, Tasarıda “… esas alınır”
şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, komisyoncu, kendisiyle
işlem yaptığı takdirde, bunu işlemi yaptığı gün vekâlet verene bildirmek
zorundadır.
MADDE 544- 818 sayılı Borçlar Kanununun 428
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 544 üncü maddesinde,
komisyoncunun işlemi kendisiyle yapmış sayıldığı durumlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 428 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Komisyoncunun zımnî kabulü” şeklindeki ibare,
Tasarıda “b. İşlemi kendisiyle yapmış sayılma” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 428 inci maddesinde
kullanılan “âkide ait olabilecek borçları bizzat deruhte etmiş sayılır.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “işlemi kendisiyle yapmış sayılır” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 545- 818 sayılı Borçlar Kanununun 429
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 545 inci maddesinde,
komisyoncunun işlemi kendisiyle yapma hakkının düşmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 429 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. Hakkının sukutu” şeklindeki ibare, Tasarıda “c.
İşlemi kendisiyle yapma hakkının düşmesi” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 429 uncu maddesinde
kullanılan “artık bizzat satıcı ve alıcı olamaz” şeklindeki ibare yerine,
Tasarıda “bu hüküm uygulanmaz” ibaresi kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 546- 818 sayılı Borçlar Kanununun 430
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 546 ncı maddesinde,
diğer komisyon işleri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 430 uncu maddesinde
kullanılan “alım ve satım komisyonu” terimleri yerine, Tasarıda “alım ve satım
komisyonculuğu” terimleri kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONİKİNCİ BÖLÜM
Ticarî Temsilciler, Ticarî Vekiller ve Diğer
Tacir Yardımcıları
818 sayılı Borçlar Kanununun 449 uncu maddesiyle
başlayan “On Yedinci Bap / Ticarî Mümessiller ve Diğer Ticarî Vekiller”
şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Onikinci Bölüm / Ticarî Temsilciler, Ticarî
Vekiller ve Diğer Tacir Yardımcıları” şeklinde değiştirilmiştir. Bununla, ticarî
temsilcilerin ve ticarî vekillerin de tacir yardımcılarından olduğu vurgulanmak
istenmiştir. Bu bölümde, gerek ticarî temsilciler ve ticarî vekiller, gerekse
diğer tacir yardımcıları, temsil yetkileri yönüyle ele alınmıştır. Bu
düzenlemeye göre, ticarî temsilcilerin geniş yetkileri, ticarî vekillerin ve
diğer tacir yardımcılarının ise sınırlı yetkileri bulunmaktadır.
MADDE 547- 818 sayılı Borçlar Kanununun 449
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 547 nci maddesinde,
ticarî temsilci tanımlanmakta ve ticarî temsilciye yetki verilmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 449 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Ticarî mümessil / I. Tarifi, salâhiyet itası”
şeklindeki ibare, Tasarıda, “A. Ticarî temsilci / I. Tanımı ve yetki verilmesi”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 449 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “bir ticarethane veya fabrika veya ticarî şekilde
işletilen diğer bir müessese” şeklindeki ibare, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı
Türk Ticaret Kanununun 11 inci maddesi göz önünde tutularak, Tasarıda “ticarî
işletme” şeklinde kısaltılmıştır. Yine aynı fıkrada kullanılan “müessesenin
imzasını kullanarak bilvekâle imza vazetmek üzere” şeklindeki ibare, kaynak
İsviçre Borçlar Kanununun 458 inci maddesinin birinci fıkrasının almanca metni
göz önünde tutularak, Tasarıda “işletme sahibinin, … ticaret unvanı altında,
ticarî temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 449 uncu maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “vekâletnameyi” sözcüğü, Tasarıda “ticarî
temsilcilik yetkisi verildiğini” şeklinde düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 548- 818 sayılı Borçlar Kanununun 450
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 548 inci maddesinde,
ticarî temsilcinin temsil yetkisinin kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 450 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Vekâletin şümulü” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “II. Temsil yetkisinin kapsamı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 549- 818 sayılı Borçlar Kanununun 451
inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 549 uncu maddesinde,
temsil yetkisinin sınırlandırılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Tahdidi” şeklindeki ibare, Tasarıda “III.
Temsil yetkisinin sınırlandırılması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesi üç
fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 549 uncu maddesi, bu maddeye eklenen üçüncü
fıkra ile birlikte, dört fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, temsil yetkisine ilişkin
olarak, aynı maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen sınırlamaların,
tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmayacağı
belirtilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 451 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “muteber değildir.” şeklindeki ibare yerine, Tasarıda
“hüküm doğurmaz.” şeklindeki ibare kullanılmıştır. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 451 inci maddesinin son fıkrasından farklı olarak, Tasarının 549 uncu
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, temsil yetkisine ilişkin öngörülen
sınırlamalar dışında kalan diğer sınırlamaların, tescil edilmiş olsalar bile,
iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyecekleri, açıkça belirtilmiştir.
MADDE 550- 818 sayılı Borçlar Kanununun 452
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 550 nci maddesinde,
ticarî temsilcinin temsil yetkisinin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 452 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. İstirdadı” şeklindeki ibare, Tasarıda, “IV.
Temsil yetkisinin sona ermesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 452 nci maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarında temsil yetkisinin “istirdadından” söz edildiği
hâlde, Tasarıda “istirdat” sözcüğü yerine “sona erme” sözcükleri kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 452 nci maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarında kullanılan “ticaret siciline kayıt” ibaresi
yerine, Tasarıda “ticaret siciline tescil” ibaresinin kullanılması yerinde
görülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 551- 818 sayılı Borçlar Kanununun 453
üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 551 nci maddesinde,
ticarî vekil düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 453 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Diğer ticaret vekilleri” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “B. Ticarî vekil” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 453 üncü maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak, “bir
ticarethane veya fabrika veya ticarî şekilde işletilen diğer bir müessese
sahibi” şeklindeki ibare, “ticarî işletme sahibi” şeklinde kısaltılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 453 üncü maddesinin
ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan “muhakeme ve murafaada
bulunamaz.” şeklindeki ibare, Tasarıda “dava açamaz ve açılmış davayı takip
edemez.” şeklinde ifade edilmiştir.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 552- 818 sayılı Borçlar Kanununun 453
üncü maddesinin son fıkrasını karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 552 nci maddesinde,
diğer tacir yardımcıları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 453 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Diğer ticaret vekilleri” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “C. Diğer tacir yardımcıları” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 453 üncü maddesine
29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet ve Tatbik Şekli
Hakkında Kanunun 41 inci maddesiyle eklenen son fıkrada ticarî temsilci ve
ticarî vekil dışında kalan diğer tacir yardımcılarının düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarıda ayrı bir madde hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 453 üncü maddesinin
son fıkrası, farklı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak Tasarıda iki
ayrı fıkraya bölünmüş ve bunlardan ilki üç bent hâlinde kaleme alınmıştır. Aynı
fıkrada kullanılan “mağaza” sözcüğü yerine de, Tasarıda “ticarî işletme”
sözcükleri kullanılmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 553- 818 sayılı Borçlar Kanununun 455
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 553 üncü maddesinde,
rekabet yasağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 455 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Rekabet yapmak memnuiyeti” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “C. Rekabet yasağı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 455 inci maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarında kullanılan “müessese” ve “müessese sahibi”
sözcükleri, Tasarıda “işletme” ve “işletme sahibi” şeklinde ifade edilmiştir.
Ancak, burada ticarî işletme olsun veya olmasın, bütün işletmeler göz önünde
tutulmuştur.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 455 inci maddesinin birinci fıkrasında yer verilmeyen, “doğrudan
doğruya veya dolaylı olarak” ibaresi kullanılmıştır. Ayrıca, ticarî
temsilcilerin, ticarî vekillerin veya diğer tacir yardımcılarının, işletme
sahibinin izni olmaksızın, işletmenin yaptığı türden işleri, kendi hesaplarına
üçüncü kişilere yaptırmaları da, rekabet yasağının kapsamına dahil edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 455 inci maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, işletme
sahibinin, rekabet yasağına aykırı davranan ticarî temsilcilere, ticarî
vekillere veya diğer tacir yardımcılarına karşı, aralarındaki hukukî ilişkiden
doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, kendisine tanınan seçimlik hakları
kullanabileceği kabul edilmiştir. Ayrıca, işletme sahibinin, rekabet yasağına
aykırı davranan ticarî temsilcilere, ticarî vekillere veya diğer tacir
yardımcılarına karşı, onlar tarafından kendi hesaplarına yapılan veya üçüncü
kişilere yaptırılan işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını istemesi
durumunda, bu işler dolayısıyla aldıkları ücretin kendisine verilmesini veya
aynı işlerden doğan alacağın devredilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.
MADDE 554- 818 sayılı Borçlar Kanununun 456
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 554 üncü maddesinde,
ticarî temsilcilerin, ticarî vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının
yetkilerinin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 456 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Mümessil ve diğer tüccar vekillerinin
vekâletlerinin hitamı” şeklindeki ibare, Tasarıda, diğer tacir yardımcılarının
da düzenlendiği göz önünde tutularak, “D. Ticarî temsilcilerin, ticarî
vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerinin sona ermesi” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 456 ncı maddesinin
birinci fıkrasında “ticarî mümessiller ve ticarî vekiller”; ikinci fıkrasında
ise, “ticarî mümessil ve ticari vekil” terimleri kullanılmakla yetinilmiştir.
Aynı maddenin kenar başlığında kullanılan “Diğer Tüccar Vekilleri” şeklindeki
ibare diğer tacir yardımcılarını ifade ettiği hâlde, madde metninde onlarla
ilgili bir düzenleme yapılmamıştır. Bu düzenleme eksikliği Tasarının 554 üncü
maddesinde, “ticari temsilci, ticarî vekil ve diğer tacir yardımcıları”na
birlikte yer verilerek giderilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Havale
818 sayılı Borçlar Kanununun 457 nci maddesiyle
başlayan “On Sekizinci Bap / Havale” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Onüçüncü
Bölüm / Havale” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun
On Sekizinci Babında kullanılan “muhil” terimi, Tasarının Onüçüncü Bölümünde
“havale eden”; “muhalünaleyh” terimi, “havale ödeyicisi” ve “muhalünleh” terimi
ise “havale alıcısı” şeklinde ifade edilmiştir.
MADDE 555- 818 sayılı Borçlar Kanununun 457
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 555 inci maddesinde,
havale tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 457 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A.
Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 457 nci maddesinde
havalenin bir “akit” olarak nitelendirilmesi, teknik bakımdan hatalı bulunduğu
için, Tasarı’da yapılan tanımda havalenin bir “hukukî işlem” olduğu
belirtilmiştir. Gerçekten, havale bir sözleşme olmayıp, çifte yetkilendirme
içeren bir hukukî işlemdir.
Her ne kadar maddede yapılan tanımda, havalenin
konusunu para veya kıymetli evrak ya da başka mislî bir eşyanın oluşturabileceği
belirtilmişse de, uygulamada havalenin konusunu genellikle paranın oluşturduğu
göz önünde tutularak, Tasarıda “havale ödeyicisi” teriminin kullanılmasında bir
sakınca görülmemiştir.
MADDE 556- 818 sayılı Borçlar Kanununun 458
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 556 ncı maddesinde,
havale eden ile havale edilen arasındaki ilişki düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 458 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Akdin hükümleri / I. Muhil ile muhalünleh
arasındaki münasebet” şeklindeki ibare, Tasarıda, “B. Hükümleri / I. Havale eden
ile havale alıcısı arasındaki ilişki” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 557- 818 sayılı Borçlar Kanununun 459
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 557 nci maddesinde,
havale ödeyicisinin borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mühalünaleyhin borcu” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “II. Havale ödeyicisinin borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin
ikinci ve üçüncü fıkraları, birbiriyle bağlantılı oldukları göz önünde
tutularak, Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “tediye” sözcüğü yerine, Tasarıda “ifa” terimi;
ikinci fıkrasında kullanılan “mecburdur” sözcüğü yerine, “yükümlüdür” sözcüğü
kullanılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 459 uncu maddesinin
son fıkrasında kullanılan “bile” sözcüğü, gereksiz görülerek Tasarı metnine
alınmamıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 558- 818 sayılı Borçlar Kanununun 460
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 558 inci maddesinde,
havale konusunun ifa edilmemesi durumunda, havale alıcısının bildirim
yükümlülüğü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 460 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Tediye olunmamak hâlinde ihbar” şeklindeki
ibare, Tasarıda, “III. İfa edilmeme durumunda bildirim” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 559- 818 sayılı Borçlar Kanununun 461
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 559 uncu maddesinde,
havale edenin, havale yetkisini geri alması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 461 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Rücu” şeklindeki ibare, Tasarıda, “C. Geri
alma” şeklinde değiştirilmiştir. Aynı değişiklik, maddenin metninde de
yapılmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 461 inci maddesinin
son fıkrasında kullanılan “havalenin hükümsüzlüğünü istilzam eder.” şeklindeki
ibare, Tasarıda “havale kendiliğinden sona erer.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde
yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa
göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 560- 818 sayılı Borçlar Kanununun 462
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 560 ıncı maddesinde,
kıymetli evraka bağlanmış alacakların havalesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 462 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Kıymetli evrak işlerinde havale” şeklindeki
ibare, Tasarıda, “D. Kıymetli evrak konusunda havale” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 462 nci maddesinin son
fıkrasında kullanılan “kambiyo senetlerine mümasil havaleler” şeklindeki ibare
yerine, Tasarının 560 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında “poliçe benzeri
havaleler” şeklindeki ibare kullanılmıştır. Gerçekten, emre muharrer senet ya da
bono, çek ve poliçe gibi, kambiyo senedi niteliğinde olmakla birlikte, havalede
görülen üçlü ilişkiden yoksun bulunduğu için, fıkra hükmü, Tasarıda kullanılan
“poliçe benzeri havaleler” şeklindeki ibare ile düzeltilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Saklama Sözleşmeleri
818 sayılı Borçlar Kanununun 463 üncü maddesiyle
başlayan “On Dokuzuncu Bap / Vedia” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Ondördüncü
Bölüm / Saklama Sözleşmeleri” şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı
Borçlar Kanununun On dokuzuncu Babında kullanılan “ida; vedia” terimi, Tasarının
Ondördüncü Bölümünde “saklama”; “müstevdi” terimi, “saklayan” ve “mudi” terimi
ise, “saklatan” şeklinde ifade edilmiştir.
Tasarının 561 ilâ 569 uncu maddelerinde, genel
saklama sözleşmesinin hükümleri; 570 inci maddesinde, saklama sözleşmelerinin
alt türleri olmak üzere, mislî şeylerin saklanması; 571 ilâ 575 inci
maddelerinde, ardiyeciye bırakma ve 576 ilâ 580 inci maddelerinde ise, konaklama
yeri, ahır, garaj ve otopark işletenlere bırakma düzenlenmiştir.
MADDE 561- 818 sayılı Borçlar Kanununun 463
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 561 inci maddesinde,
genel saklama sözleşmesi tanımlanmakta ve saklayanın ücret isteyebileceği
durumlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 463 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Vedia / I. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda,
“A. Genel saklama sözleşmesi / I. Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 463 üncü maddesinin
ikinci fıkrası, Tasarıda olumlu cümleyle ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 562- 818 sayılı Borçlar Kanununun 464
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 562 nci maddesinde,
saklatanın borçları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 464 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mûdiin borçları” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Saklatanın borçları” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 563-
818 sayılı Borçlar Kanununun 465 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 563 üncü maddesinde,
saklayanın borçlarından saklama konusunu kullanım yasağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 465 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Müstevdiin borçları / 1. Vedianın kullanılması
mes’uliyeti” şeklindeki ibare, Tasarıda, “III. Saklayanın borçları / 1. Kullanım
yasağı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 465 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “muhik bir tazminat” şeklindeki ibare, Tasarıda
“uygun bir kullanım bedeli” ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 564- 818 sayılı Borçlar Kanununun 466
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 564 üncü maddesinde,
saklatanın geri verme borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 466 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. İstirdat / a. Mûdiin hakları” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “2. Geri verme / a. Genel olarak” şekline dönüştürülmüştür. Böylece
818 sayılı Borçlar Kanununun 466 ncı maddesindeki düzenlemeden farklı olarak,
“III. Saklayanın borçları” başlığıyla uyumlu hâle getirmek için saklatanın geri
alma hakkından değil, saklayanın borcundan söz edilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 466 ncı maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, bu fıkraların birbiriyle bağlantıları göz önünde
tutularak, Tasarının 564 üncü maddesi tek fıkra olarak kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 565- 818 sayılı Borçlar Kanununun 467
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 565 inci maddesinde,
geri vermede özel durumlar düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 467 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “b. Müstevdiin hakları” şeklindeki
ibare, Tasarıda, “b. Özel durumlar” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda
yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre “Birden çok kişi bir şeyi saklanmak
üzere verirse, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça veya hepsinin rızası
olmadıkça, saklayan saklananı onlardan birine geri vermekle sorumluluktan
kurtulamaz.”. Bu yeni hükümle, saklayanın, saklananı, saklatanlardan herhangi
birine verme yetkisinin olmadığı, aksi takdirde diğerlerine karşı sorumlu
olacağı öngörülmüştür. Fıkraya göre, saklayanın, birden çok saklatandan herhangi
birine saklananı geri vererek sorumluluktan kurtulabilmesi ancak şu iki durumda
kabul edilmiştir: 1) Sözleşmede saklayana böyle bir yetkinin tanınmış olması; 2)
Saklatanların hepsinin rızasının olması.
MADDE 566- 818 sayılı Borçlar Kanununun 468
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 566 ncı maddesinde,
geri verme yeri düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 468 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “c. İade mahalli” şeklindeki ibare, Tasarıda, “c.
Geri verme yeri” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 567-
818 sayılı Borçlar Kanununun 469 uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 567 nci maddesinde,
saklayanların sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 469 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Müştereken vedia alınması halinde mes’uliyet”
şeklindeki ibare, Tasarıda, “3. Saklayanların sorumluluğu” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 568-
818 sayılı Borçlar Kanununun 470 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 568 inci maddesinde,
saklanan üzerinde üçüncü kişilerin iddiaları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 470 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Üçüncü şahıslar tarafından istihkak davaları”
şeklindeki ibare, Tasarıda, “4. Üçüncü kişilerin iddiaları” şekline
dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 470 inci maddesinde
kullanılan “istihkak iddiasında bulunulsa bile” şeklindeki ibare, Tasarıda “aynî
hak iddiasında bulunsa bile” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 569- 818 sayılı Borçlar Kanununun 471
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 569 uncu maddesinde,
güvenilirkişiye bırakma düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 471 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Yediemine tevdi” şeklindeki ibare, Tasarıda,
“IV. Güvenilirkişiye bırakma” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 471 inci maddesinde
kullanılan “müstevdi” veya “yediadil” sözcükleri, Tasarıda “güvenilirkişi”
olarak belirtilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 570- 818 sayılı Borçlar Kanununun 472
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 570 inci maddesinde,
mislî şeylerin saklanması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 472 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Usulsüz tevdi” şeklindeki ibare, Tasarıda, “B.
Mislî şeylerin saklanması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 472 nci maddesi iki
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin ikinci fıkrası ayrı konulara ilişkin olması
nedeniyle, Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
MADDE 571- 818 sayılı Borçlar Kanununun 473
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 571 inci maddesinde,
ardiyecinin bırakılan ticarî mala karşılık senet çıkarma hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 473 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Ardiye mukavelesi / I. Kıymetli evrak ihracı
salâhiyeti” şeklindeki ibare, Tasarıda, “C. Ardiyeciye bırakma / I. Senet
çıkarma” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 572-
818 sayılı Borçlar Kanununun 474 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 572 nci maddesinde,
ardiyecinin saklama borcu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 474 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Ardiye sahibinin muhafaza borcu” şeklindeki
ibare, Tasarıda, “II. Ardiyecinin saklama borcu” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 474 üncü maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu fıkranın birinci ve ikinci cümleleri, birbiriyle
bağlantılı oldukları göz önünde tutularak, Tasarının 572 nci maddesinin birinci
fıkrasında birlikte kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 573- 818 sayılı Borçlar Kanununun 475
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 573 üncü maddesinde,
ardiyecinin, kendisine bırakılan şeyleri karıştırma yasağı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 475 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Tevdi olunan eşyanın diğerleriyle
karıştırılması” şeklindeki ibare, Tasarıda, “III. Bırakılan şeylerin
karışması” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 475 inci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin içerdiği üç cümle, farklı konulara ilişkin
oldukları göz önünde tutularak, Tasarıda üç ayrı fıkra hâlinde kaleme
alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 574- 818 sayılı Borçlar Kanununun 476
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 574 üncü maddesinde,
ardiyecinin hakları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 476 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Ardiye sahibinin hakları” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “IV. Ardiyecinin hakları” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 476 ncı maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile aynı maddenin ikinci fıkrası, birbiriyle
bağlantılı oldukları göz önünde tutularak Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme
alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 575-
818 sayılı Borçlar Kanununun 477 nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 575 inci maddesinde,
ardiyecinin malları geri verme yükümlülüğü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 477 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Emtianın iadesi” şeklindeki ibare, Tasarıda,
“V. Malların geri verilmesi” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 576-
818 sayılı Borçlar Kanununun 478 inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 576 ncı maddesinde,
konaklama yeri işletenlerin sorumluluk koşulları ve kapsamı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 478 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Otelciye tevdi / I. Otelcilerin mesuliyeti / 1.
Şartları ve şümulü” şeklindeki ibareler, Tasarıda, “D. Konaklama yeri, garaj,
otopark ve benzeri yerleri işletenlere bırakma / I. Konaklama yeri işletenlerin
sorumluluğu / 1. Koşulları ve kapsamı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 478 inci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddenin ikinci cümlesi farklı bir konuya ilişkin
olduğu göz önünde tutularak, Tasarının 576 ncı maddesinin ikinci fıkrası olarak
kaleme alınmıştır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 478 inci maddesinin
birinci fıkrasında kullanılan “otelciler, hancılar” sözcükleri, Tasarıda “Otel,
motel, pansiyon, tatil köyü gibi yerleri işletenler” sözcükleriyle ifade
edilerek, bu sayımın sınırlayıcı nitelikte olmadığı kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 478 inci maddesinden farklı olarak, kusursuz sorumluluk miktarının her
bir konaklayan için günlük konaklama ücretinin üç katını aşamayacağı
belirtilmiştir. Böylece, parasal değerlerdeki değişimler karşısında hükmün
güncel durumda kalması amaçlanmıştır.
MADDE 577- 818 sayılı Borçlar Kanununun 479
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 577 nci maddesinde,
konaklama yeri işletenlerin kıymetli eşyadan sorumluluk düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 479 uncu maddesinin
ikinci cümlesinde kullanılan “mes’uliyeti mahdut değildir.” şeklindeki ibare,
Tasarıda “tam değerinden sorumludur.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 578- 818 sayılı Borçlar Kanununun 480
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 578 inci maddesinde,
konaklama yeri işletenin sorumluluğunun kalktığı ve devam ettiği durumlar
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 480 inci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “yapıştırdığı ilânlarda bildirse bile” şeklindeki
ibare, Tasarıda “herhangi bir yolla ilân etse bile” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 579- 818 sayılı Borçlar Kanununun 481
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 579 uncu maddesinde,
garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 481 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Umumî ahır idare edenlerin mes’uliyeti”
şeklindeki ibare, Tasarıda, “II. Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin
sorumluluğu” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının kapsamına, 818 sayılı
Borçlar Kanununun 481 inci maddesinden farklı olarak, günümüzde garaj dışında,
otopark işletmeciliği ve bu işletmecilerin sorumluluklarının da önem kazandığı
göz önünde tutularak, garaj sahiplerinin yanında otopark işletenler de dahil
edilmiştir. Ancak, maddenin kenar başlığı ile birinci ve ikinci fıkralarında
“…ve benzeri yerleri işletenler” ifadesi kullanılarak, bu sayımın örnekleyici
nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle, söz konusu ifadenin kapsamına,
818 sayılı Borçlar Kanununun 481 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer
verilmekle birlikte, Tasarıda belirtilmeyen “ahır sahibi”nin de dahil olduğu
konusunda bir duraksama yoktur.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 481 inci maddesinden farklı olarak, kusursuz sorumluluk miktarının,
her bir saklanan için, günlük saklama ücretinin on katını aşamayacağı
belirtilmiştir. Böylece, parasal değerlerdeki değişimler karşısında hükmün
güncel durumda kalması amaçlanmıştır.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun
481 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya göre işleten,
maddenin birinci ve ikinci fıkralarında söz konusu edilen türden bir sorumluluk
üstlenmediğini veya sorumluluğunu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula
bağladığını, herhangi bir yolla ilân etmiş olsa bile, sorumluluktan
kurtulamayacaktır.
MADDE 580- 818 sayılı Borçlar Kanununun 482
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 580 inci maddesinde,
işletenlerin hapis hakkı düzenlenmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONBEŞİNCİ BÖLÜM
Kefalet Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununun 483 üncü maddesiyle
başlayan “Yirminci Bap / Kefalet” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Onbeşinci
Bölüm / Kefalet Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 581- 818 sayılı Borçlar Kanununun 483
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 581 inci maddesinde,
kefalet sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 483 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda, “A. Tanımı”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 483 üncü maddesinde
kullanılan “… borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı
taahhüt eder.” şeklindeki ibare, Tasarıda “borçlunun borcunu ifa etmemesinin
sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde
ifade edilmiştir. Böylece, kefalet sözleşmesinin yasal tanımına ilişkin
yanlışlıklar düzeltilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 492 nci maddesinin birinci fıkrası göz önünde tutulmuştur.
MADDE 582- 818 sayılı Borçlar Kanununun 485
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 582 nci maddesinde,
kefalet sözleşmesinin koşullarından asıl borç düzenlenmektedir.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda
yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hükme göre: “Kanundan aksi anlaşılmadıkça
kefil, bu bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez.”
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 492 nci maddesinin ikinci, üçüncü ve son fıkraları göz önünde
tutulmuştur.
MADDE 583-
818 sayılı Borçlar Kanununun 484 üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 583 üncü maddesinde,
kefalet sözleşmesinin şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 484 üncü maddesinde
kullanılan “muayyen bir miktar” şeklindeki ibare, Tasarıda “azamî miktar”
şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, kefalet
sözleşmesinin geçerliliği, sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına, kefilin
sorumlu olacağı azamî miktarın ve kefalet tarihinin sözleşmede belirtilmiş
olmasına bağlanmıştır. 818 sayılı Borçlar Kanununun 484 üncü maddesinde yapılan
düzenlemeden farklı olarak kefalet tarihinin de sözleşmede belirtilmesi,
geçerlilik koşulu hâline getirilmiştir. Çünkü, Tasarının 589 uncu maddesinin
üçüncü fıkrasında öngörülen hüküm uyarınca, kefil, sözleşmede aksi açıkça
kararlaştırılmadıkça borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından
sonraki borçlarından sorumludur. Belirtilen hükmün uygulanabilmesi ve
Tasarının 600 üncü maddesinde öngörülen süreli kefaletin sonunun
belirlenebilmesi bakımından, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihin sözleşmeden
açıkça anlaşılması şarttır.
Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 818
sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu cümlede, kefilin,
kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu hususlar açıklanmıştır. Buna göre,
kefalet sözleşmesinde, kefilin sorumlu olduğu azamî miktarın, kefalet tarihinin
ve müteselsil kefalet söz konusu ise, müteselsil kefil sıfatının veya bu anlama
gelen herhangi bir ifadenin yer alması gerekmektedir.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, kefil, kendi adına kefil
olma konusunda özel yetki verecekse ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil
olma vaadinde bulunacaksa, aynı şekil koşullarına uymak zorundadır. Aynı
fıkranın son cümlesinde tarafların, yazılı şekle uyarak, kefilin sorumluluğunu
borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilecekleri
öngörülmüştür.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun
484 üncü maddesinde yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hükme göre, kefalet
sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişikliklerin,
kefalet sözleşmesinin şekline uygun olarak yapılması da geçerlilik koşulu olarak
kabul edilmiştir.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 493 üncü maddesinin birinci,
ikinci ve altıncı fıkraları göz önünde tutulmuştur.
MADDE 584- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “III. Eşin rızası” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 584 üncü maddesinde,
kefalette eşin rızası düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, kefalet
sözleşmesinde eşin rızasının, sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç
kurulması anında verilmiş olması şarttır. Ancak, fıkrada bu kuralın iki
istisnasına yer verilmiştir. Birinci istisna, mahkemece verilmiş bir ayrılık
kararı olması, ikincisi eşlerden birinin yasal olarak ayrı yaşama hakkının
doğmuş olmasıdır. Söz konusu istisnalardan birinin varlığı durumunda eşin rızası
aranmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, eşin rızasının
aranmadığı diğer bir istisnalara yer verilmiştir. Buna göre, kefalet
sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına
veya âdi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan
güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için de
kefilin eşinin rızası aranmayacaktır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 494 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 585- 818 sayılı Borçlar Kanununun 486
ncı maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 585 inci maddesinde,
âdi kefaletin içeriği düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 486 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Nevileri / I. Âdi kefalet” şeklindeki ibare,
Tasarıda, “C. İçeriği / I. Türlerine göre / 1. Âdi kefalet” şekline
dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 486 ncı maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak âdi kefalette
alacaklının borçluya başvurmadıkça, doğrudan doğruya kefili takip edemeyeceği
açıkça belirtilmiştir. Fıkra 818 sayılı Borçlar Kanununun 486 ncı maddesine
benzer biriçeriğe sahip olmakla
birlikte, bu fıkraya, “iflâsına karar verilmesi” yanında “borçluya konkordato
mehli verilmiş olması” durumu da eklenmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 486 ncı maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak, Tasarıda
alacaklının doğrudan doğruya kefile başvurabileceği hâller, dört bent hâlinde
sayılmıştır.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 486 ncı maddesinin ikinci fıkrasıyla benzer içeriğe sahiptir. Ancak,
maddenin birinci fıkrasında olduğu gibi, bu fıkraya da “iflâsı” yanında
“borçluya konkordato mehli verilmesi” durumu eklenmiştir. Ayrıca, 818 sayılı
Borçlar Kanununun 486 ncı maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde yer
verilen “borçlunun iflâsı ilân olunmadıkça rehnin nakde tahvili kabil olmazsa”
şeklindeki ibare gereksiz görülerek, Tasarıya alınmamıştır.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya göre, sadece açığın
kapatılması için kefil olunmuşsa, borçlu aleyhine yapılan takibin kesin aciz
belgesi alınmasıyla sonuçlanması veya borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın
imkânsız hâle gelmesi ya da konkordatonun kesinleşmesi durumlarında, doğrudan
doğruya kefile başvurulabilecektir. Ancak, fıkraya eklenen ikinci cümle ile,
kaynak İsviçre Borçlar Kanunundan farklı olarak, kefilin korunması ilkesinden
hareketle, sözleşmede, bu durumlarda alacaklının, önce asıl borçluya başvurmak
zorunda olduğunun kararlaştırılabileceği kabul edilmiştir. Böylece, sadece
açığın kapatılması için kefalete özgü, ayrık bir düzenleme olmak üzere,
sözleşmede öngörülmesi koşuluyla, fıkrada belirtilen durumlarda, kefile,
alacaklıya karşı, öğretide kullanılan terimle, “tartışma def’i” ya da “peşin
dava def’i” ileri sürme olanağı sağlanmıştır.
Maddenin son fıkrasının nisbî emredici nitelikte
olması dışında, birinci ve ikinci fıkralarının mutlak emredici nitelikte
hükümler içermesi, kefilin korunması ilkesine daha uygun görüldüğü için, kaynak
İsviçre Borçlar Kanununun 495 inci maddesinin son fıkrasındaki “Aksine
anlaşmalar saklıdır.” şeklindeki hüküm, Tasarı metnine alınmamıştır.
Maddenin
düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 495 inci maddesi göz önünde
tutulmuştur.
MADDE 586- 818 sayılı Borçlar Kanununun 487
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 586 ncı maddesinde,
alacaklının, müteselsil kefile başvurma konusu düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 487 nci maddesinin birinci fıkrasıyla benzer içeriğe sahip olmakla
birlikte, bu maddede kullanılan “müşterek müteselsil borçlu” şeklindeki ibare,
müteselsil kefalet ile müteselsil borçlunun farklı hukukî müesseseler olduğu göz
önünde tutularak, Tasarı metnine alınmamıştır. Fıkrada yapılan diğer önemli bir
değişikliğe göre de, alacaklı borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini
paraya çevirmeden önce de doğrudan doğruya müteselsil kefile başvurabilecek;
ancak, bunun için, borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması veya ifada
gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması aranacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, alacak, teslime
bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, alacaklı rehnin
paraya çevrilmesinden önce kefile başvuramaz. Yine aynı fıkraya göre, alacağın
rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen
karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya bunun anlaşmayla
öngörülmesi veya borçlunun iflâs etmesi ya da konkordato mehli verilmesi
hâllerinde, alacaklı rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile
başvurabilecektir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 487 nci maddesinin
ikinci fıkrası ise, Tasarının yeni sistematik yapısı karşısında gereksiz
görülerek Tasarıya alınmamıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 496 ncı maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 587- 818 sayılı Borçlar Kanununun 488
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 587 nci maddesinde,
birlikte kefalet konusu düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 488 inci maddesinin birinci cümlesinde kullanılan “mütecezzi bir
borca” şeklindeki ibare, Tasarının 586 ncı maddesinin birinci fıkrasında “aynı
borca” şeklinde değiştirilmiştir. Borcun bölünebilir veya bölünemez nitelikte
olması önem taşımaksızın, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi durumunda kefilin
borcunun, öğretide ve uygulamada hâkim olan görüşte, tazminat borcu niteliğinde
kabul edildiği göz önünde tutularak, fıkrada böyle bir değişikliğin yapılması
yerinde görülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 488 inci maddesinin ikinci cümlesini kısmen karşılamaktadır. Buna
göre, borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil olarak
yükümlülük altına giren kefillerden her biri, kural olarak borcun tamamından
sorumludur. Ancak, birlikte kefillerden biri, kendisiyle daha önce veya aynı
zamanda birlikte müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de takip edilebilen
bütün kefillere karşı takibe girişilmemişse, kendi payından fazlasını ödemekten
kaçınabilir. Bununla birlikte, bu kefillerden birinin kendine düşen paydan
fazlasını ödemekten kaçınabilmesi için, kendi payına düşeni ödemiş veya kendi
payı için alacaklıya aynî güvence sağlamış olması gerekir. Aksine anlaşmalar
saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş
olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir ve bu hakkını,
borçluya rücudan önce de kullanabilir.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 488 inci maddesinin üçüncü cümlesini karşılamaktadır. Buna göre,
alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin de kefil olduğunu veya
olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu
varsayım sonradan gerçekleşmezse veya kefillerden birinin alacaklı tarafından
kefalet borcundan kurtarılması ya da kefaletinin hükümsüz olduğuna karar
verilirse, kefil kefalet borcundan kurtulacaktır.
Maddenin son fıkrasına göre ise, birbirlerinden
bağımsız olarak aynı borç için kefil olanlardan her biri, borcun tamamından
sorumlu olur. Ancak, borcu ödeyen kefil, aksine anlaşma olmadıkça, toplam
kefalet miktarındaki payı oranında, diğerlerine rücu hakkına sahiptir. Meselâ,
kefil olunan asıl borç 150 lira ise ve bu borca da birbirinden bağımsız olarak,
(K1) 200 lira için, (K2) 50 lira için ve (K3) de 50 lira için kefil olmuşsa,
toplam kefalet miktarı 300 lira olmaktadır. (K1) 150 liranın tamamını
ödediğinde, diğer kefillere olan rücu hakkının hesaplanmasında, önce kefil
olduğu miktarın toplam kefalet miktarına oranı 2/3 olarak bulunacak ve (K1)’in
asıl borçtan sorumluluğu, bu orana denk düşen 100 lira olacaktır. Bu durumda,
(K1) fazladan ödediği 50 lira için, yine aynı hesaplamayla bulunacak 1/6
oranında, yani 25’er lira için diğer kefillerin her birine (K2 ve K3’e) rücu
edebilecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 497 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 588- 818 sayılı Borçlar Kanununun 489
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 588 inci maddesinde,
kefile kefil ve rücua kefil düzenlenmektedir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 498 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 589- 818 sayılı Borçlar Kanununun 490
ıncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 589 uncu maddesinde,
kefil ile alacaklı arasındaki ilişkide, kefilin sorumluluğunun kapsamı
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 490 ıncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “D. Kefilin mes’uliyeti / I. Şümulü” şeklindeki
ibare, Tasarıda “II. Ortak hükümler / 1. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki
/ a. Sorumluluğun kapsamı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 490 ıncı maddesinde,
kefilin sorumluluğunun kapsamı üç fıkra hâlinde kaleme alındığı hâlde, bu üç
fıkra Tasarının 589 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 499 uncu maddesinin ikinci fıkrası da göz önünde tutularak, üç bent
hâlinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte, 818 sayılı Borçlar Kanununun 490 ıncı
maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, kaynak Kanunda olduğu gibi,
Tasarının 589 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (2) numaralı bendine “… ile
gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep
olduğu masraflar” ve (3) numaralı bendine ise “… işlemekte olan yıla ait akdî
faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş
bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait faizleri.” şeklindeki ibareler
eklenmiştir. Bu düzenlemenin emredici nitelikte olmadığı, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 499 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan “Aksi sözleşmede
kararlaştırılmamışsa” şeklindeki ibareye yer verilmek suretiyle açıklığa
kavuşturulmuştur.
Maddenin birinci fıkrası ise, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 499 uncu maddesinin birinci fıkrasında olduğu gibi, kefil her durumda
kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumlu olacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkrada, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 499 uncu maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, sözleşmede açıkça
kararlaştırılmamışsa kefilin, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin
kurulmasından sonraki borçlarından sorumlu olacağı belirtilmektedir.
Maddenin son
fıkrası da, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen ve kaynak İsviçre
Borçlar Kanunundan da farklı olan, yeni bir hükümdür. Fıkra ile, kefilin, asıl
borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza
koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmaların kesin olarak hükümsüz olacağı
kabul edilmiştir.
MADDE 590- 818 sayılı Borçlar Kanununun 491
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 590 ıncı maddesinde,
alacaklının kefili takibi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 491 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Muacceliyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “b.
Kefilin takibi” şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 491 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde olduğu gibi,
borçlunun iflâsı nedeniyle asıl borç muaccel hâle gelse bile, kefile karşı,
vadeden önce takibat yapılamayacağı belirtilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun
491 inci maddesinin birinci cümlesinde kullanılan “icbar olunamaz” şeklindeki
ibare, dava ve icra takibini kapsamak üzere “takibat yapılamaz” şeklinde ifade
edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, bütün kefalet türlerinde
kefilin aynî güvence karşılığında hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye
ve borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya
konkordato kararına kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına
karar verilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 491 inci maddesinin ikinci ve son cümlelerinde öngörüldüğü gibi, asıl
borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde
bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için bu süre, bildirimin kefile yapıldığı
tarihte işlemeye başlayacaktır.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda
yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu fıkrada, yerleşim yeri yabancı ülkede olan
borçlunun borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi
sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız hâle gelmiş
veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye’de olan kefilin, takibe bu
sebeple itiraz edebileceği kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 501 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 591- 818 sayılı Borçlar Kanununun 497
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 591 inci maddesinde,
kefilin alacaklıya karşı ileri sürebileceği def’iler düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 497 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Kefilin defileri” şeklindeki ibare, Tasarıda,
“c. Def’iler” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, kefilin asıl borçluya
ait def’ileri ileri sürme hakkı ve ödevi düzenlenmiştir. Buna karşılık, yanılma
veya ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz veya zamanaşımına uğramış bir borca bu
durumları bilerek kefil olunması hâlinde, kefilin alacaklıya karşı bunları def’i
olarak ileri sürme hakkına sahip olmadığı açıkça hükme bağlanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Buna göre, asıl borçlu kendisine
ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’i alacaklıya
karşı ileri sürebilecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 497 nci maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak kefilin, asıl
borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, kural olarak
rücu hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Buna karşılık, asıl borçlunun,
kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat etmesi hâlinde
kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı borcun ödenmesinden kurtulacağı ölçüde rücu
hakkını kaybedecektir.
Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda
yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu fıkrada, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun
502 nci maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, kumar veya bahisten doğan bir
borca kefalet hâlinde, kefilin, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl
borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebileceği öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 502 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 592- 818 sayılı Borçlar Kanununun 499
uncu maddesi ile 500 üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının dört fıkradan oluşan 592 nci maddesinde,
alacaklının özen gösterme, borcu ödeyen kefile, rehin ve borç senetlerini teslim
etme yükümlülüğü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 499 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Alacaklılara karşı / 1. Esbabı sübutiyenin
teslimi”, 500 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan “2. Borçlarını ifa
etmeyen alacaklının mes’uliyeti” şeklindeki ibareler, Tasarıda “d. Özen
gösterme, rehin ve borç senetlerinin teslimi” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 500 üncü maddesinin birinci fıkrasıyla benzer bir içeriğe sahiptir.
Buna göre, alacaklı, kefalet sırasında var olan veya daha sonra asıl borçludan
alacağın özel güvencesi olmak üzere elde ettiği rehin haklarını, güvenceyi ve
rüçhan haklarını kefilin zararına olarak azaltırsa, zararın daha az olduğu
alacaklı tarafından ispat edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da buna uygun düşen
bir miktarda azalır. Aynı fıkra uyarınca, kefilin fazladan ödediği miktarın geri
verilmesini isteme hakkı saklıdır.
Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 500 üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır. Buna göre,
çalışanlara kefalet hâlinde alacaklı, çalışanlar üzerinde yükümlü olduğu
gözetimi ihmal ederse veya kendisinden beklenen özeni göstermezse ve borç da bu
sebeple doğmuş ya da bu özeni göstermesi hâlinde ulaşamayacağı ölçüde artmış
olursa, bu borcu veya borcun artan kısmını kefilden isteyemeyecektir.
Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 499 uncu maddesini karşılamaktadır. Buna göre alacaklı, borcu ödeyen
kefile haklarını kullanmasına yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve
gerekli bilgileri vermekle yükümlü olacak ve kefalet sırasında var olan veya
asıl borçlu tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer
güvenceleri de kefile teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri
yapmak zorunda bulunacaktır. Bununla birlikte alacaklının, diğer alacakları
sebebiyle sahip olduğu rehin ve hapis hakları, kefilin haklarından sıraca önce
geldiği ölçüde saklıdır.
Maddenin son fıkrasında ise, alacaklının, haklı bir
sebep olmaksızın yükümlülüklerini yerine getirmemesi, ağır kusuruyla mevcut
belgeleri veya rehinleri ya da sorumlu olduğu diğer güvenceleri elinden
çıkarması hâlinde, kefilin borcundan kurtulacağı kabul edilmiştir. Aynı fıkraya
göre, bu durumda kefil, ödediğinin geri verilmesini ve varsa ek zararının
giderilmesini isteyebilecektir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 503 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 593- 818 sayılı Borçlar Kanununun 501
inci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 593 üncü maddesinde,
kefilin ödemenin kabulünü isteme hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 501 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Tediyeyi kabule veya kefaletten tahlise
mütedair haklar” şeklindeki ibare, Tasarıda, “e. Ödemenin kabulünü isteme”
şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, borçlunun iflâsı
sebebiyle olsa bile, borç muaccel olduğunda, kefil, alacaklıya yaptığı ifanın
kabul edilmesini isteyebilecektir. İkinci cümlede ise, borç için birden fazla
kefilin bulunması hâlinde alacaklının kısmî ifayı kabul etme zorunluluğu
öngörülmüştür. Ancak, bu durumda kefil, en az kendisine düşen payı ödemeyi
önermek zorundadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, alacaklının haklı bir
sebep olmaksızın ödemeyi kabulden kaçınması durumunda, kefilin borcundan
kurtulacağı; birlikte müteselsil kefalette ise, kefillerin sorumluluğunun
kendilerine düşen pay miktarınca azalacağı belirtilmiştir.
Maddenin son fıkrasında, alacaklının rızası varsa
kefilin, asıl borcu muaccel olmasından önce de ödeyebileceği; ancak, bu durumda
asıl borçluya karşı rücu hakkını borcun muaccel olmasından önce kullanamayacağı
kabul edilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 504 üncü maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 594- 818 sayılı Borçlar Kanununun 502
nci maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 594 üncü maddesinde,
alacaklının borçlunun borcu ödemekte gecikmesini bildirmesi ile iflâs ve
konkordato durumlarında alacağını kaydettirme zorunluluğu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 502 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “4. Borçlunun iflâs masasına alacaklının
müracaatı” şeklindeki ibare, Tasarıda, “f. Bildirim, iflâsta ve
konkordatoda kayıt” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre, asıl borçlu,
anaparanın veya yarım yıllık döneme ait faizin ödenmesinde ya da yıldan yıla
yapılması öngörülen anapara ödemelerinde altı ay gecikirse, alacaklı durumu
kefile bildirmek zorundadır. Aynı fıkra uyarınca, istek hâlinde alacaklı, her
zaman asıl borcun durumu hakkında kefile bilgi verecektir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre, asıl borçlunun
iflâsına karar verilmesi veya borçlunun konkordato istemesi durumunda alacaklı,
alacağını kaydettirmek ve haklarının korunması için gerekeni yapmak zorundadır.
Bu durumda alacaklı, borçlunun iflâs ettiğini veya borçluya konkordato mehli
verildiğini öğrendiği anda, durumu kefile bildirecektir.
Maddenin son fıkrasında ise, alacaklının,
yukarıdaki fıkralarda öngörülen gereklerden birini yerine getirmemesi hâlinde,
bundan dolayı kefilin uğradığı zarar miktarınca ona karşı haklarını kaybedeceği
belirtilmiştir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 505 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 595- 818 sayılı Borçlar Kanununun 503
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 595
inci maddesinde, kefil ile borçlu arasındaki ilişkide, kefilin güvence
verilmesini ve borçtan kurtarılmasını isteme hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 503 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Teminat itasına dair kefilin hakkı” şeklindeki
ibare, Tasarıda, “2. Kefil ile borçlu arasındaki ilişki / a. Güvence verilmesini
ve borçtan kurtarılmasını isteme hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 506 ncı maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 596- 818 sayılı Borçlar Kanununun 496
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının altı fıkradan oluşan 596 ncı maddesinde,
kefilin rücu hakkı düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 496 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Kefilin Hakları / I. Asıl borçluya karşı / 1.
Alacaklının haklarına halefiyet” şeklindeki ibare, Tasarıda “b. Kefilin rücu
hakkı” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, kefilin, alacaklıya
ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olacağı; ancak, bu haklarını asıl
borç muaccel olunca kullanabileceği öngörülmüştür.
Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, aksi
kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer
güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından,
sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olacağı
belirtilmiştir. Aynı fıkra uyarınca kefil, alacaklıya kısmen ifada bulunmuşsa,
rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur; ancak alacaklının
kefilin gerçekleştirdiği bu ifadan sonra, rehin konusu üzerinde geriye kalan
alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kefilin alacaklıya
halef olmasının, kefil ile asıl borçlu arasındaki iç ilişkiyi etkilemeyeceği,
“Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukukî ilişkiden doğan istem ve def’iler
saklıdır.” denilmek suretiyle belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, kefil olunan bir
alacağa ilişkin rehnin paraya çevrilmesi veya borcun rehin veren malik
tarafından ödenmesi durumunda, malikin, kefile karşı rücu hakkını ancak kefil
ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü
kişi tarafından verilmişse kullanabileceği öngörülmüştür.
Maddenin beşinci fıkrasına göre: “Kefilin rücu
hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye
başlar.”
Maddenin son fıkrasında ise, kefilin, dava hakkı
vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir
borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip
olmadığı belirtilmiştir. Aynı fıkrada, kefilin zamanaşımına uğramış bir asıl
borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmesi durumunda, asıl
borçlunun ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olacağı
öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 507 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 597- 818 sayılı Borçlar Kanununun 498
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 597 nci maddesinde,
kefilin alacaklıya yaptığı ödemeyi borçluya bildirme yükü düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 498 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Kefilin tediyeyi ihbar borcu” şeklindeki ibare,
Tasarıda “c. Kefilin bildirim yükü” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 498 inci maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu fıkranın iki cümlesinin farklı konulara ilişkin
olduğu göz önünde tutularak, Tasarının 597 nci maddesinin ikinci ve üçüncü
fıkraları olarak kaleme alınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, kefilin bildirim yükü,
818 sayılı Borçlar Kanununa göre, daha açık bir biçimde belirtilmiştir.
Maddenin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 498 inci maddesinden farklı olarak, kefilin alacaklıya karşı sebepsiz
zenginleşmeden doğan dava hakkı saklı tutulmuştur. Bu farklılığın sebebi,
kefilin alacaklıya yaptığı ödemeyi asıl borçluya bildirme yükünü ihmal ettiği
için, asıl borçlu tarafından aynı borcun ikinci kez ifa edilmesi sonucunda
sebepsiz zenginleşen alacaklıya karşı, ödediği miktarı geri istemekle karşı
karşıya bırakılması gereken kişinin asıl borçlu değil, kefil olduğunun kabul
edilmesidir.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 508 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 598- 818 sayılı Borçlar Kanununun 492
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının beş fıkradan oluşan 598 inci maddesinde,
kanun gereğince kefaletin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 492 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “E. Kefaletin hitamı / I. Asıl borcun sukutu”
şeklindeki ibare, Tasarıda “D. Kefaletin sona ermesi / I. Kanun gereğince”
şekline dönüştürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 492 nci maddesiyle aynı içeriğe sahiptir. Maddenin diğer fıkraları
ise, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni hükümlerden oluşmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, borçlu ve kefil
sıfatının aynı kişide birleşmesi durumunda, alacaklı için kefaletten doğan özel
yararların saklı kalacağı belirtilmiştir. Meselâ, borçlu kefilin ölümüyle onun
tek mirasçısı olmuşsa, bu durumda kefil ve asıl borçlu sıfatları aynı kişide
birleştiğinden, kefalet borcu sona erecektir. Ancak, kefile kefalet söz konusu
olduğunda, böyle bir sona ermenin mutlak olarak kabul edilmesi hâlinde, kefile
kefalet de sona ereceği ve bu durum alacaklıyı kefile kefalet güvencesinden
yoksun bırakacağı için, fıkrada, alacaklının kefaletten doğan özel yararlarının
saklı kalacağı hükme bağlanmış ve kefalet borcu sona ermemiş gibi, kefile
kefalet borcunun varlığını sürdüreceği kabul edilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, bir gerçek kişi
tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin, buna ilişkin sözleşmenin
kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağı
belirtilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, kefalet, on yıldan
fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş
olmadıkça kefilin ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebileceği kabul
edilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise, kefalet süresi, en
erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet
sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla azamî on yıllık yeni bir dönem
için uzatılabileceği öngörülmüştür.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 509 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 599- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer
verilmeyen, “II. Kefaletten dönme” kenar başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının iki fıkradan oluşan 599 uncu maddesinde,
kefaletten dönme düzenlenmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında, gelecekte doğacak bir
borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki malî durumunun, kefalet
sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulması veya malî durumunun
kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğunun
ortaya çıkması hâlinde, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç
doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği belirtilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, kefaletten
dönmesi sonucunda, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı
gidermekle yükümlü olacağı hükme bağlanmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 510 uncu maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 600- 818 sayılı Borçlar Kanununun 493
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 600 üncü maddesinde,
süreli kefalette kefaletin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 493 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Mahdut zaman için kefalet” şeklindeki ibare,
Tasarıda “III. Süreli kefalette” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 493 üncü maddesi ile
kaynak İsviçre Borçlar Kanunundan farklı olarak, süreli kefaletin, sürenin
geçmesiyle kefilin sürenin sonunda borcundan kurtulacağı belirtilmiştir.
Böylece, diğer sözleşmelerde olduğu gibi, sürenin geçmesi kefalet sözleşmesinde
de mutlak bir sona erme sebebi olarak kabul edilmiştir. Kefaletin süreli
yapılması alacaklı ile kefil arasında gerçekleşmiş bir anlaşma sonucu olduğundan
bu şekilde sona ermenin kabulünde alacaklının iradesine aykırı bir durum söz
konusu değildir. Üstelik kefalet sözleşmesi, tek tarafa borç yükleyen bir
sözleşmedir ve kefil bu sözleşmeyle karşı bir edim elde etmeksizin borç altına
girmektedir. Bu durumda karşıt iki menfaatten kefilinkinin korunmasının
yeğlenmesi gerektiğinden madde bu şekilde düzenlenmiştir.
MADDE 601- 818 sayılı Borçlar Kanununun 494
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 601 inci maddesinde,
süreli olmayan kefalette, kefaletin sona ermesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 494 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Mahdut olmayan zaman için kefalet” şeklindeki
ibare, Tasarıda “IV. Süreli olmayan kefalette” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 494 üncü maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak, süreli olmayan
kefaletin, kefalet türlerine göre sona ermesi düzenlenmiştir. Buna göre, asıl
borcun muaccel olması koşuluyla, âdi kefalette her zaman, müteselsil kefalette
ise kanunun öngördüğü hâllerde, kefil, alacaklıyı bir ay içinde dava ve takip
haklarını kullanması, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmesi ve
ara vermeden takibe devam etmesi konusunda istemde bulunabilecektir. Böylece,
diğer süreli olmayan sözleşmelere benzer biçimde, kefilin, açıklanan yolu
izleyerek kefalet sözleşmesini sona erdirebileceği kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 494 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan çeviri yanlışlığı
düzeltilerek, Tasarıda “alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda muaccel
olacaksa” denilmiştir.
Maddenin son fıkrası ise, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 494 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesiyle benzer içeriğe
sahiptir. Ancak bu cümle Tasarıda ayrı bir fıkra hâlinde kaleme alınmış ve
böylece maddenin birinci ve ikinci fıkralarını kapsayacak şekilde, kefilin,
yaptığı istemlerin gereğinin alacaklı tarafından yerine getirilmemesi durumunda
borcundan kurtulacağı hükme bağlanmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve
arılaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm
değişikliği yoktur.
Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 511 inci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 602- 818 sayılı Borçlar Kanununun 495
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 602 nci maddesinde,
çalışanlara süreli olmayan kefaletin sona erdirilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 495 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. Memur ve müstahdem hakkında kefalet” şeklindeki
ibare, Tasarıda “V. Çalışanlara kefalette” şekline dönüştürülmüştür.
Maddede, 818 sayılı Borçlar Kanununun 495 inci
maddesinde kullanılan “Resmî bir memur” ve “bir müstahdem” sözcüklerini kapsamak
üzere Tasarıda “çalışanlar” sözcüğü kullanılmış ve bu suretle, 818 sayılı
Borçlar Kanununun 495 inci maddesinin iki fıkrası tek fıkra hâlinde kaleme
alınmıştır.
Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar
Kanununun 512 nci maddesi göz önünde tutulmuştur.
MADDE 603- 818 sayılı Borçlar Kanunu ile
kaynak İsviçre Borçlar Kanununda yer verilmeyen, “E. Uygulama alanı” kenar
başlıklı yeni bir maddedir.
Tasarının tek fıkradan oluşan 603 üncü maddesinde,
kefalet hükümlerinin uygulama alanının genişletilmesi düzenlenmektedir.
Madde kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak
amacıyla, başka adlar altında yaptıkları sözleşmelere de kefalet hükümlerinin
uygulanacağı belirtmektedir. Böylece, meselâ kefalet sözleşmesi yerine, üçüncü
kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi yapılmasında olduğu gibi, alacaklıların
kefili koruyucu hükümlerden kurtulmalarının ve bunları dolanmalarının önlenmesi
amaçlanmıştır.
ONALTINCI BÖLÜM
Kumar ve Bahis
818 sayılı Borçlar Kanununun 504 üncü maddesiyle
başlayan “Yirmi Birinci Bap / Kumar ve bahis” şeklindeki üst başlık, Tasarıda
“Onaltıncı Bölüm/ Kumar ve Bahis” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 604- 818 sayılı Borçlar Kanununun 504
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 604 üncü maddesinde,
kumar ve bahis alacaklarının dava ve takip edilememesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 504 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Alacağın dava edilememesi” şeklindeki ibare,
Tasarıda “A. Alacağın dava ve takip edilememesi” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 504 üncü maddesi tek
fıkradan oluştuğu hâlde, bu fıkranın her iki cümlesi, ayrı konulara ilişkin
olduğu için Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 504 üncü maddesinin birinci cümlesinde “Kumar ve bahis, bir alacak
hakkı tevlit etmez” denildiği hâlde, Tasarının 604 üncü maddesinin birinci
fıkrasında “Kumar ve bahisten doğacak alacak hakkında dava açılamaz ve takip
yapılamaz” denilmek suretiyle, bunun eksik borç niteliği açıkça ortaya
konulmuştur.
Maddenin ikinci fıkrasına, 818 sayılı Borçlar
kanununun 504 üncü maddesinin ikinci cümlesinden farklı olarak, “yabancı
paralar” sözcükleri eklenmiştir.
MADDE 605- 818 sayılı Borçlar Kanununun 505
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 605 inci maddesinde,
kumar ve bahis için borç senedi verilmesi ve borcun istenerek ödenmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 505 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Borç senedi itası ve bilihtiyar tediye”
şeklindeki ibare, Tasarıda “B. Borç senedi verme ve isteyerek ödeme” şeklinde
değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 505 inci maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan “hiçbir kimse bir hak talep
edemez.” şeklindeki ibare, Tasarıda “hiç kimse… dava açamaz ve takip yapamaz.”
şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 606- 818 sayılı Borçlar Kanununun 506
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 606 ncı maddesinde,
izinsiz düzenlenen piyango ve diğer şans oyunlarından doğacak alacakların durumu
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 506 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “C. Piyango” şeklindeki ibare, Tasarıda “C.
Piyango ve diğer şans oyunları” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 506 ncı maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan “hiçbir alacak hakkı tevlit etmez.”
şeklindeki ibare, Tasarıda “alacaklar hakkında dava açılamaz ve takip
yapılamaz.” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONYEDİNCİ BÖLÜM
Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma
Sözleşmeleri
818 sayılı Borçlar Kanununda “Yirmi İkinci Bap /
Kaydı Hayat ile İrat ve Ölünceye Kadar Bakma Akdi” şeklindeki üst başlık,
Tasarıda “Onyedinci Bölüm / Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma
Sözleşmeleri” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanunundan
ve kaynak İsviçre Borçlar Kanunundan farklı olarak, ömür boyu gelirin, bir
sözleşme olarak düzenlendiği açıkça ortaya konulmuştur.
BİRİNCİ AYIRIM
Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi
Tasarının 606 ncı maddesiyle başlayan Birinci
Ayırımında “Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi” düzenlenmiştir. Bölüm başlığında olduğu
gibi, bu ayırımın başlığında da “ömür boyu gelir” yerine, “ömür boyu gelir
sözleşmesi” terimi kullanılmıştır. Madde metinlerinde de 818 sayılı Borçlar
Kanununda kullanılan “kaydı hayat ile irat” şeklindeki terim, Tasarıda “ömür
boyu gelir” şeklinde ifade edilmiştir.
MADDE 607- 818 sayılı Borçlar Kanununun 507
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 607 nci maddesinde,
ömür boyu gelir sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 507 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Kaydı hayat ile irat / I. Mevzuu” şeklindeki
ibare, Tasarıda “A. Tanımı” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 507 nci maddesinin
birinci fıkrasında “kaydı hayat ile tesis olunan irat, ya alacaklının veya
borçlunun yahut üçüncü bir şahsın hayatı boyunca takyit olunabilir” denildiği
hâlde, Tasarının 607 nci maddesinin birinci fıkrasında, bir sözleşme tipi
olarak, “Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun gelir alacaklısına,
içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel
edimlerde bulunmayı üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 608- 818 sayılı Borçlar Kanununun 508
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 608 inci maddesinde,
ömür boyu gelir sözleşmesinin şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 508 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Tesisin şekli” ibaresi, Tasarıda “B. Şekli”
olarak değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 609- 818 sayılı Borçlar Kanununun 509
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 609 uncu maddesinde,
gelir alacaklısının sözleşmeden doğan hakkını kullanması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 509 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Alacaklının hakları / 1. Hakkın kullanılması”
şeklindeki ibare, Tasarıda “C. Gelir alacaklısının hakları / I. Hakkın
kullanılması” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar
Kanununun 509 uncu maddesinin son fıkrasında kullanılan “muteber bir irat
sandığında” şeklindeki ibare yerine, “ilgili sosyal güvenlik kurumunca”
şeklindeki ibare kullanılmıştır. Aynı fıkrada, 818 sayılı Borçlar Kanununun 509
uncu maddesinin son fıkrasında kullanılan “müflisin mükellef bulunduğu irat
borcuna muadil bir irat tesisi için iktiza eden resülmale müsavi bir resülmal
talep ederek hakkını istihsal edebilir” şeklindeki ibare, “gelir borçlusunun
yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik
kurumunca ödenmesi gereken anaparaya denk düşen bir parayı iflâs masasına
kaydettirme hakkını elde eder.” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 610- 818 sayılı Borçlar Kanununun 510
uncu maddesini kısmen karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 610 uncu maddesinde,
gelir alacaklısının bu hakkını devredebilmesi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 510 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Temlik ve haciz edilebilmesi” şeklindeki ibare,
Tasarıda “II. Devredilebilmesi” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 510 uncu maddesinin
ikinci cümlesi, aynı konu 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 82 nci maddesinin
birinci fıkrasının (8) numaralı bendinde “haczolunmamak üzere tesis edilmiş olan
kaydı hayatla iratlar”, “haczi caiz olmayan mallar ve haklar” arasında sayıldığı
göz önünde tutularak, Tasarı metnine alınmamıştır. Ayrıca, günümüzde, genellikle
karşılıksız olarak ömür boyu gelir sözleşmesi yapılmadığı göz önünde tutularak,
818 sayılı Borçlar Kanununun 510 uncu maddesinin ikinci cümlesinin Tasarı
metnine alınmamasında bir sakınca görülmemiştir.
İKİNCİ AYIRIM
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi
Tasarının 610 uncu maddesiyle başlayan İkinci
Ayırımında “Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi” düzenlenmiştir. Madde metinlerinde,
818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan “kaydı hayat ile bakma” terimi yerine,
“ölünceye kadar bakma” terimi kullanılmıştır.
MADDE 611- 818 sayılı Borçlar Kanununun 511
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 611 inci maddesinde,
ölünceye kadar bakma sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 511 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Ölünceye kadar bakma akdi / I. Tarifi”
şeklindeki ibare, Tasarıda “A.Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 511 inci maddesinin
birinci ve ikinci cümleleri, ayrı konulara ilişkin oldukları göz önünde
tutularak, Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 612- 818 sayılı Borçlar Kanununun 512
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 612 nci maddesinde,
ölünceye kadar bakma sözleşmesinin şekli düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 512 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Şartları / 1. Şekli” şeklindeki ibare,
Tasarıda “B. Şekli” olarak değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 512 nci maddesinin
birinci ve ikinci cümleleri, ayrı konulara ilişkin oldukları göz önünde
tutularak, Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 613- 818 sayılı Borçlar Kanununun 513
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 613 üncü maddesinde,
bakım alacaklısının bakım borçlusuna vereceği güvence düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 513 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Teminat” şeklindeki ibare, Tasarıda “C.
Güvencesi” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 614- 818 sayılı Borçlar Kanununun 514
üncü maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 614 üncü maddesinde,
ölünceye kadar bakma sözleşmesinin konusu düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 514 üncü maddesinin
kenar başlığında kullanılan “III. Mevzuu” şeklindeki ibare, Tasarıda “D. Konusu”
şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 514 üncü maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan “… ailesi içinde yaşar” şeklindeki
ibare, Tasarının 614 üncü maddesinin birinci fıkrasında “… aile topluluğuna
katılmış olur” şeklinde ifade edilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 615- 818 sayılı Borçlar Kanununun 515
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 615 inci maddesinde,
ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali ve tenkisi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 515 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “IV. İtiraz ve tenkis” şeklindeki ibare, Tasarıda
“E. İptali ve tenkisi” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 515 inci maddesinin
birinci, ikinci ve üçüncü cümleleri, ayrı konulara ilişkin oldukları göz önünde
tutularak, Tasarıda üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 616- 818 sayılı Borçlar Kanununun 516
ncı maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 616 ncı maddesinde,
ölünceye kadar bakma sözleşmesinin fesih yoluyla sona erdirilmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 516 ncı maddesinin
kenar başlığında kullanılan “V. Fesih / 1. İhbar” şeklindeki ibare, Tasarıda
“F. Sona ermesi / I. Önel verilerek fesih” şekline dönüştürülmüştür.
818 sayılı Borçlar Kanununun 516 ncı maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “… takas icra olunur.” şeklindeki ibare,
Tasarının 616 ncı maddesinin ikinci fıkrasında “… denkleştirme sonucunda
alacaklı çıkan tarafa geri verilir.” şeklinde ifade edilmiş ve bunun bir takas
değil, denkleştirme (mahsup) olduğu açıkça belirtilmiştir.
Metninde yapılan düzeltme ve arılaştırma dışında,
maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 617- 818 sayılı Borçlar Kanununun 517
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 617 nci maddesinde,
ölünceye kadar bakma sözleşmesinin önel verilmeksizin feshi düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 517 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “2. Bir taraflı fesih” şeklindeki ibare, Tasarıda
“II. Önel verilmeksizin fesih” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 618- 818 sayılı Borçlar Kanununun 518
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 618 inci maddesinde,
bakım alacaklısının, bakım borçlusunun ölümü nedeniyle sözleşmeyi feshetmesi
düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 518 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “3. Borçlunun vefatı halinde fesih” şeklindeki
ibare, Tasarıda “III. Bakım borçlusunun ölümü” şekline dönüştürülmüştür.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 619- 818 sayılı Borçlar Kanununun 519
uncu maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 619 uncu maddesinde,
bakım alacağının devredilemezliği ile bakım borçlusunun iflâsı hâlinde iflâs
masasına kaydedilmesi ve bakım alacaklısının üçüncü kişilerce borçluya karşı
yürütülmekte olan hacze katılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 519 uncu maddesinin
kenar başlığında kullanılan “VI. Temlik edilememek ve iflâs ve haciz halinde
talep” şeklindeki ibare, Tasarıda “F. Devredilemezlik, iflâs ve haciz
hâlinde istem” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun iki cümleden oluşan
519 uncu maddesinin birinci fıkrası, ayrı konuların düzenlendiği göz önünde
tutularak, Tasarının 619 uncu maddesinde iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.
Sistematik yapısı ile metninde yapılan arılaştırma
dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
Âdi Ortaklık Sözleşmesi
818 sayılı Borçlar Kanununda “Yirmi Üçüncü Bap /
Âdi Şirket” şeklindeki üst başlık, Tasarıda “Onsekizinci Bölüm / Âdi Ortaklık
Sözleşmesi” şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan
“şirket” terimi Tasarının 620 ilâ 645 inci maddelerinde “ortaklık” şeklinde
ifade edilmiştir.
MADDE 620- 818 sayılı Borçlar Kanununun 520
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının iki fıkradan oluşan 620 nci maddesinde,
âdi ortaklık sözleşmesi tanımlanmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununu 520 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “A. Tarifi” şeklindeki ibare, Tasarıda “A.
Tanımı” şeklinde değiştirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 520 nci maddesinin
ikinci fıkrasında kullanılan “Ticaret Kanununda” şeklindeki dar kapsamlı ibare
yerine, Tasarının 620 nci maddesinin ikinci fıkrasında “kanunla” ibaresi
kullanılmıştır. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 520 nci maddesinin birinci
fıkrasındaki “ve” bağlacı, Tasarının 620 nci maddesinin birinci fıkrasında da,
ortakların ortaklık payı olarak sadece emeklerini veya mallarını ya da her
ikisini birlikte koyabileceklerini ifade etmek üzere kullanılmıştır.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 621- 818 sayılı Borçlar Kanununun 521
inci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının üç fıkradan oluşan 621 nci maddesinde,
âdi ortaklıkta, ortakların koyacakları katılım payları düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 521 inci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “B. Şürekânın yekdiğeriyle münasebeti / I. Sermaye”
şeklindeki ibare, Tasarıda “B. Ortaklar arasındaki ilişki / I. Katılım
payı” şeklinde değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 622- 818 sayılı Borçlar Kanununun 522
nci maddesini karşılamaktadır.
Tasarının tek fıkradan oluşan 622 nci maddesinde,
âdi ortaklıkta, ortaklar arasında kazancın paylaşılması düzenlenmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 522 nci maddesinin
kenar başlığında kullanılan “II. Kâr ve zarar / 1. Kârın taksimi” şeklindeki
ibare, Tasarıda “II. Kazanç ve zarar / 1. Kazancın paylaşılması” şeklinde
değiştirilmiştir.
Metninde yapılan arılaştırma dışında, maddede 818
sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
MADDE 623- 818 sayılı Borçlar Kanununun 523
üncü maddesini karşılamaktadır.